SAYIN BAKAN: Değerli basın mensupları bildiğiniz gibi geçtiğimiz Pazar gününü Pazartesiye bağlayan gece iki müessif olayla milletimiz karşı karşıya kalmıştır. Birincisi İskenderun’da askerlerimiz şehit edilmiştir. İkincisi de Türk ve yabancı 32 ülkeden insan hakları savunucusu ve insani yardım taşıyıcısı vatandaşlar İsrail tarafından uluslararası sularda -tabiri açık kullanıyorum- kaçırılmıştır. 9 yolcu öldürülmüş ve çok sayıda insan yaralanmıştır. Herşeyden önce bu vahim olay dolayısıyla da aziz milletimize başsağlığı diliyorum. Ayrıca vatandaşlarını kaybeden ülkelerle de dayanışma içinde olduğumuzu bir kez daha vurgulamak istiyorum.
Öncelikle son durumu sizlerle paylaşmak istiyorum. Daha sonra Amerika temaslarımla ilgili bilgi vereceğim. Şu anda milletvekillerimiz Sayın Hüseyin Tanrıverdi ve Zeyid Aslan ile Başbakan Başdanışmanı Sayın Nabi Avcı ve Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcımız Sayın Halit Çevik dün Sayın Başbakanımızla yaptığımız istişareler sonrası Tel Aviv’e intikal etmişlerdir. Aldıkları talimat kesindir. Tek bir Türk vatandaşı kalana kadar oradadırlar. Bütün Türk vatandaşlarını ve yabancıları İsrail’den çıkaracaklardır. Şu anda 210 vatandaşımız uçaklara intikal etmiş durumdadır. Şu an itibariyle şu dakika itibariyle söylüyorum. 3 Türk Hava Yolları uçağımız, 2 Türk Hava Kuvvetlerinin Casa tipi ambulans uçağı ve 1 Sağlık Bakanlığı ambulans uçağı havaalanında hazır beklemektedir. 210 vatandaşımız havaalanına intikal etmiştir. Diğer vatandaşlarımızın intikalleri devam etmektedir. Büyükelçiliğimiz bunları yakinen takip etmektedir. Bu vatandaşlarımızdan Türk ve yabancı yolcular -yabancıları da alıyoruz- İstanbul’a gönderilecektir. Cenazelerimiz de İstanbul’a gönderilecektir. Yaralılarımız ise Ankara’ya getirilecektir. Cenazelerimizden şu ana kadar 3’nün kimliği tespit edilmiş, 4’üncüsünün ise sadece üzerinden çıkan bir kartvizit çıkmıştır. Ancak bu kimlik tespitinden de emin olmak istiyoruz. Ailelerine gerekli bilgiler verilmiştir. Tüm yolcular toplandıktan sonra uçaklarımız Türkiye’ye dönecektir ve vatandaşlarımız ülkelerine, ailelerine kavuşacaklardır. Bu konuda herhangi farklı bir durum sözkonusu değildir ve kabul edilmeyecektir. Ayrıca sadece iki vatandaşımız çok ağır yaralı oldukları ve hareketleri mümkün olmadığı için orada kalacaklardır. Ancak o iki yaralı için de bir doktorumuzu başlarında bırakacağız. Hiçbir vatandaşımızı hiç kimsenin merhametine terk etmeyiz.
Bu çerçevede uluslararası alanda yaptığımız çalışmaları da sizlere aktarmak istiyorum. Bildiğiniz gibi bu vahim olay gerçekleştiğinde bizler Latin Amerika seyahati ve Medeniyetler İttifakı Zirvesi için Sayın Başbakanımız ile birlikte Brezilya’da bulunuyorduk. Sayın Başbakanımız Şili’ye intikal etmiş, ben de ABD başkenti Vaşington’da görüşmeler yapmak üzere ayrılmıştım. Ancak bize haber Hollanda Antillerinde ulaştığında ani bir karar alarak konuyu BM Güvenlik Konseyi’ne intikal ettirmek üzere Daimi Temsilcimiz Sayın Ertuğrul Apakan’ı aradım ve saatler itibariyle acil olarak BM Güvenlik Konseyi’nin toplantıya çağırılmasını, benim de New York’a gelmekte olduğumu söyledim. Bildiğiniz gibi BM Güvenlik Konseyi Toplantısı acil olarak yapıldı. Açık söyleyeyim, BMGK herhangi bir olayda görülemeyecek süratte, ABD’de tatil olduğu bir günde (Memorial Day’de) toplandı. Biz New York’a indiğimizde BM Güvenlik Konseyi Toplantısına başlamıştı. Ben burada huzurlarınızda bütün o toplantılar boyunca gerçekten çok büyük çaba sarf eden BM Güvenlik Konseyi’ndeki Daimi Temsilcimize ve orada çalışan arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum. Heyetimle birlikte Birleşmiş Milletler’e intikal edip, orada konuşmayı yaptıktan sonra bildiğiniz gibi BM Güvenlik Konseyi Başkanlık Açıklaması kararı kabul edildi. Bu açıklamada Türkiye’nin talep ettiği bütün unsurlar yer almıştır. Taleplerimiz de netti: öncelikle bütün vatandaşlarımızın ve bütün diğer ülke vatandaşlarının serbest bırakılması; gemilerin serbest bırakılması; BM nezaretinde uluslararası bağımsız bir komisyonun kurulması. Bu komisyonun ulaşacağı neticelere göre hayatlarını kaybedenlerin ailelerine, ülkelerin sivil toplum kuruluşlarına kesinlikle tazminat ödenmesi, Birleşmiş Milletlerin 1860 sayılı kararına aykırı bir şekilde sürmekte olan Gazze’ye dönük blokajın kaldırılması ve yardımların Gazze’ye ulaştırılması dahil olmak üzere bu unsurlar Başkanlık Açıklaması kararında dercedilmiştir.
Daha sonra Vaşington’a intikal ettim ve orada Sayın Clinton ile 2,5 saati aşan görüşme gerçekleştirdim. Bu görüşme başta İran konusunu konuşmak üzere planlanmıştı. Ancak bu acil durum dolayısıyla biz özellikle ABD’den ki NATO üyesi olarak bizimle dayanışma içinde olmasını beklediğimiz - bu dayanışmayı da göstermiş ülkedir- ve aynı zamanda İsrail ile çok yakın ilişkisi olan bir ülke olarak şu hususta kesin kararlılığımızı ifade ettim. Eğer 24 saat içinde yani bugün akşama kadar vatandaşlarımız serbest bırakılmaz ise İsrail ile ilişkilerimizi tümden gözden geçiririz. Uygulamayı düşündüğümüz ilk aşamadaki müeyyideleri de kendilerine aktardım ve devreye girmelerini talep ettim. Daha sonra Sayın Başbakanımız ile bu görüşme esnasında istişarelerde bulunduk. Bildiğiniz gibi Sayın Başbakanımız Sayın Obama ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirdiler. Daha sonra beni ziyarete gelen ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Sayın Jim Jones, bu konuda ellerinden gelen herşeyi yapmakta olduklarını ve Türk vatandaşlarının salimen Türkiye’ye teslimi konusunda aldıkları kararları ve ilettikleri mesajları bize aktarmışlardır. Bu mesajlar üzerine biraz önce bahsettiğim şekilde Sayın Başbakanımızla ve Sayın Cumhurbaşkanımızla görüşmeler sonrasında Milletvekillerimiz Sayın Hüseyin Tanrıverdi ve Sayın Zeyid Aslan, Sayın Nabi Avcı ve Dışişleri Müsteşar Yardımcımız Sayın Halit Çevik İsrail’e intikal etmişlerdir. Ümit ederiz ki bir daha bu tür gelişmeler yaşanmaz.
Biz, Doğu Akdeniz’i bir barış havzası haline dönüştürmek istiyoruz. Hiçbir ülkenin uluslararası hukuka aykırı şekilde uluslararası sularda herhangi bir gemiyi durdurma, arama o gemidekilere saldırıda bulunma hakkı yoktur ve uluslararası toplum buna izin vermemelidir. Gerçekten de bu konuda güçlü bir dayanışma sergilemiş bulunan uluslararası topluma ben teşekkürü bir borç biliyorum. BM Güvenlik Konseyi toplantısına katılan bütün ülkeler bir kısmı çok ağır ve çok güçlü ifadeler kullanarak Türkiye’ye destek vermişlerdir. Hepsi tek tek gelerek bana ve heyetime başsağlığı dilemişlerdir. Bundan sonraki her adımda Türkiye’nin yanında olduklarını vurgulamışlardır. Ben kendilerine ve o ülkelerin vatandaşlarına saygılarımı iletiyorum. Çok büyük bir dayanışma sergilemişlerdir. Ayrıca çok sayıda ülkenin Dışişleri Bakanı bendenizi arayarak -şimdi isimlerini tek tek sayarsam bazılarını unutma durumum sözkonusu olabilir- bu konudaki dayanışmalarını vurgulamışlardır. Sayın Başbakanımızı arayan çok sayıda lider olmuştur. Ümit ederim ki bu durum herkese bir ders olmuştur. Uluslararası hukukta hiçbir ülkenin ayrıcalığı yoktur. Bütün ülkeler uluslararası hukuka tabidir ve hiç kimse kendini uluslararası hukukun üstünde göremez. Filistin’deki insan hakları ihlalleri ve Gazze’ye dönük blokaj insanlık suçudur ve sürdürülemez. Herkes bir kez daha düşünüp -başta İsrail olmak üzere tabi- Orta Doğu’da kalıcı barışın tesisine yönelik adımlar atmak durumundadır. Türk milleti bu bölgedeki bütün gelişmelerden kendisini tarihi bakımdan sorumlu hisseden bir millet olarak bu gelişmelere duyarsız kalamaz ve kalmayacaktır. Bundan sonra da bölgedeki bütün gelişmeleri takip edeceğiz. Bölgemiz kalıcı bir barışa ve istikrara kavuşana kadar çabalarımız da her düzeyde sürecektir.
Konuya ilişkin, diğer uluslararası platformlarda da ayrıca çalışmalar sürmüştür. NATO Genel Sekreteri, bildiğiniz gibi dünkü toplantı sonrası bir kınama açıklaması yapmıştır. Ben NATO’ya da dayanışma dolayısıyla teşekkür ediyorum. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi Cenevre’de toplantıya çağırılmıştır. Orada da bir açıklama yapılacaktır. Şimdi birinci hedefimiz inşallah bugün vatandaşlarımızı ailelerine kavuşturmak. Yarından itibaren de ben BM Genel Sekreteri ile bir temas kuracağım ve uluslararası, bağımsız bir tetkik komisyonunun, inceleme araştırma komisyonunun kurulması için yarın sabahtan itibaren temaslara başlayacağız. Daha sonra bu komisyonun alacağı kararlar çerçevesinde atacağımız adımları da tespit edeceğiz.
Burada birkaç hususu vurgulamak istiyorum. Bana biraz önce intikal eden haberlere göre, İsrailli diplomat ailelerinin kendilerini güvende hissetmedikleri için ülkelerine dönme talepleri olduğu söylendi. İsrail diplomatları ve ailelerinin, ayrıca buradaki bütün diplomatların güvenlikleri bizim devletimizin namusudur. Türkiye’den agreman almış bütün büyükelçilik görevlilerinin güvenliğini temin etmek bizim görevimizdir, vecibemizdir. Hiçbir şekilde tereddüt etmemelidirler. İkincisi, Musevi vatandaşlarımız bizim toplumumuzun asli unsurlarıdır, yabancı değillerdir. Asırlardır birlikte yaşadık, bundan sonra da birlikte yaşamaya devam edeceğiz. Bütün vatandaşlarımızın Musevi dostları ile dayanışma içinde olmalarını, onlara en iyi şekilde davranmalarını bekliyoruz ki zaten onlarda bizim vatandaşlarımızdır. Vatandaşlarımız arasında hiçbir ayırım gözetmeyiz. Bizim devlet geleneğimizde vatandaşlarımız arasında bir ayırım sözkonusu olmaz. Etnik ya da dini temelli bir ayırım sözkonusu değildir. Onların güvenliği bizim güvenliğimizdir. Onların mutluluğu bizim mutluluğumuzdur. Musevi vatandaşlarımızdan müsterih olmalarını rica ediyorum. Üçüncüsü, gelmiş olan ya da gelecek olan İsrailli turistler bizim misafirlerimizdir. Bütün vatandaşlarımızdan her zaman gösterdikleri, her ülkeye ve her insana gösterdikleri misafirperverliği İsrailli turistlere de göstermelerini bekliyoruz. Biz vatandaşlarımızın hukukunu korurken bizi kimsenin test edemeyeceği kadar sert ve kararlı oluruz ama misafirlerimize farklı etnik ve dini temelden vatandaşlarımıza, burada bulunan büyükelçilik mensuplarına ise devlet olarak şefkatlilerin en şefkatlisi olarak davranmaya hazırız. Davranmışızdır öyle davranmaya da kararlıyız. O bakımdan herkesin müsterih olmasını istiyoruz.
Son olarak vatandaşlarımıza bir mesajım: bütün bu gelişmeler göstermiştir ki, Türkiye Cumhuriyeti Devleti kendi vatandaşlarının hukukunu koruma kudretine maliktir. Kimse bu kudreti test etmemelidir. Vatandaşlarımız son iki gün biliyorum son derece yoğun bir his ortamında bulundular, bunu gayet iyi anlıyoruz. Hem Gazze’deki ablukaya dönük tepkilerini hem de vatandaşlarımızın gemilerden kaçırılmasına dönük tepkilerini büyük bir anlayışla karşılıyoruz. Ancak bu tepkilerin yerini sükûnetin alması itidalin alması gerekmektedir. Ülkelerine dönecek olan kardeşlerini kucaklasınlar onlarla kaynaşsınlar ama hiçbir fevri davranışa da ihtiyaç yoktur. Türkiye böyle bir konuda nasıl bir bütün olduğunu göstermiştir. Hükümetiyle, muhalefetiyle, askeriyle, siviliyle hangi görüşten olursa olsun siyasi görüşe sahip aydınlarıyla, basın mensuplarıyla gerçekten güçlü bir dayanışma sergilemiştir. Her zaman olduğu gibi böyle kritik dönemlerde bir milletin nasıl kenetlendiğini bir kere daha dünya görmüş oldu. Basın mensuplarına da teşekkür ediyorum. Gerek New York’ta gerek Washington’da bizimle çalışan basın mensupları, gerek burada takip edenler konuya olan duyarlılıklarını göstermişlerdir. Uluslararası basına da teşekkür ediyorum, ilk defa İsrail ile ilgili bir konuda çok daha objektif bir yayın politikası takip etmişlerdir. Bizim hedefimiz açıktır: bölgemizde ve dünyada barışı tesis etmek, bu barışı tehdit eden bütün unsurlara karşı tavrımız bundan sonra da açık ve net olacaktır. Ben tekrar teşekkür ediyorum. Gerek İskenderun’daki şehit kardeşlerimizin, gerek gemide şehit düşen kardeşlerimizin ailelerine başsağlığı ve taziye diliyorum. Yaralılara acil şifalar ve vatandaşlarımıza da geçmiş olsun diyorum.
SORU: Clinton ile yaptığınız görüşmede 24 saat içinde Türk vatandaşlarının serbest bırakılmaması durumunda ilk müeyyideyi uygulamaya başlayacağınızı söylemiştiniz. Nelerdir acaba bunlar?
SAYIN BAKAN: Bugün buna ihtiyaç kalmadığına göre zikretmeyim. Ama bunlar taraflarca son derece iyi bilinmekteydi.
SORU: Sayın Bakan bölgedeki son duruma ilişkin bilgiler verdiniz teşekkür ediyoruz. Yalnız Türk vatandaşları da dahil bir grup insanın terör bağlantısı olduğu gerekçesiyle İsrail kuvvetlerince tutuklandığı ve serbest bırakılmayacağına ilişkin haberler var. Bu yöndeki haberler size de ulaşmıştı mı ve sonuç ne olacaktır?
SAYIN BAKAN: Bu dünkü bir haberdi. Bugün böyle bir şey sözkonusu değildir. Bütün vatandaşlarımız ve bütün yabancı ülkenin vatandaşları serbest bırakılacaklardır. Tereddüt olmamalıdır. Şunu vurgulayayım, dün Washington’da da muhataplarımıza söyledim uluslararası sularda seyreden bir gemiden kaçırılan insanları yargılama hakkına kimse sahip değildir. Her ne suretle olursa olsun her ne gerekçe ile olursa olsun bu insanlar kaçırılmışlardır. Bunun hukuki karşılığı olmaz. Eğer onlar bunları yargılamaya kalkışsaydılar, açık söyleyeyim, Türk mahkemelerde bu kaçırma işleminden sorumlu olan bütün İsrailli yetkililer hakkında gıyabi mahkemeler süreci başlatacaktık. Ama daha sonra yapılan görüşmeler neticesinde ve ABD’nin de telkinleri ve çabaları neticesinde böyle bir durum sözkonusu değildir. Hiçbir Türk vatandaşını hiçbir devlet ne yargıya götürebilir, ne de onlardan herhangi bir kağıdı imzalamasını isteyebilir. Vatandaşlarımız, 2 milletvekilimiz, 1 Başbakan Başdanışmanımız ve 1 Dışişleri Müsteşar Yardımcımız nezaretinde bugün hiçbir hukuki işleme tabii tutulmaksızın ülkelerine döneceklerdir.
SORU: Yaralılara kelepçe takıldığını gördük. Dün de bazılarına kelepçe takılmıştı bazılarına takılmamıştı. Kötü davranıldığı yönünde de haberler geldi. Bunlar konusunda bilginiz var mı?
SAYIN BAKAN: Biz bu görüntüleri gerek BM yetkilileri ile gerek ABD yetkileri ile paylaştık. Bunun hiçbir hukuki ve insani temelinin olamayacağını söyledik. O görüntüler iki gün önceki görüntülerdi. Bugün bize intikal eden 210 vatandaşımız elleri, zihinleri, vicdanları hür olarak uçaklarımıza binmektedirler.
SORU: Soruşturmanın nasıl süreceği konusunda bir ihtilaf var mı? ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan yazılı açıklamada İsrail tarafından yapılacak soruşturma diye bir ifade vardı.
SAYIN BAKAN: Bir kere, bu bizim tarafımızdan kabul edilebilir değildir. ABD yetkilerinin de bizimle konuşmaları bu şekilde değildir açık söyleyeyim. Çünkü bir kere gerçekleşen bu olay, bu saldırı uluslararası sularda gerçekleşmiştir. İsrail sularında ya da İsrail sınırlarında değil. Dolayısıyla İsrail’in böyle bir araştırma yürütmesinin hukuki karşılığı yoktur. İkincisi zaten araştırılacak olan, soruşturulacak olan, suçlu konumda, zanlı konumunda olan bir ülkenin yapacağı soruşturmadan biz bir şey bekleyebilir miyiz? Biz zaten İsrail’in eylemlerinin soruşturulmasını istiyoruz. Onun için BM Genel Sekreteri ile dediğim gibi görüşeceğim. Onun da açıklamaları, tarafımıza mesajları olmuştur. Biz BM bünyesinde, uluslararası karşılığı olan ve bu öldürülen 9 insanın bütün hukukunu gözetecek bir komisyonun kurulmasını istiyoruz. Bunun için de takipçi olacağız. İsrail’in kendi hukuk sistemi içinde kendi vatandaşlarının yaptıkları hataları yani burada kimler suçlu ise İsrail tetkik edebilir burada hiçbir yanlışlık yok. Yani şu askerler şu yanlışı emir dinlememişler de yapmışlarsa, kendi sorgulamalarını yapsınlar. Ama biz İsrail Devletinin kanunsuz devlet uygulamaları dolayısıyla soruşturma yapılmasını istiyoruz. Bu, kanunsuz devlet uygulamasıdır.
SORU: Sayın Bakanım, İsrail Savunma Bakanı ile bir telefon görüşmesi yaptığınızı biliyoruz. Size verdiği mesajları bizimle paylaşabilir misiniz? Bir de ekstradan İskenderun’daki menfur olayla bu olayın bir bağlantısı olduğu iddiaları var bununla ilgili bir değerlendirme yapabilir misiniz?
SAYIN BAKAN: New York’a indiğimde BM Güvenlik Konseyi Toplantısı’na intikal etmeden önce -yolda zaten uçakta İsrail Savunma Bakanı Ehud Barak aramıştı birkaç kere- aradı. İner inmez kendisi ile görüştüm. Kendisi olayın gerekçelerini anlatmaya çalıştı ve yaralıların emin ellerde olduğunu söyledi. Ben de olayın hiçbir şekilde meşru görülemez olduğunu, yapılanın kanun dışı bir uygulama olduğunu, uluslararası sularda herhangi bir müdahalede bulunmanın bir gemiye müdahalede bulunmanın hiçbir hukuki karşılığının olmadığını, bunun meşru kılınamayacağını, Türk vatandaşlarının hepsinin en kısa sürede Türkiye’ye intikal ettirilmesi için gerekenlerin yapılması gerektiğini, hiçbirisinin muhakeme edilmesine izin vermeyeceğimizi, yaralıların bir an önce intikali konusunda biraz önce zikrettiğim talepleri kendisine ilettim. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bu konuda gerekli kararları hiçbir tereddüt göstermeden alacağını, kendilerinin beş yıldır bir askerleri için sarf ettiklerini -ki o çabalara ben ve Sayın Başbakanımız da katkıda bulunmuşuzdur-. bir askerin barışçıl yollarla serbest bırakılması için bu çabayı gösteren bir ülkenin, Türkiye Cumhuriyeti gibi köklü devlet geleneğine sahip bir devletin 300’ü aşkın vatandaşı için çaba göstermesinde hiçbir tereddüt göstermeyeceğini en iyi kendisinin bilmesi gerektiğini ifade ettim. Bundan sonraki olaylardan sorumlu tutulacaklarını da söyledim.
SORU: Saldırı uluslararası sularda ama Türk gemisine yapıldığı için Türk Ceza Kanunu çerçevesinde de soruşturma açılabileceği söylendi. Hatta Bülent Arınç savcıların bu konuda inceleme yaptığını belirtmişti. Hukuki alanda böyle bir gelişme sözkonusu olabilir mi?
SAYIN BAKAN: O tabii kişilerin şahsi hukuklarıdır. Eğer az önce söylediğim gibi Türk vatandaşları orada muhakeme edilseydi -şu anda edilmeyeceği taahhüdü bize verildi- hiyerarşik olarak bütün bu işlerden sorumlu gördüğümüz İsrailli yetkileri Türk Ceza Kanunu’na göre yargılayacak haklarında bu işlemi başlatacaktık.
SORU: Bu kriz sırasında çok telefon aldınız bölge liderlerinden ve bakanlarından. Mısır Refah kapısını açtı, Katar Emiri geliyor. Bölgeden gördüğünüz dayanışmayı nasıl buluyorsunuz?
SAYIN BAKAN: Ben onu da son derece sağlıklı görüyorum. Bazen ummadığınız olumsuz gelişmelerden bazı olumlu sonuçlar çıkabilir. Ümit ederiz ki bu insanların hayatlarını kaybetmeleri böylesine bir barış planının başlamasının ışığı olur. Çünkü bölgede bu konuda büyük bir duyarlılık oluşmuştur. Refah kapısının açılması olumlu bir işarettir. Mısır bu konuda doğru bir adım atmıştır. Ama biz bununla yetinmemeliyiz diye düşünüyorum. Dün İngiliz Dışişleri Bakanı ile de bu konuyu konuştuk. Blokajın tümüyle kalkması, Gazze’deki insanların diğer bütün insanlar gibi tam bir özgürlük ve güvene sahip olmaları, çocuklarının başka çocuklar gibi -BM Güvenlik Konseyinde yaptığım konuşmada vurguladığım gibi-çocukluklarını yaşamaları, geleceklerini hazırlamaları için biz Türkiye olarak her şeyi yapmaya devam edeceğiz. Bundan sonra diğer ülkelerin de bu konuda kendi çabalarını gösteriyor olmalarından büyük memnuniyet duyuyorum ve burada doğu-batı ayırımı, bölge- bölge dışı ayırımı da olmamıştır. Benimle konuşan bütün batılı Dışişleri Bakanları da son olarak İngiltere ile konuştuğum için bunu söyledim, bu konuda gerçekten insani duyarlılığın en üst düzeyini göstermişlerdir. Zaten BM Güvenlik Konseyi’nde benim dışımda konuşan temsilcilerin konuşmalarını da okursanız, bakarsanız bu duyarlılığın ne kadar üst düzeyde olduğu ortaya konur. Biz Türkiye olarak bu duyarlılığı harekete geçirdik. Yani saatler temelinde BM Güvenlik Konseyi’nin karar olması nadirdir. Böyle bir karar alması ilktir. Onu da daha önceki kararlara bakarsanız görürsünüz.
SORU: Bundan sonra böylesine büyük çaplı bir krizin ardından Türkiye-İsrail ilişkilerinin geleceğini nasıl görüyorsunuz?
SAYIN BAKAN: Bu İsrail’in takınacağı tutuma bağlıdır.
SORU: Peki Orta Doğu’daki dengeler açısından?
SAYIN BAKAN: Orta Doğu’daki her türlü dengede Türkiye diplomatik bakımdan etkisini gösterecek kapasiteye sahiptir. İsrail’in tutumuna bağlıdır dedim bu önemli. Eğer bize verilen sözler sonucunda vatandaşlarımız bugün sağ salim intikal ederse daha sonraki uluslararası komisyonun yapacağı araştırmaya izin verilir ve bunun sonuçları ön koşulsuz olarak yerine getirilirse, Gazze’ye abluka kalkarsa, tabii ki İsrail ile ilişkilerimizin normalleşmemesi için bir gerekçe kalmaz. Ancak bunlar yapılmaz, bölgede gerginlik politikası sürdürülürse, uluslararası komisyona gerekli bilgiler ve yardım sağlanmazsa, bunun çalışmasına izin verilmezse bilsinler ki bütün katledilen vatandaşlarımızın hukukunu sonuna kadar korumaya devam edeceğiz. Yaşayanları koruyoruz. Katledilenlerin tek bir saç tellerinin hukukunu bile koruruz.
SORU: Sayın Bakan, Büyükelçi’nin dönüşü ile ilgili olarak giden heyet ile birlikte bütün vatandaşları getirdikten sonra mı dönecekler?
SAYIN BAKAN: Bir Büyükelçinin görevlerinden birisi bulunduğu ülkede Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının selametini tümüyle -tabiri caizse kaptan son terk eder- görene kadar orada çalışmasıdır. Alandadır Sayın Büyükelçimiz. Onurlu da bir görev yürütmüştür, kendilerini de tebrik ediyorum. Bütün Büyükelçilik mensuplarımız vatandaşlarımızla birlikte Ashdod Limanında bulunmuşlardır, yakından takip etmişlerdir, yaralılarımızı tek tek ziyaret etmişlerdir. Dolayısıyla ondan sonra ne zaman geleceğine bakacağız.
SORU: 24 saat içerisinde bizim vatandaşlarımız buraya gelecek. Yaralılar dahil. Peki, orada bulunan Mavi Marmara ve diğer gemiler ne zaman gelecekler?
SAYIN BAKAN: Onlar da serbest bırakılacak. Önemli olan şu anda vatandaşlarımızın bir kere insani unsurlarımızın kardeşlerimizin ülkelerine dönmeleridir. Önemli bir kısmı da hanımdır. Dolayısıyla onların sağ salim intikali öncelikli görevimiz oldu.
SORU: Sayın Başbakan bedeli ağır olur derken, İsrail’le diplomatik, askeri ve ekonomik ilişkilerin askıya alınmasını mı kastetti?
SAYIN BAKAN: Bugünkü gündemimiz vatandaşlarımızın gelmesi, ama bizim her türlü planda her türlü gelişmeye uygun olarak geliştirdiğimiz planlamalar mevcuttu, hala mevcuttur.
SORU: ABD Dışişleri Bakanı Clinton ile görüşmeye girmeden önce saldırıları kınamalarını isteyeceğinizi söylemiştiniz. Basına yansıyan öyle bir kınama gelmedi. Nedir durum?
SAYIN BAKAN: Şimdi metni okudunuz değil mi? BM Güvenlik Konseyi metnini okudunuz, orada kınama var değil mi? O metin ABD’nin de altına imza koyduğu metindir. İmza dediğim yani onayladığı metindir. BM Güvenlik Konseyi Daimi üyesi olarak ABD veto etmiş olsa o metin çıkmazdı. Demek ki ABD de kınamıştır. Bunun artık spekülasyonunun yapılması doğru değildir.
SORU: Clinton ile görüşmeye esasen İran konusunda gitmiştiniz, İran konusunu hiç görüşmediniz mi?
SAYIN BAKAN: Hayır kapsamlı şekilde İran’ı da görüştük. 2,5 saat süren bir görüşmede.
SORU: Bu arada Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’nun İran kararı çıktı.
SAYIN BAKAN: Onları da ele aldık. İran kararı değil, o İran raporu. Biz o konuda da Tahran’da yapılan anlaşmanın diplomasiye çok yeni ufuklar açtığını, bu ufuklardan istifade etmek suretiyle yeni bir süreci başlatmanın, yaptırımları kullanmaktansa bu anlaşmanın oluşturduğu zemini kullanmanın çok daha iyi olduğunu, çok daha olumlu neticeler doğuracağını, önümüzde iki yol olduğunu, bu yollardan diplomasi yolunun etkin şekilde kullanılması ile ABD’nin ve P5 ülkelerinin duydukları kaygıları giderecek çabaların yapılabileceğini söyledim ve diplomasiye yoğunlaşması gerektiğini bir kere daha vurguladım. Kendileri ABD’nin görüşlerini bana aktardılar. Karşılıklı olarak birbirimizi anladığımız ve çabalarımızı paylaştığımız, son gelişmeleri yüz yüze değerlendirme imkanı bulduğumuz faydalı bir görüşme oldu. Zaten Clinton ile bu süreç içinde haftada birkaç kez görüşüyorduk.
SORU: Siz Vaşington’u ziyaret etmenize rağmen, öyle görünüyor ki ABD konuyu Türkiye kadar ciddi ele almıyor. Vaşington’dan aldığınız desteği nasıl değerlendiriyorsunuz?
SAYIN BAKAN: Eğer BM Güvenlik Konseyi’nin Başkanlık Açıklamasını okursanız, orada İsrail’e karşı açık bir kınama var. Bu açıklama aynı zamanda ABD tarafından da kabul edilmiştir. Dolayısıyla ABD tarafından net bir kınama ve Türkiye ile açık bir dayanışma sözkonusudur. Aslında ilk başta Beyaz Saray ve Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamalardan memnun değildik, ancak daha sonra Türkiye ile dayanışma içinde olduklarını gösterir başka açıklamalar da yaptılar. Elbette her ülke yaşanan olaylara karşı farklı düzeyde tepkiler verebilir. Ancak, biz ABD’nin desteğinden memnunuz, özellikle de dün vatandaşlarımızın serbest bırakılması için İsrail üzerinde baskı uygulanması konusunda yaptığımız görüşmeler esnasındaki tutumundan. Dışişleri Bakanı Clinton ve Jim Jones’a yoğun çalışmalarından ve gayretlerinden dolayı müteşekkirim. Onların bu gayretleri sorunun üstesinden gelinmesi açısından önemliydi.
SORU: Aynı gece Türk vatandaşları ve askerlerimize yönelik Hatay’da da bir saldırı olmuştu. Belki bu çerçevede okuyabileceğimiz Barzani’nin ziyareti gündemde. Bugün gelecek mi, sizin bir görüşmeniz olacak mı? Bize bilgi verme şansınız var mı?
SAYIN BAKAN: Şimdi öncelikle bu iki olay arasında tabii bazı spekülatif veya yoruma bağlı bağlantılar kurulabilir, ona bir şey diyemeyiz. Ama devlet olarak elimizde veri olmadan bu konularda herhangi bir şey söylemeyi doğru bulmayız. Fakat İskenderun’daki saldırı da bütünüyle tetkik edilecektir. Her türlü istihbari ve diğer çalışmalar yapılacaktır. Ama elimizde veri olmadan böyle bir suçlamada bulunmamız doğru olmaz. Teröre karşı mücadele konusunda Türkiye’nin kararları açıktır. Şimdi Sayın Başbakanımızın başkanlığında Güvenlik Zirvesi var, ben de buradan oraya intikal edeceğim ve katılacağım.
Evet, Sayın Barzani’nin gelmesi planlanmaktadır. Bu ziyarette öncelikle teröre karşı verilen mücadelede gösterilecek dayanışma ele alınacaktır. Hiçbir surette, ne surette olursa olsun, komşu herhangi bir ülkeden veya bölgeden teröre destek verilmesini biz mazur görmeyiz. Sayın Barzani de benim Erbil ziyaretimde bu konudaki net tutumunu sergilemiştir. Daha sonra da değişik vesileler ile Türkiye’ye yönelik terör tehdidini kınamıştır ve ona karşı da Türkiye ile dayanışma içinde olduğunu vurgulamıştır. Üçlü mekanizma içinde çalışmaları yoğunlaştırmışızdır. Bu ziyaretlerinde de bu konuyu detaylı olarak görüşme imkanına sahip olacağız. Terör tek bir ülkenin, tek bir toplumun derdi değildir. Bir virüs gibi yayıldığı bölgelerde, yayıldığı ülkelerde tabiri caizse herkesin hayatını zehir eder. Kimse terörden menfaat ummaz. Bugün gerek Türkiye içinde gerek Türkiye dışında teröre karşı tam bir dayanışma içinde olma günüdür. Türkiye’nin demokratik açılımları sayesinde terörün alt yapısını yok etme çabaları sürecektir. Ama münferit terör olayları karşısında da tutumumuz nettir ve kesindir. Bu tutumun da Sayın Barzani tarafından paylaşıldığı kendisi tarafından bize ifade edilmiştir. Bu çerçevede kendisi Türkiye’ye gelecektir.
Teşekkür ederim.