#

Dışişleri Bakanı Sayın Ahmet Davutoğlu’nun Türk Konseyi Dışişleri Bakanları Konseyi’nde Yaptıkları Konuşma, 22 Ağustos 2012, Bişkek

Değerli Kardeşim Sayın Kazakbayev,

Sayın Kazykhanov,

Sayın Halefov,

Kıymetli Katılımcılar,


Türk Konseyi II. Zirvesi Dışişleri Bakanları Konseyi Toplantısı münasebetiyle sizlerle bir araya gelmekten duyduğum memnuniyeti belirtmek istiyorum.

Öncelikle Değerli Kardeşim Kazakbayev’e bize gösterdiği misafirperverlikten dolayı içten teşekkür ediyor ve Kırgızistan’ın yarından itibaren müteakip zirveye kadar üsleneceği Türk Konseyi Dönem Başkanlığı görevinin başarılı geçmesini temenni ediyorum. Türkiye olarak bu süre zarfında Kırgızistan’ın her zaman yanında olacağız. Zira, Dönem Başkanlığınızın başarısı şüphesiz hepimizin başarısı olacaktır. Kırgızistan’ı geçtiğimiz Haziran ayında evsahipliği yaptığı TÜRKPA III. Genel Kurulu toplantısı vesilesiyle de tebrik etmek istiyorum. TBMM Başkanımızın da katıldığı TÜRKPA Toplantısı, Kırgızistan’ın Türk Dünyasındaki entegrasyon çabalarına katkılarının somut kanıtıdır.

Öte yandan, Almatı’da düzenlenen Türk Konseyi I. Zirvesi’nden bu yana Kazakistan’ın başarıyla yürüttüğü Dönem Başkanlığı, üye ülkeler arasında işbirliğinin kurumsallaşarak geliştirilmesi yönünde önemli adımlar atılmasını sağlamıştır. Bu vesileyle, Kardeşim Kazykhanov’a Dönem Başkanlığı boyunca yaptığı değerli katkılarından dolayı huzurunuzda teşekkürlerimi sunuyorum.

Önümüzdeki yıl Azerbaycan’ın ev sahipliğinde biraraya geleceğiz. Bu vesileyle Azerbaycan’a gereken her türlü desteği sağlayacağımızı bildirmek isterim.

Türk Cumhuriyetlerinin bağımsızlıklarının ardından kardeş cumhuriyetlerle gerek ikili gerek çok taraflı işbirliğine atfettiğimiz stratejik önem çerçevesinde, daha ileri bir dayanışma, danışma ve işbirliğini arzu eden Azerbaycan, Kazakistan ve Kırgızistan ile birlikte Türk Konseyi’nin kurulmuş olması tarihi bir gelişmeyi teşkil etmiştir. Ortak tarih, kültür, dil, din ve kökenden kaynaklanan güçlü bağlara sahip ülkelerimizi biraraya getiren Türk Konseyi Avrasya coğrafyasındaki işbirliği mekanizmalarını tamamlayan niteliğiyle bölgede işbirliği ortamının geliştirilmesine olumlu yönde katkı sağlayacaktır. Dinamik ve sürekli gelişen bir yapı arzeden Türk Konseyi çerçevesindeki işbirliğimizi ortak irademiz ve gayretlerimizle her alanda geliştirip derinleştirebildiğimiz sürece, kardeş halklarımızın beklentilerine cevap verebileceğiz.

Türk Konseyi’ni kuran Nahçıvan Anlaşması’ndan bugüne kadar geçen kısa süre zarfında Konseyin kurumsallaşması yönünde kaydadeğer adımlar atılmıştır. Sekretarya hızla kurulmuş ve İstanbul’da faaliyete geçmiştir. Yarın imzalanacak Mali Esaslar Anlaşması ile Sekretarya’nın hukuki alt yapısı tamamlanmış olacaktır. Bu sürecin süratle tamamlanmasında büyük emeği bulunan Genel Sekreter Halil Akıncı’ya teşekkür ederiz.

Türk Konseyi’nin uluslararası planda tanınan, itibarlı bir kuruluş olarak hakkettiği yeri almasına önem veriyoruz. Bildiğiniz üzere, Konseyin BM Genel Kurulu nezdinde gözlemcilik statüsünü kazanmak üzere yapmış olduğu başvuru geçtiğimiz yıl Ermenistan ve GKRY tarafından engellenmişti. Eylül ayındaki BM Genel Kurulu toplantısında başvurumuz yeniden ele alınacaktır. New York’taki Daimi Temsilcilerimizin bir araya gelerek bu konuda ortak bir strateji izlemeleri, Konsey’in görünürlüğünü arttıracak gözlemcilik statüsünün kazanılması bakımından yararlı olacaktır. Ayrıca, EİT, İİT ve AGİT gibi üyesi bulunduğumuz diğer kuruluşlar nezdinde de girişimlerimizi eşgüdümlü bir şekilde sürdürmeliyiz.

Değerli Katılımcılar,

Manas Destanının yazılmasına, dünyaca ünlü meşhur romancı Cengiz Aytmatov’un eserlerindeki ruh ve inceliğe katkı sağlayan bu topraklar bugün halklarımızın yeniden kaynaşmasına ve dirilişine sahne oluyor.

Bu topraklar her zaman birliğin, dirliğin ve kardeşliğin simgeleştiği birer vatan olmuştur. Hepimiz kardeş halklar olarak kendi vatanlarımızda özgür, bağımsız, mutlu ve refah içinde yaşamak ve aramızdaki işbirliğini en üst düzeye çıkarmak arzusundayız. Kardeş Cumhuriyetlerimiz artık bağımsız olmuşlardır. Milli iradelerinin üzerindeki hüzünlü kara bulutlar dağılmıştır. Türk Dünyasının ünlü romancısı merhum Cengiz Dağcı’nın 1942 yılında vatanından ayrılışını anlatırken “Tren son bir düdük daha çaldı. Sonra lokomotifin bağrından çıkan kara bir duman aramıza girerek birbirimizi ayırdı” şeklindeki yürek burkan hikayeleri ve yüzlerce yıl süren ayrılıklar artık geride kalmıştır. Bu topraklarda bir zamanlar özgür ve müstakil bir vatan özlemi için acılar yaşanmış, gözyaşları dökülmüş, kavgalar verilmiş, destanlar yazılmış ve şiirler söylenmiştir. Bizim mücadelemiz, Manas Destanı’nın hayata geçirilmesidir. Hoca Ahmet Yesevi’nin, Yunus’un, Cengiz Aytmatov’un, Resulzade’nin, Bahtiyar Vahapzade’nin ve Cengiz Dağcı’nın dalgalandırdıkları bayraktır. Bu duygu iklimiyle bugün çalışmalarımızı sürdürdük.

Değerli Meslektaşlarım,

Türk halkları tarih boyunca Avrasya coğrafyasında iletişimin ve etkileşimin gelişmesine öncülük etmiştir. Türk Konseyi bu itibarla Avrasya’daki tarihi etkileşim kanallarının yeniden işler hale getirilmesine katkıda bulunacaktır. Bu çerçevede, bu yılki Zirve temasının ‘‘Eğitim, Bilim ve Kültürel İşbirliği’’ olarak belirlenmiş olmasının son derece anlamlı olduğunu düşünüyorum. Zirvenin teması, kardeş ülkelerle ilişkilerimizin üzerine inşa edildiği ortak dil, tarih ve kültürel zeminin en üst düzeyde bir kere daha vurgulanması açısından önemli bir fırsat teşkil edecektir. Bu, aynı zamanda Türk Konseyi’nin kuruluş amacının ve faaliyet alanlarının bölgede ve dünyadaki algılanışı açısından da yararlı olabilecektir.

Bişkek Zirvesi’nde alınacak kararlar, verilecek mesajlar ve sergilenecek dayanışma ve birliktelik, gerek bu çatı mekanizmasının işlevselliği ve daha da gelişimi, gerek ileride Türkmenistan ve hatta Özbekistan’ın katılımı ile diğer ülkelerin gözlemcilik taleplerinin teşvik edilmesi bakımından yararlı olabilecektir.

Kültür konusunda sahip olduğumuz eşsiz ortak mirasımızla gurur duyuyoruz. Geçtiğimiz 20 yılda TÜRKSOY, EİT, IRCICA, ISESCO, UNESCO gibi örgütlerde yürüttüğümüz ikili ve çok taraflı işbirliği sayesinde ortak mirasın korunması ve canlandırılması konusunda önemli ilerlemeler kaydettik. Kültürel mirasımızın gün ışığına çıkartılarak, halklarımıza ve uluslararası kamuoyuna tanıtılması öncelikli hedeflerimizden biri olmalıdır. Bu bağlamda, UNESCO prensipleriyle uyumlu şekilde, Türk Dünyası Kültür Mirası Listesi hazırlanmasının önem taşıdığını düşünüyorum.

Kardeş ülkeler arasındaki işbirliğimizin temellerini sağlam bir şekilde kurmaktayız. Türk Konseyi’nde ortak kültürel politikamızı güçlendirecek kayda değer adımlar atılmaktadır. Yarın kuruluş anlaşmalarının imzalanmasıyla hayata geçirilecek Türk Akademisi ile Türk Kültür ve Mirası Vakfı, ortak tarihimiz, dilimiz ve kültürümüz konusunda bilimsel araştırmalar yapılmasını, ortak mirasımızı araştıracak ve koruma altına alacak çalışmalar yürütülmesini sağlayacak önemli kuruluşlar olacaktır. Bu suretle, ortak kimliğimizin gelecek nesillere aktarılması mümkün kılınacaktır. Bu noktada, ortak dil ve tarihimiz konusundaki çalışmalara özellikle önem verilmesi yararlı olacaktır. Ortak terminoloji oluşturulması ve okullarda okutulacak ortak bir tarih ders kitabı hazırlanması gibi çalışmalara Türkiye olarak destek olmaya devam edeceğiz.

Öte yandan, günümüz teknoloji çağında kültürel etkileşim hızlı ve kolay olmaktadır. Bugünkü nesiller kendi kültürlerinin çoğunu internet yoluyla elde etmektedirler. Bu yüzden, genç kuşakların kültür dünyamıza ulaşımını kolaylaştıracak sosyal medya gibi araçları kullanmaları zaruri hale gelmiştir.

Önümüzdeki dönemlerde halklarımızın refahının ana öğesi eğitim olacaktır. Fiziksel sınırların önemsizleştiği, bilginin en değerli varlık olduğu bir dünyada, gelecek nesillerimiz ancak donanımlı oldukları ve bu kabiliyetlerini kariyerleri boyunca güncel tutabildikleri ölçüde diğer ülkelerdeki rakipleriyle yarışabilirler. Gençlerimize, en iyi eğitim şartlarını sunmak üzere güçlerimizi birleştirmeliyiz. Bu hedefe ulaşılmasını teminen, Üniversitelerimiz arasında eşgüdümün sağlanması, öğrenciler arasında etkileşimin artması noktasında Üniversitelerarası Birliğin önemli bir rol üstleneceğine inanıyorum.

Son olarak, kuramsal bilim dahil olmak üzere, bilimsel araştırmaya ilişkin kabiliyetlerimizin arttırılmasına olan ihtiyaç sarihtir. Kendimize ait araştırmalarımız olmazsa, bilimsel alanda gelişmiş ülkelerin bulunduğu seviyeye çıkma ümidi gerçekçi olmayacaktır. Sekretarya’nın önerdiği gibi bir Türk Bilimsel Araştırma Fonu ihdas edilmesi fikri üzerinde çalışabileceğimizi düşünüyorum. Türk Konseyi üyeleri olarak, bilim ve teknoloji alanlarında yapacağımız sürdürülebilir yatırımlar ve ortak çalışmalarla ülkelerimizin küresel ölçekte bilim dünyasına katkıda bulunan aktörler haline gelmesini sağlayabiliriz.

Bu vesileyle, Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi ile Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesi’nin faaliyet ve programlarına yeni bir ivme kazandırarak, bu Üniversiteleri Türk coğrafyasının en önemli bilim merkezleri haline getirmemiz gerektiğini ifade etmek istiyorum. Bu üniversitelerin önümüzdeki dönemde daha etkin ve daha çağdaş birer yükseköğretim kurumu haline dönüştürülmesi amacıyla kurucu anlaşmalarını da yenilemiş bulunuyoruz.

İnancım odur ki, geçmişte birçok bilimsel faaliyetin yapılmış olduğu bu topraklar ve diğer Türk Coğrafyası, bunu gerçekleştirecek yeterli sayıda kaliteli bilim insanına, gerekli altyapı ve donanıma ve güçlü iradeye sahiptir.

Değerli Bakanlar,

Bilindiği üzere, Türk Konseyi’nin Almatı’da yapılan I. Zirvesi’nin teması ekonomik işbirliği olarak belirlenmişti. Almatı Zirvesi’nden bu yana ekonomik işbirliği alanında kaydettiğimiz ilerlemeyi önemsiyoruz. Üye ülkelerin Ekonomi Bakanlarının 13-14 Ağustos 2012 tarihlerinde Bakü’de yapıkları toplantı son derece verimli geçmiştir. Ekonomiden Sorumlu Bakanlar 3. Dönem Toplantısının 2013 yılının ilk yarısında ülkemizin ev sahipliğinde gerçekleştireceklerdir.

Türk Konseyi üyelerinin ekonomik kalkınma çabalarının devamı büyük önem taşımaktadır. Aramızdaki ticaretin arttırılması, kaynaklarımızın etkin ve verimli bir şekilde kullanılması, rekabetçi bir piyasa yapısının hayata geçirilmesi ve piyasalara olan güvenin arttırılması öncelikli hedeflerimizden biri olmalıdır. Bu konuda her üye ülkede istihdam ve yatırım ortamının geliştirilmesine katkı sağlayacak somut ve uygulanabilir projeler üzerinde çalışmamız, halklarımızın refah ve ekonomik kalkınmasına katkı sağlayacaktır. Bu çerçevede, bu konularla ilgili olarak karar alıcı temsilcilerin toplantılara katılımının sağlanmasının önemine dikkat çekmek istiyorum.

Öte yandan, Türk Konseyi üyesi ülkeler arasında ikili ve çok taraflı ulaştırma bağlantılarının geliştirilmesi, üye ülkeler arasındaki ticari ve ekonomik ilişkilerin pekiştirilmesinde kilit bir rol oynamaktadır. Bu çerçevede, Doğu ile Batı arasındaki mevcut hatlara alternatif ve güvenli demiryolları güzergahlarının önemine işaret etmek istiyorum. Bu kapsamda, Türkiye olarak üzerinde çalıştığımız ve “Modern İpek Yolu Projesi” olarak adlandırdığımız projenin en önemli ayağını, Azerbaycan’la birlikte yürüttüğümüz Bakü-Tiflis-Kars Demiryolu Projesi oluşturmaktadır.

Bölgesel işbirliğinin en güzel örneklerinden biri olan bu projenin en geç 2014 yılı başlarında devreye girmesi ve Marmaray projesinin de tamamlanmasıyla, Batı Avrupa’dan çıkan bir trenin kesintisiz olarak Hazar Kıyılarına, oradan da Aktau Limanı üzerinden Şanghay’a, Seul’e ulaşması mümkün olacaktır. Kazakistan’ın da yakın ilgi duyduğu bu projeye Kırgızistan’ın da dahil edilmesiyle Türk Konseyi üyesi ülkeler olarak işbirliğimize yeni bir boyut ekleyebileceğiz. Öte yandan, bu konuda zamanlıca ve çabuk hareket etmemiz önem taşımaktadır. ISAF’ın 2014 yılını hedefleyen Afganistan’dan geri çekilme planı yararlanmamız gereken önemli bir fırsat olarak önümüzde durmaktadır.

Ayrıca, kara ulaştırmasının tamamen serbestleştirilmesinin, kota uygulamalarının kaldırılmasının, Hazar Denizi üzerindeki liman kapasitelerinin geliştirilmesinin ekonomilerimize ilave bir ivme kazandıracağını düşünüyoruz.
Son yıllarda uluslararası gündemin üst sıralarına yerleşen enerji güvenliğinin üretici, transit ve tüketici ülkeler arasında kurulacak etkin işbirliği ile tesis edilebileceği kanıtlanmış bir gerçektir. Bu çerçevede, bölgemizin enerji kapasitesinin dünyaya açılmasını işbirliğimizin önemli bir ayağı olarak görmekteyiz. Türk Konseyi çatısı altında bölgenin “enerji haritası”nın hayata geçirilmesinde hızlı ve basit bir karar alma süreci işbirliğimizin gelişiminde önemli rol oynayacaktır.

Enerji alanındaki işbirliğinin bölgemiz açısından önemini, ayrıca ekonomik kalkınma ve halklarımızın refahı üzerindeki olumlu etkilerini de dikkate alarak Azerbaycan’la birlikte geliştirdiğimiz Doğu-Batı Enerji Koridoru somut işbirliğine en güzel örnektir. Geçtiğimiz Haziran ayında, bu Koridorun iki temel bileşenini teşkil eden ve başarıyla hayata geçirilen Bakü-Tiflis-Ceyhan (BTC) ve Bakü-Tiflis-Erzurum (BTE) boru hattı projelerine, Trans-Anadolu Boru Hattı Projesi’ni de (TANAP) ekledik. Azerbaycan doğal gazının ülkemizin yanısıra Avrupa piyasalarına da taşınmasına olanak sağlayacak bu projeye yönelik çalışmaların zamanlıca gerçekleştirilmesine ve boru hattının öngörüldüğü üzere 5 yıl içinde, hatta mümkünse daha da erken hayata geçirilmesine büyük önem atfediyoruz.

Bu projeler, salt ticari yatırım olmanın çok ötesinde anlam taşıyan, ülkelerimiz ve halklarımız arasında uzun yıllara dayanacak, ayrıca güçlü ve sağlam ilişkiler tesis edecek tasarımlardır.

Değerli Meslektaşlarım,

Yukarı Karabağ ihtilafını Güney Kafkasya’da istikrar ve kapsamlı normalleşme önündeki başlıca engel olarak görüyoruz. Yukarı Karabağ ve işgal altındaki Azerbaycan toprakları konusunu en önemli dış politika gündem maddelerimiz arasında tutmaya devam edeceğiz. Türkiye’nin bu konuda Azerbaycan’a olan desteği tamdır. Bundan sonra da bu anlayışla hareket etmeyi sürdüreceğiz. Azerbaycanlı kardeşlerimizin zorla yurtlarından edilmeleri sonucunu doğuran, Azerbaycan topraklarının yüzde yirmisinin işgal altında olduğu mevcut durumu kabul edilemez buluyoruz.

Bu kapsamda, ihtilafın çözülmesine yönelik 20 yıldır devam eden müzakere sürecinden sonuç alınamaması üzücüdür. Yukarı Karabağ sorununa barışçıl bir çözüm bulunmadan Güney Kafkasya ve Orta Asya’da barış, istikrar ve refah ortamının yaratılması maalesef mümkün olmayacaktır. Bu bağlamda, ileriye dönük ve vizyoner bir bakış açısıyla kara ve demiryollarından müteşekkil ulaştırma koridorlarına yer veren bir bölgesel kalkınma ve işbirliği modeli üzerinde çalışmalar yapıyoruz.

Yukarı Karabağ meselesinin uluslararası hukuka uygun olarak Azerbaycan’ın toprak bütünlüğü içerisinde çözülmesi konusunda Türkiye olarak üzerimize düşeni yapmaya devam edeceğiz. Bu çerçevede, Türk Konseyi üyeleri olarak Azerbaycanlı kardeşlerimizle dayanışma içerisinde çabalarımızı sürdüreceğiz.

Kıbrıs’ta adil, kalıcı ve kapsamlı bir çözüm tesis edilene dek, kardeş ülkeler olarak Kıbrıslı Türklerin meşru haklarına sahip çıkmamız gerektiğine inanıyorum. Zirvemizin özel gündemi dikkate alındığında gelişmiş üniversiteleriyle akademik alanda önemli başarılar kaydeden Kıbrıs Türkleriyle ilişkilerin geliştirileceğine inancım tamdır. Kıbrıs Türklerinin BM Kapsamlı Çözüm Planı’nda da yer aldığı şekilde “Kıbrıs Türk Devleti” sıfatıyla, gözlemci üye statüsüyle İİT faaliyetlerine iştirak ettikleri de göz önünde bulundurulduğunda, Kıbrıslı Türk kardeşlerimizin Türk Konseyi ile ilişkilerini geliştirmelerine imkan sağlanmasının mümkün ve gerekli olduğunu düşünüyoruz.

Kardeş ülkelerin güvenlik ve istikrarını kendi refah ve istikrarımızdan farklı görmüyoruz. Bu çerçevede, Orta Asya ülkelerine doğrudan etkisi olduğunu düşündüğümüz Afganistan için barış ve istikrar çabalarını destekliyoruz. Ayrıca Afganistan’ın istikrarı için vazgeçilmez olduğuna inandığımız bölgesel işbirliğini teşvik ediyoruz. Bu sebeple bölgede, özellikle Afganistan’da, istikrarın sağlanmasına yönelik bölgesel ve uluslararası her girişime bugüne kadar destek verdik ve vermeye devam ediyoruz.

Türk Konseyi üyelerinin aktif rol oynadıkları bir başka önemli platform da, “Asya’da İşbirliği ve Güven Arttırıcı Önlemler Konferansıdır. (AİGK/CICA)”. Bugün 20. kuruluş yıldönümünü yaşayan AİGK/CICA’nın üye sayısı ve uluslararası alandaki görünürlüğü giderek artmaktadır. Haziran 2010’dan bu yana sürdürdüğümüz AİGK/CICA Dönem Başkanlığımızın 2012-2014 yıllarını kapsayacak yeni döneminde de Asya’da işbirliğine dayalı bir güvenlik ortamının oluşturulmasına yönelik çalışmalarımızı ve AİGK/CICA’nın uluslararası alanda daha etkin bir kurum olması yönünde gerekli gayreti göstermeye devam edeceğiz.

Bu anlayış çerçevesinde, Kazak dostlarımızın evsahipliğinde, 12 Eylül 2012 tarihinde Astana’da düzenlenecek olan AİGK/CICA Dışişleri Bakanları IV. Toplantısına Dönem Başkanlığı olarak önem vermekteyiz. Değerli mevkidaşım Kazakistan Dışişleri Bakanı Sayın Kazıhanov’la birlikte başkanlık edeceğimiz bahsekonu toplantıda sizleri de aramızda görmek istiyoruz.

Türkiye siyasi, ekonomik ve kültürel alandaki potansiyelini uluslararası toplumun hizmetine sunmak istemektedir. Bölgemiz ve ötesindeki sorunların barışçıl yollarla çözümüne ve uluslararası örgütlerin çalışmalarına olan katkılarımız bu potansiyelin birer kanıtını teşkil etmektedir. Bu anlayışla 2015-2016 dönemi BM Güvenlik Konseyi geçici üyeliğine adaylığımızı açıkladık. Bu adaylığımızın Türk Konseyi’nin tüm üyeleri tarafından destekleniyor olmasına müteşekkiriz.

İçinde yer aldığımız Avrasya coğrafyasının uluslararası alanda artan ağırlığına paralel olarak ciddi sınamalarla karşı karşıya kalmaktayız. Bu sınamalara uygun ve doğru karşılıklar verebilmek için bölgemizdeki ve dünyamızdaki gelişmeleri yakından takip etmek, zamanında ve doğru biçimde analiz etmek durumundayız. Bu kapsamda, bölgesel ve küresel gelişmelere ilişkin istişarelerimizi artırmamızın önemli olduğuna inanıyorum. Dışişleri Bakanları olarak, zirve toplantılarından bağımsız bir şekilde gayri resmi olarak biraraya gelmemizin yararlı olacağı kanaatindeyim. Bu çerçevede, Eylül ayında düzenlenecek BM Genel Kurulu toplantısını geçmişte de olduğu gibi vesile olarak kullanabiliriz.

Bu vesileyle, yarın gerçekleştirilecek Türk Konseyi Zirvesinin başarılı geçmesini diliyor ve Kırgız kardeşlerimize gösterdikleri büyük hüsnü kabulden dolayı bir kere daha içten teşekkürlerimi sunuyorum.