Dışişleri Bakanı Davutoğlu'nun İran ile varılan nükleer uzlaşı ile güncel dış politika gelişmeleri hakkında basın toplantısı metni

SAYIN BAKAN: Değerli basın mensupları, bildiğiniz gibi son dönemde son derece hareketli bir dış politika takvimi ve aktivitesi yaşıyoruz. O bakımdan bugün sizleri ve Türk kamuoyunu son gelişmelerle ilgili bilgilendirme ihtiyacı hissettik. Son günlerde, haftalarda artan dış politika trafiğinde öne çıkan birkaç unsuru dikkatlerinize getirip daha sonra İran konusuna yoğunlaşmak istiyorum.

Bildiğiniz gibi geçtiğimiz haftalarda İstanbul’da Balkanların tarihi açısından son derece önemli bir Balkan Zirvesi gerçekleştirdik. Onun hemen akabinde bir Ortadoğu Zirvesi, Suriye-Katar-Türkiye arasında, daha önce Türkiye-Bosna Hersek Sırbistan arasındaki zirve sonrasında. Ayrıca Türkiye Bosna-Hersek Hırvatistan üçlü toplantısını yaptık Dışişleri Bakanları düzeyinde. Geçtiğimiz hafta Türkiye ile Rusya ve Türkiye ile Yunanistan arasında son derece önemli komşumuzla Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyleri çerçevesinde çok önemli anlaşmalara imza attık. Ukrayna ve Azerbaycan’a yaptığımız ziyaretlerde Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyi’nin bu komşu ülkelerde de kurulması kararlarını aldık. Irak seçim süreci sonrasında Irak’taki bütün dost gruplarla, partilerle, yoğun görüşmeler gerçekleştirdik. Ama tabii bunların içerisinde en önemlisi dün Tahran’da nükleer uranyumun değiş tokuşuyla ilgili olarak yapılan anlaşmadır. Bununla ilgili bazı detayları sizlerle paylaşmak istiyorum.

Her şeyden önce bu anlaşma bölgesel ve küresel barış için son derece önemli bir eşiğin aşılmasını sağlamıştır. Bildiğiniz gibi uluslararası toplum, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı, P5+1 ile Iran arasında son yıllarda artan düzeyde yaşanan gerilimler, karşılıklı güven bunalımları sözkonusu olmuştur. Dün yapılan anlaşma ile gerçekten her şeyden önce bu güven bunalımının aşılması doğrultusunda önemli bir psikolojik eşik aşılmıştır. Bunu ısrarla vurguluyorum. 30 yıla bakıldığında belki de İran’ın mutabık bir şekilde gerçekleştirdiği en önemli diplomatik açılımlardan biri dün sözkonusu olmuştur. Bu psikolojik eşiğin aşılması ümit ederiz ki bölgemize ve dünyaya yeni bir barış rüzgarı estirir.

Bu psikolojik eşiğin aşılması kolay olmamıştır. Çok büyük çabalar sarf edilmiştir. Ben bu çabaları biraz sonra sizinle paylaşacağım. Ama öncelikle alınan sonucun doğru okunması lazım. Alınan sonucun hem İran tarafından hem P5+1 tarafından başta ABD olmak üzere doğru okunması ve  ortaya çıkan bu yeni durumun hakkıyla değerlendirilmesi lazım. Geçmişte birçok fırsatlar kaçmış olabilir. Bugün bu fırsatın kaçırılmasına izin verilmemesi lazım. Bu psikolojik eşiğin aşılmasından sonra ayrıca dünkü anlaşmada son derece operasyonel unsurlar yer almıştır. Sadece bir psikolojik güven metni değildir dünkü anlaşma. Bir iyi niyet beyanı da değildir sadece. Evet bir iyi niyet beyanı vardır. İran tarafından gerçekten son derece önemli bir adım atılmıştır. Psikolojik eşiğin aşılması,  güven bunalımının aşılması konusunda ama onun kadar da önemli olacak şekilde ve belki ondan daha da önemli olacak şekilde, onun zeminini hazırlamış olması bakımından son operasyonel yönü iyi tanımlanmış, haftalarca aylarca süren müzakereler sonucunda elde edilmiş bir metin var elimizde. Bir kere bu metin neyi sağlıyor ona bakalım.

Bu metin İran’dan son 10 aydır talep edilen uranyum değiş-tokuşu konusunda talep edilen üç temel unsuru sağlamaktadır. Ne istiyordu uluslararası toplum, P5+1 Viyana Grubu, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı ve ABD? İran’ın 1200 kg uranyumu bir seferde ülke dışında bir üçüncü güvenli tarafa emanet etmesini istiyordu. Burada üç unsur şuydu; 1200 kg olacak, daha az olmayacak. Dünkü metinde 1200 kg net olarak zikredilmiştir. İki, bir seferde olacak, yani takside bağlanmayacak, bir seferde olacak. İran dün bir seferde 1200 kg’ın İran dışına çıkmasına onay vermiştir. Üç, bu bir avans olarak verilecek yani önce karşı taraf Viyana Grubu, 120 kg %20 zenginleştirilmiş uranyumu hazırlayıp da sonra İran değiş-tokuş yapacak değil. İran bunu avans olarak depozit olarak Türkiye’ye verecek. Dolayısıyla uluslararası toplumun bu konudaki en önemli ilkesel üç talebi karşılanmış bulunmaktadır. Artık bu konuda spekülasyon yapılmaması lazım. Bize iletilen talepler bunlardı. Gerek Ekim ayında Sayın El Baradey’in benimle yaptığı telefon görüşmesinde, gerekse son nükleer zirvede Sayın Başbakanımızın Sayın Obama ile yaptığı toplantıda dile getirilen üç temel unsur budur. Bu üç unsur karşılanmıştır. Bu üç unsurun karşılanması ile yetinilmemiştir. Operasyon olarak son derece önemli olan bir takvim de ortaya konmuştur. Bu takvim nedir? Bir hafta içinde İran Uluslararası Atom Enerjisi Ajansına bu konudaki iradesini yansıtan ve bizim dün yaptığımız anlaşmayı ekine koyan bir metin gönderecek ve bu konudaki taahhüdünü Uluslararası Atom Enerjisi Ajansına beyan edecek. Sonra Viyana Grubu’nun yani % 20 zenginleştirilmiş uranyumu temin edecek olan grubun onayı sonrasında da en geç bir ay içinde uranyumu Türkiye’ye verecek. Bu uranyum Türkiye’de en fazla 11 ay kalacak yani 12. ayın bitimine kadar da Viyana Grubu 120 kg’lık orta zenginleştirilmiş uranyumu Türkiye tarafına iletecek ve Türkiye bunu İran’a verecek ve bu şekilde anlaşmazlığın tümü ile bertaraf edilmesinin önü açılacak. Dolayısıyla haftalık, aylık ve yıllık bazda bir takvim ortaya konmuştur. Ortada bir belirsizlik sözkonusu değildir. İran tarafının net bir siyasi irade beyanı vardır. Bu net siyasi irade beyanına imza koymuş olan Türkiye ve Brezilya gibi uluslararası itibarı son derece yüksek ve verdiği söz söz olan gerçekten söz olan ülkeler imza atmıştır ve süreç bir takvime bağlanmıştır. Bundan sonra spekülasyonlar ve karşılıklı muhtemel şüpheli beyanlar yapmak  yerine  oturup sağlanan bu zemin üzerinde gerçek bir barışın önünü açmak gerekmektedir.

Bizim buradan uluslararası topluma çağrımız budur. Gün yeni şüphe beyanları, karşılıklı yeni suçlamalar günü değildir. Yoğun çabalarla ve büyük emeklerle son derece önemli bir başarı elde edilmiştir. Gün bütün tarafların sorumluluk duygusu içinde oturup bu başarı üzerinde nihai barışı tesis etme günüdür.

Dün Tahran’da yaptığımız Sayın Amorim ile Brezilya Dışişleri Bakanı ile yaptığımız toplantıda uluslararası topluma bu mesajı iletmiştik. Ayrıca İran halkına da bir mesaj iletmiştim, burada o mesajı da yinelemek istiyorum. İran yönetimi Türkiye’ye duyduğu güveni ispat etmiştir. İran halkı Türkiye’ye, Sayın Başbakanımıza, Sayın Cumhurbaşkanımıza, Türkiye’deki yönetime ve Türkiye’ye duyduğu güveni bu anlaşmayla göstermiştir. Biz bu güvenin hakkını vereceğiz. Bize verilecek olan emanet İran’ın malı olmaya devam edecek. Ama bu emaneti anlaşmanın şartlarının yerine getirilmesine kadar elimizde kendi emanetimiz olarak muhafaza edeceğiz. Bu, devlet geleneği son derece güçlü olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin garantisidir. Bu garantiye hem müttefiklerimiz hem komşumuz itimat etmelidirler ve bu garantinin arkasında Türkiye’nin herhangi şartlarda olursa olsun duracağının teminatının da olduğunu bilmelidirler. Bundan sonra adımların soğukkanlı bir şekilde atılması ve yapılan taahhütlerin uygun şekilde yürütülmesi büyük önem taşımaktadır.

Dünkü imzaların atılması bir sürecin sonucudur. Biz bu süreci yakinen takip etmeye devam ediyoruz. Dün Sayın Lavrov ile bir görüşme gerçekleştirdim. Dün akşam saatlerinde de Sayın Clinton ile bir görüşme gerçekleştirdim. Biraz sonra da Çin Dışişleri Bakanı ile bir görüşme gerçekleştireceğim ve bugün bütün BM Güvenlik Konseyi üyeleri ile daimi ve daimi olmayan üyeleri ile telefon görüşmeleri gerçekleştireceğim. Sayın Başbakanımız özellikle daimi üyelerin liderleri ile görüşmeler gerçekleştirecek. Sayın Obama’nın Sayın Başbakanımıza hitaben yazdığı bir mektup vardı. Bu mektup bir anlamda cevabi olarak karşılığını bulacak ve bu noktada Türkiye’nin sağladığı hususlar Sayın Obama nezdinde de Başbakanımız tarafından teyit edilecek. Ayrıca Sayın Amorim ile birlikte ortak imza attığımız bir metin BM Genel Sekreteri’ne, bütün BM Güvenlik Konseyi üyelerine tevdi edilecek ve bu metin BM metni haline dönüştürülecek. Böylece belli bağlayıcılığı olan, bir anlamda taahhüt içeren BM dokümanı haline getirilecek. Bundan sonraki süreci de adım adım takip edeceğiz. Bizim herhalde yeni dış politika yöntemimiz herkes tarafından gözlemlenmektedir. Başladığımız işi takip ederiz. Yorulmayız, yılmayız sonuna kadar siyasi irade kullanıp her türlü psikolojik problemi, eşiği aşarak netice almaya çalışırız. Bu nasıl Bosna-Hersek ile Sırbistan’ı bir araya getirmemizi sağlamıştır. Bugün de İran ile uluslararası toplum arasındaki o büyük güven bunalımının aşılmasına büyük katkı sağlamıştır. Bunun arkasında Türkiye’nin itibarı vardır. Türkiye’nin emekleri ile ortaya konan bütün her kademede Sayın Cumhurbaşkanımızın, Sayın Başbakanımızın oluşturduğu o büyük uluslararası itibar vardır. Diplomasimizin güvenilirliği vardır. Bu güvenilirliği sonuna kadar değerlendirmeye devam edeceğiz.

Bugün geldiğimiz noktada birkaç hususu sizinle baylaşmak istiyorum. Çünkü nihayet netice anlaşılır ama bu neticede gerçekten bu neticeye ulaşılmasında çok büyük emeği geçen ve herkes tarafından hakkı ile değerlendirilmesi gereken süreçler yaşanmıştır. Benim ilk İran seyahatim 12 Eylül 2009 da oldu. Bakan olduktan sonra hükümet kurulduktan sonra. O  seyahatte 1 Ekim’de yapılacak olan Solana-Celili görüşmesini Türkiye temin etmişti. O günden bu güne İran’a 7 kez gittim. Sayın Muttaki Türkiye’ye 5 kez geldi. Sayın Başbakanımız Ekim ayında son derece kritik bir ziyaret gerçekleştirdi İran’a. Aslında bugünkü anlaşmanın zeminini hazırlayacak önemli görüşmeleri orada gerçekleştirdik. Sayın Cumhurbaşkanımız, İran Cumhurbaşkanının İSEDAK Toplantısı dolayısıyla İstanbul ziyaretlerinde bu konuyu ele aldı. Sayın Başbakanımız, gerek Aralık ayında gerek Nisan ayında yapılan görüşmelerde Sayın Obama’ya tutumumuzu net olarak iletti ve bir anlamda bu meselenin Türkiye’nin şu veya bu politika tercihi değil, ilkesel bir pozisyonu olduğu ve bu ilkesel pozisyonun arkasında sonuna kadar duracağı konusunda hem ABD’ne hem İran’a gerekli mesajlar her düzeyde iletildi. İran Dışişleri Bakanı Sayın Muttaki ile bu süreç içinde 40’ı aşkın telefon görüşmesi yaptım. Bir o kadar telefon görüşmesini de Sayın Clinton ile Sayın Ashton ile Sayın Jim Jones ile ve birçok batılı Dışişleri Bakanları ve yetkilileri ile yaptık. Bütün bu çabaların üzerine dün Tahran anlaşması gerçekleşti. Sadece evvelsi gün Pazar günü dahi sabah 6.30’tan gece 11.30’a kadar kesintisiz 18 saat süren görüşmeler yaptık ve bu görüşmelerin Rusya ve Yunanistan gibi son derece yoğun iki programın arkasından geldiğini de göz önünde bulundurmanızı rica ediyorum.

Bunu şunun için vurguluyorum. Yani çok önemli işler yaptık anlamında değil fakat bu işe büyük emek verilmiştir. Bu verdiğimiz emeğin arkasını takip etmeye devam edeceğiz. Dün bir başarı sağlandı diye bunu taraflara bırakmayacağız. Türkiye olarak bu sağlanan başarının arkasında bütün milletimizin iradesi, güveni olduğunun bilinci ile süreci sonuna kadar sürdürmeye devam edeceğiz. Çünkü bu herkesten önce  bizim meselemizdir. Biz bölgemizde savaş istemiyoruz. Yaptırım istemiyoruz. Bunalım, problem, gerilim istemiyoruz. Barış istiyoruz, güvenlik istiyoruz, istikrar istiyoruz, huzur istiyoruz. Bunu herhangi bir ülke adına ve herhangi bir tarafa karşı yapıyor değiliz. Türkiye’nin bölgesel ve küresel vizyonun sonucu olarak yapıyoruz.

Ben burada birkaç hususu daha vurgulayıp İran konusunu bitirmek istiyorum. Her şeyden önce Sayın Cumhurbaşkanımız sürecin en başından itibaren devrede olmuşlardır. Sayın Başbakanımızın liderliği bütün taraflar nezdinde oluşturduğu büyük güven ve kararlılık, son olarak Tahran ziyaretine gidiş takviminin ayarlanması bile bunun sonucudur ve gösterdiği siyasi irade bana ve ekibime gösterdiği güven ile bu süreç yakından takip edilmiştir ve tabii bütün bu süreçte beraber benimle birlikte gece gündüz çalışan Dışişleri Bakanlığı ekibimize, heyetimize de teşekkür ediyorum. Sadece Dışişleri Bakanlığı heyeti değil güvenlik elemanlarımıza kadar gece ve gündüz çaba sarf edildi ve onların eşlerinden de özür diliyorum. Çünkü bu dönem içinde en fazla fedakarlığı onlar yaptılar. Belki ben de biraz ailemden uzak kaldım ama bu benim siyasi görevimin ve misyonumun gereği. O da onların tabii görevinin gereği ama yine de ben buradan onların ailelerinden de özür diliyorum. Çünkü çok uzun süre onlardan uzak kalmak durumunda kaldılar ama bu özrün gelecekte yapılmayacağı anlamına gelmez. Ben yine özür dilemeye devam edeceğim onları da meşgul etmeye devam edeceğim. Bunun da bilinmesinde fayda var.

İran konusunu böyle noktaladıktan sonra çok kısa bir şekilde yine çok yakından takip ettiğimiz Balkanlardaki gelişmeler, Türkiye-Bosna Hersek Zirvesi gerçekleşti onu da takip ediyoruz. Önümüzdeki günlerde o konuda da önemli adımlar atmayı planlıyoruz. Tabii Yunanistan ve Rusya ile gerçekleştirilen anlaşmalar devrim niteliğindedir. Türkiye’nin bütün soğuk savaş süresince karşı kutbun temsilcisi gibi gördüğü Sovyetler Birliği ve sonra onun devamı olan Rusya ve bir anlamda kendi ittifak sistemi içinde olmakla birlikte çok ciddi sıkıntılar yaşadığı bugün Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyleri kurmuştur ve ekonomilerimiz entegre olacak, vizeler kalkacak, halklarımız kaynaşacak. Bu Karadenizi ve Ege’yi dostluk denizleri haline dönüştürecek, bundan emin olunuz. Türkiye’nin takip ettiği dış politika hep dost üretecek bundan sonra. Yunanistan gezisinin tarihi değerinin bir göstergesi de  bütün Cumhuriyet tarihinde Yunanistan’la yapılan anlaşmaların otuz beş, sadece bir günde yaptığımız anlaşmanın yirmi iki olmasıdır. 1950 ile 1999 yılları arasında 49 yılda Yunanistan’la yapılan anlaşma sayısı yedi’dir. Bir günde yaptığımız anlaşma sayısı yirmi ikidir.  Hiçbir şekilde hiçbir dış ve iç faktör Türkiye’nin bu kararlı şekilde etrafında komşularla kurduğu sıfır sorun maksimum entegrasyon politikasını değiştirmeyecektir. Zorluklarla karşılaşacağız belki, belki yanlış anlaşılmalar olacak ama sonuca mutlaka ulaşacağız.

Aynı mekanizmayı geçtiğimiz haftalarda ziyaret ettiğim Ukrayna’da önümüzdeki günlerde kuracağız. Dün de Sayın Başbakanımız eminin hepiniz takip etmişsinizdir, Azerbaycan Cumhurbaşkanı Sayın Aliyev ile birlikte Yüksek Düzey Stratejik İşbirliği Konseyi kurma kararını açıkladılar. Önümüzdeki ayda muhtemelen bunun ön hazırlıklarını tamamlayıp anlaşmayı hazır hale getireceğiz. Önümüzdeki dönemde, geçtiğimiz bir ay ikili, komşular ve uluslararası çözüm alanlarında nasıl aktif olduysak önümüzdeki bir, bir buçuk ay içinde önemli zirvelere ya katılacağız, ya da ev sahipliği yapacağız. Uluslararası küresel platformlarda Türkiye önümüzdeki ay içinde büyük bir aktivite sergileyecek. Gelecek hafta Sayın Başbakanımız’la Medeniyetler Zirvesine katılacağız ve Medeniyetler Zirvesi yüzü aşkın ülkenin katılımı ile ortaklığı ile gerçekleşiyor. Biliyorsunuz son olarak ABD’nin de bu ittifaka katılması kararı bunun önemini bir kez daha arttırmıştır. Bu hafta içinde BM Somali toplantısına ev sahipliği yapacağız. Daha sonra BM Filistin toplantısına 25 Mayıs’ta ev sahipliği yapacağız. 2 Haziran da Saraybosna’daki Balkan Zirvesine katılacağız, 7-8 Haziran’da Asya’da İşbirliği ve Güven Arttırıcı Önlemler (CICA) Zirvesine Türkiye ev sahipliği yapacak. Daha sonra hemen 10 Haziran’da Türk-Arap Forumu gerçekleşecek. Güneydoğu Avrupa ülkeleri zirvesini 22-23 Haziran’da yapacağız, Güneydoğu Avrupa Ülkeleri Zirvesi, Balkan Zirvesi. Daha sonra G-20 Zirvesi’ne katılacağız Kanada’da  ve Temmuz başında da Latin Amerika İşbirliği Örgütü MERCOSUR’la Stratejik Diyalog toplantılarını Brezilya’da gerçekleştireceğiz. Dolayısıyla önümüzdeki dönemde Balkan Zirvesi, Türk-Arap Forumu, CICA Zirvesi, Somali Zirvesi, Saraybosna Zirvesi, Latin Amerika Zirvesi bugün de Sayın Başbakanımızın Avrupa Birliği Latin Amerika Zirvesine katıldığını düşünürseniz hemen hemen bütün uluslararası platformlarda yer alacağız ve BM’in önemli iki toplantısı Filistin ve Somali toplantısına da ev sahipliği yapacağız. BM Genel Sekreteri Sayın Ban Ki Moon bu vesile ile ülkemizi ziyaret edecek. Artık Türkiye’nin dış politika çıtası yükselmiştir, bunun herkes tarafından fark edilmesi lazım. Bu çıta bölgelerle de sınırlı değildir. Türkiye’nin dış politika çıtası artık küresel ölçekli bir çıtadır. Bunun gereğini yapmaya devam edeceğiz, çünkü biz bu milletin böyle bir çıtayı hem hak ettiğini, hem de böyle bir çıtanın gereğini yerine getireceğine inanıyoruz. O bakımdan kamuoyumuzu bu dış politika faaliyetleri konusunda bilgilendirme ve hedeflerimiz konusunda kamuoyumuzda bir misyon ve vizyon paylaşımı ihtiyacı hissetmiştik.

 Tekrar hepinize katılımınız dolayısıyla teşekkür ediyoruz, sorular varsa cevap verebiliriz.

SORU: Cihan Ertuna, NTV efendim.  Sayın Bakan dün özellikle tabii biz de haberciler olarak nasıl yansımalar buldu bu imza süreci, bu anlaşma diye gözümüzü batıya çevirdiğimizde oradan endişeli açıklamalar geldiğini gördük, Rusya da dahil olmak üzere. Zira anlaşmada İran’ın uranyumu zenginleştirmeyi durduracağına yönelik bir taahhüt olmadığını ve bunun endişeleri gidermediği yönünde batılı ülkeler ve Rusya’dan çeşitli yorumlar geldi. Peki bu açıklamalar, bu anlaşmanın krizi aşma noktasında sağlıklı bir çözüm olacağı konusunda sizi endişelendiriyor mu?

 

SAYIN BAKAN: Hayır, söylediğimiz gibi bu bizim için ilkesel bir durumdur ve şunu açık söyleyeyim, artık uluslararası örgütlerde  ve uluslararası konvansiyonlarda istisnai örnekler olumlu ya da olumsuz anlamda kalmamalıdır. Kastettiğim şu, bir kural hangi ülkeye nasıl uygulanıyorsa diğer ülkeye de uygulanmalıdır. Net olarak şunu söylüyorum, nükleer teknolojiyi barışçıl yollarla elde etme hakkı bütün ülkelerin hakkıdır. İran’ın da hakkıdır, Türkiye’nin hakkıdır, herhangi bir başka ülkenin de hangi ülkeyi söylerseniz, Angola’nın da, Ukrayna’nın da. Herkesin bu anlamda uluslararası sorumlulukları aynıdır. Bizim dün yaptığımız metin virgülüne kadar müzakere edilip, saatlerce uğraşılan bir metindir ve titizlikle yazılmıştır. Herkesin bu metni doğru okumasını tavsiye ederiz.

Evet birinci paragrafta İran’ın nükleer enerji elde etme hakkı teyit edilmiştir. Çünkü İran’ın hakkıdır bu. Ama ne şartla hakkıdır NPT kurallarına uymak şartıyla. O metin de NPT kurallarına ve maddelerine atıf da vardır. Barışçıl amaçlı olmak şartıyla, barışçıl amaçlı olduktan sonra bu süreçte Uluslararası Atom Enerjisi Ajansıyla koordine ve denetim altında olduktan sonra ve bu denetim hakkıyla yapıldıktan sonra, objektif kriterlerle yapıldıktan sonra kimsenin buna itiraz etmemesi lazım. Bu bakımdan şüpheli ülkeler kategorisi, güvenilir ülkeler kategorisi koyduğuz zaman bir kategori için şüpheli olan, başka kategori için başka bir taraf için güvenilir olabilir. Böyle bir kategori uluslararası objektif kategori değil. İlkeler açık, NPT kuralları açık, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansına üye olma kuralları açık. İran’ın buna uyması lazım, İran buna uyduğu zaman da herhangi bir başka tarafın çıkıp İran’ı muhtemel niyetleri konusunda sorgulayarak mahkum etmemesi lazım. Varsa ortada ispat edilen açık bir delil o ortaya konmalı, bu nasıl giderilecekse o ortaya konmalı. Bizden talep edilen Sayın El Baradey döneminde talep edilen takas konusunda açık bir şey ortaya konulmuştur. Bakın somut bir şey de elde edilmiştir. 1200 kg Türkiye’ye verilecek v.s. Ama somut olmayan bir talebin karşılanması da çok zor olur. Batıdan gelen yorumları ben de gördüm, kendileriyle de konuştum, bu konuları kendilerine  izah ettim. Ancak bu yorumların ötesinde metne ve metnin içerdiği unsurlara doğru bakmak ve geleceği dönük bakmak lazım. Geçmişte şunlar olmadı diyerek, o olmayan şeyler üzerine varsayımla hareket etseydik, biz bu neticeyi elde edemezdik.

Bize çok söylendi, hepiniz takip ettiniz, Türkiye kullanılıyor dendi, Türkiye naif, hatta olayları fark edemeyecek kadar iyi niyetli dendi. Bana dönük olarak ütopik, hayalci dendi. Akademisyen olmamla irtibatlandırıldı. Eğer biz bunlara, bu tür psikolojik faktörlere ağırlık verseydik netice almamız çok zor olurdu. Dolayısıyla objektif kuralları koymak ve bu objektif kurallara uygun bir şekilde dış politika yürütmek, süreci yönetmek lazım. Ben bu konuda geçmişte iyimserdim, gelecek için çok daha iyimserim.Çünkü dün elde edilen sonuç gerçekten İran için çok önemli psikolojik fedakarlıklar içeren bir sonuçtur, bunun anlaşılması lazım. İran kamuoyunu bu konuda Türkiye’ye güvenmesi dışında, uluslararası topluma da güvenir hale getirmek lazım. Mutlaka spekülatif ve tırmandırıcı söylemlerden kaçınmak lazım. Elde ettiğimiz olumlu unsurlara bakmak lazım. Elde edebileceğimiz unsurları görmek için buradan hareket etmek lazım.  O bakımdan benim sürece inancım tam, ortada çok açık taahhütler vardır. Bunun gereği yapıldıkça da eminim Batıda bu konuda güven tekrar inşa edilecektir. Ama bugün dediğim gibi olumlu senaryolar görülür, yaptırımlar da dahil olmak üzere olumsuz senaryoları gündemde tutarak ortalığı bulandırma günü değildir.

SORU: Şenay Yıldız, Akşam gazetesi. Dün atılan imzaların ardından öğleden sonra İran’dan ilginç bir açıklama geldi. İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Sayın Ali Ekber Salihi uranyumu %20 oranında zenginleştirmeye devam edeceğiz, imzaladığımız anlaşmayla, takasla bunun bir ilgisi yok dedi. Bu doğru mudur? Çünkü bir yandan da zaten bu süreçlere gidilmesinin amacı İran’ın uranyumu zenginleştirme sürecinin sona ermesi değil miydi? Biraz açıklık getirirseniz sevinirim.

SAYIN BAKAN: Herkesin aldığı yetkiyle elde etmesi gereken hedefi doğru koyması lazım. Bizim üzerinde müzakere ettiğimiz konu uranyum takası ile ilgilidir, zenginleştirmeyle ilgili değildir. Türkiye’nin zenginleştirmeyle ile kendi görüşleri var. Biraz önce ifade ettim. Ancak Türkiye’nin bütün bu diplomaside Brezilya ile birlikte yürüttüğü diplomaside, Ekim ayından bu yana yedi aydır yürüttüğümüz diplomaside bizim hedefimiz uranyum takasının gerçekleştirilmesi suretiyle güven arttırıcı bir önlemin sağlanmasıydı. Dün bu hedef gerçekleşmiştir. Şimdi bütün hedeflerin bir anda ve bir pakette gerçekleşmesini beklemek bu hedeflerin kendisiyle uyumlu değil. Bir de o hedefi yürütecek olan tarafla uyumlu değil. İran’ın uranyumu zenginleştirme programı ile ilgili konular P5+1 ile İran arasında yürütülen müzakerenin konularıdır. Takası ile ilgili konular değil. Yani biz P5+1 adına İran’la zenginleştirmenin duracağı, nasıl yönetileceğini, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı adına müzakere etme yetkisine sahip değiliz, yapmayız da bunu, bizim alanımız değil. Bizden elde edilmesi istenen şey İran’a gerekli güvencelerin verilerek takasın gerçekleşmesiydi. Zenginleştirme kimin işidir, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı ve P5+1’in. Bu konuda da biz üzerimize düşeni yaptık. Bunu da çok kamuoyuyla açıkça paylaşmakta fayda görüyorum. Son Tahran ziyaretinde İran tarafını aylar sonra Sayın Ashton’la yani P5+1 temsilcisi durumundaki Ashton’la buluşmaya ikna ettik ve bunu işte Avrupa’da kül bulutları olurken ve uçağımız riskli şekilde o kül bulutları arasından biraz da gecikmeli şekilde Brüksel’e inerken bir saat bile kaybetmeden bunu Sayın Ashton ve heyetine aktardık. Bekledik ki çok kısa bir süre içinde bu toplantı gerçekleşsin. Maalesef bu P5+1’in kendi içindeki konsültasyonları, istişareleri nerdeyse üç hafta sürdü ve İran tarafı, hatırlayacaksınız,  Sayın Muttaki’nin buradaki toplantısında da biz bu görüşmelere hazırız dediler. Dünkü metinde de en önemli unsurlardan birisi İran tarafının Sayın Ashton’la P5+1 adına görüşmeye hazır olduğunu ifade etmesi ve metne geçirmesidir.

Şimdi yapılması gereken ne? Şimdi yapılması gereken, bu takas işlemi üzerinde sağlanan anlaşmanın oluşturduğu psikolojik zeminde İran nükleer programının geleceği ile ilgili tarafların iyi niyetli oturup konuşmalarıdır. Orada biz yokuz ama istenirse dün Brezilya ile de konuştuk P5+1 bu konuda arada psikolojik ortamı ve güveni sağlamak bakımından ihtiyaç hissederse taraflar P5+1+2 yaparız. Türkiye ve Brezilya da buna katılır o zaman nükleer zenginleştirmeyle ilgili konularda biz de görüş beyan eder, bu mandayı yani bu yetkiyi kendimizde görürüz. Ama ben bütün Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı adına bende olmayan biri yetkiyi kullanarak bunu İranlılarla müzakere etmem. Ayrıca şunu da bilmenizde fayda var, İran dün bu açıklamaları yaparken dediğim gibi otuz yıl içindeki en önemli adımı attıktan sonra bu açıklamayı yapmıştır. Yani gerekli esnekliği, gerekli iyi niyetli adımı ve esnekliği gösterdikten sonra kamuoyunu da kendi kamuoyunu da bu konudaki İran’ın hakkı olan nükleer teknoloji geliştirme hakkını teyit eder anlamda yapmıştır, bunu böyle okumak lazım.

 

SORU: Hande Aşık CNN Türk. Batıdan gelen ilk tepkilerde yaptırım görüşmelerine devam edeceğiz yönünde açıklamalar var. Yaptırım görüşmeleri dünkü anlaşmaya rağmen planlandığı gibi devam eder ve BM Güvenlik Konseyi’nin gündemine gelirse artık bu aşamada Türkiye’nin oyunun rengi belli oldu diyebilir miyiz?

SAYIN BAKAN: Şimdi şunu söyleyeyim. Bize şimdiye kadar söylenenler İran’ın 1200 kg uranyumu vermesi halinde, şartsız bir şekilde bir seferde vermesi halinde gerekli güven ortamının oluşacağı yönündedir ve biz bunun için bu kadar emek sarf ettik. Yani yeni şüpheler uyansın diye emek sarf etmedik. Dolayısıyla bütün bunlar olduktan sonra hala yaptırım gibi olumsuz bir gündem olacak idiyse, niçin uğraştırıldık biz? Bunu sorma hakkımız var. Niçin bu kadar çaba sarf edildi, niçin Sayın Başbakanımız bütün programlarını keserek bir günde dün dört ülkeye gitti? Sabah İran’daydı, öğlen görüşmeler için Azerbaycan’daydı, daha sonra Gürcistan’a geçti ve gece yarısı Madrid’e ulaştı. Yani Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı çok boş vakti olup da bu tür çabalar gösterecek bir lider midir? Ya da bizlerin başka uğraşacak dış politika gündemimiz yok mu? Bunu şunun için söylüyorum, bir sitem anlamında değil, gerekirse biz yirmi dört  saate değil yirmi beş  saate çıkarırız günü, yedi günlük haftayı, sekiz güne çıkarırız. Bunu baştan da söyledim. Yine çalışırız eğer bölgesel barış, küresel barış gerçekleşecekse. Ama bize tarafların verdiği taahhütlere herkesin saygı göstermesi lazım. İran dünkü taahhüdüne sadık kalacaktır, İran’ın muhatabı olan P5+1 de artık ortada iyi niyetli atılan bir adım olduğunu görerek, olumlu gündem peşinde olmalıdırlar. Eğer olumsuz gündem gelişirse yani yaptırımlar olumsuz bir gündemdir. Yaptırımlar yönünde seyir takip ederse İran’ın bunun göstereceği tepkiler bütün o sağladığımız, büyük emek vererek sağladığımız psikolojik zemini aşındırır. Bunun yapılmaması lazım. Eğer böyle bir şey yapılırsa biz bunun içinde olmayız. Dediğim gibi Türkiye Cumhuriyeti Devleti geleneği olan güçlü bir devlettir. Türkiye Cumhuriyetinde bugün yönetimde bulunan liderler Sayın Cumhurbaşkanımız, Sayın Başbakanımız taahhüdünün arkasında duran ve duracak olan liderlerdir. Biz bu taahhütlerin yerine getirilmesi için çaba sarf ederiz, eğer yerine getirilmezse değerlendirmeyi ondan sonra yaparız.

SORU: Profesör Davutoğlu, CNN’den Ivan Watson, sorularımı İngilizce sorabileceğimi ümit ediyorum, iki tane sorum olacak. Birincisi, bu anlaşma ve diplomatik çabalarınızdan dolayı tebrik ederim. Bu çabalar İran’ın riskli nükleer programına karşı olası yaptırım tehditleri konusunda ne işlev görecek? İkinci sorum da şu, Ekim’de önceki anlaşma yapıldığında, nükleer anlaşma ile ilgili İran’ın içindeki farklı kesimlerden hayli büyük oranda eleştiriler yükselmişti. Bunun tekrar edeceğinden ve diplomatik çabalarınızı tehdit edeceğinden korkuyor musunuz?

SAYIN BAKAN: İngilizce sorulduğu için ben de İngilizce cevap vereyim. Yaptırım olasılığı hakkında, birkaç dakika evvel, Türkçe olarak durumu ifade etmeye çalıştım. Neden tüm bu çabalarımız? Temelinde karşılıklı güvenin, güven inşasının, işbirliği ruhunun olduğu yeni bir psikolojik ortam yaratmak için. Gerçekten de dün, İran bu konunun geleceğiyle ilgili bir esneklik, politik görüş ve bir vizyon gösterdi. Şimdi biz, meseleyi diplomatik araçlarla çözmek yönünde yeni bir atmosfer yaratmak adına aynı esnekliği, aynı politik görüşü bekliyoruz. Bu yüzden, bugün karşılıklı güven günüdür, İran ile ilgili taahhütleri yerine getirmek için beraber çalışma günüdür, P5+1 ile ilgili metinde geçen taahhütleri yerine getirme günüdür. Metnin bu operasyonel boyutuna odaklanmak ve bunu başarmaya çalışmak ve bu süreci daha iyimser bir vizyonla sürdürme günüdür. Yaptırım tartışmaları bu atmosferi dağıtabilir, bir tırmanmaya sebebiyet verebilir ve İran kamuoyunu provoke edebilir. Sorunuzun ikinci kısmında haklı olarak atıfta bulunduğunuz gibi, İran kamuoyu bu konuda çok hassas ve İran yönetimi bu konuda önemli bir karar aldı. Bu yüzden, taraflar, karşılıklı şüphelerden, kuşkuculuktan, karşılıklı tehditlerden, yaptırımlardan veya diğer seçeneklerden ziyade, pozitif bir yaklaşıma, yapıcı bir tarza ve gerçek bir diyalog niyetine odaklanmalılardır.

SORU: 1200 kg uranyumun nerede stok edileceğini merak ediyorum. Bunun için koşullar hazır mı? İkinci sorum İran’ın elinde bulundurduğu %10 zenginleştirilmiş uranyum miktarı hakkında bir bilginiz var mı? Acaba ellerinde ne kadar? 1200 kg verirken Sayın Cumhurbaşkanı biraz sıkıntılı gözüküyordu televizyon ekranlarından onun için sordum.

SAYIN BAKAN:  Şimdi her şeyden önce tabii böyle bir diplomatik çabaya girerken teknolojik kapasite ve altyapı tetkik edilmeden girilmez. Bu konuda gerekli çalışmalar yapılmıştır. Türkiye’de bunu, hiç kimsenin kaygısı olmasın, güvenlik içinde çevreye veya herhangi bir şekilde toplumsal sağlığa zarar vermeyecek şekilde depolama kapasitemiz vardır. Türkiye’nin bu kapasitesini en iyi kim bilir, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı bilir. Çünkü Türkiye de Uluslararası Atom Enerjisi Ajansının yönetim kurulu üyesidir. Dolayısıyla Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı, Türkiye’de böyle bir kapasite olmamış olsa bu teklifi bize getirmezdi en başından. Yani bu konuda birtakım yorumlar yapıldı, haberi bana da geldi, kimsenin kaygısı olmasın. Türkiye bazılarının  düşündüğünden çok daha güçlü bir devlettir ve bu konular da dahil olmak üzere imkanları ve kapasitesi bilinenden çok daha fazladır. O konuda kimsenin tereddütü olmasın. İran’ın %10 dediniz, %3,5’luk zenginleştirmesi  vardır yani %10 zenginleştirmeyle ilgili bir herhangi bir istatistik sözkonusu değil benim bildiğim kadarıyla. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansının zaten bu konuda denetimi sözkonusudur. Şu anda bizimle müzakere edilen konu %3,5 zenginleştirilmiş uranyumdur. İran’ın talep ettiği de %20 zenginleştirilmiş uranyumdur. O çerçevede yürütülen temasladır, ne kadar elinde olduğu zaten Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı kayıtlarında mevcuttur. Şunu da söyleyeyim bunları Uluslararası Atom Enerjisi Ajansının denetimi altında zenginleştirildiği zaman bunların elinizde bulunması suç da değildir. Yani bunun da bilinmesi lazım. Nihayet her ülkenin bu konuda hakları ve yetkileri bilinmektedir. Bizim metinde de dikkat ederseniz çok açık bir şekilde İran’ın hak ve yetkileri çerçevesinde diyerek, hak ve sorumlulukları çerçevesinde diyerek hem hakka hem sorumluluğa atıf yapılmıştır. Her hak bir sorumluluk getirir uluslararası hukukta. Kullanılan hak sorumlulukla dengelenmelidir. Ya da sorumlu olan herkesin hakkı da vardır. Şimdi bu denge bizim metne de derc edilmiştir, o bakımdan zenginleştirme konusundaki oranlar, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansının bilgisi dahilindedir.

SORU: Berza Şimşek Cumhuriyet Gazetesi. Yine şüpheci bir soru olacak üzgünüm ama İran’ın yaptırımlardan kurtulmak için bu metne imza attığı ve ilerde taahhütlerini yerine getirmeyip bu süreci sürüncemede bırakabileceği gibi yorumlar var. Böyle bir durumda Türkiye’nin tepkisi nasıl olur?

SAYIN BAKAN: Tabii sorular zaten şüpheci olduğu zaman soru olur, o bakımdan bir yanlışlık yok şüpheci soru sormakta gazeteciler açısından. Ama bir uluslararası anlaşmaya, imza atılan bir anlaşmaya taraf olanlar açısından o imza atıldıktan sonra şüpheciliğin bitmesi lazım. Gazeteci şüpheci olabilir sorar, ama ortada BM üyesi olan üç önemli ülkenin Dışişleri Bakanlarının attığı bir imza varsa bu bir şaka değil. Taraflar bu imzayla birlikte bir taahhüt ortaya koyarlar. İran’ın taahhüdü bu metne sadık kalmaktır, bu metnin gereğini yapmaktır. Bizim taahhüdümüz İran’ın bu metnin gereğinin yapması durumunda, İran’ın haklarına saygı gösterilmesini temin etmektir. İran’a gerekli güvenceleri vermektir.

Niçin bu kadar müzakere ettik. Mesela bir madde var fark etmişsinizdir, eğer bu metnin gereği unsurlar yapılmazsa İran’ın uranyumu, İran’a iade edilecektir. Bu bizim verdiğimiz güvence, bu da bizim taahhüdümüz. Aynı şekilde İran istemesi halinde Türkiye’nin stokladığı yerde gözlemci bulundurma hakkına da sahiptir diyoruz. Çünkü o onun malıdır, bizde yed-i emin olarak bulunmaktadır. Şimdi dolayısıyla bu taahhütlerin hepsi açık bir şekilde metinde ortaya konmuştur. Bu ortaya konduktan sonra şüphe izhar edilmez, ancak uygulamada aksamalar olursa ki olabilir, yani olabilir derken bunu meşru ya da mazur gördüğüm için değil sıkıntılar yaşanabilir onu da yine iyi niyetle birlikte aşmanın yollarına bakılır. Daha anlaşmanın mürekkebi kurumadan bu anlaşmanın gereği yapılmayacak diye şüphe yaymak veya bunu İran, Türkiye ve Brezilya’yı kullanıyor demek gibi yorumlar yapmak bu artık iyi niyetin dışına çıkan yorumlar olur. Biz altına imza koyduğumuz metni de gayet iyi biliyoruz, İran tarafı da biliyor. İran da devlet geleneği geçmişi güçlüdür bu anlamda. Kasr-ı Şirin anlaşmasının  371’nci yılını kutladık dün. 371 yıldır Türkiye ile İran arasındaki bir anlaşma geçerliliğini sürdürüyor. Demek ki ülkeler birbirine saygı gösterdiklerinde, demek ki ülkeler hukuklarını bildiklerinde, sınırlarını bildiklerinde anlaşmalar 371 yıldır sürebiliyor. Daha bu anlaşmanın üzerinden 371 saat geçmedi. Bir bakalım, sıkıntı çıktığında o sıkıntıyı çözmek için de biz yine gece gündüz çalışırız ve burada da hiçbir prestij beklemeyiz yani kimse ne benim ne Sayın Başkanımızın, ne Sayın Cumhurbaşkanımızın ne diğer yetkililerin ne şahsi prestij çabası vardır, ne de ülke prestiji. Evet bununla Türkiye itibar kazanmaktadır ama bizim hedefimiz bölgesel ve küresel barışı gerçekleştirmektir. Buna katkıda bulunmaktır, bu konuda gerekli adımları atmaktır. Bu hedefi amaçlayan herkes küresel ve bölgesel barışı amaçlayan herkes aynı mantıkla çalışmalıdır.

Mesela bir anda tabii bu nükleer konu gündemde olduğu için gözden kaçtı. Dün İran’da Fransız hanım Sayın Rice da ülkesine geri döndü. Bu da bir iyi niyet adımıdır. Yani ülkeleri sürekli şüphe ile değerlendirdiğiniz zaman yol alamazsınız ki. Bana bir soru tevdi edilmişti bir gazeteci dostumdan, nasıl bu kadar emin ya da iyi niyetli olabiliyorsunuz. Ben inanmazsam, başkasını inandıramam. Bir sürece ben sonunda bir netice elde edeceğime inanmazsam, muhataplarımı inandıramam. Aynı şekilde eğer biz iyi niyet göstermezsek, muhataplarımızın iyi niyetli olduğunu test etme imkanımız olmaz, ya da böyle bir ahlaki yetkimiz olmaz. Önce biz iyi niyet göstereceğiz. Biz olumlu senaryo geliştireceğiz, sonra karşı tarafın sorgulamasına geçebiliriz. Ben süreçten son derece umutluyum, her şeyden önce çok önemli bir başarı elde edilmiştir, neticesinin daha da olumlu olacağına inanıyorum. Ama şu anda elde edilen şey,  en azından dünkü metinle elde edilen sonuç, zaten bizatihi kendisi İran batı ilişkilerinde, İran’ın uluslararası toplumla otuz yıldır yürüttüğü müzakerelerde devrim niteliğinde atılan bir adımdır. Bunun hakkıyla değerlendirilmesi ve bu zeminin kullanılarak bu adımın daha ileri aşamalara götürülmesi herkesin menfaatinedir, Aksine bu adımı küçük görerek ya da şüphe oluşturarak tekrar evvelsi güne dönmek, yani 15 Mayıs’a dönerek bir tarafın yaptırım çabasında olduğu, diğer tarafın tedirginlik yaşadığı, askeri tehditlerin karşılıklı uçuştuğu ortama dönmek kimsenin menfaatine değildir.

Herşeyden önce şunu da söyleyeyim, özellikle ABD açısından. Bu aynı zamanda Sayın Obama’nın çok taraflı angajman politikalarının başarısıdır, bunu da söylemek lazım. Yani Sayın Obama iktidara geldiği ilk günden itibaren çok taraflı diplomasi uygulayarak ve dışlama yerine uzlaşma ve görüşme diplomasisi uygulayacağını ilan ederek bu yolun, sürecin yolunu açmıştır. Yani bunu bu sürece sadece İran perspektifiyle bakmamak lazım, Amerika açısından da Sayın Obama Nisan ayında Sayın Başbakanımıza çok gerçekten onun açısından da zor şartlarda diplomasiye devam ederiz, size güveniyorum mesajını vermesi, arkasından bu mesajı bir mektupla teyit etmesi bizim açıkçası bu konuyla ilgili iyimserliğimizi artırmış ve bizim çabalarımıza motivasyon kazandırmıştır. Bunu da doğru okumak lazım. Sayın Obama’nın çok taraflı diplomasi anlayışının bir zaferidir dünkü olan. Dolayısıyla hem İran’ın iyi niyetini ve siyasi kararlığını, Sayın Ahmedinejad’ın dün gösterdiği esnekliği hem Sayın Obama’nın çok taraflı diplomasi anlayışının birlikte oluşturduğu bir sonuç olarak bunu görmek lazım. Türkiye bu sonucun oluşmasına katkıda bulunmuştur, bu süreci yönetmiştir ve  iyi de yönetmiştir çünkü, iki tarafında beklentilerini, iki tarafında olumlu yönlerini bir diğer tarafa aktarmıştır. İki tarafın olumsuzluklarını gördüğü bazı şüpheleri aktarmamıştır. İki tarafın olumlu yönlerini aktararak bu neticeyi elde etmiştir ve gerçekten de eğer  dün atılan adımla bundan sonra bütün bu nükleer süreç nihai sonuca ulaştırılırsa, bu her şeyden önce Sayın Obama’nın da döneminin bir zaferi olacaktır. ABD’nin de olaya bu perspektiften bakmasının Amerika açısından büyük önem taşıdığını düşünüyoruz. Böylece dünya Obama’nın öne sürdüğü bu yeni diplomasi, Amerikan diplomasisi anlayışının da bir olumlu sonucunu görmüş olacaktır.

Biz burada hem Amerika’ya, hem İran’a hem diğer taraflara güven telkin ederek aradaki gerilimleri, psikolojik eşiği birer birer aşarak buraya geldik. Sadece bir uluslararası toplantıda iki taraf arasında altı görüşme yaparak zemine hazırlamaya çalışmıştık. O günden bu güne çok önemli mesafeler kat edildi. Ben bunun için bütün taraflara teşekkür ediyorum ayrıca. Sayın ABD Dışişleri Bakanına, Ulusal Güvenlik Danışmanı Sayın Jim Jones’a, diğer Dışişleri Bakanı muhataplarıma. Onlar da bu süreçte Türkiye’ye güven duymuşlardır ve sürekli bizimle temas halinde olarak bu sürece katkıda bulunmak çabası içinde olmuşlardır. Dolayısıyla şu anda olumlu tavırları, olumlu psikolojiyi görüp, olumlu bir geleceğe birlikte hazırlanmamız lazım çünkü bu gelecek, herhangi bir gelecek değil. Nükleer konu insanlığın geleceğini ilgilendiren bir konudur. Herhangi iki devlet arasındaki sınır ihtilafı değildir. Bizim torunlarımızın geleceğini de ilgilendiren bir konudan bahsediyoruz, nükleer konu gündeme geldiğinde. Sayın Obama’nın Vaşington’da verdiği mesajlar da nükleer güvenlik zirvesinde, nükleer silahlardan arındırılmış bir dünya mesajıdır. Biz bunun için çaba sarf ediyoruz ve inşallah da bunu gerçekleştireceğiz. Sorunlarımız nükleer silahın olmadığı en azından kısa dönemde tehdidinin minimuma indiği, bölgemizde ise hiç olmadığı bir çevrede bir uluslararası ortamda yaşayacaklar. Hedefimiz bu. Torunlarımıza nükleer bir dünya bırakmak istemiyoruz.

Teşekkür ederim.