Sayın Bakanımızın IV. Büyükelçiler Konferansı Kapsamında Verdiği Akşam Yemeğinde Yaptıkları Konuşma, 23 Aralık 2011, Ankara

Çok değerli dostum, meslektaşım, arkadaşım Ukrayna Dışişleri Bakanı Sayın Gryshchenko, değerli milletvekillerimiz, değerli büyükelçilerimiz; ben her şeyden önce değerli dostum Kostyantyn’e hoş geldiniz diyorum.

Dördüncü Büyükelçiler Konferansı, daha önceki büyükelçiler konferansları gibi çok geniş kapsamlı bir istişareye zemin oldu. Büyükelçiler Konferansımız her zaman yıllık bir danışma, istişare, yüzleşme fırsatı oluşturuyor, ama bir başka kutsi hedefe de hizmet ediyor, bir büyük aileyi bir araya getiriyor. Dünyanın her yanına yayılmış çok büyük bir aileyiz biz dışişleri camiası olarak. Hangi köşesinde olursa olsun dünyanın, birbirlerimizin acılarını hissederiz, aynı olaylara sevinir, bir kriz olduğunda bir başka meslektaşımızın başka bir ülkede çektiği sıkıntıyı belki de en yakından anlar, idrak eder, o sıkıntının aşılması için kanaatlerimizi paylaşmaya gayret ederiz. Bu çerçevede baktığımızda, dışişleri camiası sadece bir camia olarak bir büyük aile değil, temsil kabiliyeti anlamında 74 milyonluk bir ailenin de dışarıdaki görünen yüzüdür. Bu 74 milyonluk ailenin her bir ferdinden yurt dışından sorumlu olan, onların acılarını dindirmekle sorumlu olan, onların dertleri olduğunda yanında olmak durumunda bulunan ve bunu da büyük bir onurla yapan bir ailedir. Böylesi bir aile yemeğine yine Karadeniz ailesinin bir parçası olan Ukrayna’nın çok değerli Dışişleri Bakanını da davet etmekten büyük bir onur duyduk, kendileri de teşrifleri dolayısıyla bize bu onuru verdiler, teşekkür ediyoruz.

Yine böyle bir aile olmanın bilincini, şuurunu bir kez daha hissediyoruz, çünkü çok değerli bir diplomatımız bu sene vazife başında şehit oldu. Ben onu vazife şehidi olarak görüyorum vazifesini hiç ihmal etmediği için ve sıhhati onu çalışmamak zorunda bıraktığı halde vazifesinin başından ayrılmadığı için Büyükelçi Sayın Hilmi Dedeoğlu’nun ailesini de aramızda görmekten büyük bir mutluluk duyuyoruz. Ben tekrar hoş geldiniz diyorum. Allah bir daha hiçbir diplomatımızın, memurumuzun ailesine böyle bir acı yaşatmasın. Ama bilsinler ki, bizler de onların evlatları mesafesindeyiz, ölçüsündeyiz, her zaman bu ailenin fertleri olarak bu aileyle birlikte her türlü sevinci, acıyı paylaşmaya devam etsinler lütfen kendi çocukları gibi.

Yine bundan çok yıllar önce 1979 yılında kaybettiğimiz Sayın Yılmaz Çolpan’ı da anmak istiyorum; o da ailemizin bir ferdiydi birçok şehit diplomatımız gibi. Ve o acıyı paylaşmak yerine, o acının yaşandığı gün o acıyı yaşayan aziz milletimize ve onun ailesine bu acıyı tekrar hatırlatırcasına ve o acıyı yaşatan teröristleri sanki tebrik edercesine; ASALA-Ermeni teröristlerini, aynı gün onun ölümünün yıldönümünde dün o yüz karası, yüz kızartıcı yasayı çıkartan Fransız Ulusal Meclisini bir kez daha burada kınıyorum. İnsanlık vicdanı, onuru her şeyden önce bu tür terör faaliyetlerine karşı, hele hele dünyanın en eski mesleği olan ve en kadim kültürlerde de büyük bir saygı gören ve elçiye zeval olmaz sözüyle anılan bir mesleğin temsilcisine, bir milleti temsil eden bir diplomata bu saldırının gerçekleştiği gün böyle bir yasa tasarısını kabul eden Fransız Meclisini de bir kez daha bütün diplomasi ailesi adına, sadece Türk diplomasisi değil, bütün diplomasi ailesi adına telin ediyorum.
Bu sene içinde yine bu aileye değişik vesilelerle katılmış olan Afganistan ve Irak’ta kaçırılan ve Bakanlığımızın yoğun mesaisi neticesinde aramızda bulunan vatandaşlarımıza da bu ailenin fertleri olarak hoş geldiniz diyorum.

Biz her sene bunu bir gelenek haline getirdik, nerede zor durumda olan bir vatandaşımıza yardımcı olmuşsak o vatandaşımızla o senenin Büyükelçiler Konferansında bir arada olmaya özen gösteriyoruz. Allah bir daha böyle bir acı tecrübe yaşatmasın. Ama sizin şahsınızda bütün vatandaşlarımıza seslenmek istiyorum, nerede bir vatandaşımız böyle bir acı tecrübeyle karşı karşıya kalırsa, biz orada o vatandaşlarımızın kurtarılması için elimizden gelen her türlü gayreti göstermeye kararlıyız. Sadece kendi vatandaşlarımıza dönük değil, yabancı dost ülkelerin vatandaşlarına dönük de böyle bir talep geldiğinde her zaman yardımcı olmaya çalıştık. Dost Ukrayna’nın da bazı vatandaşlarının şu anda zor durumda olduğunu biliyoruz, onlara da elimizden geldiği kadar yardımcı olmaya kararlıyız.

Yine bu sene belki de iki olayı hiç unutmayacağım Dışişleri Bakanı olarak değil, bir insan olarak da hiç unutmayacağım. Bu iki olayı zikrettikten sonra Sayın dostuma mikrofonu vermek istiyorum. Uzun bir konuşma yapmayı düşünmüyorum. Bu unutamayacağım olaylardan birisi, geçtiğimiz hafta içinde haftalarda Almanya’ya yaptığım seyahat. Ve o seyahatte 5 şehri ziyaret ettim, vatandaşlarımızla kucaklaştım. Ama en önemlisi 2001, 2006 yıllarında şehit edilen, helal rızk kazanmak için mesleklerini icra ederken öldürülen, katledilen vatandaşlarımızın aileleriyle buluştum. Özellikle bu ailelerden hikayesi benim için hem bir acı kaynağıydı, hem de bir iftihar kaynağıydı. Acı kaynağıydı; çünkü bir anne ve kız, eşini ve babasını kaybetmişti, bir vatandaşımızı kaybetmiştik: Abdurrahman Özüdoğru. Birçok aile, 8 aileyi ziyaret ettim. Ama bu ailede acı yanında gerçekten millet olarak direncimizi gösteren ve benim de iftihar ettiğim iki kahraman hanımı bugün aramızda misafir etmekten de onur duyuyorum. Bundan yıllar önce, 7 yıl önce bir anne ve kız böyle bir katliamla, ırkçı Neo-Nazi örgütlerinin katliamıyla eşini ve babasını kaybetti. Büyük acılar yaşadılar ve en önemlisi en büyük acı da onun ölümünden sorumlu tutuldular ve soruşturma o temelde yürüdü, o temelde DNA testleri alındı, birçok çalışmalar yapıldı. Bu acıyı uzun yıllar yaşadılar, ama bizim milletimizin zor şartlarda nasıl direndiğinin güzel bir örneği, işte gurur verici bir örneği olarak boyun eğmediler, şartlara teslim olmadılar, anne ve kız birlikte Almanya’ya nasıl entegre olunması gerektiğini de gösterdiler. Gururla Türk olduklarını her yerde savundular. Ama aynı zamanda da Almanya’da büyük bir direnç göstererek Alman toplumu içinde kızımız en iyi bir şekilde eğitimini aldı ve o toplum içinde başı dik bir şekilde hayatlarını sürdürdüler. Geriye dönmeyi düşünmeden, birbirlerine yaslanarak, dayanarak hayatlarını sürdürdüler.

Ben, bu anne ve kızına, Gönül Hanım’a ve Tülin Hanım’a hoş geldiniz diyorum. Onların şahsında bütün Almanya’daki vatandaşlarımızı da temsilen ve bir şekilde katledilen vatandaşlarımızı da temsilen aramızda bulundukları için kendilerine teşekkür ediyorum. Gerçekten bir kahramanlık öyküsüdür. Bu milletin zor şartlarda nasıl direnebildiğinin öyküsüdür. Tekrar hoş geldiniz diyorum.

Yine ikinci unutamayacağım bir olaya geçmeden ki o değerli dostum Kostyantyn’le ilgili. Aramızda bulunan başka misafirimizi de zikretmek istiyorum, Edirne Valimiz Sayın Gökhan Sözer. Gökhan Bey bu Büyükelçiler Konferansımızın ikinci kısmına ev sahipliği yapacaklar ve Edirne’de birlikte olacağız, Serhat şehri Edirne’de. Geçen sene en doğudaydık, bu sene en batıda olacağız. Hasretle biraz burada yorulduktan sonra Edirne’de hep beraber bir baş şehrimizin havasını teneffüs ede ede tarihimizi hissedeceğiz.

Bir başka özel misafirimiz var, Türk Hava Yolları Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Hamdi Topçu. Dış politikamızın ufuklarını, havadaki ufuklarını da en iyi kavrayan insanlardan biridir kendisi ve dış politikamıza en büyük katkıları yapan insanlardan biridir. Kurum olarak da Türk Hava Yolları, biz nereye açılım yapmışsak, Hamdi Bey’e rica ettiğimizde oraya sefer başlattı. Bundan sonra birçok büyükelçi gelir sefer ister, bilmiyorum nasıl cevap verirsiniz Hamdi Bey ama, gerçekten Türk Hava Yolları son dönemlerin en önemli başarı hikayelerimizden biridir. Dünyanın en büyük hava yolu şirketleri arasına girmiştir ve dış politikamızda da büyük katkı yapmışlardır. Ben tekrar kendilerine hoş geldiniz diyorum.

Değerli dostuma mikrofonu vermeden önce, onunla ilgili de gerçekten bu sene minnet duygumu ifade eden bir hatıramı nakletmek istiyorum. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantılarında bana acil notuyla bir mesaj geldi bir dostumdan. Ukrayna’nın, Türkiye’nin ve İngiltere’nin birlikte büyük kültür değeri olan, büyük edebiyatçı Cengiz Dağcı vefat etmişti İngiltere’de. Hayatının bütünü, Kırım’dan sürgün edildikten sonra Kırım hayaliyle geçmiş, Kırım’ı en iyi şekilde anlatmış büyük bir edebiyatçıydı. Benim de çocukluğundan itibaren kitaplarını okuduğum bir edebiyatçı. Rahmetli Cengiz Dağcı’nın vefat haberi ulaştığında, Londra’da defnedileceğini öğrendiğimde Ukrayna’ya ve Ukrayna’nın çok değerli Dışişleri Bakanı Sayın Gryshchenko’ya tam bir güven içinde ailesine bir mesaj gönderdim. Ve mümkünse Ukrayna’da, Kırım’da, hayatı boyu hasretini çektiği topraklara defnedilmesi için izin vermelerini talep ettim. Ailesi izin verdi, daha sonra da gerçekten büyük bir insaniyet örneği gösterip Ukrayna Hükümeti, Devleti ve değerli dostum Sayın Gryshchenko Kırım’da defnine izin verdiler. Türkiye’den çok sayıda düşünür, yazar, edebiyatçı, sanatçıyla birlikte Ukrayna’ya gittik ve bu büyük edebiyatçıyı babasının doğduğu köye defnettik. Bunu belki de Dışişleri Bakanlığım dönemimde onurla yaptığım en büyük hizmetlerden biri olarak görüyorum Bakanlığımın ve bendenizin. Dolayısıyla da bu imkânı bize verdiği için, bu anlayışı gösterdiği için ve hayatı boyu hasretini çektiği topraklara bir edebiyatçıyı döndürdüğü için değerli dostum Gryshchenko’ya burada huzurlarınızda teşekkür etmek istiyorum. Cengiz Dağcı bizim ortak değerimizdi, büyük bir Ukrayna edebiyatçısıydı, Türkçe yazdığı için de biz onu aynı zamanda Türk edebiyatının temsilcisi görüyoruz. Orada ebedi istirahatına tevdi edildikten sonra da hep hatıramızda yaşayacak ve Türkiye-Ukrayna dostluğuna katkıda bulunacak.

Şimdi sözü değerli dostum Sayın Gryshchenko’ya bırakmak istiyorum. Çünkü kendisinden dinleyeceğimiz çok özel konular var. Hem Ukrayna’nın dış politika perspektifini dinleyeceğiz, hem de çok engin bir diplomasi tecrübesi olarak kendi şahsi tecrübelerini büyükelçilerimizle paylaşacak, çok istifade edeceğimizden eminim. Ayrıca teşekkür ediyorum, dün Türkiye-Ukrayna Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konferansını yaptık, konseyini topladık, çok önemli anlaşmalara imza attık, en önemlisi vizeyi kaldırdık. Bundan sonra Türkiye ile Ukrayna arasında herkes rahatlıkla gidip gelebilecek. Ama Sayın Gryshchenko bir jest daha yaptı. Dün bu konsey toplantısı sonrasında ebediyete intikal eden Havel’in cenazesine katılmak üzere Prag’a gitti ve sadece ve sadece bu toplantımıza katılmak için geri döndüler.

Ben tekrar kendilerine hoş geldiniz diyorum ve kendilerini buraya davet ediyorum sizlere hitap etmek üzere.