#

" Avrupa Birliği´ne Katılım Sürecinde Türkiye´nin Komşu ve Çevre Ülkeler Politikası "

 

Aydın SEZER*

Yazı, 2007 Mayıs ayında TÜSİAD tarafından yayımlanan "Avrupa Birliği'ne Katılım Sürecinde Türkiye'nin Komşu ve Çevre Ülkeler Politikası – Stratejik Yaklaşımlar" başlıklı Raporun ekonomik ve ticari ilişkiler bölümünün kısa bir özetidir.

1. Giriş

Türkiye’nin komşularıyla ekonomik ve ticari ilişkileri mercek altına alındığında, son 30 yıldır bazı komşularımızın uluslararası arenada siyasi ve askeri açılardan dikkat çeken roller üstlenmekte olduğu görülmektedir. Yüksek tansiyonlu bir bölgede, ekonomik ve ticari ilişkiler anlamında komşulara açılım çabası, beraberinde çeşitli riskler getirdiği gibi, karşılıklı ilişkilerin geliştirilmesinde ‘egemenliğin’ bölge dışı güçlerin konrolünde olduğunu da ortaya koymaktadır. Öte yandan, yaklaşık 50 yıldan beri Avrupa yolculuğundaki Türkiye’nin, gümrük birliği bağlamında ticari ortakları olarak, coğrafi komşularından ziyade Avrupa Birliği (AB) ülkeleriyle hukuki sonuçları da olan bağlar oluşturması Türkiye’ye bölgede, hatta dünyada diğer ülkelerden oldukça farklı bir konum kazandırmaktadır.

Son yıllarda kamuoyunda giderek artan bir söyleme göre, Türkiye’nin ticari ilişkilerinde, komşu ülkelerin payı artış göstermektedir. Oysa, yıllar itibarıyla yapılan karşılaştırmalı incelemede, komşuların payında bir artış olmadığı gibi, henüz 1980’li yılların seviyesine dahi ulaşılamadığı görülmektedir. Buna mukabil, özellikle Rusya Federasyonu ve İran’dan yapılmakta olan petrol ve doğal gaz ithalatına paralel olarak, komşulardan yapılan ithalatın toplam ithalatımız içerisindeki payı hızla artmakta ve artış trendinin önümüzdeki yıllarda da devam etmesi beklenmektedir.

Komşularımızın çoğunun geçiş süreci ekonomileri olmaları ve bir bölümündeki siyasi ve askeri istikrarsızlıklar, karşılıklı ekonomik ve ticari ilişkilerin geliştirilmesi için uygun iş ikliminin mevcut olmadığını ortaya koymaktadır. AB yolundaki Türkiye’nin coğrafi komşularıyla ilişkilerinin kalitesini ve derinliğini, Türkiye’yi AB’ne daha da yaklaştıracak bir unsur olarak değerlendirmek mümkün olduğu gibi, komşu ve çevre ülkelere özel vurgular yapılarak ilişkilerin geliştirilmesine atfedilen önem, bazı çevrelerce AB’ne alternatif arayışı olarak da yorumlanabilmektedir.

2. Ekonomik ve Ticari İlişkilerde Komşuluk Kavramı :

Dış ekonomik ve ticari ilişkilerde, ülkelerin dışa açılma sürecine, sınır komşularından başlayarak yönelmesi olağan bir gelişmedir. Dışa açılımın ilk evresi sayılan bu sürece, ‘ihracat pazarlaması’ stratejisinin uygulandığı süreç de denilebilir. Ağırlıklı olarak komşuların ihtiyaç duyduğu mal ve hizmetlerin teminine yönelik bu aşama, coğrafi yakınlık nedeniyle ulaşım imkanlarının daha kolay ve navlun giderlerinin daha düşük olmasına paralel olarak komşularla ticareti cazip kılmaktadır.

Öte yandan, AB ile 1.1.1996 tarihinde Gümrük Birliğini (tarım ürünleri hariç) gerçekleştirmiş bir ülke olarak, malların serbest dolaşımı ilkesi uyarınca ticari perspektiften bakıldığında, AB üyesi ülkelerle aynı çatı altında bulunduğumuz bilinmektedir. Diğer bir ifadeyle, AB üyeleri dış ticareti “serbestce” gerçekleştirdiğimiz ülkelerdir. Dış ticaretimizin yarıdan fazlasını gerçekleştirdiğimiz Birlik üyesi ülkeler, coğrafi açıdan olmasa da, ticari açıdan “komşularımız” sayılmaktadır.

Ülkemiz 1959 yılından beri Avrupa projesi yolunda kararlı adımlar atarken, diğer taraftan da, bölgesel oluşumlar (RCD/ECO – İKT/İSEDAK – KEİ) içerisinde çoğu kez öncü roller üstlenerek arayışlarını sürdürmüştür. Dışa açılımın miladı sayılan 24 Ocak 1980 Kararlarından sonraki süreçte de, Türkiye’nin bölgesel oluşumlar içerisindeki arayışları devam etmiştir. 1996 yılında gümrük birliği anlaşması fiilen yürürlüğe girmesine rağmen, Türkiye’nin D-8 örneğinde olduğu gibi arayışlarına hala devam ettiği görülmektedir. Tarihsel süreçte, çoğunun “tercihli ticaret” hedefi de bulunan bölgesel oluşumları değerlendirirken, dış ilişkilerdeki çok yönlülük arayışlarını, gümrük birliği ve AB’ne katılım süreciyle paralel götürebilmek arzusu tartışılagelmiştir.

3. Avrupa Birliği’nin Komşuluk Politikası

Avrupa Birliği’nin 2004 ve 2007 yıllarında gerçekleştirmiş olduğu son genişleme ile dış sınırları da değişmiştir. Bu genişlemenin sonucunda ortaya çıkan yeni imkanları ve güçlükleri değerlendirmek amacıyla bir politika oluşturma gereği ortaya çıkmış, Komisyon tarafından Mart 2003’de hazırlanan “Communication on Wider Europe” belgesi ile Avrupa Komşuluk Politikasının (AKOPO) ilk temelleri atılmış ve 12 Mayıs 2004 tarihinde daha detaylı unsurları içeren bir “Avrupa Komşuluk Politikası Strateji Belgesi” hazırlanmıştır.

AB ile doğu ve güney komşuları arasındaki ilişkileri geliştirmeye yönelik olarak oluşturulmuş bulunan AKOPO, AB ülkelerinde varolan barış, istikrar ve refah ortamının sözkonusu ülkelerle paylaşılmasını amaçlamaktadır. Bu kapsamda, AB’nin ulaşmış olduğu sınırlar çerçevesinde, komşu ülkelerle ilişkilerde yeni engellerin yaratılmasını önlemek için siyasi, ekonomik, kültürel ve güvenlik alanlarında daha kapsamlı bir işbirliği ile AB’nin çeşitli faaliyet ve programlarına katılım imkanlarının yaratılması hedeflenmektedir. Komşuluk politikasının önemi, Aralık 2003’de Avrupa Konseyinde kabul edilen “Avrupa Güvenlik Stratejisi” belgesinde de vurgulanmış, AB’nin, Akdeniz ve Doğu sınırlarında “iyi idare” edilen ülkelerle komşu olmasının önemine işaret edilmiştir.

Komşuluk politikası kapsamında önerilen yöntem; taraf ülkelerle işbirliği içerisinde, AB ile daha da yakınlaşmalarını sağlayacak öncelikli alanların belirlenmesidir. Siyasi diyalog ve reform, ticaret ve tarafların aşamalı olarak AB “Tek Pazarına” (1) katılmaları, adalet ve içişleri, enerji, taşımacılık, bilgi toplumu, çevre, araştırma ve buluşlar, sosyal politika ve bireysel temaslar gibi alanlarda ortaya çıkan bu önceliklerin, taraflarla işbirliği içerisinde oluşturulacak Aksiyon Planlarının (AP) içine alınması öngörülmektedir.

Komşularla oluşturulacak bu ayrıcalıklı ilişkilerde; hukukun üstünlüğü, demokrasi, insan haklarına ve azınlık haklarına saygı, iyi komşuluk ilişkilerinin teşvik edilmesi, pazar ekonomisi gibi bazı ortak değerlerin karşılıklı olarak güvence altına alınması esas olacaktır.

Ayrıca, AB dış politikasının temel taşlarını oluşturan terörle mücadele, kitle imha silahlarının sınırlandırılması, uluslararası hukuka uygunluk ve anlaşmazlıkların giderilmesi gibi alanlarda da karşılıklı taahhütlerin güvence altına alınması hedeflenmektedir.

Başlangıçta AKOPO’nun, Cezayir, Beyaz Rusya, Mısır, İsrail, Ürdün, Lübnan, Libya, Moldova, Fas, Filistin, Suriye, Tunus ve Ukrayna’yı kapsaması öngörülmüşken, 2004 yılında aday ülkeler Romanya, Bulgaristan ve Türkiye ile kara ve deniz sınırları olan güney Kafkasya ülkeleri Ermenistan, Azerbaycan ve Gürcistan’ın da bu kapsama dahil edilmesi kararlaştırılmıştır. Beyaz Rusya, Libya ve Suriye’nin AKOPO’na tam katılımı hedeflenmekle birlikte siyasi şartlar henüz tam anlamıyla oluşmamıştır.

AB Komşuluk Politikası ve Türkiye

Avrupa Komşuluk Politikası, Topluluğun Dışilişkiler bölümü altında ele alınmakta ve konuya ilişkin mevzuat bu kapsamda hazırlanmaktadır. Aday Ülkelerin İlerleme Raporlarının Dışilişkiler Başlığı altında, dışilişkiler alanındaki Topluluk mevzuatı, ulusal mevzuat haline getirilmesine gerek olmayan doğrudan bağlayıcı mevzuat olarak tanımlanmaktadır. Bu alandaki Topluluk mevzuatı ikili ve çok taraflı ticari taahhütler ile tercihli ticaret önlemlerinden oluşmaktadır.

Türkiye ile başlatılmış olan tarama süreci kapsamında, Dışilişkiler başlığı altında yapılan tarama sürecinde, sözkonusu mevzuat, uyumlaştırılması gereken mevzuat arasında yer almamaktadır. Sadece, bu konuyu da içeren çeşitli toplantılara Türkiye’nin katılımı sağlanmıştır. Bu durum, Topluluk Komşuluk Politikası’nın, tam üyelik öncesinde Türkiye tarafından üstlenilmesi gereken mevzuat arasında yer almadığının da teyidi niteliğinde değerlendirilebilir. Ancak, Türkiye, Topluluk ile katılma müzakerelerine başlamış bir ülke konumundadır. Sözkonusu müzakerelerin ne şekilde sonuçlanacağı veya ne kadar süreceği konusunda belirsizlikler olmakla birlikte süreç başlamıştır. Türkiye’nin tam üye olduğu andan itibaren, Komşuluk Politikası da dahil diğer tüm ticaret politikası uygulamalarını bütünüyle AB mevzuatı paralelinde uygulaması gerekeceği açıktır. Bu itibarla, Türkiye’nin özellikle Topluluğun bu alandaki politikalarıyla şimdiden parallelik oluşturması yerinde olacaktır.

Katılım süreci boyunca, AB’nin komşuluk politikası uygulamalarının dikkatlice izlenmesi büyük önem arz etmektedir. Ticari ve ekonomik açıdan Türkiye’yi yakından ilgilendiren pek çok kararın alındığı Topluluk Komitelerine Türkiye’nin aktif katılımının biran önce sağlanması bu açıdan da büyük önem arzetmektedir. Zira, AB’nin komşularına yönelik ekonomik açılımlarının Türkiye üzerinde etkileri olacaktır. Bu politikanın çeşitli sahalarda, Türkiye’ye yeni fırsatlar doğurması beklentisinin yanında, özellikle ticaretin geliştirilmesi sürecinde, AB pazarında ülkemize yeni rakipler yaratılması da söz konusu olacaktır.

Halihazırda Türkiye ile AB’nin izlemekte oldukları komşuluk politikalarında bir paralellik olduğunu söylemek mümkün değildir. Türkiye komşuları ile ilişkilerinde ağırlıklı olarak ticaretin attırılmasını hedefleyen politikalara yönelmekte, uzun vadeli çıkarların değerlendirmesi yapılarak farklı politikalar oluşturulamamaktadır. Oysa, AB öncelikle kendi vatandaşlarının ekonomik çıkarlarını ve güvenliğini gözeterek, taraf ülkelerde istikrar ve refahın arttırılmasına katkıda bulunacak alanlarda işbirliği imkanlarının geliştirilmesini hedeflemektedir.

Türkiye’nin Komşuluk politikası kapsamında yer almamasının nedeni, ülkemizin katılım sürecinde bulunmasıyla açıklanmaktadır.  (2)

Sınır komşularımız Irak ve İran‘ın AB komşuluk politikası kapsamında bulunmaması oldukça dikkat çekicidir. Bu politikaya diğer sınır komşularımız olan Ermenistan, Gürcistan ve Azerbaycan’ın dahil edilmiş olması ise ilginçtir. Eğer, bahsi geçen ülkeler Türkiye ile sınır komşusu olmaları nedeniyle AB komşuluk politikası tarafından kapsanıyor ise, Irak ve İran’ın bu politikada neden yer almadığı tartışılmalıdır. Bu noktada, AB’nin hiçbir zaman Iran ve Irak ile sınır komşusu olmayı öngörmediği sonucunun ortaya çıktığı da iddia edilmektedir. Bu yaklaşımda doğruluk payı mevcut ise, bu durumun katılım müzakerelerinin nasıl sonlanacağı konusuna farklı bir açıdan da olsa ışık tutacak mahiyette olduğu söylenebilir. AB komşuluk politikasının yaşayan bir süreç olduğunu ve 2013 yılından sonraki dönemde İran ve Irak’ın da bu politika tarafından kapsanabileceği yönündeki görüşlere itibar edildiğinde ise, Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan’ın bu politika kapsamına neden daha erken dahil edilmiş olduğunun anlaşılmasında güçlük çekilmektedir. Avrupa Birliği kaynaklarının bu tartışmaya yönelik açıklaması  (3) tatmin edici bulunmamakla birlikte aynen şöyledir. “Türkiye'nin AB'nin üye devletlerinden biri olması durumunda, İran ve Irak, AB ile kara sınırına sahip olacaklardır. Bununla birlikte, şu an için AB Komşu Ülkeler Politikası (ENP), AB üyeleri ve aday ülkeler ile ortak sınırları paylaşan ülkeleri kapsamaktadır. Türkiye'nin sınır komşuları söz konusu olduğunda, ENP yalnızca; Avrupa idealini paylaşan, reformlarını Avrupa modeline dayandıran ve ortak bir bölgesel kimliğe sahip olan ve ayrıca, Gürcistan örneğinde olduğu gibi Bulgaristan ve Romanya ile deniz sınırı olan Güney Kafkasya ülkelerini (Gürcistan–Azerbaycan–Ermenistan) kapsamaktadır. Gelecekte AB’ye komşu olacak ülkelerin (İran ve Irak kasdediliyor) durumları henüz değerlendirilmemiş bulunmaktadır.”

Öte yandan, ENPI ile ayrılan finansal kaynak, komşuluk politikası kapsamındaki ülkelerin gerek alt yapılarının, gerekse tek pazar yolunda ekonomilerin ve dolayısıyla refah düzeylerinin arttırılmasına büyük katkı sağlayacaktır. Bu noktada ön plana çıkan husus, bu durumun ükemiz açısından bir “tehdit” yaratıp yaratmayacağı konusudur. AB komşuluk politikası kapsamındaki ülkelerde de göreceli olarak üstün sektörlerin emek yoğun sektörler olduğu düşünüldüğünde, AB pazarındaki gelişecek rekabetin ihracatımız açısından olumsuz sonuçlar doğuracağı öngörülmektedir. Aslında, STA’larla AB pazarının öncelikli olarak komşuluk politikası kapsamındaki ülkere açılmış olması, bu tehditin bugün de var olduğu anlamına gelmektedir. Kısaca, AB fonlarınca sağlanacak finansal kaynaklarla AB’nin komşularının AB pazarındaki konumları daha da güçlenecektir.

4. Komşu ve Çevre Ülkelerle İlişkilerimizde Öncelikli Sektörler

Komşu ülkeler ekonomileri incelendiğinde, ülkemizin kurulu sanayi kapasitesi ile bu ülkelerin pazarlarının birbirlerini büyük ölçüde tamamlayıcı nitelikte oldukları görülmektedir. Komşuların bir çoğuyla henüz birçok sektörde rakip konumda olmamamız, karşılıklı bağımlılığın sağlam temeller üzerinde geliştirilmesinde hala büyük bir fırsatın varlığına işaret etmektedir. Ancak, bu fırsatın son 10-15 yıllık dönemde yeterince değerlendirilebildiğini söylemek oldukça güçtür. Örneğin, Orta Asya’daki Türk kökenli ülkelerle etnik ve kültürel yakınlığa rağmen, pazara girişte ve enerji alanındaki işbirliğinde gerektiği kadar yol alamadığımız görülmektedir. Buna rağmen bu ülkelerle ilişkilerimiz son yıllarda zayıflamakta olsa da, ülkemizle aralarındaki bağların mevcudiyeti hala büyük bir fırsatın varlığı anlamına gelmektedir.

Komşu ve çevre ülkelerin geçiş süreci ekonomileri olmaları ve çoğunun yüksek düzeyde seyreden enerji fiyatlarına paralel olarak mali açıdan giderek güçlenmeleri, kalkınma hızlarında artış sağladığı gibi, halkın refah düzeyinin artmasıyla satın alma güçlerini de arttırmaktadır. Bu gelişmeler tüketim alışkanlıklarının değişmesi ve tüketici kimliğinin daha netleşmesi sonucunu doğuracaktır. Bu açıdan, bugün bu pazarlar alım düzeyi düşük pazarlar olarak değerlendirilseler bile, yakın bir gelecekte önemli zengin pazarlar haline geleceklerdir.

Komşu ve çevre ülkelerle aramızdaki ilişkilerde genellikle sorunlu bir saha olarak gösterilen ulaştırma sektörü, aslında büyük bir potansiyele sahip, ciddi işbirlikleri geliştirebileceğimiz bir saha olarak değerlendirilmelidir. Coğrafi konumumuzun getirdiği avantajlar bu sektörde büyük fırsatların varlığı anlamına gelmektedir. Öncelikle, bu sektörü de döviz kazandırıcı bir faaliyet olarak değerlendirmeye başlamamız gerekmektedir. Sektörün bu anlayışla yeniden yapılandırılabilmesi durumunda, sadece ekonomik ve ticari ilişkilerin geliştirilmesi karşısındaki ana sorunlardan bir tanesini çözmüş olmakla kalmayacak, ciddi döviz gelirleri elde edebileceğimiz bir kazanç kapısına da sahip olacağız. Komşu ülkelere yönelik ‘sıfır’ sorunlu dış politika ve ‘ihracatı arttırma’ya odaklı, dış ticaret politikalarını destekleyen bir ulaştırma politikasının bulunmadığı açık bir şekilde görülmektedir. Komşu ve çevre ülkelere yönelik sağlıklı bir ulaştırma politikasının olmaması, komşu ve çevre ülkelere yönelik iddialı hedeflerin de olamayacağının bir göstergesidir. Kombine taşımacılık sistemleri teşvik edilmeli ve navlunun ihraç ürünlerimizin fiyatlandırılmasındaki önemli unsurlardan biri olmasının önüne geçilmelidir.

Taahhüt sektörümüz niteliği gereği zaten komşu ve çevre ülkelerde faaliyet gösteren bir sektörümüzdür. Bu sektörü, komşu ve çevre ülkelerle ilişkilerin geliştirilmesi sürecinde öncelikli bir sektör olarak ele almamız ve rekabet gücünü hızla kaybetmekte olan emek-yoğun sektörlere gösterilen sempati kadar sempati göstermemiz durumunda, giderek zenginleşen komşu ve çevre ülkelerin alt yapı yatırımlarından daha fazla pay alınabilmesi mümkün olabilecektir.

Komşu ve çevre ülkelerle ilişkilerde ön plana çıkan bir diğer başlık, enerji alanında girilecek işbirliğidir. Dünya enerji rezervlerine yakınlık bağlamında stratejik açıdan en önemli ülke olduğumuzun bilinciyle, enerji tedariğinde söz sahibi ülkelerle ilişkilerimizi derinleştirebilmemiz, Avrupa Birliği yolundaki konumumuzu da güçlendirecektir.Halihazırda, AB’nin enerji kaynaklarını çeşitlendirme sürecinde bulunması ülkemize büyük bir fırsat doğurmaktadır.

Kısaca, Türkiye’nin etkin bir komşuluk politikası oluşturabilmesi için ekonomik ve ticari ilişkilerinde, ulaştırma, taahhüt ve enerji sektörleri ön plana çıkmaktadır. Bu sektörlerde kaydedilecek gelişmelerin diğer sektörlerdeki gelişmeleri tetikleyeceği ve karşılıklı ilişkilerin daha sağlam temeller üzerine oturtulabileceği düşünülmektedir.

5. Sonuç ve Öneriler

Van Ticaret ve Sanayi Odası’nın, bölgenin ekonomik açıdan geliştirilmesi amacıyla sürdürdüğü çalışmalar kapsamında hazırlamış olduğu bir yayınında şu çarpıcı cümleye yer verilmektedir. “Türkiye, zorunlu komşuluktan dost komşuluğa geçişin yollarını aramalıdır.” Türkiye’nin sınır komşularının çoğu uzun yıllardan beri siyasi, askeri ve ekonomik sorunlarla bir arada yaşamaktadır. Bu coğrafyada, bu komşularla yaşamak zorunda oluşumuz ister istemez, komşulardan kaynaklanan olumsuzlukların ülkemizi de etkilemesi sonucunu doğurmaktadır. Dünyanın en sorunlu komşularıyla beraber yaşıyor olmak, Avrupa Birliği’ne katılım sürecinde, ülkemizi hem güçlü, hem de güçsüz bir konuma itecek mahiyettedir. Hiç kuşkusuz Avrupa sorunlu komşuluk ilişkileri içerisindeki bir Türkiye’yi, hatta Türkiye’den kaynaklanmasa dahi sınırlarının hemen ötesinde sorunlar bulunan bir Türkiye’yi istemeyecektir. Zira, AB’de oluşturulmaya çalışılan komşuluk politikasının temelindeki faktör güvenlik konusudur. Oysa, Türkiye’nin sadece birkaç dokümanda var olduğunu bildiğimiz komşu ve çevre ülkeler politikasının ve merkez ülke olabilme arzusunun, AB benzeri hedefleri olduğunu söyleyebilmek bir yana, bu hedeflerin tam aksi istikametteki gelişmeleri beslediği çok rahatlıkla iddia edilebilmektedir. İşin en ilginç yanı ise, bu iddialar resmi raporlarda (4) dahi dile getirilmektedir.

Sonuç olarak, Türkiye’nin AKOPO ile uyum içinde, komşu ve çevre ülkelere yönelik bir politika geliştirmesine acilen ihtiyaç duyulmaktadır. Bu politikanın temel hedefleri, bölgesel gelişme ve kalkınma projelerinde işbirliğini geliştirecek, istikrar ve güveni tesis edecek, barış, demokrasi ve insan haklarının geliştirilmesine katkı sağlayacak unsurlar olmalı ve bu hedeflere yönelik politika araçları geliştirilmelidir. Kısa dönemde, rakamsal göstergeler elde etmeye odaklanmış uygulamalarla Türkiye’nin bir gelişme elde etmesi mümkün olamayacağı gibi, bu politikasızlığın bumerang etkisi ülkemize zarar vermeye devam edecektir. Bu çerçevede, başta Kafkaslar, Orta Asya Cumhuriyetleri, Rusya, sınır komşularımız İran, Irak ve Suriye olmak üzere tüm komşu ve çevre ülkelere yönelik politikalarımız gözden geçirilmeli, sınır güvenliği, bölgesel güvenlik ve istikrarlı ilişkilerin tesisi için bir master plan yapılmalı ve AKOPO’da olduğu gibi, Türkiye’nin komşu ve çevre ülkelerden beklentileri, bu ülkelere yönelik hedefleri, uzun dönemde kalıcı ve güven unsuruna dayalı ilişkilerin geliştirilmesine yönelik politikalar oluşturulmalıdır. Kısa dönemli anlayışa hizmet ettiği düşünülen halihazır uygulamalarla sürdürülebilir bir komşuluk politikası mümkün görülmemektedir.

* Kavrakoğlu Yönetim Enstitüsü’nde Danışman

(1) Tek Pazar; malların,hizmetlerin, sermayenin ve kişilerin serbest dolaşımının yeknesak kurallarla işletildiği piyasa.Daha fazla bilgi için ; http://www.dtm.gov.tr/AB/AB%20 Sayfasi/tekpaz.htm

(2)  Why isn’t Turkey included ?

The ENP is addressed to countries which do not have an accession perspective. Because Turkey was recognised, at the Helsinki European Council in December 1999, as a candidate country, it is therefore not covered by the European Neighbourhood Policy. The European Union’s approach towards candidate and potential candidate countries is defined in its Accession and its Stabilisation and Association processes. (http://ec.europa.eu/world/enp/faq_en.htm#2.3)

(3) What about Iran and Iraq ?

 As and when Turkey might become a Member State of the EU, Iran and Iraq would then share a land border with the European Union. For the moment, however, the coverage of the ENP includes those countries that share common borders with the EU and present candidate countries. With regard to the regions adjacent to Turkey, however, the ENP only includes the countries of the Southern Caucasus which share a European vocation, seek to base their reforms on the European model, share a regional identity and, in the case of Georgia, a maritime border with Bulgaria and Romania. The possible future inclusion of other future neighbouring states has not yet been examined (http://ec.europa.eu/world/enp/faq_en.htm#2.3).

(4) http://www.sabah.com.tr/2006/04/24/yaz27-50-106.html