Sayın Bakanımızın Mısır ve Ürdün’e Hareketinden Önce Esenboğa Havaalanında Yaptıkları Basın Toplantısı, 09 Eylül 2009

Değerli basın mensupları, 2 günlük bir ziyaret için beraberimdeki heyetle birlikte Mısır ve Ürdün’e hareket ediyorum.

 

Öncelikle, Mısır’da Arap Ligi Genel Sekreteri Sayın Amr Musa’dan aldığım davetle 132. Arap Birliği Olağan Dışişleri Bakanları toplantısına katılacağım ve bu toplantıda bir konuşma yapacağım. Son dönemde, -herhalde herkes takip ediyordur- Türkiye’nin gerek bölgede artan aktivitesi, gerekse uluslararası alanda artan rolü Türk-Arap ilişkilerine de yansımış durumdadır. Türkiye ile Arap dünyası arasında son derece gelişmiş, kurumsallaşmış ilişkiler mevcuttur.

 

Bu ilişkiler, Arap Birliği’nin çabalarıyla Türk-Arap İşbirliği Forumu’na da dönüşmüştür geçen sene, 2007’de alınan kararla. Önümüzdeki haftalarda Türk-Arap İşbirliği Forumunu da tekrar toplayacağız. Türkiye, Arap dünyası içinde ve Arap dünyasının birliğini temsil eden Arap Birliği ile ilişkilere çok büyük önem atfetmektedir. Geçtiğimiz hafta zaten ikili ziyaret çerçevesinde Mısır’daydım. Şimdi de bu çerçevede, Arap Birliği’nin davetlisi olarak ve Arap dünyasının Dışişleri Bakanlarıyla temaslarda bulunmak üzere tekrar Mısır’a gideceğim.

 

Bu yapacağım konuşma dışında muhataplarımla, birçok Arap ülkesi Dışişleri Bakanıyla ikili görüşmeler yapacağım. Ayrıca son gelişmeler muvacehesinde Arap Birliği Genel Sekreteri Amr Musa ile birlikte Irak ve Suriye Dışişleri Bakanlarının da katılacağı dörtlü bir toplantı yapmayı planlıyoruz. Bu toplantıda Irak-Suriye arasındaki ilişkilerin geldiği düzey, gelişmeler konusunda karşılıklı bilgi alışverişinde bulunulacak. Bildiğiniz gibi, ben geçen hafta Mısır’a gitmeden önce Irak ve Suriye’yi ziyaret ederek, iki dost ve komşu ülke arasındaki ilişkilerin sağlam bir zeminde seyretmesi konusunda Türkiye’nin verebileceği katkıları konuşmuştum ve bu çerçevede bazı girişimlerimiz olmuştu.

 

Sayın Başbakanımızın da gerek Suriye Cumhurbaşkanı Sayın Beşar Esad’la, gerek Irak Başbakanı Sayın Maliki ile telefon görüşmeleri oldu. Bu arada ben her iki ülkenin Dışişleri Bakanlarıyla sürekli telefonla irtibat halinde oldum. Biz, bu iki kardeş ve dost ülke arasındaki ilişkilerin iyileştirilmesine büyük önem veriyoruz. Arap Birliği çerçevesinde de bu toplantıda daha da ilerleme kaydedileceğine inancım tamdır. Arap Birliği toplantısından sonra oradan Ürdün Dışişleri Bakanı Sayın Nasser Judeh ile birlikte Amman’a geçeceğiz ve yarın Amman’da ikili görüşmelerde bulunacağım. Majesteleri Sayın Kral Abdullah’la ve Başbakan Sayın Nadir Dahabi ile de birer görüşme yapacağım. Daha sonra yarın akşam ülkemize geri döneceğim. Buyurun sorular varsa.

 

SORU   :  Benim bir sorum olacaktı. Bugün İsrail gazetesinde bir haber yer aldı. Sizin İsrail’e gitmeyi planladığınız ancak Gazze’ye geçmenize izin verilmeyeceği, buna karşı çıkıldığı için bu gezinin iptal edildiği yönünde. Böyle bir şey var mı? Bu konuda bir açıklama yapar mısınız?

 

SAYIN BAKANIMIZIN CEVABI :  Şimdi, Türkiye’nin bölgedeki aktiviteleri ve bölgede geliştirdiği ilişkiler herkesin malumudur. Bunlar tamamıyla barışa dönük insiyatifler olmuştur. Geçmişte olduğu gibi bugün de öyledir ve bu çerçevede de görüşmelerimizi her ülkeyle de sürdürürüz. Bahsi geçen şekilde bu haber gerçek dışıdır. Yani, bu tarz taleplerle ilişkisi olduğuna dair haber doğruyu yansıtmıyor. Ama dediğim gibi biz bölgede her türlü teması her zaman yaparız. Bunun için de çok özel bir çaba, özel bir çerçeve gerekmez.

 

SORU  :  Dün Trabzon’da AB Reform izleme grubu toplantısına katıldınız. Dün aynı zamanda Doğan Yayın Holding’e yönelik çok ciddi meblağlar içeren vergi cezası geldi ve Avrupa’dan bunun Türkiye’deki basın özgürlüne yönelik bir girişim ve sansür olabileceği yönünde de eleştiriler geliyor. Bununla ilgili bir değerlendirmeniz olabilir mi?

 

SAYIN BAKANIMIZIN CEVABI  : Şimdi bu tamamıyla hukuki bir süreç. Dışişleri Bakanı olarak benim doğrudan müdahil olmamı gerektirecek bir konu olarak şu anda düşünmüyorum. Ancak, Türkiye’de basın özgürlüğünün yaygınlaşması ve AB standartlarında düşünce özgürlüğünün, basın özgürlüğü ve etiğinin yerleşmesi tabii ki Türkiye’nin hedefleri arasındadır. Ancak özel olarak bu konu, şu anda benim değerlendirme yapmamı gerektiren bir konu değildir, hukuki bir süreçtir çünkü.

 

SORU   : Ermenistan’la parafe edilen protokoller sonrası siyasi istişare süreci başlayacaktı. Daha önceki açıklamalarınızda Başbakan’la görüştükten sonra bunun şekline karar vereceğiz demiştiniz. Ne aşamada, siyasi istişare süreci başlayacak mı? Koordinasyonu kimde olacak? Sanırım az önce de Başbakanla bir görüşmeniz oldu.  Bu konuda bir detay verebilir misiniz.

 

SAYIN BAKANIMIZIN CEVABI  : Şimdi biz, dış politika konularında özellikle Kafkasya’daki gelişmeler, Ermenistan-Azerbaycan ilişkisi, Türkiye-Ermenistan normalleşmesi gibi toplumumuzun yakından takip ettiği milli meselelerde son derece şeffaf ve bütün tarafların katılımcı bir şekilde istişarelerde bulunduğu bir sürece büyük bir önem veriyoruz. Zaten onun içindir ki bu açıklamaların zikredildiği şekilde, anlaşmaların imzalanması öncesinde bir siyasi istişare dönemi kondu. Bu aslında dış politika geleneği itibariyle son derece önemli bir ilkedir ve biraz da yeni bir ilkedir. Bunu ifade etmek istiyorum. Böyle bir nihai noktaya gelmeden önce toplumun her kesimiyle istişareler yapılması bu dış politika meşruiyetinin sağlanması açısından çok büyük bir önem taşır.

 

Tabii herkesin, bütün görüşlerde hükümetimizin politikasını benimsemesini bekleyemeyiz. Ancak hükümetimizin bakış açısının, bu gelişmelerle ilgili tutumunun doğru anlaşılmasını da çok önemli buluyoruz. Bu çerçevede, önümüzdeki günlerde benim gerek Sayın muhalefet liderlerimizle, gerek siyasi partilerimizle ve ilgili başka kuruluşlarımızla yakın istişareler yapmayı planlıyorum. Bu konuda da Sayın Başbakanımızın tutumu da bu doğrultudadır. Bu kadar önemli bir konunun en yaygın bir şekilde toplumumuzda tartışılmasına, istişare edilmesine büyük önem atfetmektedir. Bu konuda bir takım çabalarımız, girişimlerimiz önümüzdeki günlerde olacak. Ümit ederiz ki bu istişareler bu sürecin en sağlıklı şekilde işlemesine katkıda bulunur ve Türkiye’nin Kafkasya’da gerçekleştirmek istediği kalıcı barışı sağlayacak bir toplumsal zemin Türkiye içinde oluşur.

 

SORU  : 6 hafta sonunda Meclis’te onaylanması beklenen Protokollerin onaylanmaması ihtimali var mı?

 

SAYIN BAKANIMIZIN CEVABI  : Şimdi açıklamayı dikkatli okumanızı tavsiye ederim. 6 hafta sonra Mecliste onaylanma diye bir şey yok. 6 hafta sonra imza var. İmza edildikten sonra anlaşmalar, bütün uluslararası anlaşmalar Meclis’e sevk edilir. Hükümetimizin görevi orada biter. O andan itibaren, o artık bir yasama görevidir ve tamamıyla ne zaman onaylanacağı, ne zaman onay sürecine gireceği yüce Meclisimizin takdiridir. O bakımdan 6 hafta sonra onaylanacak diye bir beklenti içerisinde kimse olmamalıdır. Teknik olarak da yanlıştır. Türkiye’deki siyasi anayasal yapımızın doğasına da aykırıdır böyle bir beklenti. Ancak 6 hafta sonra yapılacak olan şey imza işlemidir bu istişareler sonrasında. Sonrası ise Meclisimizin takdiridir.

Teşekkür ederim.