Sayın Bakanımızın NATO Genel Sekreteri Anders Fogh Rasmussen ile Ortak Basın Toplantısı, 28 Ağustos 2009, Ankara


SAYIN BAKANIMIZ:
Değerli basın mensupları, 1 Ağustos 2009 tarihi itibariyle NATO Genel Sekreterliği görevini devralmış olan Sayın Rasmussen, Müttefik ülkelere yapmakta olduğu tanışma ziyaretleri çerçevesinde ülkemize de gelmiş bulunmaktadır. Kendisi ülkemizin çok yakından tanıdığı bir dost ve önemli bir ülkenin eski Başbakanı olarak da, gerek Sayın Cumhurbaşkanımızın gerek Sayın Başbakanımızın çok yakın arkadaşlarıdır. Türkiye’yi ziyaretleri de bu açıdan çok zamanlı bir ziyaret olmuştur. Kendine tekrar hoş geldiniz diyorum.

 

Kendileri dün, sizlerin de takip ettiği gibi, Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından kabul edildiler. Akşam da bir iftar yemeğinde Sayın Başbakanımızla birlikte oldular. Bu görüşmelerde temel konular zaten ele alınmıştı. Biz de bugün kendisiyle yaptığımız gerek baş başa gerek heyetler arası görüşmelerde NATO’yu ilgilendiren konuları çok kapsamlı bir şekilde ele alma fırsatı bulduk.

 

Bildiğiniz gibi Türkiye NATO’nun en önemli üyelerinden biridir ve Türkiye-NATO ilişkileri her zaman çok sağlam temellere dayanmıştır. Sayın Rasmussen’in göreve gelişiyle birlikte bu sağlam temellerin daha da güçleneceğine inancımız tamdır. Biz kendisiyle bu çerçevede, prensipte bundan sonraki atılacak adımların görüşme yanında, Strazburg’da NATO’nun 60. kuruluş yıldönümü dolayısıyla yapılan Zirve’de ele aldığımız hususları da gözden geçirdik. 60. yıldönümü zirvesi NATO için son derece stratejik bir zirveydi. Orada hem NATO’yu ilgilendiren birçok konu ele alındı, hem de Sayın Rasmussen’in Genel Sekreterliğine karar verilmişti biliyorsunuz. Bu çerçevede orada yaptığımız görüşmeleri tekrar gözden geçirdik. Çok yapıcı görüş alışverişinde bulunduk. Daha sonra da, başta Afganistan olmak üzere NATO’nun ilgi alanına giren konularda ve NATO’nun bugünlerde üzerinde çalıştığımız Stratejik Konsept’i etrafındaki konularda kapsamlı görüş alışverişlerinde bulunduk. Ayrıca, Akdeniz Diyaloğu ve İstanbul İşbirliği İnsiyatifi çerçevesinde yürütülen çalışmaları gözden geçirdik. İttifakın Kuzey Afrika ve Ortadoğu ve diğer bölgelerle olan ilişkilerini ele aldık. Bu çok zamanlı ve son derece faydalı bir ziyaret oldu. Bundan sonra da Türkiye NATO’ya yaptığı katkıyı en güçlü bir şekilde sürdürmeye devam edecek. Sayın Rasmussen’in başarılı çalışmalarının devamı için de elimizden gelen gayreti her zaman göstereceğiz. Çünkü NATO’nun başarısı, Türkiye için, uluslararası güvenlik açısından en önemli unsurlardan biridir ve hep beraber NATO’nun temel ilkeleri etrafında, uluslararası güvenliği sağlamak adına birlikte çalışma iradesini sürdüreceğiz.

 

Ben kendilerine tekrar hoş geldiniz diyorum ve bundan sonraki görevlerinde hem ülkem, hem Hükümetim hem de Bakanlığım adına başarılar diliyorum. Türkiye her zaman, yaptığı katkılarla, NATO’nun çalışmalarına en üst seviyede katılmaya devam edecektir. Teşekkür ederim, hoş geldiniz.

 

NATO GENEL SEKRETERİ   :  Sayın Dışişleri Bakanı, nazik sözleriniz, nazik hitabınız için size çok teşekkür ediyorum. Türkiye’yi ziyaret etmek benim için büyük bir memnuniyet vesilesi. Türkiye, benim göreve geldikten sonra yaptığım ilk ziyaretler içerisinde yer alan en önemli ülkelerden bir tanesi. Türkiye her zaman son derece önemli stratejik bir ortak olmuştur, NATO’nun en önemli Müttefiklerinden birisi olmuştur. Vermiş olduğunuz güçlü destek için çok teşekkür ediyorum. Toplantılar sırasında görmüş olduğum güçlü destekten dolayı çok teşekkür ediyorum. Dün akşamki iftar yemeği son derece sıra dışı bir kişisel deneyim kazanmama sebep oldu. Türkiye ziyaretim çerçevesinde kişisel olarak böyle bir fırsatı edinmiş olmaktan da büyük bir memnuniyet duymaktayım.

 

Benim için NATO’nun yeni Genel Sekreteri olarak görevlendirilmiş olmak büyük bir onur. 60 yıllık İttifak tarihi içerisinde NATO, Avrupa Atlantik bölgesinde her zaman güvenlik, istikrar, barış temin etmiştir. Benim niyetim de şudur. Ben NATO’nun aynen geçmişte olduğu gibi, 21. yüzyılda da aynı şekilde güçlü ve etkin bir şekilde görev yapmasını sağlamak amacındayım. Bunu gerçekleştirebilmek için reformlar gerçekleştirmemiz ve NATO’yu yenilememiz gerekiyor. NATO’yu artık günümüzün güvenlik ortamına adapte etmemiz gerekiyor. İşte bu sebepten dolayı bir süreç başlattık ve bu çerçevede yeni bir Stratejik Konsept’i bir yıl içerisinde tam olarak ortaya koyacağız. Bu çerçevede de Türkiye’de görmüş olduğum büyük destekten dolayı da çok teşekkür etmek istiyorum. Çünkü bu destek sayesinde bu proje başarılı bir neticeye ulaşacaktır. Bu fırsattan yararlanarak Sayın Dışişleri Bakanı’nın da değinmiş olduğu bir iki hususa dair ben de şunu söylemek isterim.

 

Sizin değinmiş olduğunuz pek çok konuyu detaylı olarak görüştük. Ben de biraz daha detay vermek istiyorum. Öncelikle Afganistan konusunu ele aldık. Afganistan konusu son derece önemli bir konudur. Afganistan’ın bir kere daha teröristlerin sığınma bulacağı bir mekân haline gelmesini, Afganistan’ın bu duruma dönüşmesini göze alamayız. O yüzden de Afganistan’da yaptıklarımız çok önemli. Bu çerçevede Afgan ordusunu ve güvenlik güçlerini eğitmeye ve bir kapasite oluşturmaya çalışıyoruz ve Afgan askerlerinin eğitilmesine önem veriyoruz. Bu çerçevede bütün ittifak üyelerinden, Türkiye’den de, Afganistan’daki eğitim misyonuna katkı ve destek sağlamalarını her fırsatta rica ediyoruz. Böylelikle Afgan ordusu ve askerleri tamamen kendi kaynakları ve kendi kapasiteleriyle ayakları üzerinde durmayı başaracaklardır.

 

İkinci olaraksa AB ile NATO arasındaki ilişkilerin önemine değindik. Esasında iki kurum arasında, iki örgüt arasında yeterli işbirliğinin sağlanamamasından dolayı Afganistan’da sahada bazı anlaşılamayan neticelerle karşılaşıyoruz. Sizin de bildiğiniz gibi NATO ile AB arasındaki işbirliği son derece önemli ve bu işbirliğinin kalitesi sahada görev yapan personelin hayatını riske atabiliyor. Bugün karşı karşıya bulunduğumuz problem şu: AB Türkiye ile bir güvenlik anlaşması konusunda mutabık kalamıyor ve NATO da Kıbrıs’la bir güvenlik anlaşması üzerinde mutabık kalamıyor. Sorunumuz bu. Hepimiz bunun tarihi geçmişinin ne olduğunu biliyoruz. Ama daha önce de söylemiş olduğum gibi, bu sorunu biliyoruz ama bir Genel Sekreter olarak pratikte sahada görev yapan kişilerin güvenliğinden sorumluyum. Bunun da çözülmesinden sorumluyum. Siyasilerle de bu konuyu görüştük. Bugün Sayın Dışişleri Bakanı’yla da bu konuyu ele aldık. Ümit ediyorum ki pragmatik temelli bir çözüm üzerinde karşılıklı olarak tatminkar bir noktada buluşabiliriz ve çözüm üretebiliriz.

 

Son bir husus ise, ben NATO’nun Akdeniz Diyaloğu çerçevesinde ülkelerle diyaloğuna çok önem veriyorum. Bu çerçevede inisiyatif alarak, bu ülkelerin Büyükelçilerini ofisime davet ettim ve bu işbirliğini nasıl gerçekleştirebileceğimiz ve bu işbirliğini nasıl ileriye götürüp daha derinleştirebileceğimize dair karşılıklı görüş alışverişinde bulunduk. Bugün Sayın Dışişleri Bakanı’yla da karşılıklı olarak bu konuya büyük önem verdiğimizi dile getirdik. Çünkü genel anlamda dünyanın, bulunduğumuz bölgelerindeki güvenliğini ancak böyle bir işbirliği sayesinde gerçekleştirebileceğiz.

 

SORU   : Hepimizin bilindiği gibi karikatür krizi ile başlayıp daha sonra Sayın Rasmussen’in seçimi sırasında gündeme gelen bir gerginlik var? Bu gerginliğin tamamen aşıldığını düşünüyor musunuz? İkinci sorum da Afganistan hakkında. Sayın Rasmussen’in önerisi doğrultusunda NATO bütün İttifak üyelerini Afgan askerlerini eğitmeye davet etti. Türkiye’nin alacağı rol ne ve Türkiye’den ek asker talebi var mı acaba NATO’nun?

 

SAYIN BAKANIMIZ  :  Strazburg’daki NATO Zirvesi’nde Sayın Rasmussen’in seçim sürecini bir gerginlik olarak görmemek lazım. Biz hiçbir zaman ne kendisiyle ne Danimarka’yla  ne de NATO içinde herhangi bir gerginliğin tarafı olmadık. Dolayısıyla gerginliğin aşılması diye bir şey söz konusu değil. Her zaman biz Sayın Rasmussen’e, gerek Danimarka Başbakanı olarak gerek NATO Genel Sekreteri olarak, çok yakın bir dost olarak baktık. Bizim Strazburg’da öne çıkardığımız hususlar ilkesel meselelerdi. Zaten o ilkesel meselelerle ilgili Strazburg’da son derece tutarlı bir çerçeve üzerine oturtulmuştu bu konular. Böyle bir gerginlik yoktu,  olmadığı için de aşılması diye bir şey söz konusu değil. Ancak, Strazburg’da mutabık kaldığımız hususları, bütün unsurlarıyla gözden geçirdik. Ben Sayın Rasmussen’e Türk kamuoyunun, Hükümetimizin hepimizin beklentileri konusunda, zaten kendisinin çok yakından bildiği hususları bir kez daha hatırlattım. O da, bu konularda, mutabık kaldığımız hususlarda gerekli her türlü çabayı göstereceğini bir kere daha ifade ettiler.

 

Birçok konu dışında, özellikle AB NATO ilişkileri bağlamında, kendileri de değindiği için, bizim tutumumuz yine ilkesel temelde bir tutumdur. Vaşington zirvesi ve daha sonra yapılan düzenlemelerde söz konusu olan taahhütlerin, NATO ile AB arasında ki görüşmelerde söz konusu olan taahhütlerin yerine getirmesini bekleriz.  AB içindeki mutabakat ne kadar önemliyse NATO içindeki mutabakat da o kadar önemlidir. Türkiye şu ana kadar bütün taahhütlerini yerine getirmiştir. NATO-AB ilişkilerinde pragmatik çözümler dışında, ilkesel olarak da bunları sağlam zeminlerde oturtma ihtiyacı vardır. Biz geçmiş taahhütlere dayalı temelde bir ilişki düşünüyoruz. Kendisine mesela Türkiye’nin Avrupa Güvenlik Ajansına, European Defense Agency’e hala niye üye olamamış olduğunun tarafımızdan hiçbir zaman anlaşılamadığını da ifade ettim.

 

Bütün bu hususlar çok yapıcı bir şekilde ele alındı. Strazburg’da ele alınan konular gözden geçirildi. Dolayısıyla hiçbir gerginlik söz konusu değil. Kendisi NATO Genel Sekreteri olarak her zaman Türkiye’nin desteği alacaktır. Bu mutabık kaldığımız hususlarda da mutlaka ilerleme olacağını bekliyoruz.

 

Afganistan’a katkı konusunda; bu soru çok sık gündeme geliyor. Türkiye zaten 2001’de TBMM’nin aldığı karardan sonra Afganistan’a sürekli katkıda bulundu. Askeri bakımdan hep katkıda bulunduk. Şu anda da 795 askeri personelimiz Afganistan’da görev yapıyor. Kasım ayında Kabil Bölge Komutanlığı’nı almakla birlikte bu sayı 1600’e çıkacak. Daha önce 2003’te, 2005’te iki kez ISAF II ve ISAF VII komutanlıklarını üstlendik. Dolayısıyla Türkiye Afganistan’ın istikrarına katkıda bulunmayı sürdürmüştür. Bu anlamda bir ek talep şu anda gündemde değil. Türkiye’nin zaten bu askeri katkı konusundaki yaklaşımı da herkes tarafından bilinmektedir.

 

Askeri eğitim konusundaki katkı ise, NATO orada görev yapıyor olsun olmasın, zaten Afganistan gibi dost ülkelere her zaman verdiğimiz askeri eğitim katkısı vardır. Şu ana kadar 350 Afgan Subayı Türkiye’de eğitildi. 1500’e yakın Afgan askeri personeli de Türkiye tarafından Afganistan’da eğitildi. Dolayısıyla Sayın Genel Sekreterin üye ülkeleri Afganistan ordusunun eğitime daha da fazla katkıda bulunmak için davet etmiş olması fikrine tamamıyla katılıyoruz, zaten biz bu katkıyı yapıyorduk. Bundan sonra da güçlü bir Afgan ordusunun, Afgan milli ordusunun kurulması Afganistan’ın istikrarı için büyük bir önemi taşıyor. Bu aynı zamanda NATO’nun Afganistan’daki misyonunu da tamamlaması anlamında geliyor. Afgan milli ordusu kuruldukça, NATO’nun üzerindeki sorumluluklar bu orduya devredileceği için de çok büyük önem taşıyor. Biz bu katkıları her zaman, eğitim katkılarını vermeye bundan sonra da devam edeceğiz.

 

NATO GENEL SEKRETERİ   : Dürüst olmak gerekirse, ben Strazburg zirvesi öncesinde aramızda geçmiş olan tartışmaları, bir yeni Genel Sekreter atanması önünde bir problem olarak görmüyordum. Çünkü özgür demokrasilerde bunlar doğaldır. Özgür ve demokratik ülkelerde önemli bir göreve bir atama yapılmadan önce bu tip tartışmalar her zaman olur. Daha önce de söylemiş olduğum gibi, Türk Hükümeti’nden aldığım güçlü desteğe müteşekkirim. Genel Sekreter olarak atandığım ilk günden beri, Sayın Dışişleri Bakanının da dile getirmiş olduğu gibi, çok güçlü bir destek aldım ve önde gelen Türk siyasilerle çok yakın ilişkilerim mevcut oldu.

 

Hem bundan önceki ilişkilerimde, hem de bu ziyaretim çerçevesinde gerçekleştirdiğim görüşmelerde elde ettiğim intibaya, dayanarak güçlü ilişkilerimizin ileride de devam edeceğini düşünüyorum. Müslüman dünyayla olan ilişkilerim konusunda, daha baştan, en başından söyledim. Dedim ki, Akdeniz Diyaloğu ve İstanbul İşbirliği Girişimi kapsamındaki ortaklıkların geliştirilmesi benim için en öncelikli konular arasında yer almaktadır. Türk Hükümeti ile bu konularda ilerleme sağlama üzere işbirliği yapmaktan memnuniyet duyacağım.

 

SORU   : Sayın Rasmussen, az önce Sayın Davutoğlu’nun altını çizdiği bir konu vardı. Türkiye en azından NATO-AB işbirliği konusunda var olan taahhütlerini yerine getirdi dedi ve Vaşington Anlaşması’nı hatırlattı. Var olan anlaşmalar Vaşington Anlaşması ve Berlin +. Ve siz pragmatik yöntemlerle bunu çözmeyi hedeflediğinizi söylediniz. Bu yöntemler nedir? Acaba yeni bir mutabakat mı arıyorsunuz? Bir diğeri de, buraya gelmeden önce verdiğiniz röportajlarda Stratejik Konsept’e değinmiştiniz. Bu Stratejik Konsept içinde terör nasıl ele alınacak? Sayın Davutoğlu, eğer Türkiye’nin bir talebi varsa bu konuda onu da bize iletirseniz sevinirim.

 

NATO GENEL SEKRETERİ  : Bence, yeni çerçeveyi şu anda burada tartışmak biraz erken olur, prematüre olur diye düşünüyorum. Ben sadece Genel Sekreter olarak bu güvenlik anlaşmalarının mevcut olmamasının sahada, pratikte ne gibi sorunlar yarattığını dile getirmek istedim. Bu tip güvenlik anlaşmalarının halen sağlanamamış olmasının sahadaki personelimizin güvenliği açısından önemine dikkat çekmek istedim. Bundan sonra şunu söyleyebilirim. Pragmatik bir zeminde bunu neticeye ulaştırabilecek yolları ve çözümleri bulabilmemiz gerekiyor. Sekiz yıl kadar Danimarka Başbakanı olarak görev yaptığım dönem içerisinde, mevcut durumdaki meselenin tarihi geçmişine gayet iyi vakıf olduğumu söyleyebilirim. Ama bunun yerine geleceğe yönelmek istiyorum. Çünkü sahadaki pratik neticeler yerine teoride takılıp kalırsak, o zaman hata yapabiliyoruz. Çünkü şu anda konuştuğumuz mesele sahada çalışan insanlarımızın güvenliği. Bugün sadece bunun altını çizmek istedim. Sayın Dışişleri Bakanı’yla da bu konuyu görüştük. Bence öyle süreçlere başlamalıyız ki, bu süreçler neticede pragmatik çözümlere yol açabilsin. Ama ben şu anda göreve çok yeni geldim. İyimserlikle doluyum, geleceğe bakıyorum, geçmişe bakmak istemiyorum ve neler yapabileceğimizi göreceğiz.

 

İkinci sorunuzla ilgili olarak, terörizmle bağlantılı olarak, hiç şüphe yok ki bu yeni Stratejik Konsept içerisinde terörizm çok önemli bir yer tutacak. Yeni Stratejik Konsept günümüzün yeni tehditlerini mutlaka ele alacak. Çünkü bundan önceki 1999 yılında kabul edilmişti. Ama ondan sonra, 11 Eylül başta olmak üzere, pek çok gelişme yaşandı. Uluslararası terör bugün yeni Stratejik Konsept’te değinilmesi zorunlu tehditlerden biri haline geldi.

 

SAYIN BAKANIMIZ  : Bana yönelttiğiniz soruyla ilgili de. Terör konusunda Türkiye’nin şu ana kadarki haklı tutumu ve talebi sürmektedir. NATO’nun zaten son dönemde uluslararası güvenlik riskleri anlamında teröre yaklaşımı hepimizce malum. Biz bunu paylaşıyoruz. Ve aynı kararlı tutumun bütün NATO üyesi ülkelerce PKK’ya karşı ve Türkiye’nin muhatap olduğu terör tehdidine karşı da sürdürülmesini de bekliyoruz. Bu NATO gündeminde olmaktan daha çok, tabii üye ülkelerle yürüttüğümüz görüşmelerde ele alınan bir konudur.  Uluslararası toplumun, şekli, türü, kökeni ne olursa olsun teröre karşı ortak bir tutumda, ortak bir mücadele anlayışında birleşmesi, uluslararası güvenlik için bu önemli riski ortadan kaldırmakta büyük bir önem taşıyor. Biz Sayın Rasmussen’le terör konusunu da görüşmelerimizde ele aldık ve Türkiye’nin haklı beklentileri ve şu ana kadar sürdürdüğü ilkeli tutum konusunda da ben kendilerine gerekli bilgileri verdim. Ama bu ek bir talep anlamında değil, zaten bu talepler kapsamlı bir şekilde bütün muhataplarca son derece iyi biliniyor ve biz bu konuda ki beklentilerimizi de her düzeyde, her düzlemde, her zeminde dile getiriyoruz.

 

SORU   : Ben önce Sayın Rasmussen’e sormak istiyorum. Bugünkü demecinizde de, az önceki açıklamalarında da, daha önce de beyanlarınızda da, Müslüman dünyayla iletişime diyaloğa önem vereceğinizi söylemiştiniz. Bu konuda somut ve kurumsal bir projeniz var mı? Planınız var mı? Örneğin NATO ile İslam Konferansı Örgütü arasında bir işbirliği gündeme gelir mi? Sayın Davutoğlu’na da şunu sormak istiyorum. ABD’nin Polonya ve Çek Cumhuriyeti’nde kurmayı planladığı füze kalkanını Türkiye’ye kaydırma planı olduğu yönünde haberler var? Amerikan yönetiminden bu yönde bir talep geldi mi? Türkiye’nin bu konudaki pozisyonu nedir?

 

NATO GENEL SEKRETERİ :  Bazı teknik problemler yaşadım kulaklığımla. Ama duyabildiğim kadarıyla yanıt vereceğim. En azından ilk sorunuza cevap vermeye çalışayım. İlk soru NATO ile İslam Konferansı Örgütü arasındaki işbirliğine yönelikti yanılmıyorsam. Evet bu bir ihtimal. Bu konuyu yakın bir şekilde inceleyeceğimi söyleyebilirim. Çünkü gerçekten de Müslüman dünyadaki ülkelerle diyalog çerçevesinin genişletilmesi için elimden gelen fırsatı kullanmayı amaçlıyorum.

 

SAYIN BAKANIMIZ:  Böyle bir talep şu ana kadar bize iletilmiş değil. Bu konuda yapılanlar şu ana kadar sadece duyumlardan ibaret. Bize herhangi bir talep gelmiş değil dolayısıyla Türkiye’nin bu anlamda da bir tutumu söz konusu değil, ortada bir talep de söz konusu değil.

 

SORU   : Sayın Rasmussen, PKK terör örgütünün televizyon istasyonu ROJ TV’nin Danimarka’dan yayın yapması konusunda Başbakan olarak tutumunuzu biliyorduk. Şimdi NATO Genel Sekreteri olarak buradasınız ve terörle mücadele etmek gibi ana misyonlardan birisine sahipsiniz. Ama ROJ TV’nin halen sizin ülkenizden yayın yapıyor olması terörle mücadele konusunda sizin kredibilitenize zarar vermiyor mu? Çünkü onlar terörizmin propagandasını yapıyorlar.

 

NATO GENEL SEKRETERİ:  Öncelikle şunu vurgulamak istiyorum, terörle mücadele benim temel önceliklerimden bir tanesi. Zaten bu sebepten dolayı Afganistan’daki misyonumuza böylesine büyük bir önem atfediyorum. Aynı zamanda NATO’nun da, İttifakın çabalarını ne şekilde destekleyerek terörle mücadeleye katkı sağlayabileceğini elimden geldiğince tespit edip, yönlendirmeye ve bu yönde çalışmaya gayret ediyorum. Terörle mücadelede herhangi bir şekilde önceliği kaybedeceğimiz ya da bunu göz ardı edeceğimiz gibi bir yanılgıya lütfen düşmeyiniz. Bu her zaman birinci meselemiz.

 

Şimdi ikinci olarak ise, Sayın Dışişleri Bakanıyla yaptığımız görüşmelerde bu konuyu ele aldık, Danimarka’daki mevcut hükümet için de bu söz konusu. Ben görevdeyken de durum buydu. Eğer mevcut hükümete ROJ TV’nin Danimarka’daki yasalara aykırı bir şekilde davrandığına dair kanıtlar sunulacak olursa, o zaman bu Televizyon kanalına dair yapılması gereken bütün her şey yapılacaktır. Başbakan’ken de bu konuyu takip ediyordum. Eminim yeni Başbakan’ın, yeni Danimarka Hükümeti’nin de çalışma biçimi, önceliği bu olacaktır. Bu çerçevede aramızdaki işbirliğine de büyük önem veriyorum. Danimarka ve Türk yetkililerin terör örgütüyle ROJ TV arasındaki bağı ortaya koymaya çalışan soruşturmalarının bu anlamda büyük önemi olduğunu düşünüyorum.

 

SORU   : Benim sorum Sayın Rasmussen’e olacak. Yaklaşık 7 yıldır NATO güçleri Irak ve Afganistan’da bulunuyorlar. Fakat neticeye baktığımız zaman maalesef çok tatmin edici bir sonu alınmış değil. Hala insanlar ölüyor orada.

 

SAYIN BAKANIMIZ   : Irak’ta NATO gücü yok yalnız biliyorsunuz.

 

SORUNUN DEVAMI  : Afganistan için konuşuyorum o zaman. 7 yıllık süreç göz önüne alındığı zaman, yeni bir stratejik planlamadan söz etmişti biraz önceki konuşmasında. Bu stratejik açılımı biraz açabilir mi? Yeni jenerasyonlar için, yani ufak Afganlar için sosyo-kültürel bir planı var mı? Çünkü demokrasiyi empoze etmenin en iyi yolu -ben açıkçası 30, 40, 50 yaşındaki bir Taliban teröristin bu saatten sonra demokrasiyi alabileceğine inanmıyorum- Ama yeni jenerasyonlar için bu mümkün olabilir ve kalıcı çözüm için de bunun gerekli olduğuna inanıyorum.  Soyso-kültürel projeleri var mı acaba yeni jenerasyonlar için?

 

NATO GENEL SEKRETERİ: Bence çok önemli bir soru yönlendirdiniz. Şimdi şunu hep fark etmemiz gerekiyor. Afganistan’daki sorunlara tek başına askeri çözüm bulunması mümkün olmayacaktır. Askeri faaliyetlerle sivil yeniden yapılandırma faaliyetlerini beraber yönlendirmemiz gerekiyor. Afgan halkına daha iyi yaşam fırsatları sunabilmemiz gerekiyor. Temelde üç hususun Afganistan’da başarıya ulaşması gerekiyor. Bunlardan birincisi, gerekli güvenliğin temin edilmesi. İkinci olarak ise, güvenlik alanındaki zorluklara, yeni yaklaşımlarla üstlerine giderek baş etmemiz gerekiyor. Aynı zamanda Afgan güvenlik güçlerinin kendi kapasitelerini geliştirerek çalışmalarını yürütmelerini sağlamamız gerekiyor. Yani güvenliği geliştirmemiz lazım. Bu bizi bir sonraki aşamaya götürüyor. Bir sonraki aşamada da uluslararası camianın, bu ülkenin, Afgan toplumunun gelişmesi için daha fazla kaynak ayırması gerekiyor. Başarı hikâyelerimizi artırmamız gerekiyor. Yeni okullar inşa edilmesi, sağlık sistemlerinin geliştirilmesi, altyapıya yatırım yapılması gibi.

 

Bir-iki saniyenizi alarak şunu hatırlatmak istiyorum. Hiç unutmamanız gereken bir şey var. Burada başarı elde ettik. 3.500 okul inşa ettik. Bugün yedi milyon çocuk bu okullara gidiyor. Bugün yedi milyon çocuk içerisinde iki milyonu kızlar. Eskiden kadınların ve kızların herhangi bir şekilde eğitim almasına izin verilmiyordu. Afgan nüfusunun yüzde 85’inin şu anda doğrudan temel sağlık hizmetlerine erişimi var. Eskiden % 6 idi bu sadece. On üç bin kilometrelik yol inşaatı gerçekleştirildi. Yani biz burada başarı elde ettik. Ama bu başarının daha da fazlalaşması gerekiyor. İşte o yüzden uluslararası camiaya bir çağırıda bulunuyoruz. Burada sivil yeniden yapılandırma çabasına herkes katkı sağlamalı diyoruz.

 

İkinci olarak, Pakistan’la ilişkileri de geliştiriyoruz. Afganistan’daki sorunları güçlü bir Pakistan’ın dahli olmaksızın, Pakistan’ın da sınır bölgelerinde katkısı olmaksızın çözemeyeceğimizin de farkındayız. Ama Afganistan’ın bir kere daha teröristlere sığınak olmasını göze alamayız.

 

SORU  : Ben sorumu Rasmussen’e yöneltmek istiyorum. Anlamadığım bir şey var. Türkiye’nin zaten Afganistan’a yeteri kadar katkıda bulunduğunu Sayın Davutoğlu açıkladı. Eğitim konusunda da size destek verecek. En büyük katkıyı alacaksınız. Peki tam olarak ne istiyorsunuz Türkiye’den? Eğitim artı bir şey var mı yok mu? Zaten varsa Türkiye’nin katkısı neden bunu gündeme getiriyorsunuz? İkincisi AB ve Türkiye arasında güvenlik anlaşmaları yetersiz kaldığı için bir güçsüzlükten söz ediyorsunuz. Ankara’dan önce Atina’daydınız. Atina yönetimini bu konuda nasıl buluyorsunuz? Bu güvenlik anlaşması sadece Türkiye’nin katkısıyla mı olabilir? Atina yönetiminde de bu konuda siyasi iradeye gördünüz mü? Biraz Ankara ve Atina karşılaştırması yapmanızı istiyoruz.

 

NATO GENEL SEKRETERİ: Şimdi öncelikle Türkiye’nin Afganistan’daki misyonumuza katkısına değineyim. Öncelikle Türkiye’nin hali hazırdaki ISAF misyonuna sağladığı katkıları büyük bir takdirle karşıladığımı söylemem gerekiyor. Ama daha öncede söylediğim gibi, Genel Sekreter olarak İttifak mensubu olan ülkeleri ziyaret ederek, katkılarının da ötesinde katkı sağlayabilirlerse diye çağırıda bulunuyorum. Türkiye’den gelen eğitim katkılarını büyük bir takdirle karşılıyoruz. Ama dürüst konuşmamız gerekecek olursa, daha fazla katkı gelecek olursa büyük bir memnuniyetle kabul ederiz.

 

İkinci olarak da, NATO ve AB konusu özellikle Atina’yı ve Ankara’yı ziyaret ettiğimde daha da cesaret verici bir boyut kazandı. Hem Atina’yı hem Ankara’yı ziyaret ettim ve her iki başkentteki siyasi liderler de bana şu mesajı verdiler. Türkiye ile Yunanistan arasındaki ilişkilerde bir sorun yok. Tamam o zaman her şey çok güzel, bir çözüm bulalım.

 

Teşekkürler.