DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Değerli basın mensupları; bugün çok kıymetli İçişleri Bakanımız Süleyman Soylu’yla birlikte değerli mevkidaşım ve dostum Alexander Schallenberg ve Avusturya İçişleri Bakanı Gerhard Karner’i ülkemizde, Ankara’da ağırlamaktan memnuniyet duyuyoruz.
Son zamanlarda Türkiye ve Avusturya arasında ilişkimizde yakaladığımız ivmeden memnunuz. Liderler düzeyinde, cumhurbaşkanları düzeyinde temaslar var. Sayın Cumhurbaşkanımızla Avusturya Şansölyesi Nehammer arasında telefon görüşmeleri gerçekleşti. Geçen hafta Madrid’de yine Sayın Cumhurbaşkanımız ve Şansölye bir araya geldiler ve özellikle ortak konularda birlikte çalışma prensibi üzerinde mutabık kaldılar, bu tabii bizlere de ilave yük omuzlarımıza yüklüyor, çünkü alınan kararların takibini bakanlar olarak, kurumlar olarak bizler yapıyoruz. Yine iki ülke arasında istişarelerin her düzeyde artırılması hususunda da mutabık kaldılar.
Bu görüşmenin ardından biz de bugün bu formatta bir araya geldik; Dışişleri ve İçişleri bakanları düzeyinde. Bu formatta ilk defa Avusturya’yla bir toplantı gerçekleştiriyoruz. İngiltere ile böyle bir planlamamız oldu, ama kısmet olmamıştı. Son zamanlarda yakaladığımız bu ivmeyi bu formatlarda görüşmeler, diğer kurumlarımız arasında yine yapılacak görüşmelerle devam ettirmek istiyoruz. Avusturya Meclis Başkanını da ülkemizde kısa bir süre önce ağırlamıştık. Tabii ikili ilişkilerimizi her alanda geliştirmek için çalışmamız lazım, iş birliğimizi güçlendirmemiz gerekiyor.
Ekonomik ilişkilere baktığımız zaman, geçen sene ikili ticaret hacmi yüzde 30 artış gösterdi. Bu sene ilk 5 ayın rakamlarına baktık, yine artış devam ediyor. 3,5 milyar doları geçeceğiz, gelecek sene için 5 milyar dolarlık bir hedef koymamız gerçek bir yaklaşım olacaktır. Yine Dışişleri bakanlıklarımızca yürütülen Sanat ve Bilim Diyaloğu pozitif gündemimize katkı sağlıyor. 4. Toplantıyı 27 Haziran’da video konferans yöntemiyle gerçekleştirdik.
Avusturya’daki Türk toplumu özellikle iki ülke arasında güçlü bir bağ oluşturuyor. Türk toplumunun huzuru ve refahı her iki ülkenin yararınadır. Yine Avusturya-Türk İslam Birliği ATİB’in aşırıcılıkla mücadelesi önem arz ediyor hem Avusturya için, hem Türkiye için. Sonuçta Avusturya makamlarının ATİB’e bu anlamda desteği de önem arz ediyor.
Elbette bölgesel konuları da değerlendirdik. Bizim bölgemizde devam eden savaşlar, krizler var, özellikle Ukrayna’daki insani dram devam ediyor. Savaş, aynı zamanda küresel bir gıda krizine yol açtı. Gerek savaşın müzakere yoluyla sonlandırılması, yani tarafları tekrar müzakere masasına döndürmek için sarf ettiğimiz çaba, gerekse BM krizinin sonlandırılması, özür dilerim, gıda krizinin BM planı çerçevesinde sonlandırılması ve tahıl ihracatının önünün açılması için Türkiye olarak verdiğimiz katkı ve sarf ettiğimiz çabalar hakkında bugün muhataplarımıza bilgi verdik. Bu konuda taraflarla, Ukrayna ve Rusya’yla görüşmelerimiz devam ediyor, aynı şekilde BM’nin bu planına ve çabalarına destek veriyoruz.
Elbette Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerini de ele aldık. Avrupa Birliği’nden beklentilerimizi bir kere daha bugün bu toplantıda vurguladık. Özellikle Gümrük Birliği’nin güncellenmesi her iki tarafın yararınadır, bu konuda da mutabıkız.
Yine AB ile 2016 yılında bir Göç Mutabakatımız vardı, ortak deklarasyon, bunun da güncellenmesi gerektiğini bugünün şartlarında vurguladık. Göç konularında zaten İçişleri bakanlarımızdan da çok şey dinledik, öğrendik, kendileri gündeme getireceklerdir.
Diğer taraftan, bizde NATO’nun biliyorsunuz ortakları var, Avusturya da NATO’nun ortaklarından bir tanesi. Avusturya’nın NATO’nun faaliyetlerine katılması konusunda her türlü desteği veriyoruz.
Yine Ermenistan ile normalleşme süreci hakkında da bilgiler verdik. Sonuç itibariyle bugün gerek ikili ilişkilerimizi bu formatta ele alma bakımından, gerekse bölgesel konularda görüş alışverişi bulunma bakımından son derece faydalı bir toplantı oldu ve bugün iki Dışişleri Bakanlığı olarak da İçişleri bakanlarımızın bedava-ücretsiz bir yemek karşılığı çok faydalı bilgiler aldık, öğrendik, kendilerine de özellikle teşekkür ediyoruz.
Bu düşüncelerse sözü dostum Alexander’a vermek istiyorum.
AVUSTURYA DIŞİŞLERİ BAKANI ALEXANDER SCHALLENBERG- Son derece mutluyum. Evet, söylediğin gibi ikili görüşmelerim ve Antalya’dan sonraki ikili görüşmelerimiz gerçekten takdir edilecek düzeyde.
Ve Rusya’nın Ukrayna’ya çok vahşi ve şiddetli saldırısının çok etkisi var ve bu nedenle bu konularda hepimiz sınama ve zorluklarla karşı-karşıyayız ve bu konuda bilgi alışverişinin yapılması son derece önemli. Ve karşılıklı çıkarlar içinde çok konuşacağımız husus var. Hepimiz şunu biliyoruz: İkili ilişkiler, yani Türkiye-Avusturya çok çeşitli şekilde adlandırılabilir, ama tek yönlü olmadığı kesindir, yani çok yönlüdür. Çok uzun yıllardır ve Türkiye’de çok büyük gelişmeler oldu ve dolayısıyla Avusturyalı şirketlerin de Türkiye’de daha fazla yatırım yapma isteği de var. Zaten 250 şirket Türkiye’deki katma değere katkıda bulunduğunu da vurgulamak isterim ve bunun dışında başka alanlarda da iş birliği yapmaktan dolayı son derece mutluyum. İşte güvenlik konusu olsun, bilim konusu olsun ve dolayısıyla ilişkilerimiz de gittikçe daha güçlenmektedir. Şimdi İçişleri ve Dışişleri bakanları bir araya geldiler bu özel formatta, çok ilginç olduğunu ve özellikle bulunduğumuz konum itibariyle son derece olumlu olduğunu söylüyorum. Hem dış politikayı, hem iç politikayı ilgilendiren konular olması sebebiyle bu tip formatın çok uygun olduğunu söylüyorum.
Özellikle göç konusuna baktığımız zaman şunu söylemek istiyorum: Türkiye çok büyük bir sorumluluk ve yük üstlenmiş bulunmakta. Hepimiz şu konuda hemfikiriz: Biz 2015 ve 2016 yılında yaptığımız hataları tekrarlamak istemiyoruz, bu her iki tarafın çıkarı için de söz konusu.
Rus saldırı savaşıyla ilgi olarak da bir şeyler söylemek istiyorum. Türkiye burada çok istikrarlı ve çok önemli bir rol üstlendiğini görüyoruz, biz bunu takdir ediyoruz ve gerçekten bu aracılık zahmetleri için de çok teşekkür ediyoruz. Evet, biz ikimiz de aynı konuda hemfikiriz, sonuçta bu çözümler bir masada gerçekleşecektir.
Ve Türkiye’nin yine çok büyük rol oynadığı konu, tahılın serbest dolaşımı ve dün Mısır’daydık ve konuştuk, gerçekten şu anda uluslararası insani bir felaketin engellenmesi için de hepimiz çaba gösteriyoruz. Mesela Rus bayrağı ile seyreden bir gemi Türkiye tarafından durduruldu ve bu da bize şunu gösteriyor: Ne kadar utanmaz ve aymaz bir şekilde o Rus gemisinin ve Rusların hareket ettiğini gösteriyor bize.
Ve bunun dışında ikili ilişkilerimize baktığımız zaman Türkiye-Avusturya arasında, hepimiz, iki taraf da BM üyesi. Biz her zaman aynı fikirde olmak zorundayız. Evet, tabii ki biraz önce söylediğin gibi Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinden bahsettin, tabii ki Avrupa Birliği’nde yeni olmayan bir şeyi söyleyeceğim; Türkiye’den beklentileri var ve dolayısıyla diyalogda kalmak zorundayız ve her zaman eşit seviyede bir diyalogun sürdürülmesinden yanayım.
Çok teşekkür ederim.
DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Sayın Bakanım, buyurun lütfen.
İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU- Çok teşekkür ediyorum.
Sayın bakanlar, çok kıymetli hem İçişleri Bakanlığı’nın, hem de Dışişleri Bakanlığı’nın çok kıymetli heyetleri, değerli katılımcılar, kıymetli basın mensupları; bölgemizi ve dünyayı etkileyen krizlerin ve bu krizlerin üstesinden gelmek için ikili ve bölgesel iş birliklerinin her geçen gün öneminin arttığı bir dönemde Dışişleri Bakanımız Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun ev sahipliğinde, Avusturya Dışişleri Bakanı Alexander Schallenberg ve kıymetli mevkidaşım değerli İçişleri Bakanı Gerhard Karner ile hem son dönemde yaşanan gelişmeleri ve iki ülke arasındaki ikili ilişkilerimizi ve iş birliğimizi değerlendirdiğimiz önemli ve verimli bir toplantı gerçekleştirdik.
Öncelikle hem sonuca yönelik bir toplantı olduğunu ifade etmek istiyorum, hem de toplantının içeriği ve süreci açısından da Sayın Mevlüt Çavuşoğlu Bakanımıza ve misafir bakanlarımıza ayrıca çok teşekkür etmek isterim.
Son söyleyeceğimizi ilk söyleyelim; Sayın Bakanla, sayın bakanlarımızın da şahitliğinde Türkiye ile Avusturya arasında İngiltere’yle, Almanya’yla ve birçok ülkeyle yürüttüğümüz ve çok başarılı olarak yürüttüğümüz bir ortak mekanizma kurma kararı aldık bakanların koordinasyonlarında ve ilgili yetkilendirecekleri kişi ve heyetlerle birlikte. Bunun Avusturya ve Türkiye’nin gerek güvenlik, gerek terörle mücadele, gerek uyuşturucuyla mücadele, gerek kaçak göçle mücadele ve diğer göçle mücadele, gerek mali suçlarla, gerek bilişim suçlarıyla, gerek sanal kumar dahil olmak üzere birçok sınır aşan suçlarla mücadelede önemli bir adım olduğunu değerlendirmek isterim ve onun için de Sayın Bakana çok teşekkür ederim. İnanıyorum ki bu mekanizma Avusturya ile Türkiye arasındaki güvenlik alanında hem yeni iş birliklerinin, hem yeni pencerelerin, hem de yeni adımların atılmasına vesile olacaktır.
Elbette içinde bulunduğumuz süreç açısından terörle mücadeleyi konuştuk, PKK, KCK, PYD ve aynı zamanda FETÖ, DHKP-C, MLKP gibi birçok örgütlerle ilgili ortak bir mücadele etmenin zeminini bir şekilde karşılıklı değerlendirdik. Yine aynı zamanda Türkiye’nin DEAŞ’la yapmış olduğu mücadeleyi masada hep birlikte konuşmuş olduk ve yine belki de 21. yüzyılın bizim de çok önem verdiğimiz, bir taraftan kripto veyahut da Bitcoin gibi sermaye aktarımına sebebiyet teşkil edecek araçlar sebebiyle mali suçların bütün ülkeler üzerindeki yaygınlığına hep birlikte tedbir almanın önemli olduğunun altını birlikte çizdik ve bütün bunlarla birlikte ülkelerimizin ve nesillerimizin en önemli meselelerinden birisi olan uyuşturucuda bugüne kadar ortaya koyduğumuz iş birliğinin bugünden sonra da aynı şekilde devam edilmesinin altı da dikkatli bir şekilde çizilmiş oldu.
Aynı zamanda ortak bir meselemiz daha var, daha doğrusu 21. asrın ortak bir meselesi, göç meselesi. Gerek kaçak veya düzensiz göç olarak nitelendirdiğimiz göç, gerekse iç savaşlar, vekalet savaşlarından kaynaklanan kitlesel göçler. Elbette ki bunlarla ilgili de Türkiye’nin ne noktada olduğunu, nasıl bir süreci göğüslediğini ve göğüslemeye çalıştığını, ama esas itibariyle yapılması gerekenin göçü kaynağında durdurmak olduğunu, temel politikanın bu olması lazım geldiğini, yani göçün kaynağı olan ülkelere yönelik yapılacak iyileştirmelerin gerek oradaki istikrarın sağlanması, gerek gelir eşitsizliğinden kaynaklanan süreçlerin bir şekilde desteklerle, yapılacak yardımlarla, ortaya konulacak sosyal politikalarla şekillendirilmesinin göçün kaynağından hareket etmesini engellemekle en önemli süreç olduğunu da beraber değerlendirdik.
Şunu ifade etmek istiyorum: Hakikaten bizim de bilgilendiğimiz, bizim de bu formattaki bir toplantıda çok önemli bir zemin bulduğumuz bir adım oldu. Sayın Bakana ve sayın bakanlara da ayrıca teşekkür ediyoruz. Sadece karşılıklı yaptığımız değerlendirmeler değil, aynı zamanda böyle bir formatın daha güç kazandırdığının da altını çizmek isterim. En önemli kazanımı tekrar burada bir kez daha ifade etmek isterim; ortak bir mekanizmanın kurulması bizim açımızdan son derece önemliydi. Sayın bakanlara ve Sayın Gerhard Karner’e de hepiniz huzurunda bu mekanizmanın kurulması konusunda gösterdiği hassasiyet ve ön alıcı tutum sebebiyle de teşekkür ediyorum.
DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Çok teşekkür ediyoruz Sayın Bakanım.
Mr. Karner.
AVUSTURYA İÇİŞLERİ BAKANI GERHARD KARNER- Evet, çok teşekkür ederim meslektaşlarım Süleyman Bey ve her iki Dışişleri Bakanlığı’na da böyle bir format imkanı için çok teşekkür ederim. Ve böylece de Türkiye’deki mevkidaşımla da bir araya gelme fırsatı buldum, ilk defa 10 yıldır bu şekilde bir araya gelme fırsatı.
Gerçekten çok yoğun ve yapıcı diplomatik görüşmeler yapıldı, özellikle çok teşekkür etmek istiyorum.
Şunu vurgulamak istiyorum: Şimdi bugün polis çalışmaları çerçevesinde irtibat görevlilerimiz de bulunuyor bu toplantılarda. Şimdi gümrük suç örgütleriyle mücadele konusunda iş birliği yapıyoruz ve bunun dışında İpekyolu Projesi kapsamında bir iş birliği söz konusu. Ve sadece bu proje kapsamında Avusturya’da 2,5 yıl içinde 300 fail tutuklanabilmiştir ve bu iki ülke arasındaki iş birliğinin gerçekten ne kadar olumlu olduğunu gösteriyor. Çok seviniyoruz, bu iş birliğini yoğunlaştırmak istiyoruz ve düzenli olarak da bu toplantıları gerçekleştireceğiz.
Kısaca insan kaçakçılığı konusuna da değinmek istiyorum. Tabii ki çok bizi tabii olarak çok ilgilendiriyor, Türkiye’yi de çok ilgilendiriyor, uluslararası insan kaçakçılığı var ve Ukrayna’daki kriz de var ve bu insan kaçakçıları tarafından da bilinçli şekilde kullanılmaktadır, suiistimal edilmektedir bu durum. Ve çalışma piyasasında da Ukraynalılar için farklı bir düzenleme olduğu için insan kaçakçıları da bu konuda faaliyet göstermektedir. Avusturya’da da yüzde 50’den fazla bir iltica başvurusu artışı var ve dolayısıyla size çok teşekkür ediyorum bu iş birliği imkanı için. Özellikle bu alanda da bu iş birliğinin çok yoğunlaşacağını da söyleyebilirim.
Bunun dışında 6 aylık mekanizma konusunda konuştuk, tabii ki bir araya geleceğiz ve birçok konu alanında odaklanacağız. Bunun dışında terörle mücadele, mali suçlar, sanal suçlar ve yasadışı göç ve insan kaçakçılığı konusunda çalışacağız.
Çok teşekkür ederim bu çok yoğun ve yapıcı görüşmeler için. Hem de Dışişleri bakanları da aramızdaydı, çok verimli oldu.
Çok teşekkür ederim.
SORU- Merhaba, ben Gözde Salman, TRT World’den.
Benim sorum Sayın Çavuşoğlu’na olacak; Türkiye ve Ermenistan normalleşme süreci özel temsilcileri arasındaki dördüncü görüşme geçtiğimiz Cuma günü Viyana’da yapıldı ve bazı konularda mutabakata varıldığı bildirildi. Bundan sonraki süreç nasıl işleyecek?
Teşekkürler.
DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Çok teşekkürler.
Yerinde bir soru, çünkü üç tane görüşmeye Viyana ev sahipliği yaptı, yani misafirlerimiz olduğu için söylüyorum. Ev sahiplikleri için de çok teşekkür ediyorum Avusturya’ya.
Özel temsilcilerimiz artık aracı olmadan Ermenistan’la doğrudan görüşmemize vesile oluyorlar. Güven arttırıcı adımlardan tutun da, gelecekte atılabilecek adımları da kendi aralarında görüşüyorlar, istişare ediyoruz. Bugüne kadar doğrudan uçuşlar, yine kara sınırlarının üçüncü ülke vatandaşlarına açılması gibi, yine doğrudan hava kargo uçuşlarının başlaması gibi bazı adımlar atıldı, yani güven arttırıcı adımlar diyoruz biz buna. Sonuçta biz süreci tedrici bir şekilde devam ettirmek istiyoruz. Her zaman söylediğim gibi; Azerbaycan’la, can Azerbaycan’la da her aşamada istişare halindeyiz, onlarla birlikte koordine ediyoruz.
Diğer taraftan, Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki normalleşmeyi de destekliyoruz. Azerbaycan’ın Ermenistan’a teklif ettiği kapsamlı barış anlaşmasının imzalanmasını da bir an önce istiyoruz. Çünkü bölgede kalıcı bir barışa ihtiyacımız var. Tabii Azerbaycan’la Ermenistan arasında mutabakata varılan başta Zengezur Koridoru olmak üzere altyapı projelerinin de hayata geçmesi gerekiyor. Çünkü orta koridor, Ukrayna savaşından sonra çok daha önem kazandı, stratejik bir önem kazandı, bu tür projelerin de hayata geçmesinde fayda var.
Yine can Azerbaycan ile Ermenistan arasında ortak sınır komisyonu olsun, diğer konularda da çalışma bakımından ilerlemeler var, en azından görüşmeler devam ediyor. Yani Güney Kafkasya’da kalıcı bir istikrar için hep birlikte adımlar atmamız lazım. Burada önümüzde en büyük engel, bizim gördüğümüz engel maalesef Ermenistan üzerindeki baskı. Diaspora bölünmüş durumda, bir kısmı kesinlikle hiçbir şekilde normalleşmeyi istemiyor, bir kısmı destek veriyor ve Ermenistan içinde de aşırı gruplar Başbakanın evine saldırıyorlar, sürekli sokaktalar, ciddi bir baskı oluşturuyorlar. Bu da Ermenistan’ın tabii bu normalleşme konusunda gerek Azerbaycan’la, gerekse Türkiye ile cesur bir adım atmasının önünde bir engel oluşturuyor, ama biz önümüzdeki süreçte bu yapıcı diyaloğumuzu devam ettirmek istiyoruz.
Tabii Avusturya’ya, Viyana’ya teşekkür ediyoruz, ama bundan sonraki görüşmeler niye Türkiye’de ve Ermenistan’da olmasın? Biz hatta Ermenistan’a teklifte de bulunduk, ilk toplantıyı Erivan’da da yapabiliriz dedik, ama henüz Ermenistan buna hazır değil içerideki baskı sebebiyle. İleride bu tür görüşmeler de olabilir, kalıcı barış ve istikrar için bu adımların atılması gerekiyor, tabii Ermenistan’la Azerbaycan arasında da atılması gerekiyor.
Teşekkür ediyorum.
AVUSTURYA DIŞİŞLERİ BAKANI ALEXANDER SCHALLENBERG- Tabii ki Erivan’a da gittim, bu tip görüşmelerin olması son derece olumlu ve mevkidaşımla da konuştum ve Viyana’da destek verme konusunda da çok mutluyuz. Çok istikrar içinde, bir de Güney Kafkasya Bölgesinde çok devasa bir ekonomik ortam var, Erivan, Bakü’den tutun Ankara’ya kadar. Ve dediğim gibi, zaten biraz önceki görüşmelerimizde söylediğim gibi, bize düşen her türlü desteği vermeye hazırız. Seni duydum, tabii ki komşular sınırda da buluşabilir ve her zaman şuna güvenebilirsiniz: Bizim üzerimize düşen her türlü iyi hizmeti vermeye de hazırız bu bağlamda.
SORU- Bir soru sormak istiyorum Türk Dışişleri Bakanına; Türkiye, Avusturya konusunda uzun süre böyle gülümsemedi. Viyana’dan ne bekliyorsunuz, böyle ilişkilerin eski kötü duruma düşmemesi için neler bekliyorsunuz? Çünkü bunun dışında diaspora da var, tabii ki Viyana’da da var, onu da belirtmek isterim.
DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Çok teşekkür ediyorum.
Biraz açık ve samimi konuşacağım, bizim Avusturya ile hiçbir sorunumuz yok. Ama geçmişte, daha önceki yönetimler zamanında problemler oldu, gerginlikler oldu. Özellikle Avusturya’nın Türkiye’nin AB üyeliği konusundaki fikirlerini-düşüncelerini biliyoruz. Alexander’ın söylediği gibi görüş ayrılıklarımız olabilir, olacaktır da, gelecekte de olacaktır. Ama birbirimize karşı politikalar izlemememiz gerekiyor. Türkiye’nin örneğin Avusturya’daki seçimlerde malzeme edilmesinin ne anlamı var? Son seçimlerde olmadı, ne zararı oldu Avusturya’ya veya başka ülkelere? Yani farklı düşünebiliriz, ama bunu adeta düşmanlık içerecek şekilde ifade etmenin de bir anlamı yok. Sonuçta geçmişte kopukluklar oldu, ama biz Alexander ile beraber göreve geldiği günden bu yana bu diyaloğu devam ettirme konusunda hemfikir kaldık, cumhurbaşkanları öyle. Biraz önce Sayın Cumhurbaşkanımızla Şansölye arasındaki görüşmelerden de bahsettik. Sonuçta bu diyaloğun her iki tarafa da faydası var. Görüş ayrılığı içinde olduğumuz konuların da daha medeni bir şekilde tartışılması, görüşülmesi bakımından da fayda var, bunların bazılarının çözümü bakımından da faydası var. İşte uluslararası platformda da aynı şekilde faydası olabilir. Yani Avusturya’nın bizim AB üyeliğimize karşı olduğunu biz biliyoruz, ama bunu illa böyle gözümüzün içine sokacak şekilde, Türk milletini kızdıracak şekilde söylemenin bir faydası yok. Diğer taraftan, biz de NATO’da Avusturya’nın NATO’ya katılımı konusunda destek veriyoruz, kazılar tekrar başladı. Olumlu bir ivme yakaladık, geçmişten ders alarak geleceğe doğru bu iş birliğimizi geliştirmek istiyoruz. En üst düzeyde siyasi irade var, gerisini yapmak da bize düşüyor.
SORU- Ecem Toplar, Bengütürk Televizyonu.
Sorum İçişleri Bakanı Sayın Süleyman Soylu’ya ve Avusturya İçişleri Bakanı Karner’a olacak.
Türkiye, 4 milyonu aşkın Suriyeli sığınmacıya ev sahipliği yapıyor ve sürecin başından bu yana da büyük bir aslında elini taşın altında koyan bir ülke oldu. Bu bağlamda sizler de ifade ettiniz göç konusunun da gündeme geldiğini. Bu bağlamda söz konusu Göç Mutabakatının güncellenmesi için Türkiye ve Avusturya’nın ortak bir adım atması bekleniyor mu?
Ve son olarak; Avrupa Birliği süreç içerisinde maddi taahhütlerin doğrudan sivil toplum kuruluşlarına aktarılmasını istiyor, bu konuda düşünceniz nedir?
İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU- Tabii göçün bizi yönetmesi değil bizim göçü yönetmemiz esas. Göçü yöneteceğimiz alan da, göçe kaynaklık eden ülkelerde; yani formül ve mühendislik çok açık ortada. Eğer göç bizi yönetmeye başlarsa bu sefer farklı tartışmaların içerisine ve çözümsüzlüğün içerisine hep beraber gireriz. Onun için göç 21. yüzyılın bir gerçeğidir daha önceki yüzyıllarda olduğu gibi, ama bu yüzyılda farkı şudur: Hem ekonomik göçler, hem gelir eşitsizliğinden kaynaklanan göçler, hem iç savaşlardan ve vekalet savaşlarından kaynaklanan göçler bugün bütün dünyaya ciddi bir şekilde bir sonuç üretmektedir ve maliyet üretmektedir. Onun için burada şunun altını çizmek gerekir ki; göç, bir sınır meselesi değildir. Yani Türkiye ile Yunanistan arasında –örnek olarak- Türkiye ile Suriye arasında, Türkiye ile İran arasında, İran ile Afganistan arasında bir sınır meselesi olarak değerlendirilirse, yani göç meselesine çok alt düzeyden bir bakış, sadece engellemeye yönelik bir bakış ortaya çıkar ki bunu engelleyebilmek de mümkün değildir. İnsanlar ölümü göze alarak ya açlıktan ve yokluktan kaçıyorlar veyahut da iç savaşlardan veya vekalet savaşlarından kaçıyorlar; bunu hepimiz anlayabiliyoruz. Bizim yapmamız gereken; ortak bir mutabakatla göçü kaynağında engelleyebilecek bir meseleyi ortaya koymaktır. Biz bunun örneğini birçok şekilde, Dışişleri Bakanımız da burada, bütün dünyaya gösteriyoruz. Yani Afganistan’a zannediyorum yarın bir tren daha gidecek. Biz Lübnan’a iyilik gemileri gönderiyoruz. Buradan ben İçişleri Bakanı olarak, Mevlüt Bey Dışişleri Bakanı olarak defalarca Bangladeş’e, Arakan’a defalarca gittik. Aynı zamanda Yemen’den etrafımızdaki coğrafyadaki bütün ülkelere elini uzatan bir Türkiye ve oranın istikrarını, oradaki insanların hayat standartlarının en azından belli bir düzeyde olmasını sağlayabilecek adımlar atıldı. Yani eğer bu yapılmazsa, eğer bu bilinen gerçek, bütün dünya ülkeleri tarafından kabul edilen gerçek yapılmazsa, 21.yüzyılın en yıkıcı meselelerinden biri göç olmaya elbette ki devam edecektir.
Bir örneğini daha gerçekleştirdik, ikinci örneği de şudur: Biz, Fırat Kalkanı Harekâtıyla, Zeytin Dalı Harekâtıyla, Barış Pınarı Harekâtıyla özellikle Suriye’de hem yakınımızdaki sınırdaki terör tehdidini ortadan kaldırmaya, hem güvenli bölge oluşturmaya, hem burada bulunan Suriyeli kardeşlerimizin o güvenli bölgelere gidişini temin etmeye çalışan bir strateji ve bir politikayı uzun yıllardan beri devam ettirmeye çalışıyoruz ve bugün itibariyle 510 bin güvenli bölgelere, gönüllü bir şekilde Suriyeli kardeşimiz gitmişlerdir. Peki, bu ne sağlıyor? Bu, orada hayatın olağan akışını sağlıyor. Bu ne sağlıyor? Bu, orada günlük ticaretin, günlük hayatın, günlük eğitimin, günlük sağlık hizmetlerinin devam etmesi ve oluşmasını sağlıyor. Peki, bu ne sağlıyor? Göçün oradan tekrar Türkiye’ye cazibeli bir şekilde akışını engelliyor. Yani biz sadece güvenli bölgeler oluşturarak şunu sağlamıyoruz: İnsanlar oraya gitsinler, otursunlar. Hayır, arkadan gelişi de engelleyen bir politika ortaya konulmaya çalışılıyor. Afganistan’da da aynısını yapmaya çalışıyoruz, Pakistan’la kurduğumuz ilişkilerde de aynısını yapmaya çalışıyoruz, bütün ülkelerle bunu sağlayan. Evet, sınır duvarları yapıyoruz bu doğru, kaçakçılığa karşı, göç kaçakçılığına karşı, aynı zaman uyuşturucuya karşı, aynı zamanda teröre karşı. Ama bütün bunlar sadece engelleyici bir alan ortaya koyuyor, caydırıcı bir alan. Esas itibariyle göç cazibesini, göç akımını engellemektir. Sorduğunuz sorunun karşılığı şudur: Yeniden bu meselenin güncellenmesine ihtiyaç var. Var mı? Var. Çünkü 18 Mart Mutabakatının şu anda görünürde olduğu ve işlemediği apaçık ortadadır. 18 Mart Mutabakatının yükünün Türkiye’nin üzerinde olduğu da apaçık ortadadır, bu herkes tarafından da bilinmekte ve anlaşılmaktadır, muhataplarımıza da bunu defalarca izah etmeye çalışıyoruz, anlatıyoruz. Bence karşılıklı ilişkilerimizde onlar da anlıyorlar zaten, onlar da bu değerlendirmeyi ortaya koyuyorlar. Ben önümüzdeki günlerde bunun kaçınılmaz olduğunu ve bunun gerçekleşebileceğine de inanıyorum. Çünkü Türkiye son 5 yılda 2 milyon 700 bin civarında kaçak göçmenin Türkiye’ye girişini engelledi. Aynı zamanda 1 milyon 300 bin kaçak göçmen yakaladı. Ve yine bir şey söyleyeyim; 3.7 milyon Suriyeli var, 300 bini aşkın çeşitli uyruklardan mülteci ve sığınmacı var, 4 milyon 100 bin. 1 milyon 200 bin civarında ikametli var, 5 milyon 500 bin. 5 yılda ki deniz ve kara dahil olmak üzere Avrupa’ya geçen toplam sayı 700 bin. Bizim kendi ülkelerine gönderdiğimiz de 400 bin. Yani hem geri göndermeyle, hem terke davet ile toplam olarak gönderdiğimiz 400 bin. Yani Türkiye burada göçle mücadelesinde gerek dünyanın diğer ülkelerinde göç hareketliliğini durdurabilmek için, gerek başka ülkelere göç akımını engelleyebilmek için, gerek kendine göç akımını engelleyebilmek için elinden gelen mücadeleyi hem insani şekilde, hem de tüm kurallarıyla beraber yerine getirmeye çalışmaktadır. Ve Türkiye burada elinden geleni yaparak da bütün dünyadaki aslında bu konudaki, kendi bölgemizdeki regülasyonu da en güzel şekilde sağlamaktadır. Onun için 18 Mart Mutabakatını tekrar değerlendirmek elbette ki en önemli önümüzdeki süreçlerden birisi olarak durmaktadır diye değerlendiriyorum.
Teşekkür ediyorum.
AVUSTURYA İÇİŞLERİ BAKANI GERHARD KARNER- Şimdi bu çalışma görüşmemizde Türkiye’ye karşı hissettiğim saygıyı da söyledim ve Türkiye özellikle sığınmacılar konusunda ortaya koyduğu çabadan dolayı. Ve aynı zamanda şunu da söyledim: Avusturya, Avrupa Birliği içinde en fazla yasadışı göçten etkilenen ülkeyiz, ikinci sıradayız bu yük altında olan Avrupa Birliği içinde. Tabii ki Türkiye’den farklı olsa da bizim ülkemiz için büyük bir zorluk söz konusu ve özellikle biz bu alanda da iş birliğimizi yoğunlaştırmak istiyoruz ve iş birliğini daha fazla da istiyoruz. Ve Türkiye üzerinden, batı Balkan’dan, Balkanlar’dan Avusturya’ya geliyor bu insanlar. Dolayısıyla özellikle insan kaçakçılığına karşı bu iş birliğinin son derece önemli olduğunu ve iş birliği gerektirdiğini söylemek isterim.
Teşekkürler.
BİR KATILIMCI- Avusturya Press Ajans’tan. Türk Dışişleri Bakanlığı’na bir soru sormak istiyorum.
Farklı farklı pozisyonlar olabilir Türkiye ile Avusturya arasında, bütün bunlar hakkında konuşmak gerektiğini söylediniz, Avusturya’nın Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girmesine karşı olduğunu. Peki, Türkiye’nin durumu ne? Avrupa Birliği’ne hala girmek ister mi acaba?
DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Çok teşekkür ediyorum.
Tüm zorluklara rağmen, yani siyasi engellemelere rağmen milletimizin büyük bir çoğunluğu halen Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğini desteklediğini görüyoruz. Diğer taraftan, AB üyeliği dış politikamızın stratejik önceliklerinden bir tanesi. Ama bu sadece Türkiye’nin istemesiyle olmuyor, maalesef Avrupa Birliği’nin gerek genişleme politikasındaki farklı tutumları, üyeler arasında farklı görüşler, gerekse özellikle Türkiye’nin üyeliğine yönelik siyasi engeller, fasılların bloke edilmesi vesaire bu tür engeller sebebiyle üyelik sürecimiz ilerleyemedi. Hatta ve hatta biraz önce göç mutabakatından bahsettik, bu mutabakata baktığınız zaman yeni fasılların açılması da öngörülüyordu, bu bakımdan da Avrupa Birliği sözünü tutamadı.
Biz Türkiye olarak şunu söylüyoruz: Bu elbette siyasi bir süreç, ama aynı zamanda teknik bir süreç. Her zaman söylediğimi tekrar burada söylemek istiyorum; bir ülkenin Avrupa Birliği üyesi olabilmesi için şu anda mevcut 36 tane fasıl var, bu fasılların açılıp kapanması gerekiyor, açılması ve kapanması arasında da müzakerelerin yapılması lazım. Yani Türkiye’nin bu fasılların içeriğiyle ilgili standartları yakalayabilmesi için müzakereler ve bu doğrultuda atılması gereken adımlar. Biz diyoruz ki; Avrupa Birliği siyasi engeli kaldırsın ve fasılları açmak için bize kriterleri resmi olarak bildirsin ki görecek birçoğunu zaten resmen bildirmediği halde açılış kriterlerini gerçekleştirmişiz. Açılış kriterlerini gerçekleştiremiyorsak bu fasıllar açılmasın. Eğer biz kapanış kriterlerini yerine getirmezsek, bu fasıllar kapanmasın. Zaten kapanmadığı sürece de Avrupa Birliği’ne üyelik söz konusu değil. Ama bugün karada fasılların hepsini kapattı, Avrupa Birliği’ne sorduğun zaman çok az kaldı diyor, o çok az kısmı siyasi engel, genişlemeye karşı olan ülkelerin engellemesiyle. Biz bu kadar açık-net konuşuyoruz, kendimize de güveniyoruz. Ve biliyorsunuz Reform Eylem Grubumuz var, İçişleri Bakanımız da burada, bu süreçleri birlikte yürütüyoruz, diğer Adalet Bakanımız ve Maliye Bakanımızla birlikte. Biz buna varız, bu kadar basit-sade bir şekilde buna cevap verebilirim.
Teşekkür ederim.
* Interpress deşifresidir.