Sayın Bakanımızın Bosna-Hersek Dışişleri Bakanı Sven Alkalaj İle Ortak Basın Toplantısı, 29 Temmuz 2009

SAYIN BAKAN :Sayın Bakanı, Sayın dostum Alkalaj’ı Türkiye’de görmekten memnuniyet duyuyorum. Biz, kendisi ile çok yakın bir dostluk ilişkisi içindeyiz ve bugün toplantımızda bölgemizle ilgili ikili konularda ve Avrupa ile ilgili diğer konularda çok kapsamlı görüş alışverişinde bulunduk. Eminim siz de yakından takip ediyorsunuz. Son iki ay içerisinde Balkanlar’da çok yoğun temaslarda bulundum. Romanya’yı ziyaret ettim bu ayın başında, daha sonra geçtiğimiz hafta Sırbistan ve Karadağ’ı ziyaret ettim. Bugün Bosna Hersek Dışişleri Bakanını ülkemizde ağırlıyoruz. Önümüzdeki ay içinde de Makedonya, Arnavutluk, Bulgaristan ve diğer bölge ülkeleri ile temaslarımız sürecek. Bu temaslarımızda temel olarak bölgemizle ilgili konuları ele alıyoruz. Ancak Bosna Hersek Dışişleri Bakanımızla üç ana başlık altında konuları ele aldık. Birincisi ikili ilişkiler, ikincisi bölgesel gelişmelerle ilgili tutumumuzla ilgili görüş alışverişi, üçüncüsü de Güney Doğu Avrupa ülkeleri sürecinin dönem başkanlığını Türkiye üstlendiği için bu konuda yapılacak faaliyetlerin koordinasyonu. İkili ilişkiler bağlamında Türkiye-Bosna Hersek ilişkileri, son derece sağlıklı seyreden, çok güçlü tarihi bağlara sahip ilişkilerdir. Siyasi konularda tam bir mutabakat halindeyiz. Ekonomik ilişkilerimiz hızla gelişiyor. 600 milyon dolara yaklaşan bir ticaret hacmine yaklaşıyoruz. Türkiye’nin Bosna Hersek’teki yatırımları artıyor, Türk Hava Yolları’nın Bosna Hersek Havayolları ile girdiği yakın ilişki hepinizin malumu. Kültürel alanda büyük gelişmeler var. Son olarak Koniş köprüsünün tamiratı yapıldı. Haziran ayında açıldı. Vişegrad’daki Sokullu Mehmet Paşa Köprüsü, Banya Luka’daki Ferhadiye Camii gibi önemli ortak mirasımız ile ilgili konularda da Türkiye’nin çalışmaları devam ediyor. Biz, Bosna Hersek’in geleceği ile yakından ilgiliyiz. Bosna Hersek’te yürütülen reform çalışmalarını, taraflar arasındaki görüş farklılıklarını yakından takip ediyoruz. Şuna inanıyoruz ki 90’lı yıllarda olduğu gibi, bugün de Bosna Hersek’in istikrarı Balkanların istikrarı demektir. Balkanların istikrarı Avrupa’nın istikrarı demektir. Bosna Hersek’in kendi içinde barışı sağlamış, güçlü devlet kurumları desteklenmiş, egemen, bağımsız bir devlet olarak uluslararası toplumda hak ettiği yeri alması Türkiye’nin en öncelikli dış politika hedefleri arasındadır. Bu bakımdan Bosna Hersek’deki son dönemde yaşanan gelişmeleri, reform süreci ile ilgili gelişmeleri, Yüksek Temsilcilik Ofisinin dönüşümü konusunda yapılan çalışmaları yakından takip ediyoruz. Biliyorsunuz geçen hafta içinde Yüksek Temsilci Inzko’nun burada bir ziyareti oldu. Ve bu konuları kendisiyle de detaylı görüştük. Daha önce Sayın Alisilacic’in İstanbul ziyareti esnasında hem ben hem de Sayın Cumhurbaşkanımız kendisi ile görüştü. Bosna Hersek’in tarihi dönüşüm sürecinde gelişmelerin barışçıl yöntemlerle ve güçlü bir devlet yapısının oluşması doğrultusunda seyretmesi konusunda Türkiye elinden gelen gayreti gösterecektir. Sırbistan ziyaretim ve Karadağ ziyaretimde de bu konuları oradaki muhataplarımızla yakın bir şekilde paylaşmıştık. Ve gerçekten bölgede Bosna Hersek’in geleceği ile ilgili güçlü bir irade oluşmasından da büyük memnuniyet duyuyoruz. Bosna Hersek’in Avrupa Birliği ve NATO zeminlerinde Euro Atlantik yapılarıyla ve mekanizmalarıyla bütünleşmesi bizim açımızdan Bosna Hersek’in istikrarı ve bu kurumların geleceği açısından önemlidir. Son dönemde maalesef AB içinde vize konusunda alınan kararla Bosna Hersek’in yeni vize uygulamalarının dışında tutulmuş olması son derece olumsuz bir mesaj olmuştur bölgeye dönük olarak. Ümit ederiz ki AB, bu konuda bölgenin bütününü kapsayan hiçbir etnik veya dini grubu dışarıda bırakmayan politikaları uygulamaya yönelir ve bu konu bölge içinde tekrar etnik ve dini farklılıkları öne çıkaran bir mesele haline dönüşmez ve kısa zamanda aşılır. Bosna Hersek’in önümüzdeki dönemde BM Güvenlik Konseyi Üyeliğini destekliyoruz ve bu konuda da tam bir işbirliği içinde çalışacağız. Ayrıca Sayın misafirimle, değerli dostumla bölgesel konuları ele aldık. Kendisiyle Romanya, Sırbistan, Makedonya ve Karadağ’da yaptığım görüşmelerle ilgili bilgiler aktardım. Ortak Bölgemizde çok güçlü yeni bir bölgesel bilincin oluşması, yeni bir vizyonun hayata geçirilmesi konusunda bir ortak çaba içinde olmamız gerektiğini söyledim. Kendisi de bu vizyonu paylaştığını ifade ettiler. Bu vizyon, bölgemizin krizlerden çıkarılarak, ortak bir güvenlik, istikrar, barış ve refah alanı haline dönüşmesidir. Ben daha önce yaptığım temaslarda bugün değerli dostum ile yaptığım temasta bu konuda bölgede gittikçe güçlenen bir bilincin ortaya çıkmasından büyük bir memnuniyet duyuyorum. Balkanları biz bir güvenlik, istikrar ve refah alanı haline dönüştürürsek, bölgemizin ve bölgemizde yaşayan halkların makûs talihini de değiştirmiş oluruz ve AB ve NATO içinde de çok güçlü bir istikrar alanı haline dönüşmesini sağlamış oluruz. Bu konuda birlikte çalışma kararı aldık. Geliştirdiğimiz ve geliştirmekte olduğumuz projeleri, bu vizyon doğrultusundaki projeleri her alanda birlikte yürütme kararı aldık. Bosna Hersek’te merkezi Saraybosna’da bulunan RCC “Bölgesel İşbirliği Konseyini” daha aktif bir şekilde hayata geçirme konusunda ben Türkiye olarak Bosna Hersek’in yanında olacağımızı ifade ettim. Bölgesel İşbirliği Konseyi’nin bölgesel barışa daha aktif katkı vermesi konusunda da görüşlerimizi paylaştık. Ayrıca, Güney Doğu Avrupa Ülkeleri Zirvesi’nin dönem Başkanlığını üstlenmemiz dolayısıyla sadece dar anlamda Balkanlar değil, daha geniş anlamda Güney Doğu Avrupa’da istikrarın barışın ve güvenliğin, refahın yaygınlaşması için bir yıl içinde ne tür projeler geliştireceğimiz konusunu da ele aldık. Mutlaka takip etmişsinizdir. Karadağ’da da bunu muhatabım Milan Ruçen ile ele almıştım. Bildiğiniz gibi bizden sonra dönem başkanlığını Karadağ üstlenecek, dolayısıyla birlikte iki yıllık bir plan içinde çalışacağız. Gerek Romanya’da, gerek Sırbistan’da yine değerli dostum Sayın Jeremic’le yaptığımız görüşmelerde, Güney Doğu Avrupa Ülkelerinin bu dönemki faaliyetlerinin bölgede bahsettiğimiz vizyonu hayata geçirecek nitelikte ve kapsamda olması konusunda ortak bir görüş açımız vardı. Bu projeleri karşılıklı olarak paylaşacağız. Ve en kısa zamanda Türkiye bir yıllık bir eylem planını hayata geçirecek; geçireceğiz. Bütün bu muhataplarımızdan bunları topladıktan sonra, tavsiyeleri, projeleri sizlerle de Türkiye’nin bir yıllık dönem başkanlığı içinde yapacağı faaliyetleri paylaşma imkânına sahip olacağız. Ben değerli dostum Sven Alkalaj’ı Türkiye’de görmekten, Ankara’da görmekten büyük bir memnuniyet duyuyorum. Her zaman söylediğimiz gibi kendisi ve bütün Bosna Hersekliler için Türkiye ikinci bir vatandır. Kendi şehirlerinde kendi bakanlıklarında olduğu gibi hissedebilirler. Böyle hissedeceklerinden eminim. Bosna Hersek’in kaderi bizim ortak kaderimiz olarak gördüğümüz çok önemli bir husustur. Bu konuda Türkiye her türlü desteği vermeye hazırdır. Bosna Hersek’in istikrarı, refahı ve güvenliği temin edildikçe bölgemizin daha müreffeh, daha güvenli bölge olacağından da eminiz. Tekrar kendisine hoş geldiniz diyorum. Kaldığı dönem içinde de burada bundan sonra da iyi görüşmeler yapacağından emin olduğumuz için başarılı bir çalışma diliyorum. Teşekkür ederim.


KONUK BAKAN: Sayın Bakan çok teşekkürler. Size dostum diyebilmek bana gurur veriyor. Türkiye’de bulunmaktan dolayı çok büyük bir memnuniyet duyuyorum. Sayın Davutoğlu’nun davetine riayet ederek buraya gelmiş olmak büyük bir mutluluk. Aslında bence İstanbul, yani Türkiye’deki bir şehir, bizim ikinci bir şehrimiz gibi. Bosna’nın ikinci büyük şehri gibi. Çünkü Türkiye’yi ikinci memleketimiz olarak görüyoruz. Türkiye’yi zor zamanlarda hep yanımızda olduğu için şaşmaz dostumuz olarak değerlendiriyoruz. Geçmişte Türkiye’nin hep Bosna Hersek’in yanında yer aldığını ve Euro Atlantik bütünleşmesinde bizi desteklediğini biliyoruz. Ve Türkiye bu alanda hala çok önemli bir aktör bu alanda. İstikrarın tesis edilebilmesi açısından çok önemli rol oynuyor, kilit bir rol oynuyor. O nedenle bugünkü görüşmelerimizde de bu ilişkilerin geleceğini bu bakış açısı ile ele aldık. AB ile NATO’ya üyelik konusunu ele aldık. Birlikte ne şekilde işbirliği yapabileceğiz, nasıl tedbirleri birlikte uygulayabileceğiz bunları ele aldık. Hem ikili ilişkiler düzeyinde, hem de bölgesel düzeyde nasıl birlikte çalışabileceğimize baktık. Bölgesel düzey çok önemli. Balkanlarda istikrarın tesis edilebilmesi açısından buna odaklanmak gerekiyor. Bosna Hersek’te bulunmuşsanız sizler de takdir ederseniz bu anlamda istikrar bölgesel düzeyde ele alınması gerekli bir konu kesinlikle. Bunları ele aldık. Aynı zamanda dış politika hedefleri konusunda görüş alışverişinde bulunduk. Tecrübe paylaşımında bulunduk. Bir arada nasıl çalışarak istikrarı daha çabuk nasıl tesis edebileceğimizi tartıştık. Bir kez daha tekrarlamak istiyorum sayın basın mensuplarının nezdinde. Türkiye ve Bosna Hersek arasındaki diyalog mükemmel bir diyalog. Çok pürüzsüz bir bilgi alışverişi sağlıyoruz. Uluslararası konferanslara birlikte katılımımız, pek çok faaliyetlerimiz bizleri daha da yakınlaştırıyor. Görüşmemizde ekonomik ilişkilerden de bahsettik. Biliyorsunuz şu anda büyük bir kriz hepimizi etkiliyor. Güvenilir dostların yanınızda olması bu dönemde çok önemli. O yüzden karşılıklı ticaret ilişkilerimizin artması bizim için iyi bir işaret. Ayrıca Bosna Hersek’deki ihracat ve ithalat arasındaki açığın giderilebilmesi açından da birlikte yapılacak şeyler olduğunu düşünüyoruz. Türk pazarı Bosna Hersek’ten gelen ürünlere kapılarını açıyor. Bu bizim için çok önemli. Bütün bunları siyasi taahhüt ve kararlılıkla da destekleyebilirsek zaten mükemmel olan ilişkilerimizin ekonomik bağlarla daha da güçleneceğine inanıyoruz. Yatırımlar; Türk şirketlerinden gelen yatırımlar da bizim için çok önemli. Sayın Bakan bunlardan bahsetti. Özellikle Türk Hava Yollarının Bosna Hersek’te yaptığı yatırımları biliyoruz. Bunlar bizim için yeni ufuklar açıyor, yeni pencereler açıyor. Tabii sadece bu değil. Bunun dışında pek çok başka yatırım hikâyesi de var. Umarım bu trend bu şekilde devam edecek. Türkiye şu anda 9. en büyük yatırımı yapan ülke. Sayın Bakanımız ilk üç arasında, hatta birinci ülke olmak hedefinde olduklarını söyledi. Biz de kucak açarak sizleri bekliyoruz, sizleri davet ediyoruz. Türk şirketlerini davet ediyoruz. Alt yapı projelerimizle ilgilenebilirler, karayolu koridor yapımı konusunda çeşitli fırsatları değerlendirebilirler. Enerji projelerimiz var. Bunları değerlendirebilirler. Ayrıca, Bosna Hersek’in NABUCCO projesine katılımıyla ilgili de pek çok şey konuştuk. Enerji projesinden bahsetmiyorum ama barış projesi anlamında bundan bahsediyorum. Bildiğiniz gibi geçmişte zaten pek çok sıkıntı yaşandı ülkemizde, o yüzden yerel bir ses olarak bizde bu projenin bir parçası olmak istiyoruz. Gururla şunu da söylemek istiyorum. Türkiye ile bizim ülkemiz arasında çok sayıda ikili anlaşma var. Bunlarla yetinmeyip daha da ileri gidiyoruz her zaman. Başka alanlarda da yakın ilişkilerimizi genişletmeye çalışıyoruz. Örneğin kültür sektörü. Osmanlı İmparatorluğu zamanından kalan pek çok önemli eser var. Köprüler var bildiğiniz gibi köprüler çok önemli, köprüler bizleri birbirimize yaklaştırıyor. Mostar köprüsünü örnek olarak verebiliriz. Bu yeniden inşa edildi ve bu sırada Türkiye’den inanılmaz büyük destek aldık. Sokullu Mehmet Paşa köprüsü, Ferhadiye Camii bütün bunlar bizim için birer örnek. Yani sadece siyaset ve ekonomi ile kısıtlı kalmıyoruz, kültür alanında da ciddi anlamda işbirliklerimiz var. Çünkü ortak tarihimizin çok önemli boyutudur kültürel boyut. Sorularınızı bekliyoruz çok teşekkürler.

SORU: Sayın Bakanım ben bu bir yıllık bir eylem planından söz ettiniz. Onu tam olarak anlayamadım. Acaba Bosna Hersek’in istikrarı ve iki ülke arasındaki ticaret ya da ekonomi ya da kültürel açılımlar için mi yoksa bölge için mi eylem planı bu? Ya da bu planı sadece iki ülke mi yapıyor? Yoksa bütün bölge mi yapıyor? Avrupa’nın desteği de mi olacak, biraz açar mısınız?

SAYIN BAKAN: Çok teşekkür ederim; belki de yanlış anlaşılmaları engellemek için bir fırsat oldu bu sorunuz. Benim bir yıllık eylem planından kastettiğim Güney Doğu Avrupa Ülkeleri Zirvesinin Dönem Başkanlığını Türkiye üstlendiği için, o dönem başkanlığı çerçevesinde bir yıllık eylem planı. Onun koordinasyonu bize ait. Diğer ikili alanlarda zaten bizim çok yakın istişari mekanizmamız var; o sürüyor. Bölgesel konularda ise, takip ettiğiniz gibi bir çok ziyaretler yaptım bölgeye. Bölgeden bize ziyaretler olacak. Bölgesel konuları Bosna Hersek, Kosova diğer alanlardaki bütün konuları o bölgesel platformda konuşacağız. Ama benim kastettiğim bir yıllık eylem planı Güney Doğu Avrupa ülkelerinin son zirve toplantısında, Moldova’da yapılan Haziran ayında dönem başkanlığını biz aldık. Biz, bir yıllık planı bu dönem başkanlığı döneminde yapılacak faaliyetlerin planlanması olarak kastediyoruz ve bunun yapılabilmesi için de tek taraflı Türkiye’nin yapacağı çalışmalar değil de bütün bölge ülkelerinden ve bu üye ülkelerden kanaatler alıyoruz. Bizim tabii kendi hazırlıklarımız var. Bu, bir yılın Güney Doğu Avrupa Ülkelerinde en etkin şekilde değerlendirilmesi için yapılacak bir eylem planıdır. Bu ikili ya da Bosna konusuyla değil. Onunla sınırlı değil en azından.

SORU: Benim hem konuk Bakana, hem de Sayın Davutoğlu’na birer sorum olacaktı. Konuk Bakana; AB’nin vize kararını Bosna Hersek nasıl yorumluyor? O konuda görüşlerini almak istiyorum. Bunun bir etnik veya dini nedene dayandığı ile ilgili sizin de düşünceleriniz ya da kaygılarınız var mı? Sayın Davutoğlu size de Ermenistan-Türkiye ilişkilerinin normalleşmesine ilişkin bir sorum olacaktı. Ermenistan Cumhurbaşkanı Sarkisyan, Türkiye’deki maça gelmek için sınırın açılmasını bir ön koşul olarak gördüğünü açıkladı. Bryza’dan, ABD’nin Minsk Grubundaki temsilcisinden de yakın zamanda gelişmeler beklerken, bir yavaş ilerleme olduğuna yönelik eleştiriler geldi. Acaba bu süreçte yeniden bir hareketlenme olacak mı yakın zamanda, bir öngörünüz var mı?

KONUK BAKAN: Bu soru için çok teşekkürler. Aslında bu konuyu da biz ele aldık. Bir yol haritası söz konusu bildiğiniz gibi Bosna Hersek için. Bütün mukayese kriterlerini uygulamaya çalışıyoruz şu anda. Açıkçası bununla ilgili hayal kırıklığına uğradığımızı söylemeliyim. Yani bu tavsiye kararında Bosna Hersek dâhil edilmedi. Arnavutluk da aynı durumda. Bu iki ülke ilk turda dâhil edilmedi vize uygulamalarına. Çok iyi karşılandığını söyleyemeyeceğim bu kararın. Çünkü Müslümanlar, Boşnaklar bir şekilde, pratiğe bakacak olursanız, dışarıda tutulmuş oluyor. Serbest dolaşımdan dışarıda tutulmuş oluyor. Örneğin Hırvat kesim serbestçe hareket edebilecek buna karşılık. O yüzden şöyle tahmin ediyorum çok sayıda Sırp’ın Sırbistan vatandaşlığı başvurusuna yol açabilir bu tür kararlar. Şu anki uygulamada sadece Müslümanlar bu uygulamanın dışında tutuluyor. Bu kararda, vize uygulamasının dışında tutuluyor. Tabii Komisyonla birlikte bu konuları konuşarak çözüme ulaştırmaya çalışacağız. Bunun sebebini sorduk. Bildiğiniz gibi biyometrik pasaport uygulamaları söz konusu. 15 Eylül bizim için önemli bir tarih çünkü uzmanlar yapılan çalışmaları yeniden bir değerlendirecekler. O yüzden 1 Ekim itibariyle belki bu konuda yeni bir değerlendirme olur ve biyometrik pasaportlar artık alınabilir diye tahmin ediyoruz. Bizim bu gruba yani üç ülkeden oluşan gruba adaylığımız söz konusu. Sadece bu ülkelerden Makedonya bu oluşumun içinde. Bu arada da bizde de biyometrik pasaportlar var ancak Komisyon’dan olumlu cevap bekliyoruz. Ekim’de böyle bir olumlu cevap bekliyoruz. Ve komisyonun nihai kararı olmadan tabiî ki bir şey yapamıyoruz. Bu arada şu anki bu uygulama sadece tavsiye kararı niteliğinde, nihai karar değil.

SAYIN BAKAN: Sorunuza geçmeden önce bu konuda sadece benim konuşmamda yanlış anlaşılmaması açısından gerekçeler ne olursa olsun etnik veya dini gerekçeye dayanmasa bile bu tür kararların algılaması gerçek gerekçesi kadar önemlidir vize konusunda. Böyle bir algının doğması bölgede iyi sonuçlar doğurmaz. Kastettiğimiz şey o. Gerekçeleri teknik gerekçe olarak, başka gerekçe olarak ama bu algının doğmaması önemli. Yani AB’nin bölgede ve kıtamızdaki bütün taraflara objektif kriterlerle yaklaştığının algılanması çok önemli. Aksi takdirde, gerçekten bölgede hayal kırıklığına yol açar. Bu özellikle Boşnaklar ve Arnavutlar için en azından şu anda böyle bir durum söz konusu. Bunun anlaşılmasında büyük fayda var. Türkiye-Ermenistan normalleşme süreci ile ilgili sorunuza gelince, bunu pek çok kereler vurguladım. Tekrar da vurgulamakta fayda mülahaza ediyorum. Bizim Balkanlarda olduğu gibi Kafkaslara bakışımız da bütüncül bir stratejiye ve bölgede krizleri minimize eden ve ortak çıkarları maksimize eden ve bölgenin bütün problemlerden arındırılmasına dönük bir vizyona dayalıdır. Biz bu çerçevede, her seferinde söylediğimiz gibi Türkiye-Ermenistan normalleşme süreci konusunda kararlılığımızı sürdürüyoruz. Ama aynı şekilde Ermenistan-Azerbaycan ihtilafı konusunda da benzer bir kararlılığın uluslararası toplum ve özellikle de Ermenistan tarafından gösterilmesi bizim için önem taşıyor. Bu sürecin yavaş ya da hızlı işlemesinden daha çok sürecin kendisinin böyle bir güçlü iradeye dayanması ve tarafların birbirleriyle her konuyu açık ve samimi bir şekilde paylaşabilmesi önem taşıyor ve bunun da kamuoyu önündeki karşılıklı açıklamalar dışında paylaşılması geleceğe dönük olarak bu normalleşme sürecinin daha sağlıklı işlemesine zemin teşkil eder. Biz bu konuda çok ümitli bir yaklaşıma sahibiz, bir vizyon içinde davranıyoruz. Ümit ediyoruz ki bölgemizde bu vizyon yaygınlaşır bütün taraflarla da temaslarımız bu vizyon çerçevesindedir. Ve biz önümüzdeki dönemde bölgemizdeki en kapsamlı normalleşmenin gerçekleşebileceğine inanıyoruz. Ve Türkiye’de bunu gerçekleştirme inancı ve kararlılığı vardır. En kapsamlı normalleşmesinden kasıt, sadece Türkiye-Ermenistan normalleşmesi değil, bölgedeki bütün ilişkilerin normalleşmesi ve daha bu süreç başlamadan önce deklere ettiğimiz Kafkasya İstikrar ve İşbirliği Platformunda da olduğu gibi bölgemizin artık aynı Balkanlara benzer şekilde gerilimlerden, donmuş bunalımların ortaya çıkardığı risklerden arındırılarak, kalıcı bir barış alanı haline dönüşmesi konusunda kararlılığımız tamdır. Bundan sonra da bu yöndeki temaslarımız ve gayretlerimiz sürecek. Ermenistan ile ilişkilerimizi bu bağlamda değerlendiriyoruz.

SORU: Dün Ankara’da üçlü mekanizma toplantısı gerçekleştirildi. Bu toplantının ardından da sizin Sayın Beşir Atalay ile görüş alışverişi yaptığınızı öğrendik. Bu anlamda gerçekleşen toplantı ile ilgili olarak bizimle hangi detayları paylaşabilirsiniz? Önümüzdeki dönemde üçlü mekanizmadan ne gibi gelişmeler bekliyoruz.

SAYIN BAKAN: Bildiğiniz gibi üçlü mekanizma geçtiğimiz Kasım ayında Bağdat’ta yapılan toplantı ile devreye sokulmuştu. Daha önce temsilciler düzeyinde yürüyen bir ilişki vardı ve istenilen sonucu doğurmamıştı. Ancak şunu ifade etmek isterim ki dünkü toplantıda bu açık bir şekilde görüldü ki bugün bu üçlü mekanizma, yapılan üçüncü toplantısı bu, çok daha kurumsallaşmış ve karşılıklı olarak daha doğrudan hedefe dönük unsurların tartışıldığı çok sağlıklı bir zemin haline dönüşmüştür. Ben Bağdat’taki ilk toplantıya o zamanki Başdanışman kapasitemle katılmıştım. O toplantıdaki, kuruluş aşamasındaki bazı sıkıntıları, kuruluş aşamasında ortaya konulan temel hedefleri göz önüne aldığımızda, bu dönemde kat edilen mesafeyi çok önemli görüyorum. Dün de son derece yapıcı bir görüşme ortamı oluştu ve bu arada ABD’nin Irak’tan çekilme sürecini de göz önüne aldığımızda bu mekanizmanın taşıdığı önemi daha kolay fark ederiz. Biz bu konuda bütün taraflarla tam bir işbirliği içinde, ortak anlayış içinde, ama aynı zamanda da etkin bir program çerçevesinde, altını çiziyorum, etkin bir eylem planı çerçevesinde beraber faaliyet içinde bulunmaya hazırız. Niye etkinliğin altını çiziyorum? Artık bu toplantıların sadece tarafların karşılıklı görüşlerinin alışverişi içinde yapıldığı zemin halini korumalı, olmalı bu tabii, ama onun ötesinde netice alıcı ve Türkiye’ye yönelik terör tehdidini tamamıyla ortadan kaldıracak ortak bir işbirliği çerçevesine oturtulması büyük bir önem taşıyor. Son dönemde yapılan çalışmalarda biliyorsunuz Sayın İçişleri Bakanımız Atalay’la sabahleyin bu konuları detaylı ele aldık. İçeride ve dışarıda bu üçlü zirve, bu üçlü mekanizma çerçevesinde alınan kararları gözden geçirdik. Bu konuda çalışmalar en etkin bir şekilde sürdürülecek. Dünkü toplantının bu konuda son derece olumlu seyrettiği kanaatindeyim ve gelinen aşama önemli aşamadır. Ve bu aşamayı yakından takip edeceğiz.

SORU: Sayın Bakan yarın Lübnan’a gidiyorsunuz ve kritik bir dönemde gidiyorsunuz hedef nedir neye göre belirlendi bu gezi. Ve Bu gezi daha sonra diğer Orta Doğu Ülkelerine de devam edecek mi?

SAYIN BAKAN: Yarın Lübnan’a gideceğim iki günlük bir ziyaret için. Doğru bir tespitte bulundunuz. Lübnan’da çok başarılı bir biçimde yapılan, son derece demokratik bir şekilde seyreden kampanya sonrasında objektif, şeffaf bir şekilde yapılan bir seçim süreci oldu. Ancak seçim süreci sonrasında hükümet kurma aşamasında karşılıklı istişareler devam ediyor. Bizim zaten bölgeye dönük olarak bir gezi planlamamız mevcuttu. Aynen Balkanlarda olduğu gibi. Bölgede de gelişmeler, Orta Doğu Bölgesi’nde de gelişmeler son derece kritik ve önemli bir seyir takip ediyor. Bölgeye dönük bir ziyaret zaten planlıyorduk. Lübnan da bu aşamada, Lübnan’a dönük ziyaretimizin gerçekleşmesi hem oradan gelen talepler, hem de Lübnan’la geçmiş dönemde çok yakın diyaloglarımız oldu. Her aşamada Lübnan’daki bütün gruplarla, bütün taraflarla en dostane ilişkileri sürdüren ülkelerin başında geldik. Daha önceki krizin aşılmasında bazı çalışmalarımızın olduğunu hepiniz biliyorsunuz. Sayın Başbakanımızın bunun için Lübnan Cumhurbaşkanının yemin törenine katıldığını da hatırlarsınız. Lübnan’ın istikrarı, benzer bir şekilde Bosna-Hersek’in Balkanlardaki konumu göz önüne alındığında Lübnan’ın istikrarı da bütün oradaki etnik ve mezhebi dağılımı göz önüne alındığında, Ortadoğu’nun istikrarına paralel eşdeğer önemde bir ülkedir. O bakımdan Lübnan’da istikrarın sürmesi, tarafların demokratik bir yarış içerisinde gerçekleştirdikleri seçim sonrasında yine demokratik uzlaşı süreciyle bir hükümetin ortaya çıkması bizim için hayati bir önem taşıyor. Hangi dönemde gidersek gidelim, Lübnan, bizim yakın ilgi alanımız içerisindedir. Lübnan’da kiminle konuşursak konuşalım, ister Sünni, ister Şii, ister Hıristiyan, ister 14 Mart, isterse hangi cepheden olursa olsun bütün Lübnanlılarla biz çok yakın diyalog içindeyiz. Hepsini kardeşimiz, komşumuz, akrabamız olarak telakki ediyoruz. Böyle bir dönemde Lübnan’a yapacağımız seyahatte de, hem Lübnan’la ilgili konular hem ikili ilişkilerimiz hem de bölgesel gelişmeler konusunda kapsamlı istişareler yapma imkânına sahip olacağız. Gezimin temel çerçevesi de budur. Daha sonra diğer bölge ülkelerine dönük ziyaretlerimiz de söz konusu olacak.

SORU: Filistin yönetiminin Gazze’deki El Fetih mensuplarının Batı Şeria’da gerçekleşecek kurultaya katılması için Hamas’ın ikna edilmesi için sizden yardım talep ettiği yönünde haberler var; bu bilgiler doğru mu? Nedir son gelişmeler?

SAYIN BAKAN: Lübnan’dakine benzer şekilde Filistinli gruplar arasında şu anda hemen hemen her konuda ve her grupla en doğrudan yakın temaslara sahip olan ülkelerden birisi Türkiye’dir. Bölgemizde biz, bu tür uzlaşı faaliyetlerinin başarı ile neticelenmesine büyük önem atfediyoruz. Belki de en önemli uzlaşı faaliyeti, bugün bölgenin kaderini belirleyecek olan uzlaşı faaliyeti Filistinli gruplar arasındaki uzlaşıdır. Maalesef bu, istediğimiz hızda, istediğimiz kapsamda şu ana kadar gerçekleşemedi. Bölgede bunun doğurduğu büyük bir risk vardır. Yani geçen sene bu uzlaşı faaliyetlerinin başarıya ulaşamamasının ve bölgede bizim de yürüttüğümüz Suriye-İsrail dolaylı görüşmeleri de başta olmak üzere süreçlerin istenen hızla gitmemesinin veya o süreçlerde Filistin’deki gelişmelerin yaptığı etkinin sonuçlarını hep beraber çok acı bir şekilde gördük. Filistin seçimleri yaklaşıyor. Ocak ayında Filistin’de hem parlamento hem başkanlık seçimleri olacak. Böyle bir dönemde Filistinli gruplar arasında uzlaşının sağlanması en hayati konuların başında gelir. Tabii ki Türkiye iki taraf ile çok yakın teması olan, bütün taraflarla, aslında bunu iki taraf olarak sınırlamamak lazım, bir ülke olarak elinden gelen her türlü çabayı gösteriyor. Karşılıklı olarak taraflar arasında bir güven ortamının oluşması, bu güven ortamı çerçevesinde karşılıklı ortak bir Filistin vizyonunda bir araya gelinmesi konusunda biz üzerimize düşeni yaptık, yapıyoruz, yapmaya devam edeceğiz. Sayın Abbas’ın Ankara ziyaretinde bu konuları kendileri ile detaylı bir şekilde görüştük. Kongreyi kastetmiyorum. Çünkü bu daha sonra ortaya çıkan bir husustu. Daha sonra da bütün tarafların bu konuda Türkiye’nin tutumuna duydukları saygı ve Türkiye’nin tutumunun oynayabileceği pozitif rol dolayısıyla bahsettiğiniz konu da dâhil olmak üzere her konuda Türkiye, üzerine düşen yapıcı ve tarafları birbirine yaklaştırıcı çalışmaların içinde olacaktır. Olmaktadır, olacaktır; çabalarımızı sürdüreceğiz.

Teşekkür ederim.