Avrupa, ortak normlar, prensipler ve değerler etrafında birleşerek kurduğumuz müşterek evimizdir. Yüzyıllardır Avrupa milletler ailesinin ayrılmaz bir parçası olan Türkiye, sadece Kıta’daki siyasi, ekonomik ve sosyo-kültürel gelişmeleri önemli ölçüde etkilemekle kalmamış, aynı zamanda bunlardan kendisi de etkilenmiştir. Günümüzde, Türkiye’nin Kıta’da oynadığı belirleyici rolü analiz etmeden Avrupa’nın bütüncül bir tarihi yazılamaz. Geçmişte olduğu üzere, bugün de Türkiye ve diğer Avrupa ülkelerinin kaderleri iç içe girmiş haldedir. Aynı şekilde geleceğe de birlikte bakmaktayız. Dolayısıyla, Türkiye’nin AB’ye katılımına ilişkin tartışma esasen Avrupa’nın geleceğiyle ilgili de bir tartışmadır. Türkiye’nin AB’ye katılımı, 21. yüzyılda nasıl bir Avrupa görmek istediğimizle alakalı tarihi bir projedir.
Ankara Anlaşması ve Katma Protokol:
Türkiye’nin AB ile ilişkileri, Avrupa Ekonomik Topluluğu ile 12 Eylül 1963 tarihinde imzalanan ve 1 Aralık 1964 tarihinde yürürlüğe giren Ankara Anlaşmasının temelini oluşturduğu ortaklık rejimi çerçevesinde başlamıştır.
Ankara Anlaşması, Türkiye ile AB’nin bütünleşmesi için, hazırlık dönemi, geçiş dönemi ve nihai dönem olarak üç devre öngörmüştür. Geçiş döneminin sonunda gümrük birliğinin tamamlanması planlanmıştır. Anlaşmada öngörülen hazırlık döneminin sona ermesiyle birlikte, 13 Kasım 1970 tarihinde imzalanan ve 1973 yılında yürürlüğe giren Katma Protokol’de geçiş döneminin hükümleri ve tarafların üstleneceği yükümlülükler belirlenmiştir.
Gümrük Birliği:
Geçiş döneminin hitamında, AB ile bütünleşmemizde önemli bir aşamayı teşkil eden Gümrük Birliği 1 Ocak 1996 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Gümrük Birliği ile taraflar arasındaki entegrasyon seviyesi ileri bir noktaya ulaşmış ve ülkemizin bundan sonraki çabası, Ankara Anlaşması’nda (28.madde) bir sonraki hedef olarak yer alan tam üyelik olmuştur.
Helsinki Zirvesi, adaylığımızın tescili ve katılım müzakerelerinin başlaması:
10-11 Aralık 1999 tarihlerinde Helsinki'de yapılan AB Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesinde tam üyeliğe adaylığımızın tesciliyle birlikte Avrupa Birliği ile uzun bir geçmişi bulunan ilişkilerimizde yeni bir dönem başlamıştır. 17 Aralık 2004 tarihinde Brüksel’de gerçekleştirilen AB Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’nde 1999’da Helsinki’de alınan karar teyit edilmiş, Türkiye’nin siyasi kriterleri “yeterince” yerine getirmiş olduğu belirtilerek, ülkemizle üyelik müzakerelerinin 3 Ekim 2005 tarihinde başlatılması kararlaştırılmıştır. Katılım müzakereleri planlandığı gibi sözkonusu tarihte başlamıştır.
Müzakere süreci:
Katılım sürecimizde bugüne dek 13 fasıl (“Sermayenin Serbest Dolaşımı”, “Şirketler Hukuku”, “Fikri Mülkiyet Hukuku”, “Bilgi Toplumu ve Medya”, “Gıda Güvenliği, Hayvan ve Bitki Sağlığı”, “Vergilendirme”, “İstatistik”, “İşletme ve Sanayi Politikası”, “Trans-Avrupa Ağları”, “Bilim ve Araştırma”, “Çevre”, “Tüketicinin ve Sağlığın Korunması”, “Mali Kontrol”) müzakerelere açılmış olup, bunlardan biri geçici olarak kapatılmıştır (“Bilim ve Araştırma”).
Ankara Anlaşması’nı AB’ye 2004 yılında katılan yeni üyelere teşmil eden Ek Protokol ülkemiz ile AB Dönem Başkanlığı ve Komisyon arasında 29 Temmuz 2005 tarihinde mektup teatisi aracılığıyla imzalanmıştır. Bu vesileyle tarafımızdan, mektubumuz ve imzamızla hukuken bir bütün oluşturan bir deklarasyon yapılarak, Ek Protokol’ün imzalanmasının GKRY’ni hiçbir şekilde tanıma anlamına gelmeyeceği sarih bir şekilde belirtilmiştir.
AB Konseyi’nin Aralık 2006’da aldığı karara göre, ülkemizin Ankara Anlaşması’na Ek Protokol’den kaynaklanan yükümlülüklerini GKRY’ne uygulamadığı gerekçesiyle, sekiz fasılda müzakereler açılamamakta (“Malların Serbest Dolaşımı”, “İş Kurma ve Hizmet Sunumu Serbestisi”, “Mali Hizmetler”, “Tarım ve Kırsal Kalkınma”, “Balıkçılık”, “Ulaştırma Politikası”, “Gümrük Birliği” ve “Dış İlişkiler”) ve diğer fasıllar da geçici olarak kapatılamamaktadır.
Diğer taraftan, Fransa 5 faslın (“Tarım ve Kırsal Kalkınma”, “Ekonomik ve Parasal Politika”, “Bölgesel Politika ve Yapısal Araçların Koordinasyonu”, “Mali ve Bütçesel Hükümler”, “Kurumlar”) müzakereye açılmasına, bu fasılların tam üyelikle doğrudan ilgili olması gerekçesiyle izin vermeyeceğini (Fransa’nın bloke ettiği “Tarım ve Kırsal Kalkınma” faslı, aynı zamanda Ek Protokol nedeniyle bloke edilen sekiz fasıldan biridir) açıklamıştır. Aralık 2009’da yapılan AB Konseyi toplantısı sonrasında ise GKRY yaptığı tek taraflı bir açıklamayla 6 faslın (“İşçilerin Serbest Dolaşımı”, “Eğitim ve Kültür”, “Enerji”, “Adalet, Özgürlük ve Güvenlik”, “Yargı ve Temel Haklar”, “Dış, Güvenlik ve Savunma Politikaları”) açılmasını engelleyeceğini beyan etmiştir. Buna karşılık, fasıllar üzerindeki müzakerelerin sadece ait oldukları müktesebat temelinde yürütülmesi AB'nin taahhütlerinin gereğidir. Gerek AB ile kurumsal temaslarda, gerek üye ülke temsilcileriyle gerçekleştirilen temaslarda, teknik nitelikli müzakere sürecinin siyasi saiklerle yavaşlatılmaması gereği vurgulanmakta ve katılım müzakerelerinin yeni bir ivmeyle canlandırılmasına yönelik çabalar sürdürülmektedir.
Reform süreci:
AB üyeliği, Türkiye’nin daha fazla çağdaşlaşma yönündeki tarihi yöneliminin bir parçası olarak kabul edilmektedir. Ülkemiz son yıllarda kapsamlı bir siyasi ve ekonomik dönüşüm sürecinden geçmektedir. Bu süreçte Türkiye’nin AB’ne katılım müzakerelerinin yarattığı ivme de etkili olmuştur. Türk halkının ihtiyaç ve beklentileri doğrultusunda demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan hakları alanlarında en yüksek norm ve standartları elde etmek için geniş ölçekli reformlar gerçekleştirilmektedir. 12 Eylül 2010 tarihinde düzenlenen referandumla kabul edilen anayasa değişikliği paketi, bu reform sürecinde önemli bir adım olmuştur. Anayasa değişiklik paketiyle, insan hakları ve temel özgürlüklerin kapsamı genişletilmiş ve anayasal sistem Türkiye’nin uluslararası yükümlülükleriyle daha uyumlu hale getirilmiştir. Anayasa değişikliğinin gerektirdiği mevzuat değişikliklerini içeren yeni kanunları ve kanun değişikliklerini kapsayan Eylem Planı 27 Eylül 2010 tarihinde Bakanlar Kurulu tarafından onaylanmıştır. Öte yandan yeni, ilerici ve kapsamlı bir Anayasa yapılması ve kabul edilmesi amacıyla çalışmalar sürdürülmektedir. Müzakere sürecindeki tıkanıklığa rağmen AB Bakanlığı’nın kurulmuş olması, üyelik yolunda Türkiye’nin kararlı yürüyüşüne ilişkin AB’ne önemli bir mesaj olmuştur.
Avrupa Parlamentosu’yla ilişkiler:
Türkiye Avrupa Parlamentosu’yla (AP) yakın işbirliği içinde olmaya önem atfetmektedir. Türkiye ve AB arasındaki parlamenter temaslar son yıllarda kaydadeğer şekilde artmıştır.
AP’nin Strazburg ve Brüksel’de gerçekleştirdiği Genel Kurul Toplantıları Türk parlamenterler tarafından düzenli bir şekilde izlenmektedir. TBMM’nin Dış İşleri ve AB Uyum Komisyonları da AB üyesi ülkelerdeki muhatapları ve AP’deki ilgili Komisyonlarla düzenli temas halindedirler.
TBMM ve AP tarafından 1965 yılında kurulan Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu (KPK), tek parlamenter mekanizma olarak, katılım süreci ve ilgili diğer konularda yararlı bir görüş alışveriş platformu olarak görevini yerine getirmektedir. 68. KPK Toplantısı 23-24 Şubat 2012 tarihlerinde İstanbul’da yapılacaktır.
AP her sene Türkiye hakkında bir Rapor kabul etmektedir. AP 2011 Türkiye Raporu’na ilişkin çalışmalar sürmekte olup, Rapor’un Mart 2012’de kabul edilmesi beklenmektedir. Türkiye, AP’nin ülkemizde kaydedilen ilerlemelere dair adil ve dengeli değerlendirmelerde bulunmasını, AB katılım ve reform süreçlerindeki çabalarımızı daha ileri taşımamızda yardımcı bir referans belge olarak kullanabilmek açısından önemsemektedir.
Türkiye’nin AB üyeliğinin Türkiye ve AB’ne faydaları:
2009’dan bu yana olumsuz etkileri küresel ölçekte hissedilmeye devam eden ekonomik ve mali krize rağmen, Avrupa’nın 6. büyük ekonomisi olan Türkiye, 2010 yılında ortalama yüzde 8,9’luk büyüme oranıyla Avrupa’da ilk sırayı almış, yalnızca 2011 yılının ilk çeyreğinde yakaladığı yüzde 11’lik büyüme oranıyla, Çin ve Arjantin’i geride bırakarak dünyanın en hızlı büyüyen ekonomisi olmuştur. Türkiye’nin aynı zamanda Birlik ile yoğun ticari ve ekonomik ilişkileri bulunmaktadır. Dış ticaret hacmimizin yaklaşık yüzde 42’si AB üyesi ülkeler ile gerçekleşmektedir.
Türkiye’nin katılımı, Avrupa iç pazarının büyüklüğünü arttıracak ve AB’nin küresel ekonomideki göreceli rekabet yeteneğini güçlendirecektir. Eğitimli ve dinamik nüfusu, bölgesindeki saygın konumu ve izlediği vizyoner ve çok boyutlu dış politika ile Türkiye, Birlik için gerçek bir kazanım teşkil edecektir.
Dış politika alanında AB ile yakın temas içinde bulunmaya gayret eden Türkiye, AB Ortak Güvenlik ve Savunma Politikası (OGSP) çerçevesinde yürütülen insani ve askeri faaliyetlere de katkıda bulunmaktadır. Ülkemiz OGSP’ye sadece AB’ye aday olması nedeniyle değil, bölgesel ve uluslararası barış ve istikrara katma değeri olacak girişimleri desteklemek yönündeki genel yaklaşımı çerçevesinde ve çok yönlü dış politikasının gereği olarak katkıda bulunmaktadır. Türkiye bu desteğini, sözlü beyanların ötesinde AB’nin savunma ve güvenlik alanındaki faaliyetlerine, misyon ve harekatlarına kapsamlı katkıda bulunmak suretiyle fiiliyata da yansıtmıştır. Katkı yapılan harekatların sayısı ve her bir operasyona sağladığı gerek sivil, gerek askeri katkıların niteliği itibariyle OGSP’ye katkı sağlayan AB üyesi olmayan ülkeler arasında ilk sıralarda yer alan Türkiye’nin OGSP harekatlarına sağladığı katkılara örnek olarak Bosna-Hersek EUFOR-ALTHEA harekatı, OGSP bağlamındaki ilk sivil kriz yönetimi operasyonu olan Bosna-Hersek'teki AB Polis Misyonu'na (EUPM) ve EUPOL Kinşasa Polis Misyonu’na katkısı gösterilebilir.
Özel jeostratejik konumu ve geniş ekonomik potansiyeliyle Türkiye’nin Birliğe üyeliği, her iki taraf açısından da somut fayda getirecektir. Ülkemizin katılımı, AB’ye yük değil, katma değer sağlayacaktır.
AB katılım sürecinde siyasi engeller:
AB içinde bazı çevreler zaman zaman Türkiye’nin Birliğe katılımı konusuna şüpheyle yaklaşan beyanlarda bulunabilmektedir. Ancak, bunlar küçük bir azınlık olup, Türkiye’nin Birliğe katılımı AB üyesi ülkelerin çoğunluğu tarafından desteklenmektedir. Katılım sürecimize yönelik bu destek, birçok Avrupalı siyasi liderin şahsi demeçlerinde ve uluslararası basın organlarında yayınladıkları makalelerde açıkça ifade bulmaktadır.
Katılım sürecimize ilişkin siyasi engellerin aşılması, reform sürecinde gerekli ilerlemenin sağlanması ve gerekli kriterlerin karşılanarak Birliğe katılım sağlanması yolundaki gayretler yoğun bir şekilde sürdürülmektedir.
2011 Türkiye İlerleme Raporu ve Genişleme Stratejisi Belgesi:
AB Komisyonu, ülkemize ilişkin 2011 İlerleme Raporu ile Genişleme Stratejisi Belgesi’ni 12 Ekim 2011 tarihinde açıklamıştır. Raporda, ülkemizde son bir yıl içerisinde gerçekleştirilen siyasi reformlara geniş şekilde yer verilmekte, ülkemizin ekonomik performansından ve dış politika alanında attığı yapıcı adımlardan takdirle bahsedilmekte, müktesebat uyumu alanında müzakere fasıllarında kaydedilen ilerlemeler ele alınmaktadır. Öte yandan, raporda, Türkiye’de birçok alanda sağlanan önemli gelişmelerin yeterli ölçüde işlenmemiş olması, rapor hazırlanırken Türkiye’deki ilerlemelerden ziyade, beklenti ve eksikliklere yoğunlaşıldığı intibaını güçlendirmektedir. Genişleme sürecine bağlılığın altının çizildiği 2011 Genişleme Stratejisi Belgesi’nde dinamik ekonomisi, önemli bölgesel rolü ve AB’nin dış politika ve enerji güvenliğine katkısıyla ülkemizin AB’nin güvenlik ve refahı bakımından kilit önemi haiz olduğu tespitine yer verilmekte, Türkiye-AB ilişkilerinde yeni ve olumlu bir gündem geliştirilmesi gerektiği kaydedilmektedir. Öte yandan, her iki belgede Kıbrıs sorununa ilişkin olarak ülkemizin Ada’da kapsamlı çözüme yönelik destek ve çabalarını gözardı eden ve yapıcı olmayan taraflı bir yazım benimsenmiştir. Raporun içeriğine ilişkin görüşlerimiz AB Komisyonu’na iletilmiştir.
AB Komisyonu tarafından 12 Ekim 2011 tarihinde yayınlanan Genişleme Strateji Belgesi’nde Türkiye ile AB arasında bir “pozitif gündem” oluşturulması önerilmektedir. AB Komisyonu, bu gündemin başlıca unsurları olarak siyasi reformlarda yoğunlaştırılmış bir diyalog ve işbirliği, vize, hareketlilik ve göç, enerji, terörizmle mücadele, Türkiye’nin Topluluk programlarına daha fazla katılımı, kardeş şehirler, ticaret ve Gümrük Birliği ve müzakerelere açılamayan fasıllar da dahil olmak üzere müktesebata uyum çabalarına destek gibi geniş bir yelpazede alanları sıralamıştır. Mezkur öneri, “pozitif gündemin” ülkemizin AB’yle müzakere sürecini destekleyici bir unsur olarak işlev görmesi koşuluyla, tarafımızdan da olumlu karşılanmakta olup, bu alanda AB makamlarıyla temaslarımız sürmektedir.
Aralık 2011 AB Genel İşleri Konseyi ve AB Zirvesi Sonuçları:
5 Aralık 2011 tarihli AB Genel İşleri Konseyi (GİK) sonunda yayınlanan ve daha sonra 9 Aralık tarihli AB Zirvesi’nde de kabul edilen Sonuçlar’ın ülkemize ilişkin bölümünde, anayasa değişikliği sürecinin başlatılması dahil olmak üzere, son yıllarda ülkemizde hayata geçirilen reform hamlelerinden olumlu biçimde söz edilmiştir. Sonuçlarda, ülkemizde gerçekleştirilen terör saldırıları kınanmış ve Türkiye ile tam bir dayanışma içinde olunduğu kaydedilmiştir. Türkiye’nin Ortadoğu’dan Afrika Boynuzu’na kadar uzanan geniş bir coğrafyada yürüttüğü etkin dış politikaya da değinilen Sonuçlarda, önemli bir bölgesel aktör olarak ülkemizin komşu coğrafyalarda reformların desteklenmesi konusunda önemli bir role sahip olduğu teyit edilmiş, istikrarlı büyümeye sahip olan dinamik ekonomimizin Avrupa’nın refahına sağladığı katkılara dikkat çekilmiştir.
GİK Sonuçları’nda, Türkiye ile AB arasında bir “pozitif gündem” oluşturulmasına yönelik AB Komisyonu önerisinin, Konsey tarafından olumlu şekilde not edildiği belirtilmektedir. Öte yandan, Sonuçlar’ın Kıbrıs, Ek Protokol ve Doğu Akdeniz’de yaşanan gelişmelerle bağlantılı bölümlerindeki GKRY’ye müzahir yazımı kabul etmemizin mümkün olmadığı Bakanlığımız tarafından 6 Aralık 2011 tarihinde yapılan açıklamayla belirtilmiştir. Aynı şekilde, Sonuçlar’da Türkiye’nin Avrupa’ya yönelik yasadışı göçün “kaynağı” olarak nitelendirildiği yazım da gerçeği yansıtmamaktadır. AB Komisyonu ve bazı üye ülkelerin açıkladıkları resmi istatistiklerden de anlaşılabileceği üzere, ülkemiz, son dönemde her alanda yaşanan dönüşüm süreciyle göç alır hale gelmiştir. Türkiye’den Batı Avrupa ülkelerine doğru seyreden göç tersine dönmeye başlamıştır. Coğrafi konumuna bağlı olarak yasadışı göç güzergâhlarında bulunan Türkiye, bu olguyla mücadelede AB ile işbirliğini sürdürmektedir.
9 Aralık 2011 tarihli AB Zirvesi Sonuçları’nda Türkiye’nin AB Dönem Başkanlığı ile 2012 yılının ikinci yarısındaki ilişkilerine dair açıklamaları “tehdit” olarak tanımlanmış ve Dönem Başkanlığına bir kurum olarak saygı gösterilmesi çağrısında bulunulmuştur. Bakanlığımız tarafından 10 Aralık 2011 tarihinde yapılan açıklamada AB Sonuçları’ndaki ifadelerin tarafımızdan esefle karşılandığı belirtilmiştir. Ayrıca, 2012 yılının ikinci yarısında üstlenilecek AB Dönem Başkanlığıyla ilgili durumun 2004 yılı genişlemesinde yapılan yanlış bir siyasi hesabın ve AB’nin kendi içine ithal ettiği sorunların sonucu olduğu, ülkemizin önümüzdeki aylarda Kıbrıs’ta kapsamlı çözüme ulaşılması ve AB Dönem Başkanlığı’nın Kıbrıs Türklerinin de eşit statüde yer alacağı yeni ortaklık devleti tarafından üstlenilmesi istikametindeki samimi arzusunu muhafaza ettiği hatırlatılmıştır.
Son dönemde AB’den ülkemize gerçekleştirilen ziyaretler:
Son dönemde AB’den ülkemize gerçekleşen başlıca ziyaretler, Genişleme ve Komşuluk Politikasından sorumlu AB Komiseri Stefan Füle’nin 11-13 Temmuz 2011 tarihlerindeki ziyareti, Avrupa Parlamentosu (AP) Türkiye Raportörü Ria Oomen-Ruijten’in 19-23 Ekim 2011 tarihli ziyareti, AP Dış İlişkiler Komisyonu’nun 10-11 Kasım 2011 tarihli ziyareti, Komiser Füle ve Ticaretten sorumlu Komiser Karel De Gucht’un TUSKON ve “European Policy Center” adlı düşünce kuruluşu tarafından 17-18 Kasım 2011 tarihlerinde Istanbul’da düzenlenen konferans vesilesiyle ziyaretleri ve AP Başkanı Jerzy Buzek’in 24-26 Kasım 2011 tarihlerindeki ziyaretidir.