#

Bakanlığı Takip Edin:

Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun “Türk Dış Politikasındaki Son Gelişmeler” hakkında TBMM Dışişleri Komisyonunu Bilgilendirme Toplantısında yaptığı konuşma, 9 Ocak 2019, Ankara

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- İbrahim Kalın Bey, yine Bakan Yardımcımız Sedat Bey, aynı şekilde Genelkurmay’dan ve yine Milli İstihbarat Başkanlığımızdan arkadaşlarımızla bu toplantıları gerçekleştirdiler.

Görüyoruz ki ABD’nin bu kararından ABD’yi vazgeçirmek için çaba sarf eden ülkeler de var, ABD içinde de farklı sesler var, tüm bunları konsolide etmeye çalışıyoruz, muhataplarımızla bu konuları enine boyuna değerlendiriyoruz.

Son günlerde ABD’nin mazeret olarak özellikle işte Kürtleri öldürmeyin gibi söylemlerini de şiddetle reddettiğimizi zaten defaatle söyledik. Sayın Cumhurbaşkanımız da dün Grup konuşmasında bunu açık, net bir şekilde vurguladı. Esasen buradan çekilmekte ABD’nin bazı zorlukları olduğunu görüyoruz. Bir terör örgütüyle bu kadar iç içe olduktan sonra, bu kadar angaje olduktan sonra terör örgütünden ayrılmak o kadar da kolay olmuyor; ABD’nin karşı karşıya kaldığı zorluklardan bir tanesi bu. Ama kendi içinde farklı kurumlardan farklı seslerin geldiğini de görüyoruz.

Diğer taraftan tabii başta Batılı muhataplarımız olmak üzere, ama özellikle de Astana formatında birlikte çalışa geldiğimiz Rusya’yla ve İran’la da bu süreci koordine etmek istiyoruz. Buradan doğacak boşluktan terör örgütleri özellikle faydalanmasın; ne DEAŞ, ne YPG, PKK, bizim için hepsi aynıdır.

Diğer taraftan, yine başka sorunlar ortaya çıkmaması için bugüne kadar birlikte çaba sarf ettiğimiz, birlikte çalıştığımız ortaklarımızla da süreci değerlendiriyoruz. Bu anlamda Moskova ziyaretimizi zaten takip etmiştiniz. Aynı şekilde İran’la da yakın temas içindeyiz, görüşmelerimizi sürdürüyoruz. Seversiniz-sevmezsiniz, yani bunu ABD ve diğer ülkeler için söylüyorum; İran da Suriye’de bir aktördür, dolayısıyla burada var olan aktörlerle yapıcı bir şekilde çalışmaya devam etmemiz lazım.

İkinci unsur ise; terörle mücadele. Terörle mücadele konusunda kararlılığımızı herkes gördü, sınırımızın ötesinde var olan terör örgütlerinin hepsiyle başından beri mücadele ettik, bundan sonra da mücadele edeceğiz. YPG ve PKK’nın Suriye topraklarında güçlenerek ülkemize tehdit oluşturmasının önüne geçmek için gerekli tedbirlerimizi aldık, adımlarımızı nasıl Afrin’de attıysak, nasıl Fırat Kalkanıyla yine Fırat nehrinin batısında, Cerablus bölgesinde ve El Bab’a kadar adımlarımızı attıysak, Fırat’ın doğusunda da bu adımları atmaktan hiçbir zaman çekinmeyeceğiz.

Diğer taraftan işin insani boyutuyla da yakından ilgileniyoruz ve Birleşmiş Milletler başta olmak üzere Avrupa Birliği’yle bir taraftan Türkiye’deki Suriyeli mülteciler, diğer taraftan şimdi Suriye’ye dönmeye başlayan 300 binden fazla Suriyeli ve diğerlerini de insani yardımları nasıl oluşturabiliriz, bunların geri dönmesi için neler yapabiliriz, bunları tüm uluslararası camiayla birlikte yürütmeye çalışıyoruz.

Suriye’de en önemli süreç siyasi süreçtir ve İdlib’deki durumun şu anda olduğu gibi muhafaza edilmesidir. Ve İdlib Muhtırasının tam olarak uygulanması için özellikle Rusya’yla ve İran’la birlikte çalışıyoruz. Sahada zorluklar var, ama bunların üstesinden geliyoruz. Bir taraftan rejimin siyasi çözüm yerine askeri çözümü tercih etmesi. Diğer taraftan sahada radikal grupların olması ki son zamanlarda bazı çatışmalar da var. İşimizi zorlaştırsa da bugüne kadar bu İdlib Muhtırasının uygulanmasında bir sorun yaşanmadı, bundan sonra da yaşanmasını arzu etmiyoruz. İdlib muhtırasının uygulanması neden önemli? Siyasi çözüm için. Yani rejimle muhalifler arasında bugüne kadar zor da olsa bizlerin de desteğiyle yürütmeye çalıştığımız siyasi süreçte artık belli bir aşamaya geldik. Nedir bu? Anayasa Komisyonunun kurulmasıdır. Cenevre’de üç Dışişleri Bakanı olarak biraraya geldiğimiz zaman, BM Özel Temsilcisiyle beraber Anayasa Komisyonu kurulması için çok önemli mesafe katettiğimizi söylemek isterim.

Şimdi birkaç ismin dışında özellikle sivil toplum listesinde de bir mutabakat var. O isimler üzerinde de özellikle rejimin garantörleri olan Rusya ve İran’ın rejimle birlikte çalıştığını görüyoruz. Bunların detaylarına eğer sorularınız olursa daha sonra gireriz. Yani Türkiye olarak Suriye’deki gelişmelerin tüm boyutunda varız, yapıcı bir şekilde varız. Suriye’nin sınır bütünlüğünü, toprak bütünlüğünü destekliyoruz. Suriye’nin istikrarı, barışı ve huzuru bizim için de çok önemlidir.

Diğer taraftan, hemen diğer komşumuz Irak’ta seçimden sonra kapsayıcı bir hükümet kuruldu. Birkaç bakan henüz daha atanmadı. Ve geçtiğimiz günlerde Irak Cumhurbaşkanı Berham Salih, Dışişleri Bakanı ve bazı diğer bakanlarla beraber ülkemize bir ziyaret gerçekleştirdi. Yani 2019’un ilk ziyareti Irak tarafından ülkemize gerçekleştirildi. Ve son derece faydalı bir ziyaret oldu. Bir taraftan bu kapsayıcı hükümeti desteklerken, yine gerek terör problemi, gerekse başka sorunlar sebebiyle yıkılan, yakılan bir ülke haline geldi. Yani Irak’ın yeniden inşası çok önemli, bu konuda da Türkiye’den beklentiler yüksek. Bunları değerlendirdik. Enerji konusunda, yine güvenlik konusunda, PKK ile mücadele konusunda tüm düşüncelerimizi ve politikalarımızı paylaşma imkânımız oldu. Önümüzdeki süreçte Irak’la komşu bir ülke olarak ve stratejik bir ilişkimiz olan kardeş bir ülke olarak ilişkilerimizi daha da geliştirme konusunda mutabık kaldık. Enerji ve ticaret gibi, yeni gümrük kapılarının açılması, özellikle çifte gümrük vergilerinin önlenmesi gibi konularda da mutabıkız, çalışmaya devam edeceğiz.

Yine bu yılın içinde bir ziyaret de Pakistan’dan geldi. Pakistan’daki sorunları biliyoruz, ama Pakistan’la bizim tarihi bağlarımız var, coğrafi olarak biraz uzak gibi görünsek de ama birbirine çok yakın iki ülke ve iki kardeş ülke ve Pakistan’ın özellikle Afganistan’da barışın sağlanabilmesi için oynayabileceği rolü çok iyi biliyoruz. NATO’da ve diğer platformlarda Pakistan’ı dışlayarak herhangi bir Afganistan’da adım atılamaz. Dolayısıyla terörle mücadele dahil her alanda Pakistan’ın desteğini almamız gerektiğini söylüyoruz.

Bölgede gelişmeleri takip ederken Kerç Boğazındaki krizin aşılması için yoğun çaba sarf ediyoruz. Diğer taraftan, Kırım ve Ukrayna’nın sınır bütünlüğü konusundaki politikalarımız belli, Rusya’yla belli konularda görüş ayrılığımız var. Ama bunlar diğer alanlarda attığımız stratejik adımların önünde engel değildir. Önümüzdeki süreçte Sayın Cumhurbaşkanımızın da Rusya ziyareti olacak ve Soçi formatında üçlü zirve dönüşümlü olarak yine tekrar Rusya’da gerçekleştirilecek. Tüm bunların hazırlıklarını arkadaşlarımızla beraber sürdürüyoruz.

Diğer taraftan, bölgemizde yakından takip ettiğimiz milli politikalarımız dediğimiz, milli davamız dediğimiz Kıbrıs sürecinde de Mayıs’a kadar herhangi bir müzakerenin başlaması Avrupa Parlamentosu seçimlerinden dolayı gerçekçi görülmüyor. Biz o zamana kadar gayriresmi bir şekilde tüm taraflarla görüşmelerimizi sürdürerek bu sefer neyi ve ne için müzakere edeceğimizi önceden tüm taraflar arasında adada iki taraf ve garantör ülkeler arasında bir mutabakata varılarak müzakereye başlamasından yanayız. Aksi takdirde yine bütün çabalarımız yarıda kalacaktır. Crans-Montana’da olduğu gibi bizim tüm iyi niyetimize rağmen Rum tarafı hiçbir şeyi Türk tarafıyla paylaşmak istemediği için maalesef Genel Sekreter Crans-Montana’yı sonlandırmak zorunda kaldı.

Ege dahil Doğu Akdeniz’deki gelişmeleri yakından takip ediyoruz. Ve yeni gelecek platformumuzla beraber Kıbrıs etrafında kazılara, sondajlara biz de başlıyoruz.

Şu anda Fatih 1 Gemimiz Alanya 1 bölgesinde sondajlara başladı. İkinci gemimiz de ulaşmak üzere, onu da yine Kıbrıs etrafına göndererek sondajlara başlayacağız. Burada Kıbrıs etrafında biz sondajlara karşı değiliz, ama Kıbrıs Türk halkının da buradaki haklarını garanti altına almamız lazım. Avrupa Birliği’nden de yine beklentimiz budur, uluslararası camiadan da öyle. Öyle görünüyor ki Rum Kesimi her ne kadar sözlü olarak Kıbrıs Türk halkının burada haklarının olduğunu kabul etse de, bunu garanti altına almaktan kaçınıyor. Ve bu bölgenin istikrarı, barışı bizim için önemlidir, yakından takip ediyoruz.

Çok değerli arkadaşlar; Avrupa Birliği’yle iki bakanlık birleştiği için artık bakanlığımız bünyesinde Avrupa Birliği Başkanlığı olarak bu süreci bakan yardımcılarımız ve arkadaşlarımızla aynı kadrolarla yürütmeye çalışıyoruz. İlişkilerimizde yeni sayfalar demeyeyim, ama daha pozitif bir ortam oluşması için iki tarafın da çabaları var, ama zorlukların da farkındayız. Yine bir Avrupa Parlamentosu seçim öncesi bazı Avrupa ülkelerinin, özellikle Türkiye’nin AB üyeliğine karşıtlığının devam etmesini bekliyoruz, bu doğal.

Diğer taraftan, Avrupa Birliği kurumlarıyla ilişkilerimizi güçlendirmek için karşılıklı adımlar atıyoruz. Ve vize serbestisi, Gümrük Birliği Anlaşmasının güncellenmesi, diğer taraftan göç mutabakatımızın devam ettirilmesi, terörle mücadele gibi birçok alanda işbirliğimizi sürdürüyoruz, karşılıklı toplantılarımız, çalışma gruplarımız geçtiğimiz yılda olduğu gibi bu yıl içinde de bir takvim oluştu, yine gerçekleştirilmeye devam edecek.

İki gün önce Stylianides’i ülkemizde ağırladık, özellikle Suriye’den gelen göçmenlere Avrupa Birliği’nin yapacağı yardımların koordine edilmesi, insani boyutu, sivil boyutlu ve Suriye’ye dönenlerle ilgili ne yapabileceğimizi birlikte değerlendirdik.

Diğer taraftan Reform Eylem Grubumuz geçtiğimiz yıl içinde iki defa toplandı ve şu anda Adalet Bakanlığımız yargı reformu stratejisi üzerinde yoğun bir şekilde çalışıyor. Diğer kurumlarımızla birlikte bizim Bakanlığımız da, Dışişleri Bakanlığımız da gerekli katkıyı sağlıyor. Bu süreci yine Avrupa Birliği ve Avrupa Konseyiyle beraber sürdürüyoruz.

Avrupa Birliği sürecinde attığımız her adım esasen Avrupa Konseyinde taahhütlerimizin de yerine gelmesine vesile oluyor veya Avrupa Konseyiyle ortak çalışmalarımız olsun, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi ya da İnsan Hakları Mahkemesiyle ilgili olsun, attığımız her adım yine Avrupa Birliği sürecinde yine ilişkilerimize önemli katkı sağlıyor. İkisini bir bütün olarak görüyoruz. Bugün Akif Çağatay Kılıç arkadaşımız da AKPM Türk Heyeti Başkanı olarak burada bulunuyor. Ve önümüzdeki süreçte tabii sadece Avrupa Birliği-Türkiye ilişkileri, Avrupa Konseyi-Türkiye ilişkileri olarak görmememiz lazım. Her iki kurum içinde yaşanan sorunları da iyi değerlendirip, analiz edip ona göre politikalarımıza da yön vermemiz gerekiyor. Önümüzdeki Avrupa Parlamentosu seçimleri, Mayıs ayındaki seçimler gerçekten Avrupa Birliği’nin geleceği bakımından önemli bir seçim olacak. Çünkü ulusal meclislerde artan ırkçı partilerin gücü ya da sandalye sayısı Avrupa Parlamentosuna da pek muhtemel olarak yansıyacak. Keza yine Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisinde ulusal meclislerden seçilen milletvekilleri bizde olduğu gibi oraya gönderiliyor. Son zamanlarda ırkçı parti milletvekili sayısının orada da arttığını görüyoruz. Ve maalesef Avrupa kurumlarında da özellikle hukuki görüş belirtmesi gereken kurumlarda da son zamanlarda ideolojinin ağır bastığını görmeye başlıyoruz. İşte bu trendler nereye gidecek, bizleri nasıl etkileyecek? Avrupa kurumlarını ve Avrupa’nın geleceğini nasıl etkileyecek? Sadece ikili ilişkiler açısından bakmamamız lazım, daha geniş bir vizyonla bunları değerlendirip ona göre yüce Meclisimizin ve bizlerin politika belirlemesinde fayda var diye düşünüyorum.

Değerli arkadaşlar, Kafkasya’daki gelişmeleri, Azerbaycan’la olan ilişkilerimizi, yine Türk dünyasıyla bağlarımızı, güçlenen bağlarımızı uzun uzun anlatabilirim ama sizler de bunları zaten takip ediyorsunuz, ama Balkanlarda artan gerginlikten endişe duyduğumuzu özellikle vurgulamak isterim. Bir taraftan Batılı ülkelerle bazı diğer ülkeler arasında bir rekabet alanı oluşturulmaya çalışılıyor. Diğer taraftan Kosova’yla Sırbistan arasındaki artan gerginlik gerçekten bölgenin istikrarını etkiliyor. Bosna Hersek’teki seçimden sonra Avrupa Birliği karşıtı bir partinin temsilci Dodik’in yine Konseye seçilmesi ve henüz hükümetin kurulmaması. Yine Makedonya’daki isim sorununun çözülmesi önemli, ama halen durumun kırılgan olduğunu görüyoruz. Biz her zaman Makedonya halkının aldığı kararın arkasında olacağımızı söylüyoruz. Tüm bu gelişmeler esasen Balkanlara daha fazla önem vermemiz gerektiğini gösteriyor. Ve Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde gerçekten gerek Cumhurbaşkanımızın Sırbistan ve Kosova Cumhurbaşkanını araması, bizlerin yaptığı ziyaretler ve gerekse yine Sırbistan ve Bosna-Hersek arasında Belgrad’la Saraybosna arasında otoban projesinin başlaması, kalkınma projelerinin devam etmesi gibi ekonomik kalkınma dair her alanda yapıcı katkılarımızı sürdürüyoruz.

Bölgemizdeki krizleri çözerken tabii bölgemizin hemen ötesinde Yemen sorunun çözülmesi bu sene önceliklerimizin arasında olacak, gerçekten orada bir insani dram var. Yer yer insani yardımlarımızın ulaştırılmasında bile zorluklar yaşıyoruz kuşatmalardan dolayı. Ve çok sayıda insan açlıktan, koleradan, salgın hastalıklardan öldü ve gerçekten zor durumda yaşıyorlar. Ve İslam İşbirliği Teşkilatının Dönem Başkanı olarak Zirve Başkanlığını Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan yürütüyor. Dün de Yemen Dışişleri Bakanıyla telefonda görüştüm. Önümüzdeki günlerde İslam İşbirliği Teşkilatı Yemen Temas Grubu toplantısını da gerçekleştireceğiz. Belki Ocak ayının sonunda ya da Şubat ayında olabilir zamanını Yemen Dışişleri Bakanıyla beraber belirleyeceğiz. Yemen’deki sorunun, savaşın çözülmesi, bitmesi konusunda katkılarımızı sürdüreceğiz. Sadece BM’nin çabalarını desteklemek yetmez, Türkiye olarak da yine katkı sağlayacağız.

Aynı tavrımız Libya için de geçerlidir, geçtiğimiz günlerde Libya’ya bir ziyarette bulundum, yavaş yavaş kendisini toparlayamaya başlayan bir ülke, bütçesi ilk defa artı verdi. Gerek petrol satışları, doğalgaz satışlarından dolayı, gerekse bazı yaptıkları reformlar sayesinde. Ama ülkede gerçekten sorunlar ciddi bir şekilde devam ediyor, dışarıdan ciddi müdahaleler var, taraf tutanlar var ve güvenlik problemi var. Ülke bir taraftan seçime hazırlanırken, diğer taraftan karşı karşıya kaldığı sorunlarla da mücadele etmesi gerekiyor. Nasıl NATO şimdi Irak’ta yeni hükümet kurulduktan sonra Irak’ın askeri ve güvenlik güçlerini eğitecekse aynı desteğin Libya’ya verilmesi gerektiğini en son NATO Dışişleri Bakanları Toplantısında gündeme getirdik. Libya’yla ilgili süreci de yakından takip ediyoruz, yapıcı bir katkı sağlıyoruz ve Birleşmiş Milletlerin çabalarını destekliyoruz, uluslararası camiayla birlikte hareket ediyoruz ve Libya’nın da bölünmemesi için gerekli tavrımızı sergiliyoruz.

Birleşmiş Milletler çatısı altında önümüzdeki süreçte barış için arabuluculuk, aynı inisiyatifi AGİT örgütüne de Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatına da biliyorsunuz taşıdık. Yine orada da Finlandiya’yla beraber bunu iki eş başkan olarak sürdürüyoruz. İslam İşbirliği Teşkilatına da bu mekanizmayı yine Zirve Başkanı olarak biz getirdik.

Ve bu sene canlandıracağımız, yeniden canlandıracağımız bir inisiyatif de Medeniyetlerarası İttifak. İspanya’yla biliyorsunuz eş başkanlığını sürdürüyoruz. Her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğumuz Medeniyetlerarası İttifak girişimini canlandırarak hepimizin endişe duyduğu bu ırkçılık, yabancı düşmanlığı, İslam düşmanlığı kendisinden olmayan herkese karşı hoşgörüsüzlüğe karşı belki bir çaba sarf edebiliriz. Ve İspanya’nın Medeniyetlerarası İttifak girişiminin merkezini İstanbul’a taşıma önerisi oldu. Bu öneriyi de dikkatli bir şekilde değerlendiriyoruz. BM’yle beraber değerlendirerek belki İstanbul’a bu merkezi taşırız eğer BM de arzu ederse. Çünkü İstanbul’umuz da hoşgörü şehridir, Türkiye olduğu gibi, tüm Anadolu olduğu gibi, farklı dinlerin, farklı medeniyetlerin tarihten bu yana yaşadığı bir şehirdir. Zaten İstanbul’umuzu New York, Cenevre ve Viyana’dan sonra Birleşmiş Milletlerin önemli bir bölgesel merkezi yapmak için çalışmalarımız epeydir devam ediyor. Çok sayıda BM kurumu Ankara’ya ve İstanbul’a biliyorsunuz taşındı. Ve şimdi büyük bir bina bakıyoruz ya da arazi bakıyoruz ki BM için büyük bir bina inşa edelim ve tüm BM kurumlarını da bir çatı altında toplayalım.

Ben sözlerimi burada sonlandırmak istiyorum. Daha çok soru-cevap şeklinde siz değerli Milletvekillerimizin önem verdiği konuları birlikte değerlendirme arzusundayım. Bu fırsat için değerli Başkanım çok teşekkür ediyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum.