Demokratik Pakistan'ın Dostları Grubu Toplantısı Sonrasında Düzenlenen Ortak Basın Toplantısı, 25 Ağustos 2009, İstanbul

Değerli basın mensupları, ben her şeyden önce, değerli dostum, kardeşim, Pakistan Dışişleri Bakanı Sayın Şah Mahmud Kureyşi’ye ülkemize ve kendi ülkesine, Türkiye’ye hoş geldiniz diyorum.

Bugün son derece önemli bir toplantı vesilesiyle bir araya geldik. Değerli dostumla birlikte Demokratik Pakistan’ın Dostları Grubu’nun İkinci Bakanlar Toplantısı’na eş başkanlık yaptık. Bilindiği gibi bu toplantı, bu platform, Demokratik Pakistan’ın Dostları Grubu geçen sene New York’ta 2008 yılında ilk toplantısını yaptı.

Bu grubun temel amacı, Pakistan’ın geçmekte olduğu son derece önemli kritik bir süreçte Pakistan’a olan uluslararası desteği en üst düzeyde ifade etmektir. Geçen seneki toplantıda Pakistan Cumhurbaşkanı Sayın Zerdari’nin vurguladığı gibi, bir taraftan ekonomik sorunlar, diğer taraftan artan terör olayları dolayısıyla Pakistan hepimizin istikrarına çok önem verdiğimiz bir kardeş ülke olarak ciddi sıkıntılarla karşı karşıya kaldığında, Pakistan’a destek verme kararı alan ülkeler bir araya gelerek bu platformu oluşturdular. Bugünkü toplantıya 19 ülke ve 6 uluslararası kuruluş katıldı. Bu toplantıda, Tokyo’da alınan kararlar çerçevesinde bundan sonra yapılacak çalışmalar ele alındı.

 

Dün yüksek düzeyli uzmanlar toplantısında özellikle Pakistan’ın Malakand bölgesinde, ki bu Pakistan’ın son gelişmeler aslında son derece önemli stratejik bir bölgedir, Malakand bölgesi pilot bölge olarak seçildi ve bu bölgede yapılacak çalışmalar ele alındı. Böylece bu pilot bölgede, hem ekonomik alanda yapılacak faaliyetler hem de güvenlik alanında yapılacak çalışmalarla, Pakistan’ın istikrarına katkıda bulunmak dışında diğer bölgelere aktarabilecek bir model geliştirilmeye çalışacak. 

 

Bu projenin ve Pakistan’ın genelinde kapsamlı olarak ele aldığımız projelerin temel 4 ana hedefi var. Birincisi güvenliğin sağlanması, hukukun üstünlüğünün tesisi, yönetim mekanizmalarının etkinliğinin artırılması. İkincisi, halka temel hizmetlerini sunma kapasitesinin artırılması. Üçüncüsü ekonomik altyapının geliştirilmesi, yatırımın teşvik edilmesi. Dördüncüsü de teknik eğitim ve yoksulluğun ortadan kaldırılmasına yönelik projelerin gerçekleştirilmesi. Ülkemiz bu bağlamda yapabileceği katkıları dünkü toplantıda dile getirdi. Ayrıca Malakand projesi dışında kamu özel sektörü ortaklığı ve Demokratik Pakistan’ın Dostları Grubu sürecinin gelecekte alacağı şekil konusunda yapılacak çalışmalar hakkında da görüş alışverişinde bulunuldu.

 

Biz bu süreçte kamu-özel sektör ortaklığına büyük bir önem veriyoruz. Çünkü bütün bu sürecin ancak ve ancak kamu alanıyla özel sektör alanının birlikte çalışmasıyla başarıya ulaşacağına inanıyoruz. Bu nedenledir ki dün TOBB ve DEİK de bu sürece katıldılar. Ayrıca toplantıda Pakistan enerji sektöründe öncü projelere imza atan Zorlu ve Kartet şirketlerimiz de birer sunuş yaptılar.

 

İlk gün toplantıda ele alınan bu hususlar bugün Bakanlar düzeyinde yapılan toplantıda gözden geçirildi ve hepinize dağıtılmış olan ortak bir açıklama yapıldı. Ayrıca bu toplantıda bu üç ana unsur dışında, yani Malakand projesi, kamu özel sektör ortaklığı ve Pakistan sürecinin geleceğiyle ilgili yapılan çalışmalar dışında, New York’ta 24 Eylül’de BM Genel Kurulu marjında düzenlenecek olan Demokratik Pakistan’ın Dostları Grubu Zirvesi’nin hazırlık çalışmaları da gözden geçirildi, bu hazırlık çalışmalarının altyapıları oluşturuldu. Bu altyapı çalışmaları çerçevesinde önümüzdeki ay sürecek çalışmalarla ümit ederiz ki New York Zirvesi, İstanbul toplantısını takiben, Pakistan’a verilen uluslararası desteğin en üst düzeyde dile getirildiği bir uluslararası platform niteliği kazanacaktır.

 

Bizim için Pakistan, kaderini kendi kaderimiz olarak gördüğümüz, her türlü zorlukta yanımızda bulduğumuz ve onların her türlü zorluğunda onların yanında olmayı bir milli görev olarak telakki etiğimiz kardeş ve dost bir ülkedir. Burada Pakistan Dışişleri Bakanı’na, değerli dostum Şah Mahmut Kureyşi’ye hoş geldin derken, bu hususu bir kez daha vurgulamak istiyorum. Böyle bir toplantının, Pakistan’ın Dostları Toplantısı’nın İstanbul’da yapılması hem anlamlıdır, hem de bir zarurettir. Pakistan’ın dostları sadece bu salona sığacak sayıda değildir. Türkiye’de herkes Pakistan’ın dostudur. 73 milyon kendi geleceğini Pakistan’ın yanında hisseder. Bu bakımdan bu toplantıya ev sahipliği yapmak bizim için bir onur vesilesidir. Ayrıca büyük bir gurur vermektedir. Bir vazifedir.

 

Çalışmalarımız burada bitmeyecek. Bugün bu toplantı bittikten sonra, akşam bu toplantıya katılan Bakanlarla iftar yemeğinin ardından, değerli dostum Şah Mahmut kardeşimle birlikte Konya’ya geçeceğiz ve Konya ile onun kendi şehri olan Mutlan şehri arasında bir Kardeş Şehir Anlaşması imzalayacağız. Daha sonra Ankara’ya geçip ikili görüşmelerimizi yapacağız. Dolayısıyla yarın bütün gün birlikte olacağız. Ben kendisine tekrar hoş geldiniz diyorum ve bu toplantının Pakistan’ın geleceği için hayırlı olmasını bir kez daha temenni ediyorum. Hoş geldiniz.  

 

KONUK BAKANIN KONUŞMASI :  Teşekkürler, Sayın Dışişleri Bakanı.  Pakistan’ın Dostları Grubu Bakanlar Toplantısı’nın konukseverliği için teşekkür etmek istiyorum. Bana ve Hükümetime, Pakistan halkına verdiğiniz destek için teşekkürler.  Türkiye bir kez daha Pakistan’ın gerçek bir dostu olduğunu kanıtladı. Tarihsel açıdan her zaman birbirimize destek verdik ve ilişkilerimiz çok derin köklere sahip. Hükümetlerin ötesinde her Türk’ün, her Pakistanlının kalbinde olan bir dostluktur. Biz bugün bir kez daha bu sevginin kanıtını gördük iki ülke arasında.

 

Bugünkü toplantımız bence çok başarılı bir toplantı ve üretici bir toplantı diyorum, çünkü biz bütün hedeflerimize ulaşmış bulunuyoruz. İlk hedefimiz Pakistan için siyasi ve stratejik destek almaktı. Bu forumun amacı da zaten bu. Ben sizlere minnettarlık duyuyorum. Bakanlar ve Yüksek Düzeyde Uzmanlar dün ve bugün Malakand pilot bölgesine destek vermek için çalıştı. Bizim Pakistan’ın hasar görmüş bölgelerinin imarı ve rehabilitasyonuna ilişkin geleceğe yönelik stratejilerimizle birlikte olduklarını bildirdiler. Dostlarımıza bir model sunduk. Onlar bu modeli kabul ettiler. Bu modeli Pakistan’ın diğer hasar görmüş bölgelerine de uygulamayı umuyoruz.

 

Bu toplantıdan yararlanarak şunu da söylemek istiyorum. İki noktaya daha değinmeyi arzu ediyorum. Mevlana Celaleddin Rumi gerçekten Asya’da ve Pakistan’da çok saygı duyulan bir kişi ve Konya’dan, mistik bir merkezden geliyor. Sufiliğin merkezi Mevlana Cemalettin Rumi’nin kenti. Bu iki kent arasında kardeş kent ilişkisi tesis edilecek.

 

Ben Türkiye’de olduğum için ikili bir toplantı yapmayı hakikaten yararlı buluyorum. Aramızda konuşacak çok konu var ve gelecek için yapacaklarımız çok. Türkiye gerçekten her zaman bize çok destek verdi. Pakistan-Afganistan ve Türkiye arasında başlattığımız üçlü görüşmelerde Türkiye çok önemli bir göreve sahip. Aynı zamanda Türkiye Kasım ayında Pakistan ve Afganistan’ın Komşuları toplantısını düzenlemeyi düşünüyor ve biz de böyle bir toplantıyı dört gözle bekliyoruz.

 

Malakand pilot projesini tartışabilmemiz gerçekten çok iyi oldu. New York’taki zirve toplantısını da konuşma fırsatını bulduk. Kamu-özel sektör ortaklığı daha önce Tokyo’da tartışılmadı ve ilk defa İstanbul’da bunu tartıştık. Bu masanın etrafında olan ülkeler genellikle ekonomileri güçlü olan ülkeler ve onların Pakistan’ın ekonomik kalkınmasında önemli bir rol oynayabileceklerini düşünüyoruz.

 

Başka bir sonuçtan da söz etmek istiyorum. Bu Bakanlar Toplantısı’nın sonucunda bir görüş birliği ortaya çıktı. Bundan sonra odaklanmamız gereken nokta enerji. Pakistan enerji konusunda sıkıntı yaşayan bir ülke. Enerji, tarım bunlar geliştirebilecek sektörler Pakistan’da. Şimdi enerjiye odaklanmak tabii bizim için çok önemli.

 

Bir kez daha Sayın Dışişleri Bakanı size teşekkür etmek istiyorum. Size, bakanlığınıza, hükümetinize biz vermiş olduğunuz destek için teşekkürler.

 

SORU : Dışişleri Bakanına sormak istiyorum.  Türkiye, Pakistan’ın askeri gücüne, Silahlı Kuvvetleri’ne eğitim vermeye hazır mı? İster mi böyle bir şeyi? Pakistan Dışişleri Bakanı’na da sormak istiyorum. Afganistan’daki seçimlerden memnun musunuz? Ne düşünüyorsunuz? Bu sürecin sonuçları memnun edici mi? Hakimullah Mesut duyduğumuz kadarıyla Pakistan’ın Taliban’ı olarak ifade ediliyor. Böyle bir endişeniz var mı?

 

SAYIN BAKANIMIZIN CEVABI   : Türkiye ile Pakistan arasındaki ikili ilişkiler hiçbir sınır tanımayan, hiçbir alan ile ve hiçbir çap ile sınırlanmayacak ilişkilerdir. Kültürel, siyasi, ekonomik, askeri alanda her türlü işbirliği mevcuttur ve bu işbirliği yürümektedir. Askeri alan da, bu işbirliği alanlarından en önemlilerinden biridir. Pakistan’ın kuruluşundan bu yana Türkiye ile Pakistan arasında gerek askeri eğitim, gerek askeri işbirliği, teknik donanım anlamında çok yoğun ilişkileri olmuştur.  Biz Pakistan’ın ekonomik olarak, kültürel olarak, askeri olarak güçlü olmasını, kendi gücümüz gibi görürüz. O bakımdan da Pakistan’la bu alanda en kapsamlı ilişkilerimiz vardır ve Pakistan’dan talep gelmesi durumunda da bu ilişkiler daha da gelişecektir.

 

KONUK BAKANIN CEVABI   : Ben de bu askeri işbirliği konusunda cevap vermek istiyorum. Pakistan Genelkurmay Başkanı ve Milli İstihbarat Başkanı da birkaç ay önce Ankara’ya geldiler ve üçlü müzakerelere katıldılar. Bu sektörde de işbirliğimiz var. Sanıyorum Türkiye Genelkurmay Başkanı da yakında Pakistan’ı ziyaret edecek.  Yani ülkelerimiz arasındaki işbirliği her alanda başarılı.

 

Afganistan’daki seçimlere gelince, resmi sonuçları beklemek zorundayız. Seçim komisyonu henüz konuşmadı. Daha bir aday tespit edilecek. Sonuçları bekliyoruz. Bu sonuçlar ilan edildikten ve Afganistan seçim konseyi tarafından onaylandıktan sonra bu konuda daha açık bir şekilde konuşabileceğim. Fakat şunu da söylemek istiyorum. Pakistan, Afganistan’daki seçimleri yararlı bir demokratik süreç olarak algılıyor. Bu Afganistan’ın tarihinde ikinci seçim. 2004 yılında bir seçim yapıldı. Bu ikinci başkanlık seçimleri. Şunu unutmamamız gerekiyor ki, Taliban’dan gelen tehditlere rağmen seçmenler oy vermeye gittiler. Tabii kaç kişi oy verdi, yüzde olarak kaç kişi katıldı seçimlere? Aslında olması gereken kadar yüksek miydi katılım? Ama yine de seçmenlerin çok zor koşullar altında gidip oy vermesi süreç hakkında bize bir fikir veriyor. Pakistan’ın beklediği Afganistan’da seçimlerden sonra istikrardır. Çünkü istikrarlı ve barışçı bir Afganistan bütün bölgenin avantajına olacaktır.

 

Sorunun ikinci bölümü, Taliban’ın yeni lideri konusundaydı. Bazı raporlar var. Bu raporlara göre kendini lider ilan etti. Fakat sonra bu raporlar Taliban içinde başka bir grup tarafından yalanlandı. Bana gelen bilgilere göre henüz bir karar alınmamıştır. Birçok kişi lider olduğunu ilan ediyor ama orada bir karışıklık var ve Taliban’ın içinde bir karmaşa var gibi. Bundan sonraki liderleri kim olacak bekleyip görmemiz lazım. Bu aşamada kesin bir şekilde konuşmak mümkün değil. Bazı insanlar Taliban’ın lideri olduklarını iddia ediyorlar. Ama bu insanların mevcut olup olmadığını bile bilmiyoruz.

 

Kaygılanıyor musunuz? Hayır kaygılanmıyoruz. Evet, şu anda Taliban’ın çevresinde iç çatışmalar var, bir karmaşa var. Geçmişteki birlik ve liderlik gelecekte olmayabilir.

 

SORU   : Sayın Davutoğlu sorum size. Pakistan-Türkiye dostluğunun yanı sıra, iki ülke arasındaki işbirliğinin son bir, bir buçuk yılda arttığını görüyoruz.  Türk basınında da kimi yorumlara yer verilmişti bir süre öncesine kadar.  Pakistan-Türkiye arasında artan işbirliği’nin, Türkiye’nin PKK’nın Irak’tan tasfiyesi konusunda ABD’den beklentisine karşılık olarak Washington’un talebi olduğu yönünde. Bu yöndeki yorumları değerlendirmenizi rica etsem?

 

SAYIN BAKANIMIZIN CEVABI   : Böyle bir yorumu hem son derece irrasyonel, akıldışı hem de Türkiye’nin dış ilişkilerini hiç anlamayan bir yorum olarak telakki ederim. Türk devlet geleneğine de uymayan bir yorum olarak telakki ederim.  Türkiye-Pakistan dostluğu hiçbir dış faktöre bağlı olmaksızın tarihin derinliğinden gelen bir dostluktur. Ne dün doğmuştur ne de yarın sona erecek bir dostluktur. Hiçbir konjonktürel yönü yoktur. Kalıcıdır, stratejiktir ve geçmişe doğru ne kadar derinliğine gidiyorsa da geleceğe doğru da ebediyete kadar sürecek bir dostluktur.

 

Bizim Pakistan’la ilişkilerimizin gelişmesi için hiçbir üçüncü tarafın tavsiyesine ihtiyacımız olmadığı gibi, bunun o kadar doğal bir seyri var ki böyle bir yorumun bir zemini olabileceğini düşünmek de mümkün değil. Ama bu, müttefikler arasında, NATO çerçevesinde tabii ki Afganistan’da ve o alanda yürütülen çalışmalarla ilgili bir koordinasyon olmadığı anlamına gelmez. Bu ayrı bir alandır. Ama Türkiye-Pakistan dostluğu, dediğim gibi, hiçbir dış faktörle alakalı olmayan, tamamıyla kendi doğası içinde, tarihi temellere dayanan, son derece güçlü bağlarla desteklenmiş bir dostluktur ve bu zeminde seyretmektedir. Başka hiçbir gerekçe aramamak gerekir.

 

KONUK BAKANIN CEVABI   : Bir şey daha eklemek istiyorum, bizim aramızdaki dostluğu hakikaten koşulsuz bir sevgi olarak adlandırabilirim.

 

SORU   : Tokyo’da Pakistan’ın sosyal ekonomik refahı ile ilgili bazı sözler verildi. Bu sözler aslında çok gerçekleşmedi. İki Dışişleri Bakanı da burada karşımızdayken, DPDG sürecinin yanında Türkiye ile Pakistan arasında başka bir işbirliği projesi var mı?

 

SAYIN BAKANIMIZIN CEVABI   : Bu da gerek genel toplantıda, gerek ikili görüşmelerde ele alındı. Pakistan’a daha önce vaat edilen yardımların veya vaatlerin yerine getirilmesi konusu bizim tarafımızdan da, bu gruba üye birçok ülke tarafından da dile getirildi. Ümit ederiz ki önümüzdeki dönemde bu gerçekleşme daha fazla olacaktır. Çünkü aslında bu toplantıların biraz da mahiyeti, hedeflerden birisi, bu tür vaatlerin hayata geçirilmesini temin etmek ve bunu takip etmektedir. Biz önümüzdeki dönemde bu gerçekleşmenin daha fazla olacağı kanaatindeyiz.

 

Türkiye-Pakistan ilişkileri ile ilgili zaten yarın Ankara’da detaylı açıklamalarda bulunacağız.  Pakistan’a Haziran ayında yaptığımız ziyaret esnasında ele aldığımız birçok işbirliği alanı vardı. Bunların hepsini gözden geçireceğiz ve o toplantıda daha kapsamlı bir şekilde sizlerle paylaşma imkanı bulacağız.

 

KONUK BAKANIN CEVABI : Taahhütlerle ilgili olarak, Pakistan’ın dostlarından bu taahhütleri gerçekleştirmeleri  konusunda ricaları var. Muhakkak ki Tokyo’daki Bakanlar toplantısında verilen sözlerle ilgili bir süre öngörülmüştü. İki yıllık bir süre. Ülkelerin çoğu, bu taahhütleri iki yıllık bir dönemde yerine getireceklerini söylediler.

 

Diğer işbirliği alanlarına gelince, Sayın Dışişleri Bakanı bugün de zaten bunu vurguladı,  tarım alanında işbirliği ve bu alanda Güneydoğu Anadolu Projesinden söz etti.  Biz bu GAP Projesi’nden çok şey öğreneceğimizi düşünüyoruz.  Ankara’da toplanıldığında bu konuyu da daha da ayrıntılı bir şekilde inceleyeceğiz.

 

SORU    : Pakistan ve İran’ın doğalgazla ilgili bir mutabakat zaptı imzaladıklarını biliyoruz. Acaba bu konuda biraz daha ayrıntı verebilir misiniz?

 

KONUK BAKANIN CEVABI  : Evet, doğru Pakistan ve İran, İran-Pakistan arasında yeni bir gaz boru hattı konusunda bir mutabakat zaptı imzaladı. Başlangıçta Hindistan da bunun bir parçasıydı. Buna IPI adı verdik. Ancak New York’ta, Hindistan’ın projeye katılmayı isteyip istemediğini düşünmek için daha fazla zamana ihtiyacı varsa, bizim projeye ikili olarak devam etmemiz yönünde anlaşmaya varıldı. Onun için Devlet Başkanı Tahran’a gitti ve anlaşma, Pakistan ve İran arasında iki taraflı olarak imzalandı.

 

Pakistan’ın gaz ihtiyacı yılda yüzde yedi artıyor. Daha önce de söylenmiş olduğu gibi Pakistan’da bir enerji açığı var. İran gaz boru hattı İran ve Pakistan için ekonomik. Çünkü zaten gaz Pakistan sınırına 90-100 km mesafede. Pakistan’a geçtikten sonra bizim de bir ağımız var. Onun için çok küçük bir çaba göstererek bağlantı kurabiliyoruz. İran’daki fazla gaz bizim sistemimize girebilir. Ekonomik olarak Pakistan’a yararlı olacak bu projeyi gerçekleştirmeyi umuyoruz.

 

SORU  : Zülfü Livaneli’nin UNESCO Genel Direktörlüğü’ne seçilmemesiyle ilgili iddialar var, bu konuyla ilgili ne diyeceksiniz?

 

SAYIN BAKANIMIZIN CEVABI  : Aslında bu bugünkü toplantıyla ilgili bir konu değil ama,  sorduğunuz için ve doğrusu bizi de son derece yapılan spekülasyonlar dolayısıyla üzdüğü için bir açıklamada bulunayım. İlkesel olarak bu hususu vurgulamakta fayda mülahaza ediyorum. Gerek hükümetimiz adına, gerek Bakanlığımız adına. Herhangi bir Türk,  herhangi bir uluslararası kuruluşa bir şekilde adaysa, aday olmuşsa, her zaman biz yanında olmuşuzdur. Bunun geçmişte çok örnekleri var. Zaten takip ettiğimiz dış politikanın en önemli esaslarından biri de, gerek Türkiye’nin bir ülke olarak, gerekse vatandaşlarımızın Türkiye’yi temsil eden vatandaşlar olarak, uluslararası örgütlerde daha fazla temsil edilmelerini sağlamaktadır.

 

O bakımdan, bu temel ilke etrafında bakıldığında Sayın Zülfü Livaneli’nin UNESCO Genel Direktörlüğüne seçimi bize sadece onur ve mutluluk verirdi. Bu açıdan hiç kimsenin zihninde en ufak bir şüphesi olmasın.  Birkaç gün önceki yazısı dolayısıyla da Sayın Zülfü Livaneli’yi de bizzat aradım ve bu gelişmelerle ilgili kendisiyle konuştuk. Ama şunu da bilmemiz lazım ki, geçmişte birçok örneklerini hepiniz biliyorsunuz, Sayın Kemal Derviş, Sayın Hikmet Çetin, Sayın Ekmelettin İhsanoğlu ve daha birçok örnek, bizzat Başbakanımızın, Hükümetimizin bizlerin, tek tek takipleriyle bulundukları konuma gelmişlerdir ve burada da hiçbir siyasi görüş farkı gözetilmemiştir.  Bunun onlarca örneğini ben zikredebilirim. Bütün bu takip edilen çalışmalara rağmen birtakım spekülasyonlar yapılması bizi gerçekten üzmektedir. Böyle bir spekülasyona hiçbir zemin yok. Ben bu konuda gerekli izahatı Sayın Livaneli’ye bizzat aktardım. Yaptığı açıklamada da anlaşılan birçok husus boşlukta kalıyor. Bir kere UNESCO Genel Direktörlüğü konusunda gerek kendisinin gerekse herhangi başka bir tarafın tarafımızla resmen son günlere kadar hiçbir teması olmamıştır.

 

Ayrıca, bu direktörlük seçiminde sıra, coğrafi gruplar itibariyle Türkiye’de değildir. Biz buna rağmen eğer böyle bir adaylık konmuş olsaydı, söylediğim gibi son derece saygın bir entelektüel ve sanatkar olarak değerlendirdiğimiz Sayın Livaneli’nin seçilmesi için elimizden geleni yapardık.  Ancak, sadece bir başka ülkeyi engellemek ya da bir başka gündemle Türkiye’nin ya da Sayın Livaneli’nin adaylığı söz konusu ediliyorsa, bizim kendi ülkemizin de, Sayın Livaneli’nin de onurunu koruma görevimiz vardır.

 

Bu çerçevede bize herhangi bir müracaat olmadığı gibi, herhangi bir değerlendirme yapılmadığı gibi, son günlerde yapılan zemin yoklamalarında, sürenin bitmesine doğru yapılan zemin yoklamalarında -ki dolaylı yapılan yoklamalardır, resmi kanallardan değildir bunu ifade edeyim- bir takım zemin yoklamaları olmuştur ama bu resmi kanallarla değil, sadece buna dayalı olarak Sayın Livaneli’nin de herhangi bir şahsi müracaatı olmaksızın herhalde tek taraflı bir çaba içinde olmamız beklenemezdi. Ayrıca dediğim gibi, coğrafi dağılım bakımdan da sıra Türkiye’nin ait olduğu coğrafyada değildi. Bunun belirli bir uluslararası diplomatik teamülü var.

 

Bütün bu izahatları yapmamıza rağmen hala bu konuda spekülasyon yapılıyor olması, beni Bakan olarak, Bakanlığımızı bir kurum olarak ve Hükümeti üzmektedir. Bu tür spekülasyonların hiçbir zemini yoktur. Bunu da muhatap olan taraflar gayet iyi bilmektedir.

 

Teşekkürler.