#

Dışişleri Bakanı Sayın Ahmet Davutoğlu’nun İsrail’in Mavi Marmara Saldırısı Nedeniyle Türkiye’den Özür Dilemesine İlişkin Olarak TRT “Neler Oluyor-Özel” Programında Yaptığı Açıklamalar, 22 Mart 2013, Ankara

AHMET BÖKEN - Bundan aylar önce sevgili seyirciler, üzüntülü bir Pazar sabahıydı yanlış hatırlamıyorsam, Sayın Bakanımız Ahmet Davutoğlu’nu, Dışişleri Bakanımızı buraya konuk etmiştik, bir özel program yapmıştık, bir askeri uçağımız düşmüştü ve içinde de iki tane şehit subayımız vardı, üzüntü verici bir programdı. Sayın Bakan geldi, hem üzüntüyü paylaştı bizimle, hem de olup biteni anlattı.

Bugün ise bir acı olayın ardından güzel bir olay için buradayız. Sayın Bakanımız Ahmet Davutoğlu yine bizim canlı yayın konuğumuz. Sayın TRT Genel Yayın Yönetmeni Nasuhi Güngör’le beraber kendisine sorular soracağız.

Sayın Bakanım, hoş geldiniz.

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU- Hoş bulduk, teşekkür ederim.

Bu vesileyle Nasuhi Beye de hayırlı olsun diyorum.

AHMET BÖKEN- Biz de hayırlı olsun diyelim canlı yayında.

NASUHİ GÖNGÖR- Teşekkür ederim, sağ olun.

AHMET BÖKEN- Sayın Bakanım, isterseniz olayın hikayesinden başlayalım. Bu özür hadisesine nasıl gelindi ve bugün neler yaşandı?

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU- Her şeyden önce ben tekrar Mavi Marmara şehitlerimize rahmet diliyorum. Aslında onların büyük bir emanetidir Gazze’ye sahip çıkmak. Bu vesileyle buraya gelmeden önce bütün şehitlerimizi temsilen Furkan’ın babası Ahmet Doğan Beyle görüştüm, ayrıca ona da tekrar Furkan’ı ve diğer şehitlerimizi hiçbir zaman unutmayacağımızı söyledim.

Yine o günden bugüne, Uğur Süleyman Söylemez kardeşimize ve özellikle onun vefakar eşine de ben buradan tekrar saygılarımı ifade etmek istiyorum. Gerçekten çok acılı günlerdi.

Tabi zor bir süreçti, hepimiz büyük acılar hissettik şehitlerimizle birlikte, ailelerinin ıstırabını hep paylaştık. Aslında bugüne gelinen süreç 31 Mayıs sabahından itibaren başladı. 1 Haziran’da benim Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinde yaptığım bir konuşma var, bazılarınca sert diye yorumlanan ama aslında diplomatik bir dilde o günkü politikamızı da özetleyen bir konuşmaydı ve orada Türkiye olarak 7 somut talepte bulunmuştuk.

Bir; bir Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararı çıkarttırılmasıydı; ki zorlu müzakerelerden sonra o gün çıkardık.

İkincisi; bir soruşturma yapılmasıydı; biliyorsunuz bir soruşturma heyeti oluştu.

Üçüncüsü; o zaman vatandaşlarımız ve diğer ülkelerin vatandaşları daha İsrail’de hapishanedeydiler, onlar serbest bırakılacak, yararılar ve bütün şehitlerimiz teslim edilecek dedik, hemen 2 gün sonra gerçekleştirildi.

Dördüncüsü; Mavi Marmara dahil gemilerimiz iade edilecek dedik; o da iade edildi.

Geriye üç talep kalmıştı; özür, tazminat ve ambargonun kaldırılması ve Gazze’nin kalkınması.

Bunu şunun için söylüyorum: Türkiye Cumhuriyeti Devleti bir politika belirlediğinde bunu hangi yıl içinde olursa olsun mutlaka takip eder ve neticesini alır. O gün zikrettiğimiz temel talepler bugün bu an itibarıyla gerçekleşmiş oluyor.

Bu 3 konuda uzun müzakereler sürdü, yaklaşık 3 yıl - 31 Mayıs geldiğinde üç yılı tamamlayacağız – süren çetin müzakereler oldu. Biz bu üç talebi her seviyede dile getirdik. Sayın Başbakanımız her konuşmasında bu üç talebi vurguladı, bundan geri adım atmayacağız dedi. O zaman bu taleplerin karşılanması için Brüksel’de yaptığımız bir görüşmede o zamanki İsrailli Bakan Ben Eliezer’e bu talepleri net olarak söyledik. Daha sonra yine Başbakanımız değişik vesilelerle uluslararası toplantılarda bunları dile getirdi. Ayrıca, müzakereleri değişik aşamalarda yürüten yetkililere de, Sayın Sinirlioğlu’na ve diğer soruşturma sürecine katkıda bulunan arkadaşların tümüne verdiğimiz talimatta hep bir unsur ön plana çıktı: Bu üç husus hayata geçirilecek.

Geçmiş dönemlerde birçok kez aslında çözüme çok yaklaşıldı. Biz hazırız dediler birçok kereler, fakat maalesef son anda İsrail’in iç politikalarındaki dengeler dolayısıyla geri adım atıldı.

AHMET BÖKEN- Yani bu arada görüşmeler devam etti.

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU- Tabi tabi. Geri adım atıldı. Fakat bize her seviyede, her düzeyde değişik kanallarla mesajlar iletildi, bu konularda belli adımların atılabileceği intibaı verilerek. Bu mesajları net ve kararlı bir üslupla cevaplandırdık. Çünkü bu bizim için milli itibarımız bakımından da önem taşıyordu. Uluslararası hukuk açısından da taleplerimiz haklı taleplerdi, arkasında durulması gereken taleplerdi.

Son olarak Sayın Kerry geldiğinde - biliyorsunuz o zaman biraz da Siyonizm tartışmaları etrafında açıkçası hafif tatlı gerginlikle başlayan bir ziyaret gibi görülüyordu - kendisiyle bu konuları çok açık konuştuk. Gerek ikili olarak, Dışişleri Bakanları olarak yaptığımız görüşmelerde, daha sonra Sayın Başbakanımızla yaptığımız görüşmede. Eğer Türkiye’nin Ortadoğu barış sürecine katkısı talep ediliyorsa, Amerika eğer Türkiye’nin herhangi bir şekilde - Amerika özellikle konunun üzerine gittiği için - İsrail’le ilişkilerinde şu anki durumdan daha iyi bir noktaya gelinmesini istiyorsa, bu üç talep yerine getirilmeli dedik.

Ondan sonra bir süreç başladı. Sayın Kerry’le Ankara ziyareti sonrası özellikle geçen hafta içinde, 4 gün içinde 6 kez görüştüm. Defalarca karşılıklı mesajlar ile değişik metinler üzerinde müzakereler yürütüldü. Her bir aşamasında Sayın Başbakanımızla oturup metinler üzerinde tartıştık. Hatta Sayın Başbakanımız rahatsızken geçen hafta Pazar sabahı bizzat evine giderek rahatsızlığı esnasında da bu metin üzerinde çalıştık.

Bunu şunun için söylüyorum: Bugün sizler için sürpriz gelişme gibi görülen husus aslında nakış nakış 3 yıldır işlenen bir sürecin son aşamasıydı.

AHMET BÖKEN- Efendim, bilgi de sızmadı yalnız, enteresan.

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU- Tabi artık bu konularda biz daha da tecrübe kazandık. Mesela Ben Eliezer’le yaptığımız görüşme anında sızdırılmıştı dışarıya. Bu süreçlerin başarılı olması için her iki tarafa da bu konularda mahremiyet ve mahfuziyet konularında dikkatli olunması gerektiğini hep söyledik.

Daha sonra Sayın Obama’nın ziyareti başladıktan sonra format üzerinden görüşmeler yürüdü. Biz Sayın Başbakanımızla Danimarka’da iken iletilen mesajlar oldu. Çok ilginçtir, dün sabah Hollanda’da bulunduğumuz zaman genel olarak bu formatta bir mutabakat sağlanmıştı. Ama metin üzerinde müzakereleri yürütüyorduk. Formata dair müzakere yürüyordu. Obama’nın Netanyahu’yla birlikte olduğu esnada Başbakanımızı araması ve bir seyir üzerinde, bir senaryo üzerinde konuşmaların nasıl cereyan edeceği üzerinde karşılıklı mutabakatla bunun yürümesi önemliydi. O müzakereler saatlerce sürdü, her bir aşamasında biz bilgilendirildik. Sayın Başbakanımızla konuyu her kelimesinde tabiri caizse oturup etüt ettik.

Daha sonra ben Polonya’ya geçmiştim. Belki de tarihin en kısa süreli dış gezisidir. Çünkü Polonya ile diplomatik ilişkilerimizin 600. yılı dolayısıyla bir anlaşma imzalayacaktık, Polonya’ya geçtim. Fakat o esnada yine metinler üzerinde hızlı bir gelişme olduğu için Polonya’daki ziyaretimi kısa kestim, değerli meslektaşım Sikorski’den de özür diledim, acil olarak Ankara’ya gitmem gerekiyor diye. İşte 15-20 dakika süren bir görüşmeyle anlaşmaları imzaladık...

NASUHİ GÖNGÖR- Gazeteci olarak o anda kuşkulanmalıydık belki efendim, ama dikkat etmemişiz.

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU- Ama tabi o sırada dikkatler daha çok Başbakanımızın Hollanda ziyareti üzerine yoğunlaşmıştı. Ben Başbakan’dan izin alarak Polonya’ya geçip normalde bu sabah Polonya’dan dönecektim. Başbakanımızın Hollanda’dan hareketiyle de planlı olarak dün gece Başbakanımızdan 20 dakika önce havaalanına indik, elimizde hazır metinler oluşmuştu o sırada. Gece yaklaşık 12’yi geçmişti, Başbakanımızla 1’e kadar yine metinler üzerinde çalışıldı, son olarak metinler tekrar gece Amerika tarafına iletildi. Öğleye kadar da bu müzakereler sürdü, öğlen tablo netleşmişti, saat 15.30’da bu telefon görüşmesinin yapılabileceğini karşı tarafa bildirdik ve bu telefon görüşmesi gerçekleşti.

Bunu şunun için söylüyorum: Birçok kereler dış politika üzerinde tartışmalar yürüyor, ama önemli olan dış politikada haklı ve ilkeli durduğumuz bir konuda sebat etmeniz, o sebat neticesinde kaç yıl olursa olsun bu meselede ısrar etmeniz... Ve araya giren birçok muhatabıma söyledim; sadece bizim Hükümetimiz değil, bundan sonraki bütün Türkiye Cumhuriyeti Devleti Hükümetleri için bu mesele bir milli meseledir.

İlk defa barış döneminde bizimle savaş halinde olmayan bir ülkenin düzenli ordusu vatandaşlarımızı öldürdü. Bunun karşılığı var. Bu bir asır sürse biz bu konudaki tutumumuzu değiştirmeyiz. Ve nihayet aklıselim galip geldi, hukuk ne gerektiriyorsa bu anlamda - hem evrensel hukuk anlamında söylüyorum, hem de uluslararası hukuk anlamında - gereği yapıldı ve bugün bu aşamaya geldik.

Dediğim gibi şehitlerimizin ailelerine tekrar sabır niyaz ediyorum.

Ama aslında milletimizin de bu meseleyi sahiplenmesi önemliydi. Bu konuda çok geniş bir mutabakat tabanı oluşmuştu. Hiç kimse bu taleplerin haksız olduğu gibi bir kanaat içinde değildi Türkiye’de, dolayısıyla belli bir ısrarla bu meseleyi neticeye ulaştırmış olduk.

NASUHİ GÖNGÖR- Bu noktada bir şey sormak istiyorum Efendim. Evet, içeride muazzam bir mutabakat vardı, bir hissiyat vardı ama, siz uluslararası platformlarda, özellikle Birleşmiş Milletler’de birkaç kez çok da kuvvetli zaman zaman da eleştirilen bir sertlikle konuşmalar yaptınız bu konuyla ilgili. Yani uluslararası zeminlerde aslında pek de Türkiye’ye destek verecek bir hava yoktu. Hani gelinen noktayı daha iyi anlayalım diye söylüyorum. Nasıl geldik bugüne?

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU- Açıkçası, ilk andan itibaren, bazen dediğiniz gibi, bu konuda sertleştiğimiz hususunda tenkit aldık. Ama çok ilkeli bir tutum sergiledik, ısrarlı bir takibimiz oldu ve herhangi bir şekilde ikili bir dil kullanmadık.

Şunu ifade etmek lazım: Belki de İsrail ilk defa bu süreç içinde yalnızlaştığını hissetti. Açıkçası kamuoyuna yansıyan var, yansımayan var. Ama İsrail’in uluslararası platformdaki her teşebbüsünde Türkiye açık ve net bir tutum takındı. O teşebbüse karşı tavır sergiledi, her teşebbüsünde. Ve bu konuda bize gelip bu ikili meseleler, bu konulara taşınmasa iyi olur diyenlere de çok net olarak tutumumuzu beyan ettik.

Dediğiniz gibi, üsluptaki sertlikten daha çok haklılık önemlidir. Diplomatik dilde bazen sesinizi yükseltmeniz gerekiyor, ama sesini yükseltirken o diplomatik etiğin, davranışın da dışına çıkmamak gerekir. Türkiye hiçbir zaman bunun dışına çıkmadı. Bir blöf yapmadı, bir hakaret ifadesi hiçbir zaman kullanmadı, ama haklı olduğu bir konuda neticeyi almak bakımından da ısrarla takibini sürdürdü.

Bu 3 yıl içinde kaç tane dışişleri bakanının, devlet başkanının, hükümet başkanının, benim, Sayın Başbakanımız nezdinde, Sayın Cumhurbaşkanımız nezdinde teşebbüsleri oldu. Herkes teşebbüse geçti, iş adamlarının çok sayıda talepleri oldu. Çünkü hep - esas mesele de burada - İsrail ayrıcalıklı bir konumda görüldü. Herkes hesap verebilir, herkes yaptığı hatadan pişmanlık ifade edebilir. Ama bu İsrail’in yapmaması gereken bir davranış gibi bir tavır sergiledi. Aslında bu İsrail’in uluslararası ilişkilerde normalleşmesi bakımında önem taşıyor. Biz hiçbir zaman başka milletlerde olduğu gibi Yahudilere tepeden bakan bir tutum içinde, anti-semitik tutum içinde olmadık. Ama hiçbir zaman da herhangi bir milleti haklarımız söz konusu olduğunda ayrıcalıklı bir konumda görmedik. Ben bunu birçok kereler muhataplarımıza söyledim, aslında bu yol İsrail’in uluslararası hukuk çizgisine getirilmesi, barış süreci anlamında doğru bir yerde bulunabilmesi için gerekliydi. Bunlar hep önemli aşamalardı, nihayet böyle bir noktaya gelindi.

AHMET BÖKEN- Efendim, şimdi bu yayını takip eden hem Türkiye’den, hem dünyadan çok sayıda gazeteci var, şu ana kadar da çok kapsamlı bir açıklama yapılmadı, o yüzden söyleyeceğiniz her şey yarın gazetelere haber olacak. Müsaade ederseniz, gazeteleri de düşünerek birkaç hızlı soru sormak istiyorum.

Bugün ne oldu, bugünü biraz anlatır mısınız? Yani görüşme ne kadar sürdü, arayan kimdi, görüşme esnasında siz de Sayın Başbakanın yanında mıydınız? Görüntülü telefonla mı yapıldı mesela? Birazcık işin içerisinde daha teknik detayların olduğu bilgiler istirham ediyoruz.

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU - Sabah Sayın Başbakanımızla buluştuk. Biliyorsunuz öğleden sonra Sayın Başbakanımızın AK Parti Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı vardı. Benim de Suriye’de Başbakanlığa seçilen Sayın Hito’yla görüşmem vardı, yemek vermiştim. Sabah genel çerçeveyi son olarak Başbakanımızla gözden geçirdik ve saat 11.50 itibarıyla, Cuma namazından biraz önce, Amerika Birleşik Devletleri üzerinden karşı tarafa bu metinlerde mutabık olduğumuz bildirildi. Öğleden sonra tekrar 15.30’ta telefon için mutabık kalındı. O saatte tekrar Başbakanımızla Genel Merkezdeki makam odasında bir araya geldik. Bir ön değerlendirme yaptık kendi aramızda. Bu arada Sayın Başbakanımız hem Filistin’in iki tarafıyla, hem de Sayın Mursi’yle ve Katar Emiri’yle telefonla ön istişare görüşmeleri de yaptı.

Özellikle Filistin tarafının kanaati bizim için önemliydi, hem El Fetih tarafından Sayın Abbas’la, hem de Hamas tarafından yapılan görüşmelerde Sayın Halit Meşal’le, Filistin tarafının bu varılan mutabakattan mutmain olduğu bize bildirildi. Dolayısıyla, daha sonra da bu görüşmeleri müteakip üçlü görüşme diyeceğim görüşme başladı, mikrofon açık şekilde tabi, Sayın Obama’yla...

AHMET BÖKEN- Sayın Obama da dahil oldu.

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU- Tabi, önce Obama söz aldı, sonra Netanyahu başladı. Sayın Başbakanımız Obama da merhaba demek ister dedi. Obama merhaba demek istediğini söyledi. Görüşme üçlü bir şekilde başladı ve zaten seyri metinlerden de anlaşılacağı vech ile takip etti. Sonra tekrar Obama söz aldı, teşekkür etti. İlk fırsatta Sayın Başbakanımızla bu konularda daha detaylı görüşmek istediğini - sadece bu değil, genel diğer konularda da - yeniledi. Ama gayet açık, net önceden de muhteva üzerinde mutabık kalındığı için o muhtevanın karşılıklı olarak paylaşıldığı bir görüşme oldu.

AHMET BÖKEN - Kaç dakika sürdü Efendim?

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU- Bugünlerde öyle bir yoğun tempodayız ki dakika tutmadım, ama herhalde 20 dakikayla yarım saat arasıdır zannediyorum.

NASUHİ GÖNGÖR- Bir gerginlik var mıydı Efendim? Seslerinden de hissedersiniz.

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU- Hayır, ama tabi o psikolojik ortamı tahmin edebilirsiniz. Taraflar arasında bir gerginlik yoktu ama, tabi herkes kendi psikolojisini bir anlamda yansıttı.

NASUHİ GÖNGÖR- Efendim, Hamas’ı söylediniz de, Hamas’tan sanki farklı bir yansıma var gibiydi akşam saatleri...

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU- Nasıl bir yansıma?

NASUHİ GÖNGÖR- Rahatsızlar mı? Bu konuyla ilgili hani mutmain olduklarını da ifade ettiniz.

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU- Hayır. Orada maalesef Hamas’tan bir yanlış beyanat geldi. Daha sonra Hamas sözcüsü açıklama yaptı. Daha doğrusu kendi aralarında bir iletişimsizlik olmuş anlaşılan. Bize de gerekli izahat yapıldı. Dediğim gibi, önceden Filistinli taraflarla konuşulan bir husustu. Türkiye bu konuda da ilkeli davrandı, özür ve tazminat bizimle ilgili bir meseledir. Bu konuda tabi Türkiye tek taraflı olarak her türlü teşebbüsü yapar, katkıyı yapar, hakkını talep eder. Ama Filistin’e ambargonun kalkması hususu - hem de Filistin’e, sadece Gazze’ye değil açıklamalara bakarsanız - tabi iki tarafı da ilgilendirdiği için onlarla da istişare edildi. Sonrasında da zaten Hamas sözcüsü tarafından gerekli açıklama yapıldı.

AHMET BÖKEN- İki taraflı bir metin, iki tarafın üzerinde mutabık kaldığı bir metin olduğundan bahsettiğiniz.

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU- Açıklama metinleri.

AHMET BÖKEN - Açıklama metni midir o metin, yoksa açıklamada belirtilmeyen başka hususlar da var mı?

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU- Hayır hayır, açıklama metinleri net ve açıktır. İsrail tarafının yaptığı açıklamayla bizim yaptığımız açıklama birbirini takip eden açıklamalar, bunlar üzerinde mutabık kalınarak telefon görüşmesinin yapıldığı açıklamadır. Risk alınmaz böyle durumlarda, ne söyleneceği açık ve belli olmadan o görüşmenin seyrine göre bir tutum belirlenmez. Biz bunu usul olarak kabul etmezdik. Çünkü nihayet o telefon görüşmesi başarısız olsa nihayetinde bir kelime yüzünden bile akamete uğrayabilirdi. Onun için belli bir ketumiyet içinde yürümesi gerekiyordu. Baştan açıklama konusunda mutabık kalmadan böyle bir görüşmeye başlamak da risktir. O bakımdan biz o riski almadan emin adımlarla kararlı bir şekilde şunları talep ediyoruz dedik, şunların açıklamada yer almasını istiyoruz dedik ve bu yönde de karşılıklı müzakerelerle...

AHMET BÖKEN - Şimdi açıklamayla ilgili sorular sorabiliriz, çünkü bazı yerler var içinde.

NASUHİ GÖNGÖR- Bir parça efendim, Mısır, Katar ve Filistin tarafıyla görüşmelerde...

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU- Ayrıca diğer bölge ülkeleriyle görüşülecek, o anda acil olarak görüşüldü.

NASUHİ GÖNGÖR- Metinden haberdar edildi mi, yoksa sadece süreçle ilgili bilgi mi verildi?

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU- Süreçle ilgili bilgi verildi tabi, ama temel ilkeler etrafında Türkiye’nin taleplerinin karşılandığı bilgisi verildi. Ama dediğim gibi, Ürdün ve Suudi Arabistan ve diğer bölge ülkeleriyle de bugün, yarın itibarıyla paylaşılacak.

AHMET BÖKEN - Efendim, o zaman açıklama kısmına geldik, kademeli olarak buradan devam edelim. Birincisi, birinci şartımız, sizin de az önce ifade ettiğiniz gibi özür şartıydı, özür şartı açıkça yerine getirilmiş oldu. Bunun Türkiye için anlamı ne?

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU- Şimdi bir kere, uluslararası hukukta eğer bir taraf diğer tarafa bir zarar vermişse, öncelikle bu zararı verdiğini kabul etmesi lazım. Bir şekilde bu konuda hata yaptığını ikrar etmesi lazım. Bu bizim için çok önemliydi, hatta en önemli şey. Çünkü birçok şey ona bağlı olarak gelişiyor. Maalesef İsrail’den değişik sesler çıktı ilk aşamalarda, hatta bunu bir kahramanlık gibi göstermeye çalışan çabalar da oldu. Ama zamanla görüldü ki, kendi yaptıkları bazı uluslararası çalışmalarda da, burada açık bir ihlal var. Bu yolla aslında biz İsrail’in de uluslararası hukuk çizgisine gelmesi konusunda önemli bir mesafe aldık.

Baştan itibaren özür dedik orada biliyorsunuz - hala şaşırtıcı bir şekilde bazı yorumlarda, daha açıklama çıkmadan bir televizyon kanalında onlar üzüntü demiştir, “regret” demiştir gibi yorumlar var. Hayır, biz baştan itibaren “apology” dedik ve bu oluncaya kadar da ısrarlı olduk. Olmasaydı, bir asır sürse, bu mesele kapanmazdı.

Çünkü bir kere bu manevi olarak çok önemli. Tazminattan, diğer her şeyden önemli. Tazminatın da bir boyutu var, o da hesap verilebilirlik açısından önemli. Dikkat ediniz orada Türk halkından özür dilenecekti, bu bize karşı yapılan bir suçun karşılıksız kalmaması açısından önemliydi, Türkiye için önemli madde buydu. Çünkü bu özür aynı zamanda bizim haklılığımızı ve haklı olduğu bir konuda Türkiye’nin sonunda talep ettiği şeyi aldığını gösteren bir husustu. Zaten problem de orada, psikolojik boyutu çok yoğun olan bir şey özür kavramı, bu psikolojik yoğunluk her iki taraf için de fazlaydı, ama nihayette hak yerini buldu.

AHMET BÖKEN - Efendim, geçmişinde birçok uluslararası hukuk ihlalinde bulunan, birçok haksız uygulamada bulunan bir ülkeden bahsediyoruz, öyle literatüründe sık sık özür dileyen bir ülkeden söz etmiyoruz, belki onu da...

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU- Tabi tabi.

AHMET BÖKEN - Bu İsrail açısından da uluslararası anlamda önemli bir nokta.

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU- Dediğim gibi, maalesef şöyle bir psikoloji hakim bazı çevrelerde. O bakımdan Türkiye’nin konumu özeldi. Ben bunu o zaman Brüksel’de - hatta Türkiye’de de yankı yaptı, perde gerisinde ne konuşuldu, ne edildi diye – Ben-Eliezer’e de söyledim. Bazı milletler size tarihte büyük zulümler yaptı, bazı milletlerle savaşlar yaptınız, ama Türkiye’yle, Türk milletiyle hiçbir zaman böyle bir ilişkiniz olmadı. Ne zaman başınız sıkışsa son 600-700 yıl içinde İstanbul, İzmir, Selanik, Anadolu’nun her yeri sizin için sığınak oldu, İkinci Dünya Savaşı da dahil. Size o zulmü yapanlar bir suçluluk duygusu içinde sizden bir özür beklemeyebilirler, ama Türkiye’nin bir suçluluk duygusu yok, Türkiye’nin sicili tertemiz. Şimdi sizin için bu özür aslında bir normalleşmedir. Özür dilemeniz bir zarurettir, bunun dışında bir şey görmeyeceksiniz.

Geçmişinde gerçekten Avrupa’da bu zulmü yaşadıkları dönemde öyle bir psikoloji oluştu ki, gettolarda yaşayan, sürülen bir kavim olarak görüldü Yahudiler. O psikolojiden çıkarılıp bu sefer sanki diğer insanların tabi olmadığı kurallarla da kendine hak tanınan, ayrıcalıklı bir ülke konumuna getirildi. Yani diğer ülkeler nükleer silah sahibi olamaz, İsrail olabilir; diğer ülkeler uluslararası sularda uluslararası kurallara riayet etmek zorundadır, İsrail bunu aşabilir. Bu algının bir kere yıkılması lazım, diğer ülkeler neyse o, diğer milletler neyse İsrailliler de odur, ne aşağı, ne yukarı. Biz ne kimseye tahkir edici gözle bakarız, ne de kimseyi bizim bir milim dahi üstümüzde ayrıcalıklı görmeyiz. İlk defa Türkiye bu konuda ilkeli bir tutum aldığı için işte o psikolojik eşik aşıldı. Artık bundan sonra herhalde İsrail bu tür kararlar alırken çok daha düşünmek zorunda kalacak ve bu düşünme de barış için sağlıklıdır.

Çünkü ne yaparsak yapalım, sonunda biz herhangi bir müeyyideye muhatap olmayız anlayışı hakim olduğunda insanları suça teşvik edersiniz, ülkeleri hukuk dışına çıkmaya teşvik edersiniz. Ama ülkeler özür dileyerek normalleşirlerse, ve ne aşağı, ne yukarı, herkesle eşit oldukları kanaatine ulaşırsa işte o zaman barışın kapısı açılır. Maalesef bu konuda İsrail’in dediğiniz gibi sicili de temiz değil, İsrail’e bu ayrıcalıklı konumu tanıyan ülkelerin de vebali var. Türkiye’nin geçmişte böyle bir kara lekesi olmadığı için şimdi de ayrıcalıklı bir konumu kimseye tanıma gibi bir zillet içinde de olmaz, olmadı.

Ve bu barış sürecine katkıda bulunabilecek bir şeydir. İsrailliler barış yapacaklarsa, nasıl Türkiye’yle eşit düzeyde bir ilişki içine girmeyi bu özürle, tazminatla kabul ettiler, Filistinlilerle de aynı ilişki içine girmeleri lazım. İsrail’in devlet hakkı varsa, Filistin’in de devlet hakkı var. İsrailli çocuklar okula huzur içinde gitme hakkına sahipse, Filistinli çocukların da buna hakkı var. İsrailliler evlerinden işlerine giderken 10 tane kontrol noktasından geçmiyorlarsa Filistinliler de geçmeyecek. İsrailliler rahatça dünyaya ulaşabiliyorsa Filistinliler de ulaşacak, kapılar dünyaya açık olacak. Şimdi bu eşitlik düzeyi sağlanmadan, taraflar eşit olmadan bir netice alınmazdı.

Onun için 28 Kasım’da, hatırlayacaksınız, yine Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda yaptığım konuşmada Filistin devletini desteklerken bu vurguda bulundum. Filistin’in çok gecikmiş hakkıdır devlet olma hakkı, İsrail bu hakkı tanıyacak ve barış süreci bu anlamda ilerleyecek. Aslında Obama için de bir diplomatik başarı olarak görüldü, doğrudur ve gerçekten Amerika tarafı da çok ciddi çaba sarf etti.

AHMET BÖKEN- Rahatlamış oldu aynı zamanda.

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU- Gece boyu müzakereler sürdü. Ne diyorum, 4 gün içinde 6 kez ben Sayın Kerry’le görüştüm, birinde de toplantıyı yarım kestik diye haberlere mevzu oldu. Defaatlerce karşılıklı olarak mailler gönderdik, diplomatlarımız görüştü. Amerika tarafı bu noktaya gelinmesi için ciddi çaba sarf etti, çok önemli katkıları var. Ama bu yolla da eşitlik temelinde bir barış süreci işleyecekse eğer, bunun da önü açılmış oldu.

AHMET BÖKEN- Efendim, ikinci konu tazminattı. Açıklamanızda şöyle denildi: İki başbakan tazminat veya, veya çizgisi olarak herhalde kullanılmış, tazminat veya ademi mesuliyet konusunda bir anlaşma yapılması hususunda da mutabık kalmıştır. Bu cümleyi nasıl anlamalıyız?

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU- Zaten bu konuda daha önce yapılan müzakerelerde dediğim gibi çok ciddi bir noktaya gelmiştik. Kasım 2010’da aslında bu müzakereler tamamlanmıştı, fakat İsrail hep son anda geri adım attığı için ileri bir düzeye getirilemedi. Birkaç kez bu noktaya geldi, 2011’de Eylül ayında hani biz 4-5 maddelik müeyyide açıkladığımızda da ondan 2 gün önce hazırız, özür dileyeceğiz, gereğini yapacağız dediler. Olmayınca biz müeyyideleri açıklamak zorunda kaldık.

Orada uluslararası hukuk içinde tazminat için kullanılan normlar neyse onlar çalışıldı. Bizim de geçmişte ülke dışında hatayen zarar verdiğimiz bazı operasyonlar da oldu. O zaman hemen özür dilendi ve tazminat ödendi, usulü budur. Başka ülkeler arasında da bu var, bu yerleşmiş kuralları olan bir husustur. Şu da önemli, doğru algılanması lazım: Acaba şehitlerimizin kanı, para önemli mi? Hayır. Burada önemli olan şu: hesap verilebilirlik, hesap sorulabilirlik, yapılan bir eylemin müeyyidesinin olması. Zaten uluslararası hukuk bunun için tazminatı getiriyor ve bu tür durumlarda mutlaka tazminat işliyor. Aslında İsrail’in de baştan itibaren tazminata fazla itirazı olmadı, kabul ettiler, özürle ilgili daha çok direnç vardı.

Şimdi o anlaşmada ademi mesuliyetten kasıt, tazminatla birlikte doğacak hukuki sorumluluklar anlamında bir dengedir, o tazminatla gelen ademi mesuliyet. Ama anlaşma çerçevesinde, o zaman mutabık kalınan hususlar çerçevesinde iki taraf oturacak, tazminatın miktarı ve sonuçlarıyla ilgili çalışmalar yapacak.

AHMET BÖKEN- Bu ademi mesuliyet, tırnak içeresinde, ne anlama geliyor?

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU- İki taraf açısından tazminatla birlikte hukuki bir şeyin kapanıyor olması.

AHMET BÖKEN - Mesuliyetin ortadan kalkması.

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU- Ama bu tabi yine konuşulacak, burada şehit ailelerimizle, bundan muzdarip olanlarla görüşmeler yapılacak. Bir neticeye ulaşılmaya çalışılacak. Dediğim gibi, bu konuda uluslararası normlar var. Bizim de bu konuda çalışmalarımız var; partimizin hukuk yetkilileriyle, Parlamento’dan yetkililerle de daha önce bu konuda Sayın Ahmet Himaye ve birçok arkadaşın katılımıyla bazı çalışmalar yapıldı, hep bunlar göz önünde bulundurularak bir mesafe alınacak.

Önemli olan, dediğim gibi, burada da işin psikolojik boyutu bir müeyyidenin uygulanıyor olması ve böyle bir şey de İsrail bağlamında ilk defa gerçekleşecek.

AHMET BÖKEN - Son maddeyi de detaylandırayım, ondan sora devam edelim. Şöyle deniyor açıklamada: Sayın Netanyahu ayrıca İsrail’in sivil halkın kullanacağı malların Gazze dahil Filistin topraklarına girişine ilişkin kısıtlamaları esas itibarıyla kaldırdığını, yani şu anda zaten kaldırmış durumdayız gibi diyor...

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU- Kaldırma iradesi de beyan ediyor, hani kaldırdığı bazı hususlar var, artık kaldıracağım da diyor.

AHMET BÖKEN - Esas itibarıyla kaldırdığını ve sükunet devam ettiği müddetçe bu durumun da devam edeceğini ifade etmiştir. Bunu tam olarak nasıl anlamalıyız?

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU- Şimdi ambargo ve kısıtlamalar bağlamında daha önce, Mavi Marmara olayının cereyan ettiği dönemlerde çok sert uygulamalar vardı, hiçbir şey giremiyordu. Ateşkes sonrasında - ki biz de ciddi katkı sağladık o sürece biliyorsunuz - Kasım’daki Gazze saldırıları sonunda yapılan mutabakatla zaten bazı kısıtlamalar kaldırıldı, örneğin bizim oraya giden hastanemiz.

Ondan sonra dikkat ederseniz, olmayacak şeyler olmaya başladı. Şu anlamda: Katar Emiri ziyaret etti, daha sonra bizim ziyaretimiz oldu, Gazze’de o abluka zayıflamaya başladı.

Şimdi buraya girişlerde bu anlamda bir kısıtlama olmayacağı taahhüdü de veriliyor.

AHMET BÖKEN – Efendim, bu ifade taahhüt anlamına geliyor mu?

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU- Tabi tabi veriliyor, bu sağlandı karşılıklı olarak. Hatta, bir adım sonrasında okuyacağınız bir cümleyle de o daha berraklaşacak. Netanhayu’nun telefondaki kendi ifadesi şudur: “Gazze başta olmak üzere Filistin’de insani durumun iyileşmesi için Türkiye ile her türlü işbirliğine hazırım”. Bu da şu demek: Biz Türkiye’yle bina yaparız, hastane yaparız, okul yaparız. Gazze’nin ve Filistin’in kalkınması için her türlü çabayı gösteririz. Bu konuda da önümüze de bir engel getirilmez. Zaten ablukanın nihai hedefi buydu, bunlar aşılmış oluyor. Tabi uygulamayı göreceğiz, bunlar taahhüt, uygulama esnasında bir zorlukla karşılaşılırsa bunlar hep gündeme getirilecek ve Türkiye bu uygulamanın yakından takipçisi olacak. Hiçbir zaman sadece bir söz verildi ve arkası takip edilmedi diye bir konu olmaz.

NASUHİ GÖNGÖR- Bunları denetimine ilişkin Efendim, ortak komisyonlar, çalışmalar, mesela tazminatla ilgili olan, diğeri...

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU- O konular da da belli herşey... Tazminatla ilgili zaten bir ortak komisyon çalışması yapılıp belli bir netice alınacak. Diğer konuda da karşılıklı olarak atılabilecek.. Onun için Mısır’la konuştuk, Ürdün’le temas edeceğiz; ki zaten Mısır’la temas halinde Refah kapısının işleyişi, diğer kapıların işleyişi konusunda birlikte çalışılır. Bu sadece Türkiye’nin elde ettiği bir kazanımla sonuca ulaşmaz. Nihayet Mısır’ın Refah kapısını kullanmasında gösterilecek esneklikler, diğer kapılardan girişler vesair, bunların hepsi masaya yatırılır. Burada birlikte çalışma iradesi önemli. Mesele Gazzeli kardeşlerimizin, Batı Şerialı kardeşlerimizin her türlü malın ve insan girişinin sağlanabileceği ortamlara kavuşması ve özgürlüklerini bu anlamda kazanmaları.

NASUHİ GÖNGÖR- Burada herhalde şunun altını çizmek gerekiyor Efendim: Bu abluka, sadece Gazze’ye yönelik bir ablukadan bahsetmiyoruz, bütün Filistin’e yönelik bir ablukanın kaldırılması...

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU- Bütün Filistin’e. Onun için dikkat ederseniz yazımda, “including Gaza (Gazze dahil)” diyor, bunu özellikle biz talep ettik. Mesele sadece Gazze’ye dönük değil bütün Filistin’e dönük olan uygulamaları içine almasıdır, ama Gazze içinde olmak üzere, Gazze başta olmak üzere gibi ifadeler onun için metine derç edildi.

Yalnız oradaki her bir virgül ya da kelime 10 gündür saatlerce, gece boyu, dün gece dahi sabaha kadar süren görüşmelere konu oldu. Sabahleyin nihai metni ben alıp Başbakanımıza götürdüğümde, o bütün gece süren müzakerelerle oldu.

NASUHİ GÖNGÖR- En çok üzerinde tartışılan konu ya da kavram hangisi oldu efendim?

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU- Tabi baştan itibaren “regret” ile “apology” arasındaki fark. Bu bizim için ilkeseldir, olmazsa olmazdı, kırmızı çizgi dedikleri bir şey varsa oydu. Diğer önemli olan hususlar da vardı. Nihayet müzakere belli bir şey üzerinde yürür.

Bir de tabi burada güzel bir usul olarak, bütün bu görüşmeye Obama’nın şahit olması, kendisinin de orada oturması ve bu taahhütlere tanıklık etmesi. Bu tek taraflı bir taahhüt değil, tek taraflı bir deklarasyon değil sadece, Obama’nın ve Amerika Birleşik Devletleri’nin de şahit olduğu...

AHMET BÖKEN - Bir garantörlük oluşmuş.

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU- Tabi. Nitekim sonra açıklamada bir ufak pürüz çıktı, yanlış anlaşılabilecek bir boyut eklendiğini fark ettiğimizde müdahale edildi, Amerika da müdahale yaptı, hemen toparlandı.

AHMET BÖKEN - Nerede?

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU- O önemli değil, yani şu anda aşıldığı için önemli değil. Ama çıkabilecek küçük problemlerde hemen konuya başından itibaren müdahale edildi. Zaten biz müzakereyi İsrail’le yapmadık, son bir haftalık müzakere Sayın Kerry’yle, ayrıca Amerikalı ilgili yetkililerle yürütülen bir müzakeredir. Onlar üzerinden İsrail’le müzakere edildi, İsrail’le hiçbir yetkiliyle bu anlamda karşılıklı görüşme olmadı. Ama daha önce Sayın Sinirlioğlu’nun Cenevre görüşmeleri oldu, onları zaten kamuoyu artık bildiği için gizliliği kalmadı, ama o sürede oldu. Ama bu sürede gerek benim Sayın Kerry’le, gerek Sayın Sinirlioğlu’nun muhataplarıyla yaptığı görüşmeler hep Amerikalılarla yapılan görüşmeler. Nihayetinde tabi biz bunları Sayın Başbakanımıza arz ettik, birlikte bir değerlendirme yapıldı. Amerika tarafı da İsrail tarafıyla bunu müzakere etti, belli bir olgunlaşma böyle adım adım yürüdü.

İlginç bir diplomatik egzersiz oldu, örneğine az rastlanan türden, telefon üzerinden ilginç bir diplomasi tecrübesi oldu. Ama neticede biz taleplerimizi elde ettik, bu talepler karşılanıyor, önemli olan bu neticedir.

AHMET BÖKEN - En son ona geçelim. Ondan önce, İsrail bu noktaya geldi... Tabi bu noktaya kolay gelinmedi, 3 yılın ardından gelinmiş bir nokta. İsrail bu noktaya Türkiye’yi kaybederek neyi kaybettiğini düşünüp geldi? Yani bu kayıp İsrail için ne anlama geliyordu?

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU- Mavi Marmara olayından çok önce - daha önce diyeyim çok önce değilse bile - 1 yıl önce aslında kritik bir ifadesi var Sayın Başkanımızın, çok bilinçli olarak Davos’tan sonra, İstanbul’a dönüşünde. Mutlaka kayda geçmiştir o ifade. Hani Türkiye’de birileri Davos olduğu anlarda, kıyamet koptu: “Türkiye’ye nefes aldırmazlar, Türkiye’ye bedel ödetirler” dedi biliyorsunuz kendisine güvenmeyen, kompleks sahibi birçok kimse... Şimdi kimseyi tahkir etmek için söylemiyorum ama, bu kompleksler bizim elitimizde vardır, hala var. Aşılamayan komplekslerdir bunlar, kendine güven eksikliği yaşayanlara ait. Hep onlar bizim bir şeylerimizin eksik olması dolayısıyla izah etmek mecburiyetinde olduğumuz kanaatiyle davranırlar ve hep edilgendirler. Biliyorsunuz o akşam neler söylendi, Türkiye’ye bedel ödetecekler, o olacak, bu olacak.

Bunu tekrar o dosyayı açmak için söylemiyorum, ama Sayın Başbakanımız havaalanına indiğinde yaptığı açıklamadaki en çarpıcı cümle şuydu: Bundan sonra biz şu veya bu ülkeyi kaybedersek ne kaybederiz diye düşünmeyeceğiz, o ülkeler Türkiye’yi kaybedersek ne kaybederiz diye düşünecekler.

Bakın, bu sözlerin üzerinden yaklaşık 4 yıl geçti. Türkiye 4 yıl içinde hem ekonomisiyle, hem demokrasisiyle, hem de aktif dış politikasıyla dünyanın her yerinde mevcudiyet gösterdi. Bu 4 yıl içinde hiçbir dış politika meselesi yok ki herhangi bir küresel güç baktığında o olanda Türkiye’yi görmemiş olsun. İsterse bu Filipinler’deki barış müzakereleri olsun, isterse Libya olsun, isterse Suriye olsun, isterse Somali olsun, her yerde.

Bununla Türkiye şunu göstermiş oldu: Ben artık öyle küçük hesapların içinde boğulup kalmış bir ülke değilim. İddiam büyük. Benimle dost olan kazanır. Ben ne bedel ödeyeceğim diye düşünmem, ama başkalarının beni kaybederlerse ne bedel öderim diye düşünme dönemi başlamıştır.

Şimdi bu kararlılık, bu özgüven, birçok kereler maceraperestlikle yorumlandı. Şimdi eski gazeteleri şöyle bir açın, İsrail zinhar özür dilemez diye az mı yazıldı?

NASUHİ GÖNGÖR- Çok yakın tarihte de var bu.

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU- Tabi, tabi. Bu yolla Türkiye’nin bütün Yahudilerle, Amerika’yla çatışma içine girdiği, vesaire söylendi, maceracılıkla itham edildi, birçok ithamlarda bulunuldu.

Önemli olan şu: Haklıysanız, etik olarak doğru yerdeyseniz, diplomatik olarak doğru adımları atmışsanız mutlaka herkes zamanla sizin gücünüzü de fark eder, sizin ağırlığınızı da fark eder ve sizin bu konudaki tutumunuzun haklılığını da görür ve teslim eder; bu olmuştur. Ne değişti? Değişen bu, sürekli Türkiye’nin yükselen grafiği ve bırakın bölgeyi, dünyanın değişik yerlerinde Türkiye olmadan bazı meselelerin konuşulamaz hale gelmiş olması Türkiye’yi bir aktör haline getirdi.

Tabi aslında İsrail’in bu konuda bir değerlendirme yapması gerekiyordu,. Sadece Türkiye konusunda değil, bütün bölgesel gelişmeler konusunda, Arap baharıyla birlikte doğan yeni bölgede nasıl bir konum alacağını belirlemesi lazımdı. Önce kendisiyle bir yüzleşmesi lazım, hesaplaşmayı kendi kullanır, ama yüzleşmesi lazım. Belki bu süreç bu yüzleşmeyi başlatması açısından onlar açısından bir hayra vesile olabilir.

NASUHİ GÖNGÖR- Efendim, iç içe birkaç hemen hızlıca soru sorayım, çünkü bütün dünya şu anda bunu konuşuyor. Biz burada çok sakin sakin konuşuyoruz ama, dünya medyası kelimenin tam anlamıyla kaynıyor şu anda.

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU- Şimdi fırtınalardan sonraki durgun suda sakin konuşuyorum ben. Ama Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde ya da Genel Kurul’da konuştuğumda fazla heyecanlı görülürdük.

NASUHİ GÖNGÖR- Efendim, İsrail’e yansımalarını söylediniz ama Türkiye-İsrail ilişkilerine kısa vadede, orta vadede nasıl yansıyacak? Türkiye’nin Suriye’yle ilgili politikası ve duruşu belli, buna nasıl yansıyacak? Aslında çok geniş bir alanda görüşmeler, müzakereler yapılarak süreç yönetilmiş, toplamda bölge politikalarına nasıl yansıyacak?

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU- Tabi bunun bölge politikaları üzerine etkisi olur. Ama şunu ayırt ederek söylemek istiyorum: Bununla Suriye konusunun hiçbir irtibatı ve bağlantısı yoktur, bununla bir bağlantı kurmak da doğru değil. Bizim Suriye konusundaki, Libya konusundaki, Mısır konusundaki, demokratik değişim süreçleri konusundaki politikamız aynen bu politika gibi ilkeseldir. Aynen bu politika gibi ilkeselliği bakımından aynı temele dayanır, ama birbirine irtibat kurmak bakımından, İsrail’le ilişkilerin normalleşme sürecine girmesi tabi ki bölgede yeni bir atmosfer yaratabilir, barış sürecine katkıda bulunabilir, çünkü barış süreci tekrar işletilmek isteniyor, bunlar olabilir.

Ama nihayetinde Türkiye’nin Suriye politikası şu ana kadar hangi ilkelerde yürümüşse aynı ilkelerde yürür. Ve biz Suriye’nin demokratik bir ülke olarak yeniden inşası konusunda ve Suriye halkıyla dayanışmamız konusunda hiçbir taviz vermeden desteğimizi sürdürürüz.

İlginçtir, bu görüşme öncesinde, yani 15.30’daki görüşme öncesinde ben Sayın Hito’yla öğle yemeğinde beraberdim. Suriye’nin geleceğini konuştuk. Ama Suriye’nin geleceğini konuşurken İsrail ilişkilerimizi bir parametre olarak görmeyiz, o kendi doğası içinde yürüyecektir. Kendi ilkesel doğası içinde de inşallah bir gün Suriye halkının da hedefine ulaştığını göreceğiz.

NASUHİ GÖNGÖR- Şu anlamda efendim: Hani Türkiye’nin haklılığının çok kritik bir meselede görülmesi Türkiye’nin başka alanlardaki haklılığının görülmesi açısından da çok katkı sağlayabilir.

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU- Doğru, psikolojik olarak bunu sağlayacak, Türkiye’nin gücüne güç katacak, açık söyleyeyim. Psikolojik olarak Türkiye şu anda farklı bir yerdedir. Tabi bunu öyle böyle değişik alanlara çekmek isteyen, yine ne yaparsak yapalım mutlaka eleştirecek olanlar çıkacak. Daha düne kadar Meclis’te her söz aldığımda birisi kalkar, muhalefet, “Hani İsrail özür dileyecekti” diye ellerini kaldırarak soru sorarlardı. Sabredin, vakti gelir diyorduk. Dilememiş olsa da bizim bu politikamızın doğruluğu esastır. Şimdi “Hani Esad gidecekti” diye soranlar için de farklı bir şey söylemiyorum. Politikanız doğruysa, ahlaki zeminde doğruysa, stratejik olarak doğru bir zemindeyse, öyle veya böyle o politikanız size büyük kazanımlar getirir. Ama zikzak çizerseniz, duruşunuz olmazsa, sabiteniz olmazsa, dünyanın en büyük gücü de olsanız bir müddet sonra itibarınız sarsılır.

Türkiye bu anlamda 10 sene önce küresel bir güç değildi, ama itibarı nereden geldi? Konjonktüre bakmadık, öyle veya böyle gelecek tepkilere bakmadık. Tahran anlaşmasının arkasında ne kadar durduysak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde ve bu konuda ilke temelinde hiç tavizsiz bir tutum sergilemişsek, bu konuda da aynısı. Biri İran’la ilgiliydi, biri İsrail’le ilgili, fark etmez, ya da Suriye veya başka konular.

Bir de bu Filistinlilerin elini güçlendirecek bir hamledir. Biz zamanlama itibarıyla açıkçası bu konularda çok konuştuk kendi aramızda, zamanlamanın doğruluğu açısından. Ama bu zamanlama biraz da Obama’nın yeni dönemde Filistin’in meselesine vereceği ağırlık bağlamında Türkiye’yi denkleme sokan bir hamledir. Her zaman denklemdeydik ama daha fazla denkleme sokan bir hamledir ve Filistin tarafının ağırlığını artıran bir hamledir. Filistinliler artık otururken arkalarında her an müzakere aktörü olarak devreye girebilecek bir Türkiye’nin desteğini hissedecekler; iki taraf için de bunu söylüyorum. O bakımdan da, bunu temelde Filistin tarafını güçlendiren, barış sürecine ivme katacak olan bir hamle olarak değerlendirmek lazım.

AHMET BÖKEN - Efendim, diplomatik ilişkileri sormuştu Nasuhi Bey, diplomatik ilişkiler şu anda en alt seviyede. Sürecin restorasyonu sürece mi bağlandı?

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU- Tabi diplomatik bir prosedür işleyecek, bu hemen yarın olacak bir şey değil. Ama bu adımların gerçekleşmesi dolasıyla diplomatik prosedürün gerektiği bir işlem için de diplomatik temsil noktasında adımlar atılır. Bunun bir diplomatik prosedürü var, süreci var, ona riayet edilecek. Tabi bu arada da tazminatla ilgili çalışmalar yapılacak, o da belli bir aşamaya gelir, ama bu süreç işler.

Son üç senedir Türkiye İsrail’in her teşebbüsünün karşısında duruyordu. Şimdi tabi konuyla doğrudan ilgili olmayan hususlarda bu tür bir durum söz konusu olmayacak, ama ilişkilerin daha ileri bir noktaya gelmesi için diplomatik prosedür kendi doğası içinde işleyecek. Gelinen nokta tabi Doğu Akdeniz’deki dengeler bağlamında önemlidir. Dosyayı açtığınızda birçok bağlam, mesela Filistin bağlamı kadar Doğu Akdeniz’deki dengeler bağlamında da...

NASUHİ GÖNGÖR- Seyrüsefer tepkisi oluştu mesela.

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU- Seyrüsefer tepkisi, Doğu Akdeniz’deki enerji konuları vesair vesair, onu açabilirsiniz; zaman bunların her birinin altının nasıl doldurulduğunu gösterir.

AHMET BÖKEN - En son soru Efendim, Sayın Başbakanla beraberdiniz, Sayın Başbakanın da bu konuya ne kadar duyarlı olduğunu biliyoruz; neler hisseti, şu anda yüz ifadesi nasıl?

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU- Aslında bir dönemdir Nevruz ve çözüm süreci dolayısıyla hepimizde tam teenni ve rikkat hali var, Sayın Başbakanımız başta olmak üzere. O sürecin iyi işlemesi bağlamında da bir mutluluk var açıkçası. Bu olumlu atmosferin ülkemizde dalga dalga her yere sirayet etmesi bağlamında. Ben de Diyarbakır’daydım biliyorsunuz bir hafta önce, oradaki gülen yüzleri gördüm. Ve inşallah o süreç en iyi şekilde işler, Türkiye’nin gücüne güç katacaktır, prangalardan kurtulmaktır bu bir anlamda.

Dün o konular üzerinde meşgulken, bu konu da bir haftadır, 10 gündür takip ettiğimiz bir mesele de olduğu için netice alınmış olması Sayın Başkanımızı da, bizleri de çok mutlu etti.

O da, biraz önce MYK toplantısında birlikteydik, arkadaşlarımızla da paylaştı. Açıkçası ilkeli bir duruşun sonucunda istediğini elde eden insanın huzuru var Sayın Başkanımızın da yüzünde.

NASUHİ GÖNGÖR- İnşallah hep böyle güzel günleri konuşuruz Efendim.

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU- İnşallah. Mesele dediğim gibi doğru yerde durmak. Gayret bizden, tevfik Allah’tan diyerek hep böyle bakıldı.

Tekrar ben şehitlerimizi rahmetle anıyorum. Eğer onlar o ulvi yolda kendi en mukaddes canlarını feda etmemiş olsalardı, aileleri o fedakarlığı yapmamış olsalardı Filistin halkı için; bugün gelinen aşama yaşanmazdı. Ama emin olsunlar ki, onların emanetine hep sahip çıktık, hiçbir yerde o emanete en ufak bir milim feragat göstermedik, bundan sonra da o emaneti Filistinli kardeşlerimize her düzeyde yardım ederek yerine ulaştıracağız. Ben Gazze’ye gittiğimde onu derinden hissetim, sanki benimle birlikte bütün o şehitlerimiz Gazze içinde yürüyor hissine kapıldım. Hatta oradan aldığım toprakları da bazı ulaşılabildiklerime iletmeye çalıştım. Bu bir ilkesel sorumluluk, insanın kendi içinde yaşadığı, hepimizde olan bir husus.

İnşallah bir gün Filistin, Gazze de dahil olmak, Doğu Kudüs, bütün bu bölgelerde barış, huzur egemen olacak.

AHMET BÖKEN- Sayın Başbakanının veya sizin bir Gazze ziyaretiniz söz konusu olabilir mi bu dönemde?

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU- Sayın Başbakanımızın olabilir, onu şimdi hemen söyleyemem, tabi olabilir.

NASUHİ GÖNGÖR- Bu kadar gündemi gizlice yürütebildiklerine göre haberimiz olması zor görünüyor.

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU- Ama bir gün bir sabah orada Sayın Başbakanımızı, bizleri görebilirsiniz, bu olabilecek bir şey. Bundan sonra bunun önü çok daha açık.

AHMET BÖKEN- Sayın Bakanım, çok teşekkür ederiz.

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU- Ben teşekkür ederim.

AHMET BÖKEN - Sevgili seyirciler, TRT Türk Genel Yayın Yönetmeni Nasuhi Güngör’le birlikte Dışişleri Bakanımız Sayın Ahmet Davutoğlu’na bu kritik gelişmeyle ilgili sorulabilecek soruları ilettik. Tabi çok soru var ama, süreler kısıtlı.

Bir hususun altını Sayın Bakanımız birkaç kere çizdi, belki o noktayı bir kere daha ifade etmek lazım, bu olay, bu özür bize kaybettiğimiz, yitirdiğimiz o canları geri getirmeyecek, elbette ailelerinin acıları ölene kadar devam edecek, bütün bir milletin acısı devam edecek, ama Türkiye’nin ortaya koymuş olduğu bu duruş da dünyaya bir mesaj vermiş oldu, bu mesajı İsrail de almış oldu.

Hepinize Neler Oluyor’un özel gündem bölümünden iyi geceler dileriz.