Sayın Bakanımızın Estonya Dışişleri Bakanı Urmas Paet İle Ortak Basın Toplantısı, Ankara, 18 Aralık 2009
SAYIN BAKANIMIZ: Değerli basın mensupları, ülkemizi ziyaret eden dost ve kardeş Estonya Dışişleri Bakanı Urmas Paet ve heyeti ile çok kapsamlı görüşmelerde bulunduk. Onları Ankara’da görmekten büyük bir mutluluk duyuyoruz. Ben dost ve kardeş derken, her açıdan kastettim. Çünkü Türkiye-Estonya ilişkileri çok köklü bir dostluğa dayanıyor. Türkiye Estonya’nın 1918 yılındaki bağımsızlığını ilk tanıyan ülkelerindendir ve Estonya’nın bağımsızlığına verdiği önemi, o dönemde, Estonya’nın soğuk savaş sonrasındaki bağımsızlığı gerçekleşene kadar, hep vurgulayagelmiştir. Bu yaklaşım bundan sonra de sürmeye devam edecek. Estonya’nın istikrarlı, güçlü bir devlet olarak mevcudiyeti bizim için Avrupa’nın güvenliği, Baltıkların güvenliği açısından ve tarihi bağlar açısından büyük bir önem taşıyor.
Onun içindir ki, Estonya’nın Avrupa Birliği ve NATO süreçlerine, Trans-Atlantik kurumlarına entegrasyonuna Türkiye ciddi destek vermiştir. Özellikle NATO’da. Kardeş, akraba derken de, Estonya’nın, Eston halkının Türkiye ile dil bağı itibariyle çok köklü tarihi bağlara sahip olmasını kastediyorum.
Türkiye-Estonya ilişkileri, bu perspektiften bakıldığında, hiçbir sorun içermeyen, her zaman yakın işbirliği halinde seyreden ilişkiler oldu. Biz de bugün bunları gözden geçirdik. İkili ilişkilerimizi, AB ve Kıbrıs konularını kapsamlı şekilde ele aldık. Bölgesel konulara da değindik. İkili ilişkiler bağlamında siyasi ilişkilerimiz mükemmel seyrediyor. 2008 yılında karşılıklı Dışişleri Bakanı, Başbakan, Cumhurbaşkanı ziyaretleri oldu. 2009 yılında da yine değerli dostum Urmas Türkiye’ye Medeniyetler İttifakı çerçevesinde geldi. Şimdi ikinci ziyareti. Ben de en kısa zamanda Estonya’ya mukabil bir ziyarette bulunmayı planlıyorum. Önümüzdeki yıl içinde yapılabilecek ziyaretleri de gözden geçirdik.
Uluslararası alanda, uluslararası adaylıklar konusunda da karşılıklı desteklerimiz mevcut. Ekonomik ilişkilerimiz iyi seyrediyor. 500 milyon Dolara yaklaşan ticaret hacmimiz var. Bu daha da artacak. Bunun artması ve aramızdaki turizmin artması için hava bağlantısı önem taşıyor. Bugün yaptığımız görüşmelerde, THY’nın önümüzdeki yılın ilk yarısında doğrudan seferlere başlamasını temin etme konusunda anlaştık. Bunun için gerekli çaba, gerekli gayret gösterilecek.
Kültürel ilişkilerimiz çok iyi seyrediyor. Estonya’nın iki üniversitesinde Türkçe dili eğitimi yapılıyor. Ayrıca öğrenci değişimi var. Yine Avrupa Kültür Başkenti olarak İstanbul 2010’da, Talin 2011’de bu Avrupa Kültür başkenti faaliyetlerinde bulunacak. İstanbul ile Talin arasında bu anlamda işbirliğinin de sürdürülmesine karar verdik.
Ayrıca, vize kolaylıklarının daha da artması için görüşmelerde bulunduk. Biz Estonya’dan gelen turistlere zaten vize uygulamıyoruz. Estonya’nın da resmi pasaportlara gösterdiği kolaylığı ve Schengen sistemi içerisinde bundan sonra diğer pasaportlara daha başka ne tür kolaylıklar gösterebileceği konusunu ele aldık. Ciddi ilerlemeler sağlanacağını ümit ediyoruz.
AB konusunu yine kapsamlı şekilde ele aldık. Estonya bize AB’nde ciddi destek sağlayan ülkelerin başında geliyor. Ben son AB toplantılarında, Zirvesi’nde GİDİK’te olan gelişmeler konusunda kendisinden bilgi aldım. Biz de AB’nin Türkiye için stratejik bir hedef olduğu, bu stratejik hedefin önündeki engellerin maalesef objektif engeller değil, tamamıyla subjektif engeller niteliği taşıdığı hususunu kendileriyle paylaştık. Özellikle de Kıbrıs konusunu ele aldık ve son AB kararlarına yansıyan bazı unsurların Türkiye’yi ne kadar rahatsız ettiğini bir kez daha kendisiyle paylaşma imkânı buldum. Çünkü Kıbrıs’ta müzakereler sürerken ve bu müzakerelerde ilerleme kaydedilmesi için AB’nin elinden geleni yapması gerekirken ve yine Kıbrıs Türk toplumuna, KKTC’ye yönelik taahhütlerini yerine getirmesi gerekirken, baskıların yine Kıbrıs’taki Türk toplumuna, KKTC’ye ve Türkiye’ye yönelik bir görüntü vermesi doğru bir gelişme olmamıştır. Bunları kendisi ile paylaştık. Ama her ne suretle olursa olsun, Türkiye’nin AB konusundaki kararlılığı devam edecek. Türkiye’nin yine Kıbrıs’ta kalıcı ve kapsamlı bir çözüm bulma çabaları da sürecek. Değerli dostum da bu konuda bize her zaman destek olacakları görüşünü dile getirdi. Biz Estonya’nın AB içinde Türkiye’ye verdiği destekten son derece memnunuz. Aslına bakarsanız AB üyelerinin çoğu Türkiye’ye bu anlamda destek vermektedir. Ümit ederiz ki bu konuda şu ana kadar beklediğimiz objektif tutumu göstermeyen ülkeler de zamanla yaptıkları stratejik hatanın farkına varırlar.
Ayrıca Kafkasya’daki gelişmeleri ele aldık. Bundan sonraki yemek kısmında da yine bölgesel konuları görüşmeye devam edeceğiz. Ben tekrar değerli dostuma hoş geldiniz diyorum. Ve Türk-Estonya dostluğunun ebediyete kadar sürecek güçlü bir dostluk olduğunu bir kere daha huzurlarınızda teyit etmek istiyorum.
KONUK BAKAN : Evet teşekkür ediyorum ve günaydın demek istiyorum. Hanımefendiler, Beyefendiler ben bugün Ankara’ya, Türkiye’ye gerçekleştirdiğim ziyaretten dolayı ne kadar memnun olduğumu dile getirmek istiyorum. Sayın Bakanın Türkiye-Estonya ilişkileri açısından söylediklerine yüzde 300 katıldığımı söyleyebilirim. Bizler Estonya ve Estonyalılar olarak Türkiye’nin her zaman son derecek açık ve net bir şekilde Estonya lehine takındığı tavırlara minnettarız. Sovyetler Birliği işgaline çok net bir şekilde karşı durmuştu. Daha sonraki yıllarda Estonya’nın NATO üyeliğine çok acık bir destek verdi destek verdi. Bunun da ötesinde Türkiye, Baltık devletlerinin hava sahasının korunmasına destek veren NATO üyesi ülkeler arasında ilk sıralarda yeralmıştır. Akdeniz kıyısından bu operasyona destek veren ilk ülke olmuştur. Türk askeri uçakları, kadın pilotlarıyla, hava sahamızın korunmasına katkı sağlamıştır. Buna da müteşekkiriz.
Yine Sayın Bakanın dile getirmiş olduğu, İstanbul ile Talin arasında, ümit ediyoruz ki ilkbahar mevsiminde başlayacak olan doğrudan seferlerin çok önemli olduğunu düşünüyoruz.
Evet, 2010’da İstanbul, sizin de bildiğiniz gibi, Avrupa kültür başkenti olacak. 2011 yılında da Talin Avrupa kültür başkenti olacak. Bu sebepten dolayı ortak çalışma yürütebileceğimiz pek çok proje olduğunu düşünüyoruz. Böylelikle Talin 2010’da İstanbul’da, Türkiye ise 2011’de Estonya’da daha görünür hale gelecektir. Görünürlükleri artacaktır.
Ticari ve ekonomik ilişkilerimize bakacak olursak, geçtiğimiz yıllar içerisinde son derece olumlu gelişmeler kaydedilmiştir. Aynı şekilde son dönemde sizin meşhur tatlı şirketlerinizden bir tanesi, Güllüoğlu, Estonya’da bir temsilcilik açtı. Estonya üzerinden Baltık ülkeleri ve İskandinav ülkelerini de kapsayacak şekilde faaliyetlerine yönetmeye başladılar. Ve ümit ediyoruz ki Güllüoğlu’nu diğer şirketlerde takip edecektir.
Vize meselesi, 1990’ların başındaki tecrübelerimizden biliyoruz, insanlar için güç ve hatta bazen, Konsoloslukların önünde sıra beklemek bağlamında küçük düşürücü olabiliyor. Bu bağlamda 2008 yılında Türkiye’nin Estonya vatandaşlarından Türkiye’ye girişlerinde artık vize istememe kararı aldığında ne kadar memnun olduğumuzu hatırlıyorum. Diplomatik ve Hizmet pasaportlarında biz de aynı kararı aldık. Bütün geri kalan meseleler de Schengen çerçevesinde alındığı için Schengen ülkelerinin ortak kararını gerektiriyor. Ama biz gelecekte daha fazla uzun vadeli ve çok girişli vize verme konusunda Türk halkına yardımcı olmak üzere planlarımızı yapıyoruz. Böylelikle Estonya’yı daha sık ziyaret edeceklerini de ümit ediyoruz. Hem öğrencilerin hem işadamlarının. Ama tabii Türkiye, AB’ne aday üye olarak, vize sisteminin serbestleştirilmesi konusunda daha sağlam adımlar atacaktır diye de ümit ediyoruz. Çünkü zaten AB’ye adaylık süreci doğal olarak daha yakın ilişkileri gerekli kılmaktadır.
AB’ne üyeliğinizle ilgili görüşmeler bağlamında, ümit ediyoruz ki 21 Aralık itibariyle ilave bir fasıl açılıyor Çevre ile ilgili. Ümit ediyorum ki bunlar katlanarak artacaktır. Başarıyla devam edilecektir. Çevre önemli bir konu. Türkiye için de bir önemli bir konu. Bu faslın açılmış olmasından dolayı sizi tebrik ediyorum. Estonya her zaman AB’nin genişlemesi taraftarı olan bir ülke olmuştur ve prensipte de gayet iyi bilenen kriterlere uyan bütün Avrupa ülkelerinin AB’ne üye olmaları yolundaki anlayışımızı çok net bir şekilde her seferinde dile getiriyoruz. Türkiye de müzakerelerin tamamlayıp bütün AB kriterlerini yerine getirdiği takdirde, hiç tartışmasız bir şekilde üyelik hakkını elde etmelidir.
Görüşmelerimiz içerisinde de dile getirdiğimiz gibi, Kıbrıs meselesine dair olumlu neticelerin en kısa zamanda alınabilmesini arzu ediyoruz ve Türkiye’nin diğer fasıllarda da görüşmelere en kısa zamanda başlayabilmesini arzu ediyoruz.
Özellikle, geçtiğimiz ay ve geçtiğimiz yıllar içerisinde Ermenistan’la ilişkilerin normalleştirilme çabasının son derece önemli adımlar olduğunu düşünüyorum. Aynı şekilde Türkiye’nin Ortadoğu’daki siyasi ortamı düzeltmek adına, Suriye, İsrail ve tüm diğer ülkeler bağlamında sarfetttiği çabaların çok önemli olduğunu da düşünüyorum. Bütün bunların çok doğru bir ivme yarattığını ve böyle bir atmosfer içerisinde Kıbrıs meselesinin de son derece olumlu bir şekilde neticelenebileceğine dair inancımı tekrar etmek istiyorum.
Şunu da söylemem lazım, sevgili meslektaşıma içten davetimizi dile getirdik ama onun da ötesinde bütün gelmek isteyen herkese Estonya’nın kapılarının açık olduğunu da söylemek istiyorum. Yaz tatili bütün Estonyalılar için çok çok önemlidir ve sizin sağladığınız vize serbestisi, Estonyalıların seyahat güzergahlarını Türkiye olarak belirlemelerine çok yardımcı oldu. Tam rakamlardan haberdar olmasam da, çok da büyük bir ülke olmayan Estonya’dan geçtiğimiz yaz ve önceki yazlarda aşağı yukarı 40.000 turist Türkiye’yi ziyaret etti. Ümit ediyorum ki bu olumlu havayı muhafaza edebilir ve gittikçe artan sayıda Estonyalıyı Türkiye’ye çekebiliriz. Bu tabii her iki tarafın birbirini daha fazla tanıması anlamına geliyor. Daha fazla Türk’ün de Estonya’ya geldiğini görmek istiyoruz. Eksi 20 derecede karlar ve buzlar altındaki şehirleri görmek de ilginç olabilir aslında. Sizin Sayın Büyükelçinizin söylemiş olduğu gibi, gerçekten buzlar altında bir güzellik Estonya’daki de.
SORU : Efendim konuşmanızda da belirttiniz Türkiye’nin AB üyeliği konusunda stratejik bir hedefi var ve önünde siyasi engel olmayan dört başlıktan bir tanesi de Sosyal Politika ve İstihdam. Bu çerçevede Parlamento’da Sendikalar Yasası gündemde uzun süredir. Dün Polis’in Tekel işçilerine orantısız güç kullanımı söz konusu oldu. Türkiye’de giderek artan demokratik haklar gibi bir resim çizilmeye çalışırken, dünkü görüntüler bu tablonun neresine oturuyor? Sizin yorumunuz nedir bu konuda?
SAYIN BAKANIMIZIN CEVABI : Türkiye demokratik bir ülke. Aynı zamanda bir hukuk devleti. Türkiye’de belli politikalardan hoşnutsuzluk söz konusu olduğunda, bu hoşnutsuzluğun demokratik haklar kapsamında nasıl dile getirileceğinin kuralları bellidir. Bu da, herhangi bir diğer demokratik ülkede olduğu gibi, izinli gösteriler mitingler protestolar şeklinde yapılabilir. İzinli gösteri konusunda, izinli yerlerde izinli gösteri konusunda herhangi bir kısıtlama olursa tabii ki bu demokratik haklara aykırı olur. Ama bu gösteri yapma özgürlüğü, herhangi bir yerde, herhangi bir zamanda, gece ve gündüz demeksizin, sınır tanımaksızın kullanılmaya kalkışılırsa, bu sefer de kamu düzeni sarsılmaya başlar. Dünkü gelişmeler tabii ki bizim görmek istemediğimiz tablolardır. Bunun için her zaman Türkiye’de hukuk devletine uygun, demokratik hakların hukuk devleti çerçevesinde kullanıldığı bir yaklaşımın benimsenmesi lazım. Ancak dünkü gösterilerde, sadece dün olmamıştır biliyorsunuz, iki-üç gündür süregiden, gece yarılarına kadar devam eden, Türkiye’deki kurallara göre de bu anlamda gece gösterilerine bütün demokratik ülkelerde olduğu gibi getirilen sınırlar var; bu konuda gösterilen bir sabır sözkonusu olmuştur. Ancak dün istenmeyen, tasvip edilmeyen gelişmeler de olmuştur. Ama bu sadece güvenlik güçlerinin tavırlarında göz önüne alınmamalı. Demokratik haklar hukuk devleti ilkeleri çerçevesinde kullanılmalı ve bu çerçevede kullanıldığında süreklilik arzedebilir. O bakımdan biz Türkiye’de en üst demokratik standartlara, kamu düzenini bozmamak üzere, ulaşılmasını temel ilke olarak benimsiyoruz. Bu gelişmenin bu çerçevede, demokratik yapımızda hukuk devleti esaslarına uygun bir şekilde ele alınması gerektiğini düşünüyoruz.
SORU : Uluslararası basında ABD’nin yeni yılda İran’la ilgili yaptırımlarda bulunacağı söyleniyor. Bu durum karşısında Türkiye’nin tutumu ne olacak acaba?
SAYIN BAKANIMIZIN CEVABI : Şimdi biz defaatle İran konusundaki tutumumuzu izah ettik. Biz bu krizin diplomatik yollarla aşılması gerektiğine inanıyoruz. Sayın Başbakanımızın Vaşington ziyaretinde de bu konu ele alınmıştır. Önceki gün Sayın Başbakanımız Sayın Ahmedinejad’la da bir görüşme yaptılar. Vaşington intibalarımızı İran tarafıyla da paylaştık. Bildiğiniz gibi son 3-4 ay içinde Türkiye yoğun diplomatik çaba sarf ediyor. Bu diplomatik çabalarda bizim hedefimiz herhangi bir başka yola tevessül edilmeksizin, bu krizin diplomatik yolla aşılmasıdır. Bu yöndeki çabalarımızı da sürdüreceğiz. Ümit ederiz ki bir netice hasıl olur ve İran’ın barışçıl nükleer enerji elde etme hakkını gözeten, ancak nükleer silahlanmaya, herhangi bir şekilde, kimin elinde olursa olsun izin vermeyen bir düzenleme gerçekleşir ve bölgemiz de, dünya da bu anlamda huzura kavuşur.
SORU : Benim iki sorum olacak. Biri konuk Bakana. Estonya’nın karbon emisyonları kotaları ile ilgili bir plan sunması gerektiği yönünde Avrupa Komisyonu’ndan bir çağrı geldi. Acaba bununla ilgili bir takvim belli mi? Size de efendim şunu sormak istiyorum. NATO Genel Sekreter Yardımcılığı’na bir Türkün getirilmesi konusunda son zamanlarda temasların arttığı ve Hüseyin Diriöz’ün bu mevkiye getirilmesinin planlandığı yönünde bazı haberler var. Acaba bu alanlarda gelişmelerle ilgili bize bir bilgi verir misiniz?
KONUK BAKANIN CEVABI : Sorunuz için çok teşekkür ediyorum. Hepimiz Kopenhag İklim Konferansı’ndan iyi neticeler çıkmasını arzu ediyoruz. Bu Konferans öncesinde AB pozisyonunu da belirledi. Bu bütün üye ülkeleri kapsayan bir karbon emisyon planıydı. Sorunuzun kısa cevabı evet olacaktır. Estonya’da bizim karbon emisyonlarımızı düşürmek adına somut planlarımız var. Böylelikle AB içerisindeki taahhüdümüzü yerine getirmiş oluyoruz. Ama onun ötesinde, AB’nin de ötesinde, küresel sorumluluğumuzu da yerine getirmiş oluyoruz. Çünkü sizin de bildiğiniz gibi, Kopenhag toplantısının neticesinde ulusulararası camia son derece somut hedefler belirleyecektir. Genel siyasi taahhütlerin ötesinde, her ülke için somut hedeflerin de konması ve bu hedeflerin tutturulması gerekiyor. Bizim ekonomimiz karbon emisyonu açısından çok büyük değişiklikleri zaten 1990’larda yaşamıştır. Sanayimizde bir yeniden yapılanma gerçekleştirdik ve bu devam edecek. Daha çevre dostu teknolojilerin kullanılmasına geçişle devam ettirilecek. Dolayısıyla evet bu planları uyguluyoruz ve böylelikle emisyon düzeyleri düşecek.
SAYIN BAKANIMIZIN CEVABI : İlkesel olarak şunu öncelikle vurgulamak istiyorum. Hükümetimizin, Dışişleri Bakanlığımızın istikrarlı olarak sürdürdüğü bir politika var. Bunun sonuçlarını da hepiniz her zaman görüyorsunuz. Bu politika şudur; Türkiye üyesi olduğu ve tarafı olduğu bütün uluslararası örgütlerde etkin görevler üstlenme konusunda kararlıdır. 10 sene 20 sene öncesiyle kıyas edildiğinde, son dönemde, son 5-6 yıl içinde, çok önemli uluslararası kuruluşlarda son derece etkin görevler aldık. Bunu hepiniz takip ediyorsunuz. İKÖ Genel Sekreterliği, NATO sivil yönetiminin başında bir Türk’ün bulunması, UNDP Başkanlığı, yakın zamanda Kimyasal Silahların Önlenmesi Örgütü’nde bir Büyükelçimizin Genel Direktör olarak görev alması, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nin başına bir diplomatımızın, Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun gelmesi vs. bunları takip ederseniz, bunun noktasal bir hedef değil bir strateji olduğunu görürsünüz.
Türkiye bütün uluslararası örgütlerde, hem ülke olarak üyeliklerini artıracaktır, BM Güvenlik Konseyi’nde olduğu gibi, veya diğer yapılarda; işte birkaç gün önce Türk-Arap Forumu’nu tertip ettik Arap Birliği ile. Şimdi Meksika ziyaretinde Sayın Başbakanımız Latin Amerika Zirvesi’ne davet edildi. Ben, Yeni Zelanda Dışişleri Bakanı’yla NATO Zirvesi marjında yaptığımız görüşmelerde Pasifik Adaları Forumu’na katılmak istediğimi söyledim. Katılacağız da. ASEAN ile ortaklık çabalarımız sürüyor.
Türkiye üye olmadığı bütün bu kuruluşlarda bu kadar aktif görev üstlenirken, en fazla katkıda bulunduğu ve Soğuk Savaş döneminde de büyük sorumluluklar üstlendiği NATO’da, uzun yıllardır çok önemli bir üst düzey görev almamış olması bizim için bir çelişkidir. Bu sebeple bu temaslarımız yoğun bir şekilde sürdü. Son dönemde askeri temsilimizde, özellikle son NATO Zirvesi sonrasında bir iyileşme sözkonusu oldu. Bu NATO Zirvesinde de görüşülmüş konulardı. Askeri alanda sağlanan iyileşme dışında, istiyoruz ki Türkiye, NATO’nun yönetiminde de aktif olarak rol alsın. Ama bunun ne zaman, hangi yolla gerçekleşeceği bu çabalar içinde belli olacak. Yani Türkiye hemen şu anda var olan bir Genel Sekreter Yardımcılığı’nı mı üstlenir, yoksa kurulacak yeni bir Genel Sekreter Yardımcılığı’nı mı üstlenir, başka hangi etkin görevler alabilir? Bunların hepsinin önü açıktır. Çabalarımız bu doğrultuda. Türkiye hemen yarın bir post alacak gibi bir değerlendirme doğru değil ama hedefimiz bu doğrultuda. Çalışmalarımız da bu yönde devam ediyor.
SORU : Sayın Bakanımız siz özellikle konuşmanızın başında AB üyelik müzakere sürecinde Kıbrıs konusunda biraz serzenişte bulundunuz açıkçası. AB’nin Kıbrıs konusunda elinde geleni yapması gerekirken, bir baskının hala devam ettiğini dile getirdiniz. Peki hem biz Kıbrıs konusundaki tutumumuzu sürdürmekte kararlıyız, hem de AB konusunda kararlıyız, ki bu yönde açıklamalar. Ama benim bir gazeteci olarak duyduğum, Kıbrıs konusu neredeyse son 10 senedir hep önümüze geliyor. Sonuçta bu bir çelişki değil mi? Biz artık bir anlamda çıkmaz sokağa mı girdik ve bunu biz ifadelendirmiyoruz, ya da bir rahatlık dönemi var ve biz bu konuda “gittiği yere kadar” politikası mı izleyeceğiz? Yani net ifadelerle, eğer biz Kıbrıs’tan taviz vermeyeceksek, AB konusunda ne yapacağız merak ediyorum açıkçası.
SAYIN BAKANIMIZIN CEVABI : Şimdi çelişki iki konuda olabilir. Bir değerlerde, yani adalet anlayışında çelişki olabilir, bir de stratejik reel-politik uygulamada olabilir. Biz bu iki hedef arasında hakkaniyet ve adalet ilkeleri açısından bir çelişki görmüyoruz. Yani AB üyeliğimiz hakkımızdır. Ödevlerimizi yerine getirdiğimizde, yani gerekli reformlar yapıldığında, bu Türkiye’nin hakkıdır. Kimsenin bir lütfu değil. Akitlerden doğan bir hakkıdır.
Aynı şekilde, Kıbrıs’ta kalıcı ve adil barışı sağlamak ve bu çerçevede de Kıbrıs’ta yaşayan soydaşlarımızın, Kıbrıs Türk halkının haklarını gözeten bir çözümün peşinde koşmak da haklı bir taleptir. Eğer bu adalet gereği 2004 yılında Kıbrıs’ta bütün tarafların anlaştığı, üzerinde mutabık kaldığı ve AB’nin de desteklediği BM planı kabul edilmiş olsaydı, bugün belki bu iki konu arasında bir çelişki olmayacaktı. Değil mi?
Kabul edilmemiş olmasının sorumlusu kim? Türkiye mi? Hayır. Buna Evet diyen Kıbrıs Türk Halkı mı? Hayır. Kabul edilmemiş olmasının sorumlusu Kıbrıs Rum Yönetimi’dir. O zaman Kıbrıs Rum Yönetimi’nin buna rağmen AB’de Türkiye’ye engel koyma çabasının önüne geçilmesi gerekirdi. Çelişki o zaman ortadan kalkardı. Pekiyi önüne geçildi mi? Maalesef geçilemiyor. Adalet ve hakkaniyet gereği, son beş yıl içinde eğer, bu plana evet diyen Kıbrıs Türk halkına verilen sözler yerine getirilmiş, bu plana hayır diyen Kıbrıs Rum Yönetimi’ne bir takım müeyyideler uygulanmış olsaydı, bugün yine bir çelişki ortaya çıkmazdı. Ama çelişki nereden ortaya çıktı? Plana hayır diyen, barışa hayır diyen taraf AB üyesi yapılıp, mesela Estonya kadar, ya da AB’nin kurucu üyeleri olan Almanya ve Fransa kadar neredeyse söz hakkına sahip kılınınca ortada bir çelişki var görünüyor. Bu çelişkinin giderilmesi, hakkaniyeti ortadan kaldırılacak şekilde Türkiye’nin yeni taviz vermesi mi gerektirir, yoksa AB değerleri etrafında hakkaniyet ilkesi ve AB değerleri etrafında eşit bir tavırla Ada’da çözümü temin etmek mi gerekir? Bizim kanaatimiz ikincisidir.
Ama kimse, bütün bu adaletsizliklere rağmen, Türkiye’nin AB yolunun Türkiye’nin ve Kıbrıs Türk halkının benimsemediği ve adalete uygun olmayan bir çözümü kabul etmek suretiyle açılacağı gibi bir kanaat içinde olmamalıdır. Türkiye’nin AB yolu zaten açıktır, açık olmalıdır ve burada ilgisiz kriterler önümüze bir engel olarak getirilmemelidir.
Biz nihai kertede Avrupa’nın rasyonelitesine inanıyoruz. AB’nin dayandığı değerlere inanıyoruz. Ve bir gün AB üyelerinin de bu temel çelişkiyi, bu temel ahlaki çelişkiyi veya adalet çelişkisini fark edeceklerini düşünüyoruz. O zaman da bu ikisini gerçekleştirmek çok zor olmayacaktır. Beklediğimiz şu anda Ada’da yürüyen müzakerelere AB’nin objektif olarak destek olmasıdır. Yeni müeyyideler getirmek suretiyle konunun daha aşılmaz bir noktaya getirilmemesidir.
SORU : Efendim bu son soruya cevabınız çerçevesinde, GİDİK toplantısını da düşünecek olursak, Türkiye’ye karşı müzakere başlıklarının açılmasına bazı tepkiler var. Bazı ülkeler de Türkiye’nin yanında yer alıyor. Bundan sonra neler bekliyorsunuz peki? Hem size, hem konuk bakana soruyorum.
KONUK BAKAN : Evet sorunuz için teşekkür ediyorum. Başlangıç sözlerimde de ifade etmiş olduğum gibi, bizim pozisyonumuz şu: Türkiye AB’nin doğal partneridir. Aynı zamanda Türkiye’nin gelecekteki AB üyeliğinin müzakere edildiği bu sürecin de, bu doğal ortaklığı yansıtıyor olması gerekir. Bu süreç içerisinde, herhangi bir ülkenin, sadece Türkiye değil, AB’ne tam üye olması için yerine getirilmesi gereken kriterler vardır. Bu demektir ki, bu kriterleri yerine getirdiği zaman Türkiye’nin AB’ne girmesi mümkün olacaktır. Ama tabii hepimiz biliyoruz ki, şu anda Kıbrıs’la ilgili hususlar da son derece hassas. Burada temel anahtar, bu Ada’da yaşayan kişilerin elinde olmalıdır. Tabii ki uluslararası camia da, BM çerçevesinde katkı sağlanmalıdır. Daha önce de söylemiş olduğum gibi, Türkiye-Ermenistan ilişkilerine bakacak olursak, yine hem Yunanistan’dan hem de Türkiye’den yapılan açıklamalara bakacak olursak, ilişkilerin gelişimine bakacak olursak, son derece olumlu düşünmemizi gerektirecek bir hava vardır. Bunu söyleyebiliriz. O sebepten dolayı, Kıbrıs meselesinde en kısa zamanda olumlu bir neticeye ulaşılmasını arzu ediyorum.
Müzakere edilecek fasılların açılması konusunda; demin de söylediğim gibi, Çevre Faslı’nın açılmış olmasından büyük bir memnuniyet duydum. Daha önce de söylemiş olduğum gibi, en kısa zamanda, diğer konulara dair en azında görüşmelerin başlaması lazım. Çünkü biliyoruz ki enerji faslı son derece önemli. Ve AB için de, Türkiye için de aşikar faydalar içeren bir fasıl. Son derece stratejik bir fasıl. Sadece ekonomi açısından değil, güvenlik açısından da son derece önemli bir fasıl. Doğrudan enerji kaynaklarının AB ülkeleri için çeşitlendirilmesini ilgilendiren bir fasıl. Sizin de bildiğiniz gibi, geçtiğimiz yıllarda bazı AB ülkeleri tek bir kaynaktan beslenmeye o kadar bağımlı hale gelmişlerdir ki ciddi sorunlar yaşadılar. Bu sebepten dolayı AB ülkelerinin enerji kaynaklarını çeşitlendirilebilmeleri çok çok önemli. Bu sadece tek bir örnek.
Dolayısıyla tek bir fasıl bloke edildiğinde, mesela enerji faslı bloke edildiğinde, bütün AB ülkelerinin hayatı zorlaştırılmış oluyor. Ama diğer fasıllarda da AB-Türkiye arasındaki müzakere sürecinin normalleşmesi ve fasılların da önümüzdeki öngörülebilir gelecekte açılması ve vize liberezasyonunu konusu da ele alınmalıdır. Mesela Hırvatistan için bu sağlandı. Öngörülebilir gelecekte görüşmelere başlayacak ülkelerde de bu sağlanıyor. Mesela Sırbistan, Karadağ ve benzer Balkan ülkelerinde yarın itibariyle bu sağlanacak. Benzer şeylerin Türkiye’de de yapılıyor olmasının faydalı olacağını düşünüyoruz. Bu fasılların açılması karşılıklı olarak fayda sağlayacaktır.
SAYIN BAKANIMIZIN CEVABI : Peki, ben de kısaca söyleyeyim bir kere daha. Durum ve şartlar ne olursa olsun Türkiye ilkeli bir şekilde yoluna devam edecektir. Bizim için önemli olan üzerimize düşen sorumlulukların yerine getirilmesidir. Reform bağlamında atacağımız adımlar konusunda daha da hızlı davranacağız. AB bir stratejik hedefimiz olduğu için, bu anlamda süreç nasıl işlerse işlesin, biz bu süreci bu doğrultuda, daha da ivme katarak ilerleteceğiz. Kıbrıs konusunda kalıcı ve adil bir barışın sağlanması için elimizden geleni yapmaya devam edeceğiz. Bu noktada biz kendi ilkelerimiz açısından bu iki alanda da üzerimize düşeni yapacağız. Ama bu iki alanın birbirleriyle irtibatlandırılması suretiyle Türkiye’nin önüne AB konusunda engeller getirildiğinde, bunun nasıl haksız bir uygulama olduğunu da anlatmaya devam edeceğiz. Teşekkürler.