#

Sayın Bakanımızın 132. Arap Ligi Olağan Dışişleri Bakanları Konseyi Toplantısının Açılış Oturumunda Yaptığı Konuşma, 09 Eylül 2009, Kahire

Sayın Genel Sekreter,
Değerli Bakanlar,

Sözlerime, bu yıl da idrak etme mutluluğunu yaşadığımız mübarek Ramazan’ın İslam âlemi ve tüm insanlık için hayırlı olması temennisiyle ve bu önemli toplantının başında sizlere hitap etme fırsatını verdiğiniz için teşekkür ederek başlamak isterim.

Bugün uzun ve ortak tarihimize dayanan Türk-Arap kardeşliği mesajıyla aranızda bulunmaktayım. Türkiye ile Arap dünyası arasındaki her alandaki ilişkiler son yıllarda yeni bir ivme ve canlılık kazanmıştır. Bu, Türkiye tarafında Sayın Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül ile Sayın Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın yönlendirici oldukları stratejik seçeneğimizin doğal sonucudur.

Aramızdaki ilişkilerin gelişmesinin somut ifadesi de Türkiye ile Arap Ligi arasında 2007 yılında imzalanan Çerçeve Anlaşması çerçevesinde “Türk-Arap İşbirliği Forumu”nun tesisiyle ortaya çıkmıştır. İşbirliği Forumu’nu ilişkilerimizin kurumsallaştırılması ve düzenli istişare ve işbirliği ortamı sağlaması bakımından çok önemli addediyoruz. Bu mekanizma çerçevesinde 11 Ekim 2008 tarihinde İstanbul’da ev sahipliği yaptığımız Dışişleri Bakanları Toplantısı’nın ikincisinin önümüzdeki haftalarda gerçekleştirilmesini bekliyoruz.

Bu vesileyle, Arap Ligi’nin Ankara’da bir temsilcilik açması sürecinin de en kısa zamanda tamamlanmasını arzu ettiğimizi belirtmek isterim.

Sayın Genel Sekreter,
Değerli Bakanlar,

Orta Doğu’daki gelişmeler Türkiye’yi yakından ilgilendirmektedir. Sadece bölge halklarıyla olan tarihi, kültürel ve sosyal yakınlığımız değil, bu gelişmelerin Türkiye’ye olan doğrudan veya dolaylı etkileri de bizi bölge meselelerine odaklanmaya mecbur kılmaktadır. Bu çerçevede, bölgede kalıcı barış ve istikrarın tesis edilmesi dış politikamızın öncelikli hedeflerinden birini oluşturmaktadır.

Türkiye, Orta Doğu’da refah ve işbirliğinin hüküm sürmesini arzu etmektedir. Çok boyutlu, ön alıcı, yapıcı ve geleceğe dönük politikalarımızla hem yakın bölgemizde hem de daha geniş çevresinde güvenlik, istikrar ve refahın gelişimine ve kültürel kalkınma sürecine katkı sağlamak için çaba göstermekteyiz. Ortak risk ve tehditlerden karşılıklı çıkar ve yarara dayalı işbirliği zeminleri yaratmak ve böylece bölgeyi çatışma ve buhranların kısır döngüsünden çıkarıp istikrar ve refah alanına dönüştürmenin tüm bölge ülkelerinin ortak amacı olması gerektiğine inanıyorum.

Türk dış politikasının temel hareket noktası, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün belirlediği “yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesidir.

Türkiye’nin bu ilke doğrultusunda şekillenen dış politika vizyonunu şu şekilde özetleyebilirim:

i) Tüm ülkelerin, halkların ve bireylerin güvenlik içinde yaşamaya hakkı çerçevesinde “herkes için güvenlik”.

ii) Güç kullanımı ve gerginliği tırmandırıcı uygulamalardan kaçınılarak, sorun ve ihtilafların “siyasi diyalog” yoluyla çözülmesi.

iii) Bölge ülkeleri arasında her ülkenin ve halkların karşılıklı yararına olacak şekilde “karşılıklı ekonomik bağımlılık” yaratılması.

Ülkemiz, bölgedeki krizlerle ilgili olarak, bu vizyon dahilinde üç ana stratejik eksende hareket etmektedir:

i) Bunlardan ilki, ön alıcı tedbirlerle krizlerin çıkmasını engellemektir. Bu çerçevede değişik dönemlerde muhtelif ülkeler arasında yaptığımız girişimler bulunmaktadır.

ii) Alınan tüm tedbirlere rağmen bir krizin yaşanmasının önüne geçilemediği takdirde, bu krizin sona erdirilmesine katkıda bulunmak stratejimizin ikinci eksenini oluşturmaktadır. Türkiye’nin Gazze savaşı esnasında da aktif diplomasi takip ederek, krizin sona erdirilmesine yönelik çabalarını buna örnek olarak gösterebilirim.

iii) Stratejimizin üçüncü ana ekseni ise, bölgede genel çerçeve içinde düzen, istikrar ve refahı temin edici misyonlar üstlenmektir. Suriye ile İsrail arasındaki dolaylı görüşmelerdeki rolümüzü bu boyuttaki katkılarımıza örnek gösterebilirim. Bu vesileyle, Suriye’ye bu süreçte sergilediği yapıcı ve olgun tavırdan dolayı bir kez daha teşekkür etmek isterim.

Diğer taraftan, Arap Ligi ve Körfez İşbirliği Konseyi’yle tesis ettiğimiz kurumsal ve stratejik işbirliği, İslam Konferansı Örgütü’ndeki konumumuz, Afrika Birliği’ndeki gözlemci statümüz, ayrıca Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi geçici üyeliğimizi de uluslararası örgütler eliyle küresel ve bölgesel barışa yapabileceğimiz katkıların en bariz örneklerini teşkil etmektedir.

Sayın Genel Sekreter,
Değerli kardeşlerim,

Orta Doğu bölgesinde tek bir olayın, tek bir ülkenin bütün bölgenin dengelerinden ayrıştırılarak ele alınması gerçekçi değildir. Bölgede yaşanan olaylar, son derece dinamik, uluslararası ilişkilerin belli başlı bütün aktörlerinin aktif şekilde rol aldığı ve her gelişmenin başka bir gelişmeyi tetiklediği veya etkilediği bir atmosferde cereyan etmektedir. Örneğin, Lübnan’daki gelişmeler Irak’ı, Irak’taki olaylar İran’ı, İran’da cereyan edenler Orta Doğu Barış Süreci’ni doğrudan etkileyebilmektedir. İşte bu nedenledir ki, Türkiye kapsamlı ve bütün bölge açısından bütünlük arzeden bir politika izlemektedir.

Filistin davası, Türkiye’nin de davasıdır. Bu sorun, iki devletli çözüm temelinde, başkenti Doğu Kudüs olan, bağımsız, egemen ve yaşayabilir bir Filistin devletinin kurulmasıyla çözülmeli ve Filistinli kardeşlerimiz on yıllardır özlemini çektikleri devletlerine kavuşmalıdır.

Bu meselede artık son aşamaya geçilmelidir. Geçici sınırlar, geçici tedbirler, sınırlı egemenlik gibi kavram ve yaklaşımlar kabul edilebilir değildir. 1967 sınırları içinde Filistin devleti biran önce kurulmalıdır. Bizlerin yanısıra ABD, Avrupa Birliği, Rusya Federasyonu başta olmak üzere uluslar arası camianın bu yönde yapıcı politikalar ortaya koyması ve kararlılık göstermesi bu amaca süratle ulaşılması bakımından elzemdir.

Barış sürecinin biran önce canlandırılması için öncelikle yerleşim faaliyetleri durdurulmalıdır. Ayrıca, dolaşım kısıtlamaları, Doğu Kudüs’teki istimlâkler, tahliyeler ve hepimizin şehri olan bu kutsal şehrin demografik yapısını, karakterini ve statüsünü değiştirecek uygulamalar da derhal durdurulmalı ve geri alınmalıdır.

Gazze Şeridi’nde yaşanan insanlık trajedisin yaraları hala sarılmamış, oradaki kardeşlerimizin acıları halen dindirilememiştir. Abluka kaldırılmalı, bölgenin yeniden imarına daha fazla vakit kaybedilmeden başlanmalıdır. Bu trajediye seyirci kalınmaması sadece Filistinli kardeşlerimize değil, insanlığa karşı da borcumuzdur.

Filistin halkına ve Filistin davasına zarar veren Filistinliler arasındaki bölünmüşlüğün giderilmesi ve tüm Filistinlilerin temel hedef etrafında birleşmeleri de öncelikli konudur. Bu yöndeki çabaların başarılı olması için elimizden geleni esirgememeliyiz. Bu vesileyle, bölgede barış ve istikrar çabalarının başlıca aktörlerinden olan Mısır’a bu konuda da yaptığı katkılardan ötürü teşekkür etmek isterim.

Dost ve kardeş Arap ülkeleri arasındaki ilişkilerin iyi olmasına özellikle önem atfediyoruz. Bunu, bölge barış ve istikrarı ile başta Filistin davası olmak üzere pek çok ortak çıkar konusunda arzu edilen amaca ulaşılması bakımından da elzem görüyoruz. Ülkeler arasında zaman zaman ortaya çıkabilecek hassasiyetler, yanlış anlamalar ve ihtilafların karşılıklı iyi niyet ve diyalogla çözülebileceğine inanıyorum.

Lübnan’ın istikrarı tüm bölgeyi ilgilendirmektedir. Lübnan’da en yakın zamanda, ülkedeki tüm kesimleri kucaklayan bir hükümet kurulması çalışmaları çerçevesinde Cumhurbaşkanı Sleiman’a bir liste sunulmuş olmasından memnuniyet duyuyoruz. Bu sürecin başarıya ulaşmasını temenni ediyoruz.

Irak’taki duruma gelince; Irak'ta vuku bulan saldırılar, güvenlik alanında elde edilen kazanımların siyasi adımlarla desteklenmediği müddetçe Irak'taki güvenlik durumunun kırılganlığını muhafaza edeceğini bizlere bir kez daha maalesef açıkça göstermiştir. Türkiye, Irak Hükümetinin, Irak'ta istikrar, güvenlik ve milli uzlaşıyı hâkim kılma çabalarına destek vermeye devam edecektir. Bu çerçevede Türkiye, Iraklı tüm siyasal grupları, sorunlarını siyasi diyalog ve milli mutabakat ruhu içinde çözmeleri için teşvik etmektedir. Sayın Başbakanımızın ve Sayın Cumhurbaşkanımızın ziyaretlerinin ardından ben de geçtiğimiz ay içinde Irak'ı iki kez ziyaret ettim. Bu ziyaretlerimiz sırasında, Irak makamlarıyla Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi çerçevesinde gerçekleştirilebilecek işbirliği projelerini ele aldık. Uluslararası toplumun da bu tür işbirliği mekanizmalarını hayata geçirerek, Irak'ta tesis edilmesine çalışılan güvenlik ve barış ortamına gerçek anlamda destek vermesi gerektiğine inanmaktayız.

Körfez’in güvenliği de Türkiye için temel önemdeki konulardan biridir. Bu bölgede de ilişkilerin egemenlik, bağımsızlık ve toprak bütünlüğüne saygı ve içişlerine karışmama ilkesi temelinde sürdürülmesine hassasiyetle önem atfediyoruz. Türkiye, bu amaçla 2008 yılında Körfez İşbirliği Konseyi’yle Stratejik Diyalog mekanizması tesis ederek, KİK’le işbirliğini kurumsal düzeye taşımıştır. Bu mekanizmanın Dışişleri Bakanları seviyesindeki ilk toplantısına Temmuz 2009’da İstanbul’da ev sahipliği yapmaktan ve geleceğe yönelik köklü bir temel atmış olmaktan büyük memnuniyet duyuyoruz.

Yemen’de bir süredir devam etmekte olan ve ülkenin siyasi istikrarını hedef alan gelişmeleri ise kaygı ve üzüntüyle izlemekteyiz. Türkiye köklü tarihi ilişkilere sahip olduğu Yemen’e ve Yemen halkına beslediği dostluk ve dayanışma duygularıyla, bu ülkeye destek olmaya devam edecektir.

Yine köklü tarihi ilişkilere sahip olduğumuz Magrep ülkeleriyle de ilişkilerimizin özellikle son dönemde her alanda daha da gelişiyor olmasından mutluluk duymaktayız. Magrep ülkeleriyle de ilişkilerimizi ortak vizyon çerçevesinde daha da ileri taşıyacağız.

Sayın Genel Sekreter,
Değerli Bakanlar,

Türkiye ile dost ve kardeş Arap dünyası arasında ekonomik ve ticari ilişkilerin gelişmesinden memnuniyet duymaktayız. Nitekim Türkiye ile Arap Ligi üyesi ülkeler arasında 2002 yılında 8,5 milyar Dolar seviyesinde bulunan ticaret hacmi, 2008 yılında neredeyse beş katlık artışla 37 milyar Dolar’a ulaşmıştır. Küresel mali krizin olumsuz etkilerine rağmen, bu yılın ilk dört aylık döneminde ticaret hacmimiz 9 milyar Doları aşmıştır. Bu rakam geçen yılın aynı döneminde 10 milyar Dolar seviyesindeydi.

Türk müteahhitlik firmalarının Arap ülkelerinde 2008 yılında üstlendikleri projelerin değeri 10 milyar Dolar’a ulaşmıştır. 70 farklı ülkede 130 milyar Dolar değerinde 5.000 projeyi başarıyla gerçekleştiren müteahhitlerimiz, her türlü altyapı projesini üstlenmeye hazırdır. Bu çerçevede, Arap ülkelerini ve özellikle Körfez ve Ortadoğu ülkelerini Avrupa, Orta Asya ve Kafkaslara bağlayacak bölgesel ulaşım ağlarının geliştirilmesine de özel önem atfettiğimizi vurgulamak istiyorum.

Küresel mali ve ekonomik kriz, risklerin yanısıra birçok fırsatı da beraberinde getirmiştir. Arap ülkelerinden daha fazla sayıda işadamının, uluslararası piyasalardaki tüm olumsuz gelişmelere rağmen makroekonomik istikrarını devam ettirebilen Türkiye’nin sunduğu yatırım fırsatlarını değerlendirmesini bekliyoruz. İşadamları arasında ortak işbirliği projeleri geliştirmek amacıyla başlatılacak girişimlere destek olmaya hazır olduğumuzun özellikle altını çizmek istiyorum.

Ekonomik açıdan ülkelerimizin birbirine daha da yakınlaşması, siyasi anlayış, güven ve istikrarı da beraberinde getirecektir.

Sayın Genel Sekreter,
Saygıdeğer Bakanlar,

Konuşmamı şu hususlara vurgu yaparak nihayetlendirmek istiyorum:

Komşularıyla sıfır sorun politikası izleyen Türkiye, yakın çevresinin kriz üreten bir coğrafya olmaktan kurtarılmasını arzulamakta, bu anlayışla da bölgesinde kalıcı düzenin tesisine evveliyatla önem vermektedir.

Bu bağlamda Türkiye’nin izlediği çok boyutlu, pro-aktif, yapıcı ve geleceğe dönük politikalarla güvenlik, refah ve istikrarın gelişimine katkıda bulunmayı hedeflerken, bunu hiçbir ülkeyle rekabet anlayışıyla yapmadığının özellikle altını çizmek isterim. Çalışmalarımız, katkı yapabileceğimiz, faydalı olabileceğimiz hallerde Türk atasözündeki gibi “çorbada bir tuzumuzun” olması amacına matuftur.

Bu anlamda, Arap Ligi ve tüm dost ve kardeş Arap ülkeleriyle işbirliğine ve birlikte çalışmaya sonuna kadar açık olduğumuzu vurgulamak isterim.

Bu vesileyle, bana bu çok önemli toplantıda sizlerle düşüncelerimi paylaşma imkânı verdiğiniz için tekrar teşekkür eder, çalışmalarınızda başarılar dilerim.