#

Dışişleri Bakanı Sayın Ahmet Davutoğlu’nun Suriye Türkmen Meclisi Genel Kurul Toplantısında Yaptıkları Konuşma, 9 Mayıs 2014

Suriye Ulusal Konseyi Başkanı Sayın George Sabra,
Suriye Ulusal Koalisyonu Başkan Yardımcısı Sayın Faruk Tayfur,
Halep’ten, Bayır Bucak’tan, Lazkiye’den, Hama’dan, Humus’dan, Rakka’dan, Kuneytra’dan, Şam’dan, Golan’dan ve bugün özel misafirimiz olarak Lübnan’dan gelen Aziz Türkmen kardeşlerim;

Hepinizi selamların en güzeliyle selamlıyorum. Allah’ın selamı üzerine olsun, esselamu aleyküm ve rahmetüllahi ve berakatühü.

Tarih belli dönemleri özellikle yazar ve belli halkları hiç silinmeyecek şekilde kayıtlarını kaydeder. Son 4 yıldır - takriben 3 yılı bitti 4’üncü yılda - bir halk var ki, her bir ferdiyle, her bir insanıyla, çocuğuyla, çoluğuyla, hanımıyla, yaşlısıyla, genciyle, Türkmeniyle, Arabıyla, Kürdüyle, Sünnisiyle, Nusayrisiyle, Hıristiyanıyla, her bir ferdi zulme karşı direniyor. Biz bu şanlı direnişi, Ankara’dan, İstanbul’dan, Antep’ten, Kahramanmaraş’tan, Hatay’dan, Urfa’dan, Edirne’den, bütün bir 75 milyon olarak saygıyla, hürmetle selamlıyoruz.

Selam olsun, biz şu anda Ankara’da huzur içinde toplanırken Bayır Bucak’ta köylerini, dağlarını, tepelerini, asırlarca yaşadıkları aziz topraklarını savunan Türkmen yiğitlerine selam olsun.

Selam olsun Halid Bin Velid’in emaneti Humus’ta yıllarca direndikten sonra açlıkla, saldırılarla imtihan edildikten ve o toprakları savunduktan sonra, bugünlerde sadece kadınlar ve çocuklar kurtulsun diye o aziz Humusu terk etmek zorunda kalan Arap, Kürt, Türkmen, Müslüman, Hıristiyan, Nusayri bütün Suriye halkına selam olsun.

Ve Şam’da, zalimler de, o zalimi dünyanın her bir yerinde destekleyenler de, o zalimin Türkiye’de sözcülüğünü yapanlar da bilsinler ki, tarih şahit olsun ki, Allah şahit olsun ki, Suriye halkını, kardeşlerimizi hiçbir zaman yalnız bırakmadık, yalnız bırakmayacağız.

Sayın Şandır, 3 günlük misafirlik çok dedi. Siz bizlerin misafiri değilsiniz, siz bu aziz Anadolu’nun öz sahiplerinin torunlarısınız. 3 gün değil, 3 asır sürse, 3 bin yıl sürse de bu topraklar sizleri misafir olarak değil, tarihin her bir safhasında bir arada yaşadıkları kaderdaşları, tarihdaşları, karındaşları olarak kucaklayacak, kucaklamaya da devam edecek.

Bakınız, olaylara hiçbir insanı boyutu olmadan bakan o kara vicdanlılar, oralara giden yardımları engellemeye çalışan o kara vicdanlılar durup şöyle diyorlar - 3 yıllık zulümden sonra, 4’üncü yılına girmiş – “Beşar Esad başarılı, hala koltuğunda oturuyor” diyorlar. Sanki başarının ölçüsü zulümle, koltukta oturmakmış gibi. Ama gerçek başarı ona, o zalimlere ait değil, esas başarı 3 yıldır her bir zulüm aletiyle, sniperlarla, keskin nişancılarla, tanklar, toplarla, uçaklarla, varil bombalarıyla, kimyasal silahlarla saldırılara maruz kalmakla birlikte boyun eğmemiş, baş eğmemiş Suriye halkıdır gerçek başarı kazananlar, gerçek kahramanlar onlardır.

Modern dönem çok zulümler gördü, iki ordunun veya birçok ordunun karşılıklı savaşlarını gördü. İkinci Dünya Savaşında, Birinci Dünya Savaşında olduğu gibi, yakın dönemde yaşanan savaşlar gibi. Ama hiçbir dönemde kanlı bir rejim kendi halkına karşı bütün bu yıkıcı silahları kullanarak Suriye’de olduğu kadar kanlı bir şekilde savaş açmadı, böyle bir savaş görülmedi. Böyle bir savaş görülmediği gibi, böyle bir savaşa karşı direnen böyle şanlı bir halk da görülmedi. Selam olsun Suriye halkına, selam olsun Türkmen yiğitlere Suriye’nin her bir tarafında.

Bakınız, Suriye Türkmenleri bu şanlı, onurlu özgürlük mücadelesinin en öndeki neferleridir. Çok güzel bir harita oraya çıkartılmış, köy köy, ilçe ilçe Türkmen illeri yazılmış. O haritaya baktığınızda görürsünüz ki, devrimin ilk anından itibaren en şanlı direnişlerin olduğu bölgelerdir oralar. Suriye Türkmenleri Arap, Kürt kardeşleriyle birlikte böylesine şanlı bir mücadelenin içinde yer aldı.

Bakınız, son Meclis Kongremizden bu yana neler yaşandı.

Bütün dünya, Sayın Şandır’ın vurguladığı gibi, bütün dünya bu zulme sessiz kaldı, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlar alamadı ve neredeyse 2 yıldır da Cenevre-2 Konferansı sanki sihirli bir ilaçmış gibi, Cenevre-2 Konferansıyla birlikte her şey çözülecekmiş gibi aylarca Suriye muhalefeti üzerine baskı yapıldı, Cenevre’ye gelin, birleşmiş olarak gelin, Cenevre’de meselenizi çözeceğiz dedi, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi bu taahhüdü verdi, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri bu taahhüdü verdi, bütün P5 daimi üyeler bu taahhüdü verdiler. Ne oldu? Cenevre’ye hepimiz gittik, Suriye muhalefetini, Suriye Ulusal Koalisyonu’nu tebrik ediyorum, birçoklarının hesaplarını boşa çıkartarak tek bir vücut halinde bir ve beraber bir şekilde Cenevre’ye gittiler, masaya oturdular, ben de o toplantıydım ve vakur bir şekilde her türlü müzakereye hazırız dediler. Şimdiye kadar halkımız için mücadele verdik, bundan sonra da siyasi olarak her türlü çözümü konuşmaya hazırız dediler. Diyalog çağrısında bulundular. Öbür tarafta rejim bütün taahhütlerini unutarak Cenevre’de bir oyalama içine girdi ve Cenevre-2’nin başarısız olmasına sebep olacak şekilde hiçbir uzlaşmaya yanaşmadı. O gün o konuşmayı dinleyenler Sayın Carba’nın diyalog çağrısını duydular. Müzakereye hazırız çağrısını duydular. Ama Suriye rejiminin temsilcisinden bir tek diyalog kelimesi bile çıkmadı. Döndü Suriye rejimi temsilcisi, aynı Türkiye’deki birtakım işbirlikçileri gibi, Türkiye’yi ve Suriye halkına destek veren Hükümetimizi terörle suçlamaya kalktı. O zaman sizler de şahit oldunuz, döndüm ve ona şunu söyledim yüzüne baka baka: Doğru, Türkiye’de 800 bin terörist var sizden kaçan, doğru, Türkiye’de 10 bine aşkın terörist çocuk doğdu, 10 binlerce terörist kızlar var, yaşlılar var, sizin terörist anlayışınız bu mu diye sordum. Bugün gelsinler kamplarımızı görsünler, 800 bin Suriyeli kardeşimizi ağırlıyoruz. Kamplarımızdaki gözü yaşlıları görsünler, kamplarımızda yeni doğan bebekleri görsünler, bunlar mı terörist? Türkiye bunlara yardım etmek dolayısıyla insanlık vecibesini yerine getirdi ve yerine getirmeye devam edecek.

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiseri Sayın Guterres’le Harran kampına gittiğimizde, Ürdün, Irak ve Lübnan bakanlarıyla birlikte gezerken, bir konteynerin önünde birkaç çocuk gördüm, başlarını okşadım. Babası dedi ki, en küçükleri içeride. Gittim bir günlük bir kız çocuğu vardı, adı Nur, nur gibi bir kız çocuğu, yeni doğmuş. Nereye doğduğunu bilmiyor, mülteci kampında olduğunu bilmiyor, zannediyor ki ana sıcağı gibi sıcak olan kendi evinde. Bilsinler ki, o Nur bebeğin kaderi, o Nur bebeğin geleceği eğer bizim elimizdeyse, elimizdeki bütün imkanla o geleceği kurmak için çaba sarf ederiz, Nur bebeklere zulmedilmesine göz yummayız.

Yolda yürürken bir başka 8-10 yaşında bir kız çocuğu elimden tuttu, “sizi illa kendi konteynırıma götüreceğim” dedi. Gittiğimizde kendi yaptığı resimler vardı, duvara asmış, bir tank, bir çocuk, bir okul. Tankın üzerine yazmış kendi yaptığı resimde, okulumu vuran tank, arkadaşımı öldüren tank. Şimdi bizi eleştirinler cevap versinler, o tankı kullananların yanındalar mı, o mazlum Suriyeli kızın yanındalar mı? Biz yerimizi tespit ettik, onlar etsinler.

Ve en acısı, oradan hastaneye gittiğimizde 17-18 yaşlarında yine bir kız çocuk, genç bir kız, dünya güzeli, Allah bahtını da güzel eylesin diye dua ederken gördük ki, sağ bacağı ampute edilmiş. Bir varil bombası, kimin kullandığı belli olmayan bir uçağın, ama rejimin emrinde olan bir uçağın attığı bir bombayla bacağı kopmuş, yine de yüzünde tebessüm, dedi ki, tek şey istiyorum, bacağıma ortopedik bir bacak yapabilirsiniz. Doktorlar zaten dediler sipariş ettik, gelecek. Şimdi o kızın, o küçük kardeşimizin, 18 yaşındaki kızın gençlik rüyalarını yok etmeye kimin hakkı var? Bunlar terörist mi?

Allah şahittir ki, katından bize bir yardımcı gönder diye Rabbine yalvaranların yardımcısı olmaya kararlıyız. Ne olursa olsun, kim ne yaparsa yapsın Suriye halkına uzanan elimizi durduramayacak, bundan herkes emin olsun.
Bizim kararlılığımızı test etmeye kalkıyorlar. Suriye Türkmenlerine giden tırlara müdahale etmeye kalkıyorlar. Türkiye’yi yurt dışına aynı rejimin ağzıyla şikayet etmeye kalkıyorlar. Her yerde bizim aleyhimize yayınlar yapıyorlar. Sayın Başbakanımız size son Meclisinizde verdiği sözde müstakimdir ve benden de selamlarını iletmemi istedi. Ve dedi ki; Suriye Türkmenlerine selam olsun, bütün Suriye halkına selam olsun ki biz bu görevlerdeyken Suriye halkına karşı yapılan zulüm karşısında hiçbir zaman sessiz kalmayacağız. Zalimin karşısında mazlumun yanında olduk, olmaya devam edeceğiz. Üzerimize ne kadar gelirlerse gelsinler, ne komplolar yaparlarsa yapsınlar Suriye Türkmenleri, Suriye Arapları, Suriye Kürtleri, Suriye Müslümanları, Suriye Hristiyanları, Suriye Sünnileri, Nusayrileri, bütün Suriyeliler bilsin ki bütün imkanlarımızla yanlarında olmaya devam edeceğiz. Ta ki izzet ve onur mücadelesini başarıya ulaştırana kadar. İnşallah gün gelecek, o günleri hep beraber göreceğiz, Bayırbucak köylerinde beraber çay içeceğiz. Halep’te Halep Kalesinin önünde beraber sohbet edeceğiz. Humus’ta Halid bin Velid’i beraber ziyaret edeceğiz. Şam’a, Kuneytra’ya kadar beraber gideceğiz Allah’ın izniyle özgür bir şekilde. Nasıl siz burada misafir değil buranın öz sahibi gibi buralarda kendinizi vatanınızda hissediyorsanız, biz de Suriye’deki her anımızda kendimizi öz evimizde hissettik. Suriye’de bir tek ocağa ateş düştüğünde bizim ocağımıza düşmüş gibi gördük. Emevi Camii Halep’te, Şam’da tahribe uğradığında, o güzelim Halep yerle bir edildiğinde emin olun ha Konya, ha Halep, bizim için bir şey fark etmedi. Bunları bundan sonra da barış içinde, barışçıl çabalarla sürdüreceğiz.

Şimdi Cenevre-2 başarısız oldu. Dünya sınavdadır, Suriye muhalefetine, Suriye Ulusal Koalisyonuna, Suriye Geçici Hükümetine, Özgür Suriye Ordusu’na, Cenevre’ye gelin diyenler sınavdadır, sözlerini tutmalıdırlar. Ve barışa hayır diyen rejime gerekli uyarılarda bulunmalıdırlar. O günden bugüne, Cenevre-2’den bugüne onbinlerce Suriyeli öldürüldü yine. Milyonlarcası yine mülteci durumuna düştü. Bir tiyatro oynanıyor ve dünya bu tiyatroya sessiz kalıyor. Cenevre-2’de hiçbir barış girişiminde bulunmayan, barış cümlesini bile kullanmayan Suriye rejimi dünyayla alay edercesine Haziran ayında Cumhurbaşkanlığı seçimi yapacağım diyor. Nerede yapacaksın? 3,5 milyon Suriyeli komşu ülkelerde mülteci, 6,5 milyon Suriyeli Suriye içinde yerinden edilmiş. Yani bırakın oy kullanmayı, başını sokacağı bir evi yok. Yani, nüfusun yarısı bulunduğu yerde değil, ne seçiminden bahsediliyor?

Ayrıca, Suriye halkı seçimini yaptı, Suriye halkı seçimini Dara’dan Halep’e, Lazkiye’den Haseke’ye, Deyrizor’a kadar her yerde yaptı. Suriye halkı seçimini bu zalimlerin karşısında yaptı. Suriye halkı demokratik bir Suriye istiyor, herkesin eşit haklara sahip olduğu, kimsenin kimse üzerine hükümran olmadığı, her mezhebin, her dinin, her etnik grubun eşit vatandaşlık hakkı kullandığı yeni bir Suriye istiyor. Suriye halkı, göstermelik bir seçim istemiyor. Ve benim tanıdığım Suriyeliler bunu elde edene kadar da baş eğmeyecek, boyun eğmeyecekler. Onun için, şimdi diplomaside çabalarımızı artıracağız.

Yine bu son birkaç ayın en önemli olaylarından biri, aylarca, yıllarca baskı yapa yapa dünyanın her yerinde haykıra haykıra, Cenevre’de, New York’ta, dünyanın her başkentine haykıra haykıra nihayet sonunda Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi bir karar tasarısı çıkardı biliyorsunuz, 2139 sayılı karar. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararı diyor ki, Suriye’nin her bir şehrine insani yardım ulaşacak ve buna kimse engel olmayacak. Şimdi üstünden neredeyse 3 ay geçti, bizim sınırlarımızda, dedik ki, bütün dünyaya ilan ettik, bizim sınırlarımız açık, buradan her türlü yardımı gönderebilirsiniz. Daha birkaç gün önce Birleşmiş Milletler Genel Sekreter Yardımcısı Valerie Amos aradı, bütün kapılarımız açık dedim, her yerden yardım gönderebilirsiniz. Bu 3 ay içinde ne kadar yardım gitti biliyor musunuz, rejim ne kadarına izin verdi biliyor musunuz? Sadece 78, Nusaybin Kapısından sadece 78 tıra. Çünkü diğer yerlerden rejim engelledi izin vermedi. Rejim engellediği için de Birleşmiş Milletler gitmedi. Birkaç gün önce Ürdün’de Zaatari kampında beraberdik orada da bu çağrıda bulundum. Aynı Birleşmiş Milletler kararında engelleyen tarafa müeyyide uygulanması yazıyor. Kimyasal silah kullandılar cezalandırılmadılar, Cenevre 2’de barış masasına gelmediler, orada barış yapmadılar herhangi bir müeyyide görmediler. Şimdi Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararına rağmen yardımları engelliyorlar, dünya yine sessiz. Dünya, insanlık emin olunuz önümüzdeki dönemde nesilden nesile Suriye’yi anlatacak. Suriye halkının kahramanlığını anlattığı gibi Suriye rejiminin bugünkü sahiplerinin zulmünü anlattığı gibi dünyanın liderlerinin sessizliğini de anlatacak ve insanlığın gelecektik liderleri, Suriye’de yaşananlar dolayısıyla utanç duyacaklar. Bir vesileyle söylediğim gibi muhtemeldir ki nasıl Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Srebrenitsa’ya gidip Bosna halkından özür dilediyse, bir başka Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri gelecek ve Halep’te, Şam’da, Humus’ta Suriye halkından özür dileyecek, ama aynı gelecek şunu da yazacak ki: Türkiye ve Suriye ezelde olduğu gibi ebediyete kadar olan kardeşliğini de bu dönemde kazandı. O Nur bebek Türkiye’de doğan 12 bin çocuk gibi o Nur bebek de ileride çocuklarına, torunlarına doğduğu toprağı anlatacak. Harran’ı, Urfa’yı, Gaziantep’i, Kahramanmaraş’ı, Osmaniye’yi, Hatay’ı anlatacak ve yeni bir nesil gelecek. Ortak olarak kendilerini hem Suriyeli, hem Türkiyeli gören yeni bir nesil bu zorluklar içinde yetişiyor. Her zorlu sınavın sonunda mutlaka mutlaka zafer vardır fe inne meâl usri yusra inne meâl usri yusra. Mutlaka bu zorlukları aşacağız.

Şimdi aziz Türkmen kardeşlerim, biz üzerimize düşeni yapmaya devam edeceğiz hiç merak buyurmayın. Değil siyasi hayatımız, biyolojik hayatımız da söz konusu olsa yani ömrümüz hayatımızı riske etmek gerekse de Suriye halkını ve Suriye Türkmenlerini yalnız bırakmayacağız. Ankara’da Suriye rejimini savunanlar Türkiye’nin yardımını engellemeye çalışanlar da bilsinler ki adları tarihe Suriye rejiminin zalimleriyle yan yana yazılacak.

Ben Sayın Şandır’a teşekkür ediyorum bir başka siyasi partiden olmakla birlikte kadirşinaslığı dolayısıyla teşekkür ediyorum, çünkü bu meseleler bir parti meselesi değil, bu meseleler bir insanlık meselesi ve bekleriz ki, beklerdik ki, isterdik ki herkes bu mantıkla yaklaşsın. Beklerdik ki, istedik ki biraz insanlık vicdanı olanlar Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin, Sayın Başbakanımızın uzattığı eli daha da güçlendirsinler, ama yapmadılar. Hiç önemli değil biz onların yaptıklarına ya da yapmadıklarına bakarak karar vermeyiz, adım atmayız. Biz vicdanımıza, tarih bilincimize ve Rabbimizin huzuruna vardığımızda ne diyeceğimize bakarak karar veririz başka hiçbir şeye bakarak karar vermeyiz ve inşallah tarihte, Suriye halkı da, Türk halkı da, Rabbimiz de şahittir ki ve şahit olacaktır ki bu desteğimiz sürecek. Onlar kapıları kapatsalar, onlar Birleşmiş Milletler kararını uygulamasalar da elimizde ne varsa paylaşacağız. Gönlümüzdeki o muhabbeti kardeşlik hukukuna dönüştüreceğiz inşallah, biz bu görevi yapacağız. Komşu ülkeleri harekete geçireceğiz, bütün Arap dünyasıyla birlikte hareket etmeye çalışacağız, İslam dünyasını harekete geçirmeye çalışacağız, uluslararası toplumu harekete geçirmeye çalışacağız. Ama herkes sussa bile emin olun ki biz susmayacağız, herkes dursa bile biz durmayacağız. Şu anda yüreğimde hissediyorum Bayır Bucak’taki o yiğitleri, direniş gösteren o yiğitlerin verdiği mücadeleyi her gece rüyamızda görüyoruz biz. Halep’te verilen mücadeleyi, Humus’ta verileni rüyamızda görüyoruz. Biz inşallah bu kararlılığı hep sürdüreceğiz. Sayın Şandır’ın okuduğu senet bugün de geçerlidir, yarın da geçerli olacak, gelecek hafta da, gelecek ay da, gelecek yıl da, gelecek asırda da geçerli olacak.

Bu senedin arkasında Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin onuru ve aziz Türk milletinin vicdanı vardır, kimse bizi durduramaz. Yalnız sizden beklediğimiz birkaç husus var birincisi, birlik birlik birlik, vahdet vahdet vahdet. Ne olur burada detaya girmek istemiyorum ama bir taraftan zalimlerle mücadele ederken diğer taraftan da Türkmen kardeşlerimiz arasında onların kardeşliğini pekiştirmek için çaba sarf etmek zorunda kalmayalım, vaktimizi ona ayırmayalım. Onlarla mücadele etmekten yorulmuyoruz, ama bazen kendi ihtilaflarımızla uğraşmaktan daha çok yoruluyoruz. Bugün iki güzel temsilciniz Suriye Geçici Hükümetinde, ben Suriye Ulusal Koalisyonuna, Suriye Ulusal Konseyine ve Sayın Ahmet Tama’ya teşekkür ediyorum. İki Türkmen Zeki Bey ve Adnan Bey Suriye Hükümeti’nde görevli Sağlık Bakanı ve Başbakan Yardımcısı olarak, yani Sayın Şandır’ın dediği şey gerçekleşti bugünkü geçici Suriye Hükümetinde Türkmenler nasıl temsil ediliyorlarsa inşallah bir gün izzetli ve onurlu bir şekilde Şam’a dönüp demokratik Suriye’nin yeni hükümeti kurulduğunda da orada kimlikleriyle, onurlarıyla birlikte yerlerini alacaklar eşit vatandaşlar olarak ne eksik, ne fazla.
Suriye Türkmenleri bu anlamda birlik ve beraberliğini korumak durumunda. Hemşerilik bağları güzeldir, aile bağları güzeldir ama Bayır Bucaklılar da, Halepliler de kardeştir. Golanlılar da, Kuneytralar da, Husumlular da kardeştir, asabiye bizim kardeşliğimizi aşmaması lazım. İnşallah bu birliğinizi, beraberliğinizi bugün görmüş olmaktan büyük mutluluk duyuyoruz. Allah bu birliğinizi, beraberliğinizi daim etsin, aranızda fitne sokmak isteyenlere fırsat vermesin.

İkinci vazifeniz, burada Sayın Tayfur var, Sayın Sabra var, Sayın Tama var. Suriye muhalefeti içinde bugün bir siyasi mücadele veriliyor. Nasıl cephede Türkmenler, Araplar, Kürtler, Müslümanlar, Hıristiyanlar, hep beraber bir özgürlük mücadelesi veriyorsa bugün siyasi bir mücadele de veriliyor. Orada Arap kardeşlerinizle, Kürt kardeşlerinizle birlikte omuz omuza bu mücadeleye katılın, onlarla birlikte Suriye’nin geleceğini inşa edin. Bizim için Suriye’ye baktığımızda bütün Suriyeliler kardeşimizdir. Orada yeni Suriye inşa edilirken bütün etnik, mezhebi, dini gruplar omuz omuza versinler. Öyle bir güzel örnek oluşturalım ki Suriye’de herkes bu örneğe ibretle baksın ve gelecekte bu örneği çoğaltmaya gayret etsin. Bir daha kimse dini, mezhebi, etnik kökeni dolayısıyla bir zulme, baskıya uğramasın. Dilini konuşsun, kültürünü yaşatsın, omuz omuza beraber olun. Onun için bugünden tohumu iyi atmak lazım her müzakerede Suriye muhalefeti içinde, Suriye ulusal koalisyonu içinde yapılan her görüşmede aktif katkınızı yapın. Bu anlamda omuz omuza verdiğiniz kardeşlerinizle birlikte geleceğe yürüyün inşallah.

Üçüncü olarak da aranızdan çıkardığınız temsilciler, bugün görev dağılımı yapacaksınız. Sesli olun, iri olun, diri olun bir olmakla, ama aynı zamanda dünyaya kendinizi anlatın. Önce Türkiye’deki 75 milyon kardeşinize anlatın, onlara anlatın nasıl bir özlemle Türkiye’yi ve Suriye’yi birbirinize bağladığınızı. Onlara anlatın nasıl zulümden kaçarken o dağları aşıp da al bayrağın altına nasıl, ne zaman sığınırım diye yolları nasıl kat ettiğinizi anlatın. Nasıl buraya varil bombalarından kaçarak geldiğinizi anlatın, şehit olan kardeşlerinizi anlatın. Ta ki o kara vicdanlılar bizim verdiğimiz desteği bir terörizme destek gibi gören o kara vicdanlılar sesinizi duysunlar, onların vicdanlarına hitap edin. Bu ay yıldızlı bayrak bu şanlı Suriye bayrağıyla birlikte yan yana özgürlük ve onun için dalgalanacak. Bu ay yıldızlı bayrak nasıl geçmişte Balkanlardan, Bosna’dan, Kosova’dan gelenlere 90’lı yıllarda bir gölge olmuşsa, nasıl Saddam’ın kimyasal silahlarından kaçanlara bir gölge olmuşsa. Bu ay yıldızlı bayrak o kadar engin bir vicdanın sembolüdür ki, Suriye’nin her bir köşesinden gelen herkese de gölge olacak bu size taahhüdümüzdür, bu tarihe taahhüdümüzdür, bu Allah huzurunda verdiğimiz bir sözdür.

Ama anlatın bulunduğunuz kamplarda, bunun destanı yazın, bu verdiğiniz mücadeleyi. Sizin avantajınız diğer Suriyeli kardeşlerimize göre güzel Türkçemizi konuşuyorsunuz konuşun ve anlatın, duymak istemeyen kulaklara duyurun, gönülleri mühürlenmiş olanlara anlatın. Anlatın nasıl bir zulümden kaçtığınızı, anlatın Anadolu’ya niçin geldiğinizi, anlatın Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin sizleri sınırlarda nasıl karşıladığını. Bunu anlatın ki Türkiye’de her siyasi görüşten herkes omuz omuza sizin yanınızda durabilsin. Bunu anlatın ki sizin için gece, gündüz gayret sarf eden AFAD’dan, Kızılay’a, MİT Müsteşarlığımızdan, Dışişleri Bakanlığına bütün kurumlarımızın o vicdan yüklü insanların yaptıkları, verdikleri onurlu vazifeyi hissetsinler ve kimse onlara terörizme yardım ediyorsunuz diye hakaret etme cüretini bulamasın.

Bugün Suriye’de terörizmi yapanlar da rejimle işbirliği içindeler. Türkmenler Bayır Bucak’ta da, Halep’te de bir taraftan rejime karşı mücadele ediyorlar, bir taraftan IŞİD’e karşı. Araplar, Kürtler bütün Özgür Suriye Ordusu ve muhalefeti de bu mücadeleyi veriyor. O mücadeleyi ve onur mücadelesini verenlere selam olsun, sizlere selam olsun ki bugün Ankara’da böyle birlik ve beraberliğin timsali oldunuz. Tekrar teyiden söylüyorum, birliğinizi, beraberliğinizi koruyunuz, başınızı dik tutunuz, tarih boyunca eğilmemiş olan bu başı Allah hiçbir zaman eğdirmesin ve haklı davanızı anlatınız. Ve şunu da bir kez daha söyleyerek sözüme son veriyorum, Sayın Başbakanımızın mesajıyla birlikte söylüyorum. Ayrı bir mesaj göndermedi, siz benim adıma konuşun dedi, benim adıma konuşun ve deyin ki kim ne derse desin, kim ne yaparsa yapsın Suriye halkına verdiğimiz destek izzet ve onur mücadelesi başarıya ulaşana kadar sürecek, hiç kimse buna engel olamayacak.

Yaşasın Türkiye-Suriye dostluğu, yaşasın Türkiye ile Suriye arasında bir dostluk, muhabbet bağı olan Türkmen kardeşlerimiz. Selam olsun Bayır Bucak’a, Halep’e, Rakka’ya, Doha’ya, Humus’a, Kuneytra’ya, Golan’a ve hemen Suriye’nin öbür tarafından Lübnan’dan gelen Akkar’a selam olsun. Bütün Ortadoğu coğrafyasında ezeli ve ebedi kardeşliğimize selam olsun.

Allah’a emanet olun, Allah yar ve yardımcınız olsun.