#

Küresel Isınma BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi ve KYTO Protokolü

Küresel Isınma BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi ve KYTO Protokolü

Melih ULUEREN

Enerji üretimi, ısınma, ulaşım gibi "yakmaya" dayanan insan faaliyetleri atmosferde C02 ve diğer "sera gazlarının" birikimine bunlar da yeryüzünün ısısını hapsederek küresel ısınmaya yol açmıştır.

Bu olgunun sonuçları kutuplardaki ve yüksek irtifalardaki buzulların erimesiyle deniz seviyesinin yükselmesi (bazı ülkelerin sular altında kalası); ani ısı değişimleri sonucu kasırgalar, seller veya aşırı kuraklık;bitki, hayvan ve bakteri türlerinin yok olmasıdır. Bu sonuçlar kendilerini göstermeye başlamışlardır.

Çevreci gruplar bu muhtemel sonuçların dev bir meteorun dünyaya çarpması veya büyük bir nükleer savaşın sonuçları kadar ciddi olabileceğini ifade etmektedirler.

Küresel ısınmanın muhtemel sonuçlarının, giderek çevre alanındaki en temel sorunu oluşturmaya başlaması karşısında, 1992 Rio Çevre ve kalkınma Konferansı'nda imzaya açılan iki sözleşmeden birisini, "iklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi" (İDÇS) teşkil etmiştir.

Sözleşmenin amacı, sera gazlarının atmosferdeki konsantrasyonunun iklim sistemi üzerindeki tehlikeli insan kaynaklı etkisini önleyecek bir iyede sabit tutulmasını sağlamaktır. Ancak insanoğlu farklı iklimlere uyum sağlamaya oldukça yatkın bir doğaya sahipken,insanların yerleşik geleneklerinin ve doğal ekosistemlerin iklimin değişmesine adaptasyonu çok daha yavaş gerçekleşmektedir.

Dolayısı ile Sözleşme bu amaca, ekosistemlerin iklim değişikliğine doğal durumunun gerçekleşmesine izin verecek, gıda üretiminin tehdit altına girmemesini sağlayacak, ekonomik kalkınmanın sürdürülebilir şekilde devam etmesini sağlayacak bir zaman sürecinde ulaşılması gerekliliğini özellikle vurgulamaktadır.

Sözleşme 50 ülkenin onaylamasını müteakip 21 Mart 1994 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Sözleşmeye halihazırda 184 ülke taraftır.

Sözleşmenin "yükümlülükler" başlıklı 4. maddesinin l. paragrafında kelerin ortak fakat farklı sorumlulukları, ulusal ve bölgesel kalkınma öncelikleri, amaçları ve özel koşulları göz önünde bulundurularak tüm aflara antropojen (insan kaynaklı) sera gazı emisyonlarının azaltılması için ortak yükümlülükler verilmiştir.

Bu yükümlülükleri üç kategoriye ayırabiliriz;

1.Sözleşmeye taraf olan tüm ülkelerin yerine getirmesi gereken genel kümlülükler;

Bütün ülkeler, ulusal sera gazı envanterini hazırlamakla ve bildirimini yapmakla,

İklim değişikliğinin azaltılmasını ve iklim değişikliğine uyumu kolaylaştırıcı tedbirleri içeren programları geliştirmek ve bildirimini yapmakla,

İgili teknolojilerin, çalışmaların ve uygulamaların hayata geçirilmesinde ve yaygınlaştırılmasında işbirliğini sağlamakla ve

İlgili sosyal,ekonomik ve çevresel politikalarda ve eylemlerde iklim değişikliğini göz önüne almakla yükümlüdürler.

Sözleşmenin iki eki bulunmaktadır. Ek.I'de pazar ekonomisine geçiş sürecinde bulunan eski sosyalist ülkeler ("transitional economies") ile gelişmiş (OECD) ülkeler, Ek.II'de ise yalnızca gelişmiş ülkeler yer almaktadır. Türkiye, OECD ülkesi olması nedeniyle her iki listede de bulunmaktadır.

2. Ek.I'de yer alan ülkelerin yerine getireceği yükümlülükler;

Bu ülkeler, iklim değişikliğini azaltmak amacıyla, sera gazlarının antropojenik (insan kaynaklı) emisyonlarım sınırlandırmak yönünde ve sera gazı sinklerini (yutaklarını) ve rezervuarlarını arttırmak yönünde tedbirler almak ve politikalar benimsemekle,
İklim değişikliğim önlemek için aldıkları tedbirlerin ve izledikleri politikaların neler olduğunu bildirmekle, ayrıca mevcut sera gazı emisyonları ve projekte edilen emisyonlarla ilgili elde edilen bilgiyi iletmekle yükümlüdürler.
Geçtiğimiz yüzyılın sonunda, insan kaynaklı sera gazı emisyonlarım daha önceki seviyesine geri çekmek ve bunu gerçekleştirmek için öncelikle bireysel ya da ortaklaşa olarak 1990 yılı seviyesine indirmekle yükümlüydüler. Bu koşul Ek-I ülkeleri tarafından kısaca sera gazı emisyonlarının 2000 yılında 1990 yılı seviyesinde sabitlemek olarak yorumlanmaktaydı.

3.Ek.II ülkeleri de emisyonlarım 2000 yılma kadar 1990 yılı seviyesine çekmek yükümlülüğüne ilaveten, gelişme yolundaki ülkelere,

Ulusal bildirimlerim hazırlamaları için maddi yardım sağlama,
İklim değişikliğini önlemek için alınacak tedbirlerin ve izlenecek politikanın uygulama maliyetim karşılayabilmeleri için gerekli maddi kaynağı sağlama ve gerekirse bu ülkelere teknoloji transferi yapma yükümlülüğü altına girmişlerdir.

Türkiye eğer Sözleşmeye taraf olursa, her iki ek listede de yer aldığı için, bu ağır yükümlülüklerin hepsini yerine getirmeyi taahhüt etmiş olacaktı . Dolayısı ile Türkiye Sözleşmeyi, felsefesi ile mutabık olunmasına karşın, imzalayamamıştır.

Sözleşmenin gelişim süreci;

Her ne kadar bilimsel çalışmalar karar vermede temel unsur olsa da iklim değişikliğinde ne kadar riskin kabul edilebilir olduğu politik bir karardır. Zira, bireyler ve kültürler "tehlikeli" anlayışında farklılıklar gösterdiği gibi iklim değişikliğinin beklenen sonuçlarından bazı ülkeler ve toplumlar diğerlerine göre daha fazla olumsuz etkileneceklerdir. Dolayısı ile uluslararası toplumun ortak karara varacağı yer, yılda bir kez yapılan ve tüm taraf ülkelerin söz sahibi olduğu Taraflar Konferansı'dır(COP).

Taraflar Konferansı aynı zamanda Sözleşmenin en üst organıdır.Altıncısı Lahey'de yapılan Taraflar Konferanslarında ülkemiz, Sözleşmeye henüz taraf olmadığı için " Gözlemci Ülke" statüsüyle temsil edilmektedir.
Taraflar Konferansının birincisi (COP l)

 Taraflar Konferansının birincisi (COP 1)1995 yılında Berlin'de yapılmıştır. Konferansın en önemli kararı " Berlin Yaptırımı" olarak bilinen ve Ek-I Listesinde yer alan taraf ülkelerin yükümlülüklerini yetersiz bu-la l karardır, iklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi, gerçekleştirilecek eylemlerin çerçevesini çizmekte, 2000 yılında sera gazı emisyonlarım 1990 yılı seviyesine indirmek için politika ve programların benimsenmesini gerektirmektedir. Fakat Sözleşme, Taraf Ülkelere "yasal bağlayıcı emisyon hedefleri" koymamaktadır. Berlin Yaptırımı 2000 yılından sonraki donemler için belirli zaman dilimleri içinde " sayısal sera gazı azaltım ve sınırlandırma" konusunda politika ve tedbirleri detaylandırmaya odaklı bir süreci başlatmıştır.

1996 yılında Cenevre'de yapılan 2. Taraflar Konferansında (COP 2) Cenevre Deklarasyonu" olarak bilinen Deklarasyonla Ek-I ülkeleri yasal bağlayıcılığı olan taahhütleri benimsemek niyetinde olduklarım bildirmişlerdir.

Berlin'de başlayan bu süreç, 1997 yılında Japonya'nın Kyoto kentinde yapılan 3. Taraflar Konferansında (COP 3), ortak eylemlerin genel çer-çevresini çizen protokolün (KYOTO PROTOKOLÜ) benimsenmesiyle sonuçlanmıştır.

KYOTO PROTOKOLÜ

Kyoto Protokolü 1997 yılında Kyoto'da benimsenerek 16 Mart 1998 tarihinde New York'ta imzaya açılmıştır. Şu ana kadar 84 taraf ülke tarafından imzalanan Protokol, henüz yürürlüğe girmemiştir. Protokolün yürürlüğe girmesi için 1990 yılındaki toplam C02 emisyonunun en az %55'inden sorumlu, sanayileşmiş ülkelerin de içinde bulunacağı, en az 55 ülkenin Protokolü onaylaması şartı bulunmaktadır.

Kyoto Protokolü sanayileşmiş ülkelerin sera gazı emisyonlarım azaltma taahhütlerim daha katı hale getirmekte ve bu azaltımın belirli zaman dilimleri içinde gerçekleşmesin! öngörmektedir. Protokolün belirlediği ilk zaman dilimi 2008-2012 yılları arasını kapsayan dönemdir.

Ana Sözleşme gibi Protokolünde Ek-A ve Ek-B olmak üzere iki ek liste bulunmaktadır. Protokolün Ek-A listesinde emisyonlarının azaltılması gereken 6 temel sera gazı ve kaynaklandığı sektörler yer alırken, Ek-B listesinde Sözleşmenin Ek-I listesinde yer alan ülkeler ve "sayısal sera gazı emisyon indirim hedefleri" yer almaktadır.

Türkiye Sözleşmenin Ek-I listesinde yer aldığı halde, taraf olmadığı için Protokolün Ek-B listesinde yer almamış ve herhangi bir sayısal sera gazı indirimi taahhüt etmemiştir.

Protokol ile belirlenen 2008-2012 yıllarım kapsayan dönemde Sözleşmenin Ek-I listesinde yer alan ülkeler, direkt sera etkisi yaratan Karbon-oksit (C02), Metan (CH4), Azot Oksitler (N20), HidroFloroKarbonlar (HFCs), PerFloro Karbonlar (PFCs) ve Kükürt Hekza Florid SF6) gazlarının toplam emisyonunu, 1990 yılındaki seviyesinin en az %5 altına çekeceklerdir. Son üç gazın toplam emisyonlardaki payı çok olduğu için, ülkeler baz yıl olarak sadece bu üç gaz için 1995 yılını seçebileceklerdir.

Önemli bir grup sera gazı olan KloroFloro Karbonlar (CFCs), Ozon Tabakasını incelten Maddelere Dair Montreal Protokolü ile denetim altı-n alındığı için Kyoto Protokolünün kapsamına alınmamıştır.

Protokolde emisyonlarına sınırlama getirilen en önemli sera gazı C02, gelişmiş ülkelerin toplam sera gazı emisyonlarının beşte dördünü oluşturmaktadır. C02 emisyonlarının en önemli kaynağı fosil yakıtlardır. Karbondioksiti ortamdan uzaklaştıran alanlar (sinkler) olan ormanların yok olması, yani ormansızlaşma da diğer bir C02 emisyon kaynağıdır. Ormansızlaşma yolu ile açığa çıkan C02 miktarım hesaplamak karmaşık bir konu olduğu için bu konu üzerindeki çalışmalar sürmektedir. FOSU yakıtlardan kaynaklanan C02 emisyonları ise hesaplanabilmektedir.

Protokolün kapsamındaki diğer önemli sera gazı metan, pirinç üretimi, hayvancılık, çöp arıtımı ve insan atıklarından kaynaklanmaktadır. Metan emisyonları gelişmiş ülkelerde giderek azalmakta ve C02 kadar ö|tem arz etmemektedir. Azot oksit emisyonları en fazla gübre kullanımı sonucu ortaya çıkmakta ve metan emisyonları gibi gelişmiş ülkeler-d giderek azalmaktadır. Ancak bu iki gazın emisyon miktarları C02 emisyonlarına göre daha zor hesaplanabilmektedir.

CFC'ler gibi sanayi tarafından özel amaçla üretilen uzun ömürlü ve etkili sera gazları olan hidroflorokarbonlar (HFCs) ve perflorokarbonlar (PFCs), ozon tabakasını incelten maddelerin yerine alternatif olarak serildikleri için kullanımları giderek artmaktadır. Dolayısıyla küresel ışınmaya kalkışı olan bu gazlar Kyoto Protokolü kapsamına alınmıştır. Kükürt hegzaflorid (SF6) de diğer bir insan yapımı sera gazıdır ve elektrik yalıtımında, ısı iletiminde ve dondurucu ajanlarda kullanılmaktadır.

Ülkeler, Protokole göre 2005 yılında bu gazların azaltıldığına dair gösterilebilir bir ilerleme kaydetmiş olacaklardır. Ek-I ülkeleri 2008-2012 dönemi sonunda, taahhüt ettikleri hedefi tutturamazlarsa, bunlara uygulanacak hükümler üzerinde henüz çalışmalar devam etmektedir.

Diğer yandan, ülkelerin emisyon hedeflerini yerine getirebilmesi için Protokolde Emisyon Ticareti, Ortak Uygulama ve Temiz Kalkınma Mekanizması başlıkları altında esneklik mekanizmalarına yer verilmiştir. Oluşturulan mekanizmaların kuralları ve yöntemleri hakkında detay çalışmalarında 2000 yılı sonunda tamamlanması beklenmektedir.

13-25 Kasım 2000 tarihlerinde Lahey'de düzenlenen COP 6'nın açılış günü konuşmacılarınndan " İntergovernmental Panel on Climate Change" (IPCC) Başkanı Watson, son bilimsel bulgular hakkında bilgi vermiştir. ifadelerine göre, küresel ısınma ilerledikçe Batı Avrupa'da aşırı yağış ve seller, Güney Doğu Avrupa ve Orta Doğu'da kuraklık beklenmelidir.

İki hafta süren müzakerelerin hedefi, başta C02 olmak üzere, sera gazları salımının (emisyonlarının) 1997 Kyoto protokolünün öngördüğü, 1990 yılı seviyelerinin en az %5 altına indirmekti. Bunun nasıl sağlanabileceği hususunda ABD ve AB arasında görüş ayrılıkları mevcuttu.

Dünya nüfusunun %4'unü barındırmasına karşı sera gazı salımlarının %25'inden sorumlu olan ABD, Kyoto yükümlülüklerinin öngördüğü hedefe, ormanlık, bataklık gibi sulak alanlar ve ziraat sahalarından olu l "karbon yutakları "nın (carbon sinks) karbon emme kabiliyetlerinin d( hesaba katılması ve diğer ülkelerle (daha çok GYÜ'ler) karbon ticareti yapmak yoluyla ulaşmak istemekteydi. ABD, ülkesinde kullanılan ileri teknoloji nedeniyle, enerji üretiminde daha da etkin olmanın pahalı olacağım, bunun yerine GYÜ'lerde C02 indirimleri sağlamanın çok daha ucuza mal olacağım ileri sürerek, Kyoto Protokolü'nün öngördüğü 2002 esneklik mekanizmalarının "Karbon ticareti", "Temiz Kalkınma Mekanizması" (CDM) ve "Ortak Uygulama "nın (JI) sınırsız kullanımını savunmaktaydı.

ABD "esneklik mekanizmaları "nın sınırsız kullanımı imkanına güvenerek Kyoto şartlarını kabul ettiğini belirtmiştir.

ABD'nin son yıllarda sağladığı önemli kalkınma hızı C02 satımlarında büyük artışa neden olmuştur. Bu ülkenin Kyoto hedeflerine ulaşabilmesi için, Protokolün ilk yükümlülük dönemi (2008-2012) sonunda salımlarını2012 için tahmin edilen seviyenin %35 altına indirmesi gerekecektir.

AB ise, ABD'nin Kyoto hedefine ulaşması için gerekli indirimlerin en az irisim ülkesinde gerçekleştirmesi gerektiğini, Kyoto'nun esneklik mekanizmaları"Sözleşme yükümlülüklerini yerine getirmede "loopholes" (kaçaklar) teşkil etmektedirler.

AB Kyoto hedeflerini tutturamayan ülkelere para cezaları verilmesini;
İD ise cezalara karşı olup, o ülkenin hedeflerim tutturmaya zorunlu kılınmasını ve Kyoto Protokolünün bir sonraki döneminde daha fazla dirim sağlama yükümlülüğü altında bırakılmasını savunmaktaydı. foto Protokolü uyarınca, AB C02 salımlarını 1990 yılı seviyesinin "8; ABD %7, Japonya ise %6 altına indirmeyi üstlenmişlerdir.

24 Kasım 2000'de 186 taraf ülke temsilcileri sabaha kadar küresel ısın-ya neden olan sera gazlarım azaltmaya yönelik bir anlaşma üzerinde mutabakata varmaya uğraşmışlar ancak, başarı sağlayamamışlardır.

ABD Başkanı Bush'un küresel ısınma ile mücadele yükümlülüğünü sadece gelişmiş ülkelere getirdiği ve başta Çin ve Hindistan olmak üzere gelişme Yolundaki Ülkeleri (GYÜ) de sözkonusu yükümlülüğe ortak kılmadığı gerekçesi ile ("Kyoto Protocol is fatally flawed") ABD'nin Kyoto sürecinden çekildiğini açıklamasından sonra iklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesine taraf ülkeler ilk kez 16-27 Temmuz 2001 tarihle arasında 178 ülkenin katılımı ile Bonn'da toplanmıştır.

Konferans, Kasım 2000'de Lahey'de yapılan ve Protokolün nasıl uygulanacağı hususunda anlaşma sağlanamadığı için bitirilemeyen 6. Taraflar Konferansının devamı niteliğinde olması nedeniyle COP6"bis" veya COP6+ olarak adlandırılmıştır.

COP6+'nın açılışında IPCC Başkanı Robert Watson küresel ısınmanın
insan kaynaklı olduğuna bir kez daha dikkat çekmiştir. Watson, IPCC'nn yeni yayınlanan "3. Değerlendirme Raporu "ndan alıntılar da yapmak suretiyle, bilimsel sıcaklık ölçümlerinin yapıldığım, 140 yıl içerisinde en sıcak yılların son 20 sene olduğunu, yağış ve kasırgaların sürekli artış gösterdiğim, yoğun yağış alan bölgeleri seller basarken, az yağış alan bölgelerde ise, kuraklaşma sürecinin (Projeksiyonlar ülkemizi kitfaklaşan bu gruba dahil etmektedir) hızlandığım bir kez daha vurgulamış, canlıların giderek kutuplara doğru kaydıklarım, örneğin, göçmen kaşların geleneksel göç yollarının da kutuplara doğru değişim gösterdiğim ifade etmiştir.

Watson, örneğin Okyanusların ısınmasının geri çevrilemeyecek bir felaket olduğunun altını önemle çizmekle birlikte, küresel ısınmanın olası yararlarına da değinmiş (örneğin Sibirya'da tarım yapılabilmesi) ancak,bu faydaların zararların yanında kayda değer olmadığını belirtmiştir Dünya nüfusunun %4'ünü teşkil etmesine karşın, küresel sera gazı emisyonlarının %25'inden sorumlu olan ABD'nin Kyoto'dan çekilmesinden sonra Konferans'ın ilk günlerinde gözler Japonya'ya çevrilmiştir.Zira, ancak Japonya'nın taraf olması ile (AB üyesi ve aday ülkeler Kyoto Protokol'ünün 2002 yılında yürürlüğe girmesinde kararlı oldukların Konferans öncesinde ilan etmişlerdir) söz konuşu %55'lik oran tutturulabilecektir.

AB üyesi 15 ülkenin 1990-1999 yılları arasında C02 emisyonları toplamının %4 oranında düşürüldüğü de belirtilmiştir.

Japonya böylelikle ABD ile AB ve "G77/Çin Grubu "ndan aksi yönlerden gelen baskı altında kalmıştır. Japon Çevre Bakanı, Junichiro Koizumi, ABD ile birlikte yer aldığı "Şemsiye Grup" dahilinde anılan ülkeyi AB, "G77/Çin" ile daha uzlaşıcı bir çizgi benimsemesi için ikna et-m|'ye çalıştığım söylemekle iktifa etmiş, Japonya'nın tutumu hakkında ayrıntıya girmemiştir.

21-22 Temmuz 2001 günleri 48 saat aralıksız sürdürülen yoğun müzakerelerin sonucunda, geçtiğimiz on yıl süresince devam eden çabalar sonuçlanmış ve 23 Temmuz 2001 Pazartesi sabahı, ABD hariç katılımcı diğer 177 ülke Kyoto Protokolü'nün ne şekilde uygulanacağı hususunda ajanlaşmaya varmışlardır.

Japonya, Kanada ve Avustralya tarafından ağır yükümlülükler aldıkları gerekçesi ile son ana kadar sürdürülen itiraz, anılan ülkelerin kendi topraklarında veya CDM dahilinde GYÜ'lerde yetiştirecekleri orman arazilerine (sinks) kredi verilmesi ile aşılabilmiştir.

Sonuç olarak; ortaya çıkan nihai uzlaşma metninin Kyoto Protokolünün kısmen yumuşatılmasıyla elde edildiğini ifade etmek mümkündür.

1l. Protokolün öngördüğü, 1990 yılı emisyonlarının %5.2 altına inilmedi hedefi bu kez %2 altına inilmesi olarak benimsenmiştir;
2. Emisyon hadlerinin aşılması halinde öngörülen cezalar azaltılmıştır;
3. Sera gazı emisyon ticareti imkanı ve "sink"lere (orman, yeşil alanlar)verilen krediler arttırılmıştır.


Konferansa iştirak eden Belçika Enerji ve Sürdürülebilir Kalkınmadan Sorumlu Devlet Sekreteri Olivier Deleuze "mevcut zayıf bir anlaşmanın behemahal, mevcut olmayan kuvvetli bir anlaşmaya tercih edileceğim" ifade etmiştir.

COP6+'nın iki önemli sonuç verebileceğini ifade etmek mümkündür.
Bunlar;

1.Emisyon tİcaretinin kabul edilmesiyle milyarlarca dolarlık bir piyasanın oluşması ve bu takas mekanizmasınm bir yan ürünü olarak BYÜ'lerde daha yeni teknolojilerle sanayileşmenin hızlanması,

2.ABD'nin küresel ısınma ile mücadelede uluslararası işbirliğinde izole duruma düşmesi ve Kyoto sürecinin dışında kalarak uzun vadede ekonomik açıdan zarar verici bir konumda olabilmesidir.

Sonuç olarak iklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi günümüzde çevre korumaya yönelik bir sözleşme olmaktan öteye geçmiş ve küresel bir eyleme dönüşmüştür. Türkiye bakımından Sözleşmenin dışında kalınsa bile, gelecekte Sözleşmeye dayandırılması muhtemel yaptırımlardan ülke arak etkilenme olasılığı göz ardı edilmemelidir.