#

Türkiye - İsrail Siyasi İlişkileri

Türkiye, “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” ilkesi ve bu ilkenin günümüze yansımasını oluşturan komşularla sıfır sorun yaklaşımı çerçevesinde, komşu coğrafyalarda bir istikrar, güvenlik ve refah kuşağının yaratılması ve başta komşuları olmak üzere, bölgede yer alan tüm ülkelerle ilişkilerin ve işbirliğinin geliştirilmesini hedefleyen bir politika izlemektedir.

Bu anlayış çerçevesinde Türkiye, 14 Mayıs 1948’te kurulan İsrail Devleti’ni ilk tanıyan devletler arasında (28 Mart 1949) yer almış, İsrail’le de karşılıklı çıkarlar temelinde ikili ilişkiler tesis etmiştir. Bununla birlikte İsrail’in Ortadoğu’da barış ve istikrarı olumsuz etkileyen politikaları ilişkilerde zaman zaman sorunlara neden olmuştur.

İki ülke arasında 28 Mart 1949 tarihini takiben başlatılan çalışmalar neticesinde Türkiye’nin İsrail nezdindeki ilk diplomatik temsilciliği, ilk misyon şefi Seyfullah Esin’in 7 Ocak 1950’de güven mektubunu İsrail Cumhurbaşkanı Hayim Weisman’a sunmasıyla resmen açılmıştır.

1950 yılında Elçilik olarak açılan temsilciliğimiz, Süveyş Kanalı savaşı sonrasında 26 Kasım 1956 tarihinde maslahatgüzarlık seviyesine indirilmiş, bilahare ilişkilerde yaşanan olumlu gelişmelere paralel olarak 1963 Temmuz ayında yeniden Elçilik, 1 Ocak 1980 itibariyle Büyükelçilik seviyesine yükseltilmiştir. Ancak 1980 yılında İsrail’in Doğu Kudüs’ü ilhak ve Kudüs’ü ebedi başkent ilan etmesi üzerine, 30 Kasım 1980 tarihinde temsil seviyesi bu defa İkinci Katip seviyesine düşürülmüştür.

1990’ların ilk yarısında İsrail-Filistin sorununda Madrid Konferansıyla oluşmaya başlayan olumlu tablonun da etkisiyle 1991 yılında diplomatik ilişkiler yeniden Büyükelçi seviyesine yükseltilmiştir. Sözkonusu dönemden itibaren Türkiye-İsrail ilişkileri karşılıklı yarar temelinde, her alanda çok yönlü bir gelişme göstermiş, iki ülke işbirliğinin yasal çerçevesi bir dizi anlaşmayla sağlanmıştır.

Türkiye, İsrail’in komşularıyla barış içinde yaşamasını teminen inisiyatifler almış, ancak İsrail’in, sivil toplum örgütleri tarafından Gazze’ye düzenlenen insani yardım konvoyuna 31 Mayıs 2010 tarihinde uluslararası sularda gerçekleştirdiği ve 10 Türk vatandaşının hayatını kaybettiği saldırı iki ülke ilişkilerini olumsuz etkilemiştir. Saldırı sonrasında Türkiye’nin Tel Aviv Büyükelçisi Merkez’e çağrılmıştır. Halihazırda Türkiye, İsrail’de Geçici Maslahatgüzar seviyesinde temsil edilmektedir.

Türkiye, İsrail’le ilişkilerin normalleşmesi için uluslararası hukuk ve teamül çerçevesinde, İsrail Hükümetinden özür dilemesini, kurbanların ailelerine tazminat ödemesini ve Gazze’ye yönelik insanlık dışı ablukanın da bir an önce kaldırılmasını talep etmiştir.

İsrail’in kendisinden beklenen adımları atmaması, 2011 yılında, Türkiye – İsrail diplomatik ilişkilerinin asgari seviyeye indirilmesi; iki ülke arasındaki tüm askeri anlaşmaların askıya alınması sonucunu doğurmuştur. Türkiye’nin aldığı bu önlemler Musevi camiasına değil, münhasıran İsrail Hükümetinin tutum ve uygulamalarına yönelik olmuştur.

Son Dönemde Yaşanan Gelişmeler:

İsrail Başbakanı Netanyahu, ABD Başkanı Obama’nın İsrail’e gerçekleştirdiği ziyaret sırasında 22 Mart 2013 tarihinde, Başbakan olduğu dönemlerde Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ı telefonla arayarak; İsrail tarafından Mavi Marmara saldırısıyla ilgili olarak yürütülen ve bir dizi operasyonel hatanın yapıldığına işaret eden soruşturma ışığında, can kaybına veya yaralanmaya yol açan her türlü hatadan dolayı İsrail adına Türk halkından özür dilemiştir. Sayın Erdoğan bu özrü Türk halkı adına kabul etmiştir. İsrail, hayatını kaybeden vatandaşlarımızın ailelerine tazminat ödemeyi de kabul etmiştir. Ayrıca, sivil halkın kullanacağı malların Gazze dahil Filistin topraklarına girişine ilişkin kısıtlamaları esas itibariyle kaldırdığı ve sükunet devam ettiği müddetçe bu durumun da devam edeceğine ilişkin taahhütte bulunmuştur. Bu çerçevede, Filistin topraklarındaki insani durumun iyileştirilmesi için birlikte çalışmaya devam etme konusunda mutabık kalınmıştır.

Bu gelişme, Türkiye-İsrail ilişkilerinin normalizasyonuna yönelik sürecin ilk adımını teşkil etmiştir.

İsrail’in tazminat ve Gazze’ye yönelik kısıtlamaların kaldırılmasına dair taleplerimizi karşılaması halinde ilişkilerimizin normalleşmesi mümkün olabilecektir.