SAYIN BAKANIMIZ: Değerli basın mensupları, bugün değerli dostum Brezilya Dışişleri Bakanı Sayın Celso Amorim’i bir kez daha Türkiye’de ağırlamaktan büyük bir mutluluk duyuyoruz. Sayın Amorim, Ortadoğu’da bir bölge turuna çıkma planı içindeydi. Kendisi bizimle temas kurdu ve ikili ve bölgesel konuları istişare etmek üzere İstanbul’da bir araya gelmemizi teklif etti. Bölge turuna bir anlamda Türkiye’den başlamış oldu, Angola’dan buraya intikal ettikten sonra.
Her zaman olduğu gibi son derece yapıcı, son derece kapsamlı güzel bir görüşme gerçekleştirdik. Türkiye ile Brezilya arasında son yıllarda gelişen ikili ilişkiler birçok ülkeye örnek olacak bir derinlikte ve hızda seyrediyor. İki ayrı kıtada, gerçekten bölgesel ağırlığı yüksek iki ülkenin işbirliğinin bölgesel ve küresel barışa ne kadar büyük katkı sağlayabileceğinin en güzel örneğini Türkiye-Brezilya ilişkileri ortaya çıkardı son dönemde. Ben kendisine bu konuda yaptığı katkılar dolayısıyla teşekkürlerimi bir kez daha ifade ediyorum.
Son bir yıl içinde, Türkiye ile Brezilya arasında Sayın Lula’nın ziyareti sonrasında o derece yoğun ilişkiler gelişti ki, Sayın Amorim’i biz Türkiye’de birkaç kere ağırladık. Ben üç kez Brezilya’ya gittim. Sayın Başbakanımızın son Brezilya seyahatinde çok önemli bir belge, “Stratejik Ortaklık İçin Eylem Planı” belgesine imza attık. Bundan sonra Türkiye ile Brezilya ilişkilerinin kapsamlı bir işbirliği çerçevesine oturması konusunda güçlü bir siyasi irade sergilendi.
Bu işbirliğinin üç aşaması var diyebilirim. Birincisi ikili alanda gittikçe artan ticari, siyasi, kültürel ilişkiler ve bu eylem planında ortaya konan perspektifle bu daha da gelişecek. Biz her alanda, ulaştırma başta olmak üzere ki ayrı kıtalarda olmak hasebiyle ciddi bir ulaştırma ağı kurmamız lazım, THY’nin Sao Paolo seferlerinin başlaması bu anlamda çok önemli bir ilerleme sağladı, enerji, ticaret alanlarında büyük bir işbirliği potansiyelimiz var. Bunu geliştireceğiz.
İkincisi, bu ikili ilişkilerin dışında bölgesel alanda gerçekten büyük potansiyel taşıyoruz. Bizim için son dönemde Latin Amerika’ya açılım Afrika’dan sonraki ikinci önemli açılım alanımızdır. İki Büyükelçiliğimizi biliyorsunuz açtık. Bu konuda Brezilya’nın tecrübesinden, bölgedeki etkinliğinden istifade etmek istiyoruz. Son olarak da, bu çerçevede önemli bir girişime imza attık birlikte. Türkiye Mercosur ile siyasi diyalog süreci başlatıyor ve bu diyalog süreci için bir “Memorandum of Understanding”, Mutabakat Zaptı imzalanacak. Brezilya önümüzdeki dönemde Mercosur’un dönem başkanlığını üstlendiği için, bugün biz bu Mutabakat Zaptı’nın biran önce imzalanması ve Türkiye ile Mercosur arasında siyasi diyalogun bir an önce başlatılması konusunda mutabık kaldık.
Ayrıca, Brezilya da Ortadoğu başta olmak üzere Türkiye’nin yakın çevresiyle çok yakın bir işbirliği içinde. Sayın Lula ve Sayın Amorim, son bir yıl içinde birçok kez bölgeye ziyaret yaptı. Ortadoğu Barış Sürecine katkıda bulunabilecek önemli aktörlerden biri Brezilya. Türkiye’nin de bu konuda ciddi tecrübe birikimleri var. Sayın Amorim bu sebeple buradan Tel Aviv’e, Ramallah’a ve daha sonra da Şam’a yapacağı ziyaretler öncesinde bizimle istişare etme talebinde bulundu. Biz de bundan büyük memnuniyet duyduk.
Son hafta, geçen hafta biliyorsunuz ben Şam’daydım. Orada hem Sayın Beşar Esad’la hem Sayın Hariri ile, ayrıca Sayın Iyad Allawi ve diğer Iraklı yetkililerle de görüşmeler yaptım. Sayın Lula’ya bu izlenimlerimi aktardım. Sayın Cumhurbaşkanı Mısır’daydı. Son bölgedeki gelişmeleri kendisine aktardım. O da bölgeye yapacağı ziyaret konusunda bana bilgi aktardı. Kapsamlı bir görüş alışverişinde bulunma imkânı bulduk.
Bu çerçevede tabii, Türkiye ile Brezilya’nın son dönemde en fazla işbirliği yaptığı alanlardan biri de İran nükleer programı ile ilgili gelişmelerdi. Biz hem Türkiye hem Brezilya olarak bu sorunun diplomatik yollardan çözümü konusunda elimizden gelen her türlü çabayı son bir yıl içinde gösterdik. Bundan sonra göstermeye devam edeceğiz. Bizim bu çabalarımız nihai kertede, özellikle İran ile P5+1 arasında yürüyen müzakereleri kolaylaştırmak, buna ivme katma yönünde çabalardır, zemin hazırlama çabalarıdır, İran’ın nükleer programıyla ilgili olarak ilkesel pozisyonumuz ortaktır. Biz nükleer silahların yaygınlaşmasına karşıyız ama aynı zamanda her ülkenin kendi nükleer teknolojisini barışçı çerçevede ve Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’yla işbirliği halinde geliştirmesi gerektiğine de inanıyoruz. Dolayısıyla bu çerçevede, İran nükleer programı ile ilgili gelişmelerin uluslararası gerginliğe, bölgesel gerginliğe yol açmaksızın, diplomatik yollardan doğru bir zeminde yürümesi konusunda son Tahran anlaşması sonrasında da hem Sayın Amorim’in, Sayın Lula’nın hem benim, Cumhurbaşkanımızın, Başbakanımızın çabaları olmuştu. Karşılıklı olarak bu çabalarla ilgili izlenimlerimizi paylaştık ve Sayın Amorim’in Türkiye ziyareti dolayısıyla Sayın Muttaki de Türkiye’ye bu anlamda birlikte bir değerlendirme yapmak için görüşme teklifinde bulundu. Bunu da memnuniyetle kabul ettik. Biraz sonra üçlü bir yemekte bir araya geleceğiz ve son gelişmeleri gözden geçireceğiz.
Ben geçtiğimiz hafta içinde Sayın Ashton’la hem Türkiye’de görüşmelerde bulundum, hem daha sonra Sayın Muttaki ile bir daha görüştük. Kabil Konferansı’nda, Sayın Ashton’la, Sayın Lavrov’la, Sayın Kouchner’le, Sayın Clinton’la birçok görüşme imkanı bulduk. Bir anlamda bugün bunları paylaşacağız ve mümkün olan en kısa süre içinde İran’la P5+1 arasındaki müzakerelerin başlaması, ayrıca İran ile Viyana Grubu arasında Tahran Anlaşması çerçevesinde ve onu da kapsayacak şekilde teknik görüşmelerin, müzakerelerin bir an önce başlaması için neler yapabileceğimizi gözden geçireceğiz. Bunlar dediğim gibi, Türkiye ve Brezilya’nın birlikte uluslararası barışa katkı yapma çabalarıdır.
Üçüncü bir düzlem var ki, son olarak Rio’da çok açık bir şekilde herkesin gözlediği, Medeniyetler İttifakı Projesi’nde ev sahipliği yaptı Brezilya, uluslararası alanda, küresel forumlarda, uluslararası örgütlerde Türkiye ile Brezilya arasında yürüyen işbirliğidir. Çok büyük bir memnuniyetle ifade ediyorum ki, Brezilya ve Türkiye önemli bölgesel aktörler olma dışında, küresel alanda da kendi özgün katkılarını bütün bu küresel platformlara yansıtan bir performans sergiliyorlar ve bunu birlikte de sergiliyoruz. Kültürel alanda, ekonomik alanda, Medeniyetler İttifakı’nda, G-20’de, BM Güvenlik Konseyi’nde, bundan sonra da bizim hem ikili alanda, hem bölgesel konularda hem de küresel alandaki işbirliğimiz gittikçe artarak, yoğunlaşarak, derinlik kazanarak devam edecek. Kıtalararası seyahat olmakla birlikte ben Sayın Amorim’i daha fazla Türkiye’ye bekliyorum. Ben de Brezilya’ya daha fazla gitmeye kararlıyım. Kendisine ve torunlarına tekrar Türkiye’ye hoş geldiniz diyorum. Kendisi torun tarafından Türkiyeli’dir. Hani vardır ya dede tarafından, anneanne, babaanne tarafından bir yerli olmak, torunlar yarı Türk oldukları için Sayın Amorim de torun tarafından Türkiyeli. Hoşgeldiniz.
KONUK BAKAN: Çok teşekkür ederim. Öncelikle iyi dostum Ahmet Davutoğlu’na teşekkür etmek istiyorum. Çünkü neredeyse ben bu haftasonu kendimi onun üzerine empoze etmiş oldum, ama Ortadoğu turuna da iyi dostum ve tabii ki Türkiye’nin Dışişleri Bakanı’na danışmadan çıkmak istemedim.
Son aylarda, hatta son yıllarda çok yakın bir ortaklık geliştirdik. Neredeyse bir stratejik dostluk diyebilirim. Bu da çok doğal. Çünkü bizler farklı jeopolitik durumlarda yer aldığımız halde, çok benzer dış politikalara sahip iki ülkeyiz ve Brezilya’nın dış politikasının stratejik derinliğini ne kadar görüyoruz bilemiyorum, ama yine de genişlik açısından Türkiye ile çok benzerliğimiz var. ASEAN’daki toplantıdan Sayın Davutoğlu yeni geldi. ASEAN Antlaşması’nda kendisinin katkılarını biliyoruz. Her iki ülke de kendi bölgesinde çok faal, ama çok daha geniş bir dış politikaya sahip. Türkiye’nin Latin Amerika’ya, Afrika’ya, Asya’ya bakışı çok derin, aynı zamanda Angola’da daha yeni Portekizce konuşulan ülkeler toplantısında da bunu gördük. Yani çok geniş bir kapsam sözkonusu.
Sayın Davutoğlu, zaten benim bölgede nasıl bir tur yapacağımı size açıkladı. Bu konuların görüşülmesi tabii ki çok önemli. İkili konuları da görüşmemiz büyük önem taşıyor. Burada şimdi sizleri sıkmak istemiyorum. Burada çok sayıda bilgi vermek istemiyorum, ama şunu da söylemek lazım. Sekiz yıl önce, 2002 yılında bizim ticaretimiz 200 milyonun biraz üzerindeydi. Ama geçen yılki krize rağmen, aynı eğilim devam ederse, ilk altı aydaki eğilim devam ederse, bu yıl 1,5 milyar dolara ulaşacak bizim rakamlarımıza göre. Türkiye’deki rakamlar bizden daha büyük. Bizim rakamlar hep başka ülkelerden düşük çıkıyor neden bilmiyorum, ama eminim sizdeki rakamlar daha doğrudur. Sizinki 2 milyarın biraz üzerinde gibi gösteriyor.
Turizm de artıyor tabii, ama bu da şaşırtıcı değil. Çünkü hakikaten harika iki kentten bahsediyoruz. Bugünkü gibi pırıl pırıl bir günde İstanbul da, Rio de Janerio da çok çekici şehirler. Dolayısıyla giderek yakınlaşıyoruz ve ilişkilerimiz geliştikçe halkımız da bundan faydalanıyor. Çok somut alanlarda işbirliği yapabiliriz. Turizm bunlardan biri. Aynı zamanda bilimsel işbirliği, petrol arama ve yine inşaat ve hizmetler alanında gelişimler var.
Türkiye Ortadoğu’da çok önemli bir aktör, giderek de önemi artıyor. Brezilya da giderek daha fazla oranda Ortadoğu’daki ülkelerden talep alıyor, bazı konularda yardımcı olmak için. Suriye’de Beşar El-Esad’la görüşmelerimizi yapacağız bu hafta. Sayın Başkan Ebu Mazen’in de bir özel görüşmesi gerçekleşti. 10 milyon Arap asıllı nüfusumuz var, çok önemli Musevi kesim de yer alıyor ülkemizde. Tabii ki bunlardan dolayı yakınlıklarımız var. Dostlarımızla da hep bağlantılı bir şekilde yapıyoruz bunu. Daha deneyimliler çünkü bu bölgede. Tahran Anlaşması açısından önemli bir katkıda bulunduğumuzu sanıyorum. Burada katkımız çok zor bir sorunun çözümlenmesi yolunda oldu. Pek çok kişi bunun mümkün olacağına inanmadı. Pek çok kişi bu konuda şüphelere sahipti. Belki bu bütün sorunları çözemeyecek, ama ne kadar otoriter ses çıkarsa Tahran anlaşması lehine, en son Uluslararası Atom Ajansı’nın Başkanı Sayın El Baradey ve Amerika Devletleri Örgütü’nün Başkanı Sayın Pickering de aynı şeyleri dile getirince daha da çözüme doğru gittiğimize inanıyoruz. Ama tabii bu zor bir yol. Sadece iyi niyet yetmiyor. Gelecek için de daha fazla müzakere şart. Ancak böyle bir fırsattan yararlandığım için çok memnunum.
Bir öğle yemeği yiyeceğiz ve Sayın Muttaki de bulunacak bu öğle yemeğinde. Böylelikle kendisinin görüşlerini ve düşüncelerini de almış olacağız. Tabii diğer ülkeler de var, Viyana Grubu’na dahil olan ülkeler ve diğer ülkeler de devreye giriyor. Çünkü herkes yardımcı olmak istiyor. Bizim amacımız da barışa yardımcı olmak, barışın tesisini sağlamak. Brezilya ve Türkiye, Tahran Anlaşması’na inanıyor. Çünkü pek çok kişi yeni dünya düzeninden söz ediyor. Bizler yeni bir dünya düzeni yaratmaya çalışıyoruz, ama bu bazı insanlara sarsıcı gelebilir tabii.
Teşekkür ederim.
SORU: Celili-Ashton görüşmesi ile ilgili sormak istiyorum. Böyle bir görüşmeye Türkiye’nin ev sahipliği yapacağı söylenmişti. İran Cumhurbaşkanı Mahmut Ahmedinejad da malum Ağustos’un üçüncü haftasına kadar görüşme yok dedi ve bir tarih de çizmiş oldu. Ağustos’un üçüncü haftasına yaklaşıyoruz. Önümüzdeki 1-2 hafta içinde Türkiye’nin Celili-Ashton görüşmesine ev sahipliği yapma imkanı var mı? Bunu sormak istiyorum.
Sayın Konuk Dışişleri Bakanı’na da bir sorum olacak. Kendisinin Financial Times gazetesine verdiği röportaj, biraz da gazetenin yorumuyla, Brezilya arabulucuktan çekildi şeklinde yansıdı basına. Kendisinin söylediklerine de bakarsak, mecbur kalmadığımız sürece pro-aktif rol almayacağız arabulucukta, çünkü yaşanan süreçteki hayal kırıklığının da yansımasıyla bir miktar söylenmiş şeyler olabilir belki bunlar ama. O konuda kendisinden bir açıklama rica edeceğim. O zamandan bu zamana şartlarda bir değişiklik var mı? Tarafların size yönelik taleplerinde, sizden arabuluculuk konusundaki taleplerinde bir değişim olduğu için mi bugün burada üçlü bir zirve içinde sizi beraber görüyoruz? Teşekkür ederim.
SAYIN BAKANIMIZ: Ben teşekkür ederim. Her şeyden önce şunu açıklığa kavuşturmak lazım. Brezilya’nın da tavrı aynı ama Türkiye olarak ben bir kez daha altını çizmek istiyorum. Biz bütün uluslararası krizlerin barışçı yollarla çözümü konusunda her türlü katkıyı, sadece İran konusunda değil, geçmişte Suriye-İsrail konusunda, diğer birçok konularda, yakın dönemde Balkanlarda hep aynı ilkesel pozisyonu benimsedik. Bütün bu sorunlar diplomasi yoluyla çözülmeli ve diplomasi yoluyla çözülmesi muhtemel sorunlar konusunda da Türkiye elindeki bütün imkanları kullanmaya hazırdır.
Şimdi genel ilkeyi koyarsanız, Celili-Ashton görüşmesi aslında gecikmiş bir görüşmedir. Yani geçen sene 1 Ekim’den bu yana, maalesef son görüşme Celili-Solona arasında yapıldı biliyorsunuz. Sayın Ashton göreve geldikten sonra, Sayın Ashton’la Sayın Celili arasında bir görüşme gerçekleşmedi. Şimdi ortada bir sorun varsa sorunun taraflarının görüşmesi lazım. Bizim yaptığımız bu görüşme için zemin hazırlamaktır. Biz sorunun bir tarafı değiliz. Biz sorunun şu anlamda bir tarafı oluruz sadece, etkilendiğimiz için soruna müdahiliz. Dolayısıyla etkilenmemiz ölçüsünde de soruna etkide bulunma hakkımız da vardır. Madem ki bu sorunun sonuçlarından etkileneceğiz, o sonuçlar çıkmadan önce, Türkiye bir komşu ülke olarak elindeki bütün imkanlarla bu olumsuz sonuçların çıkmasını engellemeye çalışır her şeyden önce ya da pozitif yönde bir çözüme katkıda bulunmaya çalışır. Şimdi bizim taraflara hep ta başından beri söylediğimiz, bu görüşmenin bir an önce gerçekleşmesi ve tarafların bütün konuları en şeffaf, en açık bir şekilde masaya, ortaya koymalarıdır. Tahran Anlaşması’nın getirdiği çerçeve sorunun nihai çözümü konusunda değil, güven arttırıcı önlem konusunda bir kolaylaştırıcı gelişmedir. Bunu da bizden talep edilen doğrultuda yapmaya çalıştık, aynı hedef doğrultusunda. Yani bir taraf olarak müdahil olmak değil, taraflar arasında uyum birliğini sağlamak için.
Şimdi bu arka planı verdikten sonra şunu söyleyebilirim. Sayın Celili ile Sayın Ashton arasında son dönemde karşılıklı mektuplaşmalar oldu biliyorsunuz. Bu mektuplaşmaların her aşamasında bizim de haberimiz oldu, istişareler yapıldı ve biz bu karşılıklı giden gelen olumlu mektupların, davetin oluşması ve buna icabet etmesi konusundaki olumlu atmosferin sürmesi gerektiğini düşünüyoruz. Sayın Ashton Türkiye’ye 10 gün kadar önce geldiğinde, siyasi diyaloglar çerçevesinde, bu konuyu da diğer konular gibi kendisiyle detaylı ele almıştık. Kendisi de bu görüşmeye hazır olduğunu ifade etmişlerdi. Hemen ertesi gün de zaten bildiğiniz gibi bir mektup iletildi İran tarafına. Daha sonra Portekiz’de ben Sayın Muttaki ile görüştüğümde bu konuyu kendisine aktardım. Her iki taraf da birbirleriyle bu konuda olumlu, iyi intibalara sahip oldukları kanaatindeyim. Sayın Muttaki de daha sonra bu görüşmenin olabileceğini teyit ettiler. Ramazan sonrasında bir vakit için. Ama tabii bu gelişmelere bağlı. Teyit ettiler ettiler derken onun adına benim söylemem doğru değil ama en azından bu görüşmenin zamanlaması olmasa bile özüne şu anda kimse karşı değil.
Olumlu bir gelişme de Kabil Konferansı marjında, Sayın Muttaki ile Sayın Ashton’un görüşme imkanı bulmalarıdır. Bu olumlu bir momentumdur. Bunun sürdürülmesi lazım. Biz Türkiye olarak bir an önce bu görüşmenin yapılmasını teşvik ediyoruz, yardımcı olmaya çalışıyoruz. Eğer bu görüşme gerçekleşirse, nerede gerçekleşeceğinden çok gerçekleşmesi önemlidir bizim için. İstanbul ve Türkiye’nin imkânları değerlendirilmek istenirse, İstanbul’un güzelliği ve bizim misafirperverliğimiz bütün dünyaca malumdur. O konuda her türlü katkıyı sağlarız. Ama başka bir yerde olacak olursa da yine bizim katkımız olacaksa olur. Önemli olan, burada Türkiye bütün bu girişimlerde hiçbir zaman bir prestij peşinde olmamıştır. Gereksiz bir inisiyatif peşinde de olmamıştır. Şartlar olgun olduğunda da biz her zaman gerekli yardımları, gerekli katkıları yaptık. Gerekli öncülükleri de yaptık, yapmaya da devam ederiz, çünkü bütün bu sorunlardan en çok etkilenecek olan Türkiye’dir ve Türkiye’nin bu sorunlarda karşısında kayıtsız kalması veya bekle gör politikası izlemesi de mümkün değildir.
KONUK BAKAN: Çok teşekkürler efendim, bu soruyu sorduğunuz için çok müteşekkirim. Çünkü hakikaten çok yanlış yorumlamalar oldu. Belki bunlar Türk medyasında da olmuş olabilir. Sanki Brezilya bu konuda Türkiye’yi yalnız bırakıyormuş gibi bir intiba uyandı. Bilemiyorum, Financial Times’ın editörü ki kendisine çok saygım vardır, tabii ki yanlış bir yorum yaptı, ama aslında yanlış yorumun da ötesinde, bir gerçeğe dayanmayan dileği dile getirdi. Sanki biz bu sürece müdahil olmak istemiyormuşuz gibi. Hayır, aslında başlıkla makalenin içeriği birbiriyle çelişiyor. Mesela başlıkta diyor ki, Brezilya İran’la ilgili rolünden vazgeçiyor, ama içeriği okuduğunuzda, içerik doğru görüyorsunuz. Bizim söylediğimiz şu, biz bir rol oynayabilmeye devam edebilmemiz için her iki tarafın da çıkarına olması gerekir dedik. Yani sürekli olarak biz Türkiye ve Brezilya olarak yaptığımızı yapma konusunda cesaretlendirildik. Tabii Türkiye için konuşmak istemem, Brezilya adına konuşuyorum ama bu bir şanstı. Son şans mıdır, değil midir, bugün burada bunu görmek mümkün değil. Bir yere varıyor muyuz? Bugünkü duruma bakıp ‘aaa gördünüz mü, bu son şanstı işte’ demek de yanlış bence.
Aslında bu sorun –çok daha fazla uzatmayayım diye söylüyorum- küresel bir sorun. Dolayısıyla bu sorunun çözüme kavuşması herkesin menfaatine. Eğer bugün hepimizi ilgilendiren bir konu var ise, o da işte bu genelde Ortadoğu ama spesifik olarak İran ve İran’ın nükleer programıdır. Eğer biz bu sorunun çözümüne barışçıl bir katkıyı sağlayabiliyorsak ne ala. Çünkü bu herkesin menfaatine olacaktır. Herkesin iyiliğine olacaktır. Brezilya’nın yapmaya çalıştığı zaten bu. Bizim bu konuda şahsi bir menfaatimiz yok. Güvenlik Konseyi müeyyidelerinin uygulanmasında da bizim bir direkt menfaatimiz yok. Bizim yapmaya çalıştığımız dünya barışına yardımcı olmak. Biz Güvenlik Konseyi’nin daimi olmasak bile üyesiyiz. Dolayısıyla bizim görevimiz problemlere barışçıl bir çözüm bulmaktır. Yapmaya çalıştığımız ve yapmaya çalışmaya devam edeceğimiz de budur, bu ihtilafın çözümlenmesinde. Ama tek yardımcı olabileceğimiz husus, her iki tarafı da bir araya getirmek.
SORU: Teşekkürler, Press TV. Şöyle dediniz, “Bu diyalogu ilerletmek üzere biz yüreklendirildik” dediniz ve Sayın Başkan Obama’nın Brezilya’ya böyle bir çağrı yaptığı ve Türkiye’ye böyle bir çağrı yaptığını biliyoruz. Tahran Anlaşması’na baktığımız zaman teknik olarak siz olumlu bir yanıt bekliyordunuz Viyana Grubu’ndan. Acaba ortak bir yanıt aldınız mı Tahran Anlaşması’na ilişkin olarak Viyana Grubu’ndan ve ABD Başkanı’ndan. Şu anda ne beklemektesiniz? Soru her iki bakana da soruldu efendim.
KONUK BAKAN AMORİM: Tabii ki bazı görüşler bildirildi. Önce şöyle başlayayım. İran’ın ilk yükümlülüğü Tahran Bildirisi’ne göre bir yazı yazmaktı. Bu yazıyı Viyana’da Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’na yedi gün içinde yazıp yollayacaklardı. Bu yapıldı. Bu yazıda Viyana Grubu’nun bazı görüşleri vardı. Maalesef bu görüşler, bu yaptırımlar çıkmadan birkaç saat önce iletildi. İran bütün bu görüşleri, şartları kabul etmiş bile olsaydı, yine de bunun sonuçlarını görmek için vakit kalmamıştı zaten. Dolayısıyla şimdi bir teknik toplantı önerisi var. İran’ın her zaman esnek bir tutum benimsemesini istiyoruz ve bu toplantıya gitmesini istiyoruz ama toplantıda ne olacak bunu bilemiyoruz. Sayın Muttaki ile bir süre sonra görüşeceğiz. Onunla görüşmek büyük önem taşıyor, ama İran’ın her zaman esnek bir tutum benimsemesine taraftarız. Bu sadece onların menfaatine değil, diğer ülkelerin de menfaatine. Diğer ülkelerin de menfaatine olacak bir şey bu esnek tutuma göre, tutum belirlemek ve yanıt vermektir. Dolayısıyla biz İran’ın barışçı nükleer program hakkını destekliyoruz, ama aynı zamanda İran’ın bütün dünyaya da garanti vermesi lazım. Bu programın askeri yansımaları olmayacağını garanti etmesi lazım. Tahran Anlaşması tam, ama tam, yani aşağı yukarı değil tam olarak buydu ve bazı Batılı ülkelerin yazılı olarak da bizden istediklerini yansıtan bir Anlaşmaydı ve bütün bunlar aslında bir kapıyı açtı. Daha geniş meselelerin konuşulabilmesi için bir kapıyı açtı ve bizim kendi ülkemiz de bunun içinde. Biz de etkileniyoruz. Brezilya ve Türkiye tabii ki bu anlaşmanın altına imza atmış ülkeler. Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması’nın imzacısıyız bizler de ve Sayın Celili’yle Katherine Ashton arasında gerçekleşebilecek görüşmeler önem taşıyor. Yazışmalar da çok önemliydi. Tahran Anlaşması’ndan önce kendisini Brezilya’ya davet etmiştik, ancak maalesef ben kendisiyle derin bir görüşme yapamadım Tahran Anlaşması’ndan önce. Umarım benim davetimi kabul eder.
SAYIN BAKANIMIZ: Celso’nun söylediği görüşlere genel olarak katılıyorum. Bir hususu belki biraz daha açıklamakta fayda var. Tahran Anlaşması’nın mahiyetine ve hedeflerine bakıldığında, bir takım yanlış anlaşmaları gidermek lazım. Burada bizim oynadığımız iki rol var. Birisi tarafların bir araya gelmesini sağlayacak şekilde bir çerçeve oluşturmak. Biz taraf değiliz, çünkü bu orta zenginleştirilmiş uranyumu üretecek taraf biz değiliz. Bu taraf Viyana Grubu. Dolayısıyla nihayet Tahran Anlaşması, Viyana Grubu’yla İran arasında teknik müzakere yapmak üzere bir çerçeve metin oluşturmuştur. İkinci üstlendiğimiz rol bu teknik anlaşmayı taraflar bitirdiklerinde, Türkiye, Türkiye’ye verilecek olan 1.200 kg uranyumu depolama rolü üstleniyor. Anlaşma olmazsa da, taraflar teknik olarak anlaşamazlarsa da böyle bir rol de olmayacak. Dolayısıyla burada bütününü çözen bir anlaşmadan değil ama yolu açan, bir anlamda taraflar arasında güven ihdas eden ve sonucunda sorunun daha makul düzeyde tartışılmasını sağlayan bir çerçeve sunuyor. Bu çerçeveden istifade etmek herkesin, şu anda hem İran tarafının hem Viyana Grubu’nun takdirlerinde. Bundan istifade etmeleri barışa katkıda bulunur diye düşünüyoruz. Bundan sonra atılacak adım da teknik müzakerelerin bu konuda bir an önce başlamasıdır Viyana Grubu’yla İran arasında. O müzakerelerin sonucunda ulaşılacak hususta Türkiye’nin yapacağı bir şey olursa da, yapabileceği bir katkı olursa da, katkısını yapmaya devam eder barışçıl girişim için.
Teşekkür ediyoruz.