SAYIN BAKANIMIZ: Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Sayın Hüseyin Özgürgün -bu soy isme dikkat edin- Dışişleri Bakanlığına atanmasından sonra ilk ziyaretini Türkiye’ye yapıyor. Onu burada ağırlamaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum. Bildiğiniz gibi, ben de Dışişleri Bakanlığı görevine gelmemden hemen sonra ilk ziyaretimi yapmıştım Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne ve kendileriyle orada -o gün de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti hükümet kurulmuştu- ilk görüşmeyi gerçekleştirmiştim. Bugün burada tekrar birlikte olmaktan büyük bir mutluluk duyuyorum.
Sayın Dışişleri Bakanıyla bugün çok faydalı kapsamlı değerlendirmeler yaptık. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, her zaman Türkiye için dış politika gündeminin en ön sıralarında yer almıştır. Kıbrıs meselesi, bizim son 50 yıldır en önemli dış politika gündemlerimiz arasında yer almıştır. Bu çerçevede de her zaman Türkiye ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti arasında her düzeyde yakın istişare olmuştur. Ben kendilerine Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde yaptığımız temaslar esnasında ele aldığımız konuları bir kez daha gözden geçirip ve ondan sonraki yürüttüğüm temaslar, Kıbrıs meselesi etrafında yürüttüğüm temaslar konusunda bilgi verdim.
Bildiğiniz gibi, Kıbrıs’tan döndükten sonra Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Toplantısı için New York’a gitmiştik. Bu arada, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Sayın Ban Ki-Moon ile Kıbrıs konusunu bütün detayıyla, Kıbrıs’ta yürüyen müzakereleri bütün detayıyla ele almıştık. Yine orada bu vesileyle görüştüğüm BM Güvenlik Konseyi Daimi Temsilcilerinin Dışişleri Bakanlarıyla Kıbrıs meselesi etrafında görüşmeler yapmıştık. Ayrıca Sayın Downer iki-üç gün önce Türkiye’ye geldi. Kendisi ile de yine yürüyen müzakereler konusunda kapsamlı değerlendirmelerde bulunmuştuk. Bu arada gerek önümüzdeki dönemde AB dönem başkanı olacak olan İsveç Dışişleri Bakanı Sayın Carl Bildt’in yemek daveti vesilesiyle Stockholm’de kendisiyle ve Olli Rehn ile hem Avrupa Birliği-Türkiye sürecini, hem de yine bu bağlamda Kıbrıs müzakerelerindeki son durumu ele almıştık.
Son olarak da Salı günü Avrupa Birliği-Türkiye Ortaklık Konseyi Toplantıları vesilesiyle katıldığımız toplantılarda da ortak Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri dışında, Kıbrıs’ta yürüyen ve Avrupa Birliği-Kıbrıs ve Avrupa Birliği’nin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne yaptığı taahhütler başta olmak üzere birçok konuyu ele almıştık. Sayın Dışişleri Bakanına bu konularda bilgi verdim ve Türkiye ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti arasında gerek söylem birliği, gerek zamanlama ve ortak tutum konusunda süregiden geleneksel işbirliği anlayışının bundan sonra da devam edeceğini, etmesinin zaruri olduğunu konuştuk. Kendisi de bana göreve geldikten sonra, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin gerek müzakereler, gerek içeride yürütülen çalışmalar, gerekse dış faaliyetleri, dış temsilcilikler ve dış faaliyetleri konusunda bilgi verdi.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin çok daha etkin bir şekilde uluslararası alanda tanıtımı, bu anlamda ofislerinin açılması, bütün uluslararası forumlarda temsil edilmeleri Türkiye için bir önceliktir. Kendisi de burada; ilk resmi ziyareti Türkiye’ye yapmasını müteakip Şam’a hareket ederek İslam Konferansı Örgütü’nün Dışişleri Bakanları toplantısına katılacaklar. Orada da temaslarda bulunacaklar. Önümüzdeki dönem Kıbrıs için, Kıbrıs Türk Halkı için Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti için son derece önemli bir dönemdir. Seçimlerini başarıyla tamamlamış, dünyada herkese demokrasinin, demokratik olgunluğun, demokratik yarışın ne kadar, nasıl yürütülmesi gerektiği konusunda örnek bir tecrübe göstermiş olan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti bugün aynı olgunlukla siyasi istişarelerini de yürütecektir.
Bu konuda Türkiye’nin destekleri her zaman yanında olmuştur ve olmaya devam edecektir. Bizim için Kıbrıs Türk halkının refahı, esenliği, güvenliği her şeyin önünde gelir. Kıbrıs’taki bütün siyasi aktörlerin, Kıbrıs Türk halkının geleceği konusunda ortak bir tutum etrafında ulusal bir birlik içinde müzakereleri sürdüreceklerine ve Kıbrıs Türk halkının geleceğini birlikte şekillendireceklerine inancımız tamdır. Türkiye’nin Kıbrıs’ta yürütülen müzakerelerle ilgili pozisyonu da her zaman olduğu gibi nettir. Biz adil, kalıcı bir barışı; adil, kalıcı ve kapsamlı bir barışı öngörüyoruz. Bu barışın hem adaya hem Doğu Akdeniz’e refah ve güvenlik getireceğine inanıyoruz. Böyle bir barışın olabilmesi için çift kesimlilik, iki kurucu devletin oluşturduğu yeni bir ortaklık anlayışı ve siyasi eşitlik bir zarurettir. Bu temel ilkeler etrafında zaten 2004 yılında yürütülen kapsamlı müzakereler olmuştur ve uluslararası toplumun da desteğini almış bir plan mevcuttur.
Bu planın temel parametrelerini esas alan her türlü barışçıl ve iyi niyetli görüşmelere destek vermeye devam edeceğiz. Ve bu yolla gerçek bir barışın, kalıcı bir barışın tesis edilmesine çalışacağız. Bu çerçevede yürütülen müzakereler konusunda bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile yakın bir istişare içinde olmaya devam edeceğiz.
Ayrıca Sayın Bakan, biliyorsunuz, Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi mezunudur. Türkiye onların anavatanı olduğu gibi, Sayın Bakan için de Ankara öğrencilik yıllarının o güzel nostaljik atmosferini teneffüs ettiği bir mekandır. Soy ismi de biraz önce zikrettim “Özgürgün”. Babası bu soy ismi Kıbrıs’ın, Lefke’nin özgürlüğe kavuştuğu gün almış. Biz, her zaman Kıbrıs’ta özgür günlerin olması için çaba sarfetmeye devam edeceğiz. Kendisine bu yeni görevinde başarılar diliyorum. Ve her zaman yanlarında olacağımızı bir kere daha teyit ediyorum.
KONUK BAKAN: Saygıdeğer basın mensupları, öncelikle Sayın Dışişleri Bakanı’na bu güzel, sıcak sözleri için teşekkür ediyorum. Bildiğiniz gibi, yeni atanan hükümetimiz güvenoyunu henüz yeni almıştır. Sayın Dışişleri Bakanımız, Dışişleri Bakanlığı görevini alır almaz ilk ziyaretini Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne gerçekleştirmiştir. Bu çok önemli bir mesajdır. Dolayısıyla ben de yeni güvenoyu alan hükümetimizin, Şam ziyareti öncesinde ilk ziyaretimi anavatanımıza, Ankara’ya, Türkiye’ye gerçekleştirmek için kendilerinden randevu istedik. Sağ olsunlar bu nazik davetleriyle bizi kırmadılar ve anavatanımızda Dışişleri Bakanlığı görevini aldıktan sonra ilk ziyaretimi gerçekleştiriyorum. Dolayısıyla kendilerine teşekkür ediyorum bir kez daha.
Şimdi hepinizin bildiği gibi, Kıbrıs konusunun müzakere süreci devam ediyor. Biz bu müzakere sürecinde Sayın Talat’a Sayın Cumhurbaşkanıyla birlikte ve anavatanımız Türkiye ile birlikte sürdürülen görüşme sürecini hükümetimiz olarak destek veriyoruz. Ve bu Kıbrıs konusundaki devam eden görüşme sürecinde özellikle Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti halkı ve anavatan Türkiye halkının ve hükümetlerinin aynı şekilde, aynı düşünceler içerisinde olduğunu da memnuniyetle görüyoruz. Biz Kıbrıs’ta Sayın Bakanımın da biraz önce ifade ettiği gibi sulandırılmamış bir “iki kesimlilik, iki halkın siyasi eşitliği, iki kurucu devletin eşit statüsü ve anavatanımız Türkiye’nin etkin ve fiili garantisinin” olmazsa olmazlarımız olduğunu söylüyoruz. Ve bu bizim kırmızı çizgilerimizdir. Bunlar müzakere konusu yapılamaz. Bunun dışındaki konular masada görüşülür tartışılır ve bunun neticesinde eğer bir anlaşmaya varılacaksa ve bir anlaşma olacaksa Kıbrıs’ta herkes bilmelidir ki bu olmazsa olmazlarımızın tartışılamayacağı bir anlaşma olacaktır.
Orams davası ile ilgili davalar bugünlerde gündemde konuşuluyor. Biz bunu muhataplarımıza, yabancı elçilere ve diplomatik temsilcilere bizimle yaptıkları görüşmelerde anlatıyoruz ve söylüyoruz ki Kıbrıs konusu davalar yoluyla çözülemez. Kişisel davalar yoluyla Kıbrıs konusu halledilemez. Ve Kıbrıs konusu içerisinde toprak ve mülkiyet konuları bütünlüklü konulardır. Onlar ancak masada müzakere yoluyla ve global bir şekilde halledilebilir. Bunun başka bir şekilde düşünülmesi ve özellikle hem Anavatanımız Türkiye’yi hem de Kıbrıs Türk halkını köşeye sıkıştırarak davalar yoluyla bir çözüme ulaşmaya çalışmak kimseye bir şey kazandırmadığı gibi Kıbrıs konusundaki sürece, müzakere sürecine ve Kıbrıs’taki sürdürülmekte olan anlaşmaya, kapsamlı bir çözüme ulaşma çabalarına da büyük bir darbe vuracaktır. Dolayısıyla bu yolda olanlara bu yoldan dönmelerini tavsiye ediyoruz.
Yine aynı şekilde Anavatanımızın, Türkiye’nin Avrupa Birliği süreci içerisinde Kıbrıs meselesini önüne engel olarak koymaya çalışmakla, buradan Kıbrıs Rum liderliğine bir kere daha seslenmek istiyorum ki, bir yere varılamaz. Türkiye’nin Avrupa Birliği süreci doğal bir üyelik sürecidir ve yıllardır devam etmektedir, belli bir prosedürü takip etmektedir. Dolayısıyla Kıbrıs konusu Anavatanımızın önüne bu anlamda engel olarak konulmamalıdır. Bu çok yanlış bir yaklaşımdır. Kıbrıs konusu kendine has ve iki Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rumların oturup masada bir anlaşmayla nihayetlendirebilecekleri bir konudur. Bunun garantör ülke olarak Anavatanımız Türkiye’nin 1974 yılındaki haklı ve meşru müdahalesinden sonra adaya barış gelmiştir. Türk Silahlı Kuvvetleri, Kıbrıs’taki şu anda barışı sağlamakta, 1974 yılından beri adadaki barışı sağlamaktadır. Kıbrıs’ta rksik olan bir anlaşmadır. Bu anlaşma Kıbrıslı Rumların ve Kıbrıslı Türklerin masada ulaşabilecekleri bir anlaşmadır. Dolayısıyla Kıbrıs’ta barış vardır. Kıbrıs’a barışı 1974 yılında Türk Silahlı Kuvvetleri getirmiştir. Anlaşmayı da Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumlar yapacaktır. Bu anlamda Anavatanımız Türkiye, bu anlaşma ve görüşme sürecine destek vermektedir ve bu görüşme sürecinde de tarafların bir anlaşmayla kapsamlı çözüme ulaşmaları yolunda bütün desteğini ortaya koymaktadır.
Bu açıdan bir kere daha altını çiziyorum ki Anavatanımız Türkiye’nin Avrupa Birliği sürecini Kıbrıs konusuna bağlayarak engellemeye çalışmak ve Rum Dışişleri Bakanının geçtiğimiz günlerde vermiş olduğu “Kıbrıs sorunu çözülmeden Türkiye Avrupa Birliği’ne üye olamaz” gibi yaklaşımlar bize göre terk edilmelidir. Bu yaklaşımlarla bir yere varılamayacağını buradan bir kere daha söylemek istiyorum. Bu bağlamda biz özellikle Türkiye Cumhuriyetimizin Anavatanımızın Dışişleri Bakanlığıyla ve Sayın Dışişleri Bakanımızla büyük bir uyum ve işbirliği içinde çalışmaya devam edeceğiz. Bu uyum ve işbirliğimiz de artarak bundan sonra devam edecektir. Ben bir kere daha kendilerine bu nazik davetlerinden dolayı teşekkür ediyorum. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti halkı adına da Anavatan Türkiye halkımıza sevgi ve selamlarımı gönderiyorum.
SORU: Adada görüşmeler devam ediyor ancak, Türkiye’nin ve Türk tarafının başından beri söylediği bunun ucu açık bir süreç olmasının sakıncalı olabileceğiydi. Birleşmiş Milletler yetkilileriyle yeni görüşmeler yaptınız. Acaba referandum için bir tarih tespit edip bunu açıklamak yönünde Birleşmiş Milletler’de bir tutum değişikliği görebilecek miyiz? Bu konuda herhangi bir sinyal alabildiniz mi?
Bir de Türkiye’nin limanlarını Güney Kıbrıs gemi ve uçaklarına açmasıyla ilgili Avrupa Birliği komisyonun bu yıl sonunda bir değerlendirme yapması öngörülüyor. Bunun acaba Türkiye’nin Avrupa Birliği müzakerelerine askıya alınması noktasına götürülebileceği yönünde bir endişeniz var mıdır? Bu sorunun aşılması için nasıl bir politika izliyorsunuz ?
SAYIN BAKANIMIZIN CEVABI: Şimdi Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Sayın Ban Ki-Moon başta olmak üzerek Sayın Downer ve ilgili bütün Birleşmiş Milletler yetkilileriyle görüşmeler yaptık. Biz, bu meselenin iyi niyetle ve gerçek bir barış amacı, stratejik bir barışı gerçekleştirmek amacıyla yürütülmesinin gerektiğini düşünüyoruz. Yani taktik oyalamalar, zaman kazanma çabaları ve Türkiye’nin üzerinde bir Avrupa Birliği baskısı oluşturma gayretleri iyi niyetle bağdaşamaz. Eğer biz, stratejik bir tercih olarak gerçek, kalıcı ve kapsamlı bir barışı istiyorsak adada, taraflar bunu istiyorsa, her şeyden önce bunun en kısa sürede gerçekleşmesi ve bahsettiğiniz gibi ucu açık bir süreç olmaması gerekir. 2004’te nihayet başarılı bir müzakere süreci tamamlanmış ve ortaya referanduma sunulacak bir barış planı ortaya çıkabilmişse, biraz da bu konuda o zamanki Birleşmiş Milletler yetkililerinin, Türkiye’nin garantör ülkeler olarak –şimdi de hala bu etkin ve fiili garantörlüğümüz bizim için önemlidir- garantör ülkeler olan Türkiye-Yunanistan, İngiltere’nin, özellikle masada Türkiye ve Yunanistan’ın katıldığı yoğunlaştırılmış bir müzakere neticesinde ona ulaşılmıştı. Şimdi de biz bu müzakerenin yoğunlaştırılmasına büyük önem veriyoruz.
Herkes kapsamlı bir müzakere çerçevesi içerisinde, kapsamlı bir çözümün oluşması için elindeki bütün gücü ve çabayı göstermelidir. Birleşmiş Milletler, bu konuda son derece iyi niyetli çaba içindedir. Biz, kendileriyle yakın bir temas içindeyiz. Bu sürecin hızlanması için de iyi niyetli ve kararlı bir tutum gözledik, gerek Sayın Genel Sekreter’de, gerek Sayın Downer’da. Onlar da bu zaman faktörünü dikkate alıyorlar. Bundan sonra ümit ederiz ki 27-28 tur sürmüş olan görüşmeler, bir 28 tur daha gitmeksizin artık mümkün olan en kısa sürede bir yere, bir noktaya getirilir.
İkinci bir sorunuz vardı?
SORU: Türkiye’nin limanları…
SAYIN BAKANIMIZ: Şu anda gündemde olan konu, biz daha önce de bu konuda değişik tecrübeler yaşadık. Parça çözümlerin, parça tekliflerin nihai sonucu elde etmede çok etkili olmadığını gördük. Artık herkes, Kıbrıs meselesinin bir bütün içinde çözülmesine önem vermeli. Ayrıca Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne uluslararası toplumun, Birleşmiş Milletler’in, Avrupa Birliği’nin yaptığı taahhütler açık bir şekilde ortadayken ve bu taahhütlerin hiçbirinin yerine getirilmemiş olduğu da açık bir şekilde ortadayken, Türkiye üzerinde böyle parça tekliflerle bir baskı oluşturma çabaları da iyi niyetle bağdaşmaz. Bizim için Kıbrıs meselesine kalıcı ve kapsamlı çözüm esastır. Türkiye’nin Avrupa Birliği süreci ise, kendi doğası içinde ve bize verilen taahhütler, yerleşmiş gelenekler ve teamüller çerçevesinde yürümesi gereken bir süreçtir.
SORU: Son zamanlarda anavatanları biraz daha fazla karıştırılmaya başlandı Kıbrıs müzakerelerine; biraz daha sıkça geliniyor Ankara’ya ve Atina’ya. Bunun nedeni nedir? Süreçte bir hızlanmayı mı gösteriyor bu? Bir ikinci sorum da, garantiler konusunda Türkiye’den biraz daha yumuşama istendi mi BM yetkilileri veya ilgili taraflarca?
SAYIN BAKANIMIZ: Tabii Kıbrıs devletini ortaya çıkaran 1959,1960 anlaşmalarına bakarsanız ve sonra ilerleyen süreçlere bakarsanız, Türkiye ve Yunanistan’ın Kıbrıs sorununa etkin bir şekilde devreye girmeleri sözkonusu olduğunda olumlu neticeleri de hâsıl olmuştur. Yani bu müdahaleyi, müdahale demeyelim, bu görüş alışverişini olumsuz bir gelişme gibi telakki etmemek lazım. Demin söylediğim -onun için biraz önce özellikle zikrettim- 2004’te gerçekten Türkiye ve Yunanistan arasındaki ilişkilerin iyi seyri adada da çok pozitif yankılar yapmıştır. Ve 2004 müzakere sürecinin sonunda bir planın referanduma hazır hale getirilmesine bir katkı sağlanmıştır. O bakımdan biz, bu istişarelerin artmasını pozitif bir gelişme olarak değerlendiriyoruz. Tabii ki nihai kertede barışa karar verecek olan adadaki taraflardır. Ve bu konuda Sayın Talat başta olmak üzere, müzakereleri yürüten heyet Kıbrıs Türk halkının geleceği konusunda müzakerelerde tam yetkilidir. Ama barışı gerçekleştirmek bir şeyse, barışı sürdürülebilir kılmak yine önemli bir unsurdur. Doğu Akdeniz’de barışın sürdürülebilir kılınması için, daha özelde de barışın Kıbrıs’ta sürdürülebilir kılınması için önceki tecrübelerden de hareketle, anavatanların ve garantör statüsündeki ülkelerin pozitif ve olumlu, iyi niyetli katkılarının çok önemli olduğunu düşünüyoruz.
Dolayısıyla biz sadece Kıbrıs’ta değil, Yunanistan’ı da içine alacak şekilde Doğu Akdeniz’de bir barış, refah ve özgürlük alanı oluşmasını istiyoruz. Sadece bir tarafı değil, Doğu Akdeniz’in bütün taraflarının dünyayla entegre olmasını istiyoruz. Sadece Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin Türkiye’ye bağlantısı, ulaşımı için değil, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ve Kuzey Kıbrıs Türk halkının haklı olarak bütün dünyaya bağlantısının sağlanması gerektiğini düşünüyoruz. Barış, ancak taraflara eşit davranıldığı zaman ulaşılabilen bir hedeftir ve barış herkesin, taraf olan herkesin özgürlüğünü, refahını, güvenliğini esas aldığı zaman barış olur. O bakımdan biz bu istişareleri, Yunanistan’la bu iyi ilişkiler çerçevesinde görüşmeleri sürdüreceğiz. Yakın dönemde de görüşmeyi ümit ediyorum meslektaşım Sayın Dora Bakoyanni ile. Türkiye-Yunanistan arasındaki ilişkiler çok iyi, olumlu seyreden ilişkilerdir. Bunun da adadaki sürece olumlu yansıyacağını ümit ediyorum.
SORU: Gelecek ay Avrupa Parlamentosu seçimleri yapılacak ve bu Kıbrıs için de önemli aslında. Çünkü Kıbrıslılar için 6 sandalye ayrılmış durumda. Ancak bunların 2’si Kıbrıslı Türk temsilcileri için. Ancak şu anda 6 sandalyenin 6’sında da Rumlar oturuyor. Şu anda gelinen tabloda bunun bir ay süre içerisinde müzakerelerin sonuçlanamayacağı çok açık. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti bir dönem daha mı beklemek zorunda kalacak? Parlamentoda temsil hakkı edinebilmek için.
KONUK BAKANIN CEVABI: Şimdi bildiğiniz gibi 6 sandalye Kıbrıs Cumhuriyetine ayrılmış durumda. Kıbrıs Cumhuriyeti, özellikle kabul protokolü ve protokol 10’la birlikte bu 6 sandalyeyi Avrupa Parlamentosu’nda kullanıyor. Şimdi burada söylemek istediğim şu. Kıbrıs Rum tarafı bu 6 sandalyenin 2’sinin Türklere ait olduğunu biliyor. Ancak bu seçimlere Kıbrıslı Türklerin katılmadığı ve Kıbrıslı Türklerin de bu 2 sandalye için seçime gitmediğini de biliyor. Dolayısıyla gasp edilmiş 2 sandalye var. Ve bu 2 sandalyeyi tabii ki Kıbrıs’ta bir anlaşma olduğu ve acquis communautaire’in de Kuzey’de şu anda uygulanamadığı bir durum ve bir anlaşmanın da olmadığı bir durum olduğu göz önüne alınırsa, bu 2 sandalyenin de bu anlaşmadan önce Kıbrıslı Türkler tarafından kullanılamayacağını biliyor. Çünkü Rum tarafı şart olarak, 2 sandalyenin kullanılması için Kıbrıslı Türklerin o hakkının ancak Güneyde yerleşip, 6 ay da orada oturma şartıyla oy kullanabileceğini ve aday olabileceğini söylüyor.
Dolayısıyla bunu Kıbrıs Türk halkı da reddediyor. Ve şu anda bu 2 sandalyeyi de yine Rumlar dolduracak. Dolayısıyla Kıbrıs’ta kapsamlı bir çözüme ulaşılmadan ve Avrupa Birliği’ne Kuzey ve Güney’in ortak olarak birlikte, yani oluşacak yeni devletin Avrupa Birliği’ne üyeliği gerçekleşmedikten sonra da bu iki sandalyenin Kıbrıslı Türkler tarafından kullanılması mümkün olmayacak. Ama bu arada bizim talebimiz şuydu: Bu iki sandalyenin boş bırakılması veya Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nde şu anda -ki ben 5 yıldan beridir üyesiyim- sağlanan bir ayrıcalık vardı bize. İki sandalyeyi Kıbrıslı Türklere, Kıbrıs Türk halkı temsilcileri olarak Avrupa Konseyi vermişti. Dolayısıyla Kıbrıs Türk tarafında ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti makamlarınca organize edilecek ki bildiğiniz gibi Birleşmiş Milletler referandumu yasal olarak yapılmış bir Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti var sonuçta, tanınmış, yasal bir referandum ortada. Bu anlamda bu iki sandalyenin de bizim tarafımızdan belli bir seçimle doldurulabileceği yolunda girişimler oldu. Ama bu da kabul görmedi tabii. Dolayısıyla biz bu iki sandalyenin gasp edilmiş 2 sandalye olduğunu söylüyoruz, düşünüyoruz. Ve bunun da Kıbrıslı Türklere ait olduğunu söylüyoruz ama şu anda bu konuyu henüz aşamadık.
SAYIN BAKANIMIZ: Peki son soru diyelim
SORU: Efendim biraz önce, konuşmanızda zamanlamanın çok önemli olduğunu söylemiştiniz. Adadaki barış müzakerelerinin ve bunun çözümü için de 2009 adeta bir “deadline” olarak önümüzde duruyor. 2009’un sonuna kadar adada bir barışın olması ne kadar mümkün olduğunu düşünüyorsunuz. Bir de Hristofyas geçen hafta bir demecinde çözümün ardından Kıbrıs’lı Türkleri adım adım assimile edeceğiz gibi ağır bir söylemde de bulunmuştu. Bu konuda görüşlerinizi almak isterdim?
SAYIN BAKANIMIZIN CEVABI: Şimdi tabii biz, barışın bir an önce -barış öyle bir şeydir ki ekmek gibi, su gibi, geciktiği zaman anlamını yitirir ve ihtiyaç olduğunda da elde edilmesi gereken, hemen elde edilmesi gereken bir şeydir- dolayısıyla barış için dünyanın herhangi bir yerinde bir ihtimal varsa, bir imkan varsa vakit geçirilmemelidir. Hele Kıbrıs gibi çok uzun yıllardır karşılıklı barış gerçekleştirilmesi anlamında ciddi sıkıntılar yaşanmış bir adada biz bunun bir an önce gerçekleşmesini isteriz. Ama barışın gerçekleşmesi dışında, demin söylediğim gibi, sürdürülebilir olması için de barışın objektif ilkelere dayalı olması lazım.
Ben, eğer taraflar iyi niyetli tutumlarını sürdürürlerse ve siyasi kararlılık gösterirlerse, bunun gerçekleşebileceği inancını taşıyorum. Dolayısıyla 2009 sonu gibi bir “deadline” koymak değil. Mümkünse daha da önce gerçekleşebilirse bundan herkesin mutlu olması gerekir. Ama demin söylediğim hususun bir kez daha altını çizmek istiyorum. Barışta tarafların, barış müzakerelerinde, tarafların eşitliği çok önemli. Biz Türkiye olarak, geçmişte benzer birçok sürece –biliyorsunuz- arabuluculuk ettik, yardımcı olmaya çalıştık. Taraflardan herhangi birisi diğer tarafı ikinci statüde görürse, o müzakere, müzakere olma niteliğini kaybeder. Yani taraflar birbirlerini öyle görürlerse yâ da üçüncü taraflar onları öyle, bir tarafı öyle görürse anlamını kaybeder.
Hristofyas’ın bahsettiğiniz demeci bu anlamda hiç yapıcı olmamıştır. Eğer Hristofyas ya da bu müzakereleri yürüten taraflardan birisi müzakelerin eşit tarafı olan Türk tarafını asimile edilmesi gereken, edilgen bir taraf olarak görüyorsa bu barış müzakerelerinin içerikten ve baştaki en temel ilkeden sapmakta olduğunu gösterir. Biz eşit oldukça, taraflar eşit olarak algılandıkça her türlü barış çabasının yanında olacağız, içinde olacağız, arkasında olacağız. Ama Türk tarafını assimile edilmesi gereken bir taraf gibi algılayan bir tutumu da kabullenmemiz mümkün olmadığı gibi, bunu barışçıl çabalar için de iyi niyetli bir girişim, iyi niyetli bir tutum olarak da değerlendirmemiz mümkün değildir. Ümit ederiz ki Sayın Hristofyas da, Kıbrıs Rum Yönetimi yetkilileri de, Sayın Talat’ın gösterdiği iyi niyetli tutuma mukabelede bulunurlar ve bütün taraflar da ilgili taraflara bu ilkesel konuda yapıcı davranmaları konusunda gerekli uyarıları yaparlar.
Sizin söyeleceğiniz…
KONUK BAKAN: Özellikle ben Hristofyas’ın assimile konusuna müsaadenizle bir-iki cümleyle cevap vermek istiyorum. Şimdi tabii ki biz, Kıbrıs’lı Rumların Kıbrıs’ta bir anlaşmaya eşit, Kıbrıslı Türkleri eşit bir taraf olarak görerek, bir anlaşma niyetinde olup olmadığı konusunda henüz emin değiliz. Özellikle yaptığı temaslarını, bulunduğumuz ortak platformlarda görüyoruz ki Kıbrıslı Rumların ve Kıbrıs Rum Yönetiminin temel hedefi Kıbrıs Cumhuriyeti’nin devamı ve Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bazı haklar vererek Kıbrıslı Türklerle anlaşma aradığı yönündedir. Kesinlikle de Kıbrıs Cumhuriyeti’nden vazgeçmeyeceklerini söylüyorlar. Avrupa Birliği üyesidir zaten. Dolayısıyla gelin bazı haklar verelim ve bunun içerisinde yeni bir ortaklık kuralım diyorlar.
Tabii bu asla kabul edilemez ve zannediyorum ki Sayın Hristofyas bu yönde sarf ettiği sözleri de yani -bu Kıbrıs Cumhuriyeti içerisine assimile ederek yeni bir anlaşmaya varabiliriz şeklindeydi söylemi. Dolayısıyla bu asla kabul edilebilecek bir şey değildir Kıbrıslı Türkler tarafından ve Kıbrıs Türk tarafı Kıbrıs’ta bilinmelidir ki eşit ortaktır, eşit taraftır ve bir anlaşmaya varılacaksa bu masadaki iki eşit tarafın ve siyasi eşit iki halkın ancak masada varabilecekleri bir çözümle olacaktır.
Sayın Hristofyas’ın demecinde olduğu gibi bunu başka meslektaşlarım da, Kıbrıslı Rum meslektaşlarım da değişik platformlarda dile getiriyorlar ve Sayın Hristofyas’ın dediği gibi bir yaklaşım ortaya koyuyorlar. Bu yaklaşım ne biz, ne de bu konuda garantör ülke olan Anavatanımız Türkiye tarafından asla kabul görmez. Ve bunun bir şekilde Kıbrıs konusunda kimseyi bir neticeye götüremeyeceğini de buradan söylemek istiyorum. Sayın Hristofyas, bu anlamda dili sürçmüştür demek istiyorum bunu söylerken. Ve bu anlamda da görüşmelerin masada Sayın Cumhurbaşkanımızla Sayın Hristofyas arasında iki eşit tarafın ve iki kurucu ortağın, eşit kurucu ortağın görüşmeleri şeklinde devam edip bir sonuca ulaşmasını da en büyük temennimiz olarak söylemek istiyorum.
SAYIN BAKANIMIZ: Peki, çok teşekkürler arkadaşlar.