SAYIN BAKANIMIZ: Finlandiya Dışişleri Bakanı Sayın Alexander Stubb, değerli basın mensupları. Bugün bizim için özel bir gün, çünkü hem Avrupa Gününü kutluyoruz. Avrupa Gününde de çok özel bir misafirimiz var. Türkiye’yi Avrupa’da, AB forumlarında, bütün uluslararası forumlarda destekleyen çok değerli dost bir ülkenin, değerli Dışişleri Bakanını ağırlıyorum. Bu aynı zamanda, benim de ilk defa bir yabancı misafiri ağırlamam. Dolayısıyla, kendisine bu ziyareti dolayısıyla teşekkür ediyorum. Değerli dostum Alex ile bütün konuları detaylı şekilde gözden geçirdik. Her şeyden önce Türkiye ve Finlandiya kökü tarihin derinliğine giden çok yakın dostluk ilişkisine sahip. İkili ilişkilerimizde herhangi bir sorun olmadığı gibi, her alanda çok yoğun bir işbirliğine sahibiz. Siyasi ilişkilerimiz, üst düzey ziyaretlerimiz, Sayın Cumhurbaşkanımızın geçen sene yaptığı ziyaret ile en üst düzeyde devam ediyor. Siyasi istişarelerimiz düzenli şekilde sürüyor. Ekonomik ilişkilerde 1,5 milyar dolara yaklaşan bir dış ticaret hacmimiz var. 100.000’i aşan Finlandiyalı turist ülkemizi ziyaret ediyor. Çok yakın dostluk ilişkilerimiz var. Kültürel ilişkilerde zaten ortak bir dil ailesine mensup olmak dolayısıyla o yakın ilişki, işte Türkoloji enstitüsünün kurulmasıyla Helsinki’de, daha da güçlenmiş durumda.
Kendilerine görüşmelerimiz esnasında Finlandiya’nın AB üyeliğimize vermiş olduğu destek için teşekkür ettik. Gerçekten eski Başkan Ahtisaari döneminden bu zamana kadar Finlandiya her zaman yanımızda oldu ve bundan sonra da yanımızda olacağından eminiz. Ayrıca, kendisi bir Suriye, Lübnan, Kıbrıs ziyaretinden geliyor. Kıbrıs sorunuyla ilgili görüşlerimizi karşılıklı olarak ele aldık. Ben de bildiğiniz gibi, 2 gün önce Kıbrıs’taydım. Kıbrıs’taki barış sürecine en ciddi desteği veren ülkelerden biridir Finlandiya. Ve bu desteğin daha da artacak şekilde devamında mutabık kaldık. Sayın Talat ile yakın diyalog içinde olmaları konusunda kendilerinin gerçekten çok teşvik edici sözleri var. Bunun için de kendilerine müteşekkiriz.
Bölge sorunları üzerinde istişarelerde bulunduk. Gerek Kafkasya, Doğu Ortaklığı, ortak ilgi alanlarımıza giren konular ele alındı. Ortadoğu bölgesine son derece başarılı bir ziyaret yaptı ve Suriye’ye yaptığı son ziyaretle ilgili intibalarını paylaştık. Bölge sorunları konusunda Suriye, İsrail, Filistin, Lübnan, Irak konusunda görüşlerimizi paylaştık. Şunu çok gururla ve mutlulukla ifade etmek istiyorum ki bütün bu konularda olaylara yaklaşımımız ve takip etmeye çalıştığımız yöntemde tam bir uyum vardır. Bundan sonra da Türkiye-Finlandiya arasındaki ilişkiler en iyi şekilde devam edecek ve birçok uluslararası ve bölgesel konuda da işbirliğimiz sürecek. Kendisine bu ilk ziyareti dolayısıyla tekrar çok teşekkür ediyorum. Bu ilk ziyaretin son ziyaret olmayacağını zaten biliyoruz. Ama daha sık ziyaretlerle de bu ilişkiyi kökleştireceğimize, pekiştireceğimize dair olan inancımı bir kere daha tekrar etmek istiyorum. Hoş geldiniz.
KONUK BAKAN: Çok teşekkür ederim Ahmet Bey. Gerçekten bugün tarihi bir gün benim için de burada bulunmak. Finlandiya Dışişleri Bakanı olarak ilk defa Türkiye’ye ziyarette bulunmak benim için çok güzel gerçekten. Evet, çok faydalı görüşmelerde bulunduk. Ben Kıbrıs’ta Pazartesi günü başladığım bir ziyaret dizisine devam ediyorum. Daha önce Lübnan, Suriye’ye gittim ve şu anda Türkiye’ye geldim. Benim için de gerçekten burada bulunmak; bir Dışişleri Bakanı olarak her zaman AB’ye tam üye olmasına destek verdiğim bir ülkeye gelmek çok büyük bir memnuniyet veriyor. Hem bir akademisyen olarak, hem de AB Parlamentosunda üye olarak desteğimi sürdürdüm. Ve şu anda Finlandiya Dışişleri Bakanı olarak da desteğimi sürdürüyorum. AB, projeler itibariyle devam ediyor. 1950’lerde kömür ve çelik projesiydi, 1960larda gümrüktü, 1970’lerde 1980’lerde iç pazar şeklindeydi bu proje. 1990’larda euro projesi oldu. 2000 yılında artık bir genişleme projesi oldu. Bir sonraki proje, stratejik ve AB’nin geleceği için en büyük proje, Türkiye’nin AB’ye tam üyeliğidir. Ve katılım müzakerelerine katılmış biri olarak biliyorum ki bu görüşmeler hiçbir zaman kolay geçmiyor. Bazen açıp kapattığımız fasılları sayıyoruz. Sadece sayısını. Tabii ki bunlar önemlidir, ama benim temel mesajım çok basittir; reform süreci mutlaka devam etmelidir. Ve bu sürecin sonunda tam AB üyesi olmuş bir ülkeyi ve Türkiye isimli bir ülkeyi göreceğiz diye düşünüyorum.
Bugün yaptığımız görüşmeler Kıbrıs’la ilgiliydi. Gerçekten büyük bir memnuniyetle Başkan Hristofias ile görüştüm ve daha önce de Sayın Talat’la görüşmüştüm. Çok iyimserim ve ümitliyim ki nihayetinde birleşmiş bir Kıbrıs’ı göreceğiz. Ve sanıyorum ki hem Hristofias’ın hem de Talat’ın yapmış olduğu çalışmalar çok büyük öneme sahip. Birçok açıdan onlar aslında kendi hükümetleri tarafından adayı birleştirecek derecede desteğe sahip olan kişiler. Hem ada halkı için, hem AB için, hem de aynı zamanda Türkiye’nin AB’ye üyeliği açısından, birçok açıdan önemli görüşmeler yapıyorlar.
Ahmet Bey, gerçekten sizi ilk ziyaret eden kişi olmaktan Ankara’da çok büyük memnuniyet duyuyorum.
SORU : Sayın ekselansları AB üyeliğine vermiş olduğunuz desteğin, verilen desteğin azaldığını görüyoruz. Acaba kesinlikle tam üyelik hedefinden vaz mı geçeceksiniz, yoksa acaba farklı bir üyelik türü mü değerlendirilecek. Acaba, bu anlamda halk açısından daha mı çekici olacak? Neden AB’ye tam üyeliğe halkın inanması bu kadar zor oluyor?
SAYIN BAKANIMIZ : Baştan beri Türkiye’nin AB ile ilişkilerinde tek bir hedef vardır ve biz bu hedefin gerçekleşmesi için yola çıktık. Tam üyelik dışında herhangi bir alternatif hedefin gündeme dahi getirilmesi hem Türkiye’nin AB ile ilişkilerine verdiği önem bakımından doğru değildir, hem de AB’nin şu ana kadarki süreçte sadık kalması gereken ahitleri açısından, verdiği sözler ve AB’nin kendi süreci açısından bir zorunluluktur. Dolayısıyla, Türkiye için bu hedef, tam üyelik hedefi herhangi bir alternatif söz konusu olmaksızın sürecektir. Ve zaten müzakerelere başlamış -şu ana kadar ki istatistiklere baktığımızda da müzakerelere başlamış- hiçbir üye yok ki müzakeresi yarım kalmış veya kendisine alternatif bir üyelik teklif edilmiş olsun. Türkiye, daha önceki üyelik müzakereleri nasıl yürümüşse aynı şekilde hiçbir ayrıcalığa sahip olmadan, ama hiçbir ikinci sınıf tutuma da muhatap olmadan sürdürmek niyetindedir. Ve ümit ediyoruz ki bu rüya Alex’in çok güçlü bir şekilde vurguladığı gibi, Türkiye’nin AB ile tam üyelik müzakerelerinin başarıya ulaşması ve tam entegrasyona yönelik hedef en kısa zamanda gerçekleşecektir.
KONUK BAKAN: Bir dakikanızı alabilir miyim? Biraz önce Ahmet Davutoğlu’nun bahsetmiş olduğu bir şeyi tekrar söylemek istiyorum. Ben London School of Economics’de entegrasyonun zorlukları konusunda doktoramı yaptım. Yani, yeni üyelerin katılımı veya bunun getirdiği zorluklar konusunda. Aslında benim görüşüme göre şu çok açık. Eğer bir Avrupa ülkesi aynen AB antlaşmasında yazdığı üzere gerekli koşulları karşılarsa. Yani, müktesebatın bu 90 bin sayfalık koşullarını karşılarsa, bu ülkenin kesinlikle AB üyesi olması gerekir. Bazıları imtiyazlı ortaklıktan bahsediyor. Ama burada üye olmayarak, böyle bir imtiyazlı ortaklığın bir faydası olacağını düşünmüyorum. Dolayısıyla AB bir taahhütte bulunmuştur ve bu taahhüt de Türkiye’nin AB’ye tam üye olmasıdır. Siz nasıl düşünüyorsunuz bilemiyorum, ama ben gerçekten çok güçlü bir şekilde şunu düşünüyorum. AB’nin vermiş olduğu taahhüt Türkiye’nin tam üye olmasıdır; ben bunu destekliyorum.
SORU : Benim sorum konuk bakana olacak. Avrupa Adalet Divanı’nın bir kararı vardı. Hizmet amaçlı AB üyelerine ziyaret düzenlendiği zaman vize uygulanamayacağı yönünde Alman mahkemesine bir tavsiyede bulundu. Acaba Finlandiya hükümeti olarak sizin Türkiye’den vizesiz giriş konusunda herhangi bir çalışmanız var mı?
KONUK BAKAN : Aslında hayır, yok, yani bu konuda bir çalışmamız yok. Ama şöyle bir şey söyleyebilirim, genel olarak vizelerle ilgili olarak. Avrupa Günü’nün de yaklaştığı bu günlerde bence AB içerisinde yapmış olduğumuz işin temeli aslında özgürlüklerin uygulanmasıdır. Hem insanların, hem paranın serbest dolaşımından bahsediyoruz. En nihayetinde tabii ki herkesin serbest dolaşımı eğer amaçsa, o zaman vize uygulamasının kaldırılması amacına yönelik olarak tüm AB ülkelerinde çalışmamız lazım. Ama biz, bir iç pazar olarak çalışıyoruz ve Schengen uygulamamız da var. Bu anlamda tabii ki bu alanda çalışmamız var. Maalesef elimde Türkiye’den Finlandiya’ya gelen işadamları konusunda bir rakam yok. Ama inanın bana, ne kadar çok işadamı gelirse o kadar memnun olurum.
SORU : Türkiye’nin reform sürecinin hızla ve zorunlu bir şekilde sürdürülmesini istediniz. Reformların sürdürülmesini istiyorsunuz. Özel bir beklentiniz var mı? Bunu biraz açar mısınız? Türkiye 301’de bir değişiklik yaptı. Türk Ceza Kanunu’nun 301. maddesinde. İşkenceyle, kötü muameleyle mücadele konusunda çok ciddi adımlar attı. Artık biz, bu beklentinin özelleştirilmesini istiyoruz. Şunun olmasını istiyoruz diyebiliyor musunuz? Yoksa bu genel bir ifade midir?
KONUK BAKAN : Nihayetinde karar veren kişi, yani üyelik koşullarının yerine getirilip getirilmediğine karar veren Avrupa Komisyonu’dur ve aynı zamanda tabii ki en nihayetinde 21 veya o zaman belki 28-29 AB üye ülkesi olacaktır. Benim Türkiye’deki reform süreci ile ilgili görüşüm, mesela Türk Ceza Kanununu veya 301. madde ile ilgili görüşlerim şu şekilde. Aslında önceki 50 yıl boyunca yapılanlardan çok daha fazla şey son 4 yıl içerisinde yapıldı. Tabii ki halen yapılması gereken reformlar vardır. Zaten sürecin niteliği itibariyle bunların yapılması gerekir. Ben, mesela AB ile müzakere ederken şöyle düşünün: AB Finlandiya’ya katılmıyor, Finlandiya AB’ye katılıyor. Ve zaten müzakereler yapılırken bunların düşünülmesi lazım. Tabii ki bazı anayasal reformlar yapılacaktır. Her zaman tabii ki medya özgürlüğü veya temel hak ve özgürlükler konusunda görüşmeler, tartışmalar olacaktır. Ama bunlar zaten bir sürecin parçasıdır. Ve bütün AB’ye katılan ülkeler bu süreçten geçmiştir. Biz de aynı şekilde bu süreçten geçtik. Ben, üyelik müzakerelerimizi yaparken şöyle düşünürdüm. Komisyon, bizim düşmanımız mı; niye bütün bu değişiklikleri yapmaya zorluyorlar bizi diye düşünürdüm. Bunun nedeni şu. Çünkü AB’nin bağlı bulunduğu hukuku uygulamaya çalışıyorlar. Tabii ki üye ülkesi de size yardımcı olur bu anlamda. Ama tabii ki bu süreç, uzun süren bir süreçtir, sizi zorlayan durumları vardır, ama inanın bana nihayetinde bunların hepsine değer diyebilirim.
SORU: Efendim Sayın konuk Bakanın da ilgisini çekebileceğini tahmin ediyorum sorunun. Dün Sayın Cumhurbaşkanıyla birlikte Prag’daydınız ve orada iki liderin önemli görüşmesi oldu. İlham Aliyev ile Serj Sarkisyan’ın. Siz de bu görüşme ile ilgili olarak birtakım temaslarda bulundunuz, sanırım bilgi edindiniz. En azından iki liderin anlaşmak üzere vermiş oldukları prensipteki anlaşmanın detaylarını bizimle paylaşabilir misiniz siz? Herhangi bir bilgi var mı elinizde?
SAYIN BAKANIMIZ : Tabii bu detayları paylaşmak mümkün değil, ancak her iki liderle de Sayın Cumhurbaşkanımız ayrı ayrı görüşmüşlerdir. Biz, her şeyden önce iki liderin Prag’da yapmış olduğu görüşmede sağlanan ilerlemeyi büyük bir memnuniyetle karşıladığımızı ifade etmek istiyoruz. Önemli olan bölgeye barış, istikrar ve huzurun gelmesidir. Burada çok uzun bir süreç olabilir. Önemli olan, yöntemde ve gündemde bu sürecin işlemesiyle ilgili belli bir anlaşmaya ulaşılmış olmasıdır. Bundan sonra gerek bölgedeki ülkelerin, tarafların ve bölgedeki diğer ülkelerin, gerek Minsk grubunun, gerekse uluslararası toplumun donmuş bir sorunu açma çabasında güzel bir örnek oluşturması bakımından Karabağ sorununun en kısa zamanda çözümüne gerekli desteğin verilmesini teşvik etmek gerekir.
Türkiye olarak biz her zaman Karabağ sorununun uluslararası hukuk çerçevesinde ve Azerbaycan’ın toprak bütünlüğü ilkesi içinde çözümünden yanayız. Böyle bir çözüm hem Kafkaslara huzur getirecektir, hem de diğer donmuş bunalımların aşılmasına iyi bir model olmak suretiyle ciddi katkılarda bulunacaktır. Dün katedilen mesafe, belki tümüyle problemlerin çözümü anlamında değil, ama problemlerin çözümüne ciddi bir başlangıç anlamında önemli bir mesafe olarak telakki edilmelidir. Ve bütün taraflarca da desteklenmektedir.
KONUK BAKAN : İzninizle ben de bir şeyler söylemek istiyorum. Ben de geçen sene sonu yapılan toplantının başkanlığını yapmıştım ve bu anlamda donmuş süreçlerle ilgili olarak iki konu gözlerimizin önünde, Ağustos ayında bir şekilde Gürcistan’da buzları çözüldü diyebiliriz. Ama işte Türkiye’nin bu anlamda yaptıkları, Türkiye’nin bölgede özellikle de Karabağ konusunda yaşanan sorunların çözümü anlamında arabuluculuk görevini tekrar gösteriyor. Bu anlamda gerçekleştirilen, Ermenistan’la yapılan işbirliğinin daha da iyileştirilmesidir Sadece bu konudan bahsetmiyorum. Bölge açısından çok önemlidir. Rusya’nın yaptıkları, yani Rusya’nın bu çatışmadaki koruma anlamında yaptıkları ve Minsk grubunun yaptıkları çok önemlidir. Şimdi donmuş dört adet sorunu düşünecek olursak bence bunların arasında çözüme en yakın olanı dağlık Karabağ bölgesindeki sorundur. Bu anlamda tabii ki Türkiye’nin ve Rusya’nın yaptıkları, bölgede yaptıkları büyük önem taşımaktadır.
Yine söylüyorum stratejik öneme sahiptir Türkiye, AB üyeliği açısından.
SORU: Ermenistan’la Azerbaycan arasında kat edilen bu mesafe Türkiye ile Ermenistan arasındaki süreci nasıl etkileyecek buna da açıklık getirirseniz?
SAYIN BAKANIMIZ: Şimdi arkadaşlar, bizim bölgesel sorunlara bakışımızda oturmuş birkaç perspektifimiz var. Gerek Ortadoğu, gerek Balkanlar, gerek Kafkaslar’da biz, olayların tek tek ele alınması dışında bölgenin bir bütün olarak da belli bir istikrar, refah ve güvenlik havzası haline dönüşmesine büyük önem veriyoruz. Bu görüşümüzü Ortadoğu’da da savunmuştuk. Kafkaslar’da da aynı görüşü savunmuştuk. Bir bölge bütünüyle, eğer belli bir vizyon çerçevesinde sağlam zeminde güvenlik, barış ve istikrar alanı haline gelirse, diğer problemleri çözmede kolaylıklar sağlar. Donmuş krizler her zaman, donmuş statükolar çok büyük riskleri barındırırlar. Geçen sene biz, Gürcistan olaylarında da bunu çok yakından gördük. Her an bu donmuş krizlerden büyük bölgesel ve küresel krizler çıkabilir. O zaman bütün tarafların, bütün donmuş problemlerle ilgili olarak takip etmesi gereken yöntem bunların barışçıl yollarla, müzakerelerle, bıkmadan, usanmadan, zorluklarla karşılaşıldığında geri adım atmadan bu müzakereleri sürdürerek nihai vizyona ulaşmaktır. Nihai vizyon bütün bölgenin istikrarı, barışı ve güvenliğidir. Bizim zaten uzun senelerdir takip ettiğimiz komşu ülkelerle sıfır problem ilkesi etrafında bir politikamız var. Bunu en samimi şekilde sürdürmeye kararlıyız.
Yine senelerdir takip edilen çevre bölgelerde belli bir düzen, güvenlik ve refah anlayışımız var ki bu gelişmelerin hepsi birbirini destekleyen gelişmelerdir. Bunlar birbirine negatif etki yapan gelişmeler değildir. Her iki alanda kat edilen gelişmeler pozitif bir ilişkiyle birbirlerine irtibatlıdır.
Hiçbir zaman bunlar arasında negatif irtibat kurmamak gerekir ve hiçbir müzakereyi hiçbir gerekçeyle de kesmemek icap eder. Bütün bu problemler, bu bölge hepimizin bölgesidir. Bu bölgelerin nihai kaderi de bizlerin elindedir. Bu kaderi hayata geçirmek, bu iradeyi göstermekle olur. Biz dünkü gelişmelerden, yapıcı ve iyi niyetli sürdürülen Azeri-Ermeni görüşmelerinden çok memnunuz. Bundan sonra da bütün diğer alanlardaki müzakereleri aynı inanç ve samimiyetle sürdürmeye devam edeceğiz.
SORU: Yarınki Amerika seyahatiyle ilgili bilgi verecek misiniz acaba?
SAYIN BAKANIMIZ : Yarın BM Güvenlik Konseyi’nin Ortadoğu Özel Oturumu için New York’a hareket edeceğim. Bildiğiniz gibi, bu sene başından itibaren Türkiye BM Güvenlik Konseyi üyesidir ve BM Güvenlik Konseyi’nde olan hemen hemen her madde Türkiye’nin doğrudan ilgilendiği, doğrudan içinde olduğu, yönlendirdiği konulardan oluşmaktadır. Yarın, önümüzdeki günlerde, BM Güvenlik Konseyinde konuşulacak konu da Ortadoğu’yla ilgili özel oturumdur. Rusya tarafından dönem başkanı olarak organize edilmiştir. Burada Ortadoğu konusunda geldiğimiz son noktayı BM Güvenlik Konseyinde tartışma imkânı bulacağız. Türkiye’nin görüşlerini orada aktaracağız. Görüşlerimizi, tecrübelerimizi, birikimlerimizi aktaracağız, ayrıca bu vesile ile birçok meslektaşımla ilk defa tanışma ve daha detaylı olarak görüşme imkânına sahip olacağız. Tabii bu meslektaşların çoğuyla daha önce başka kapasitelerle görüşmüştük, ama bu kez sadece Ortadoğu değil, diğer konuları da başta Sayın Lavrov olmak üzere, Sayın Miliband ve zirveye katılacak olan diğer Dışişleri Bakanları ile ele alma imkânına sahip olacağız.
Teşekkürler.