Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan'ın Umman Sultanlığı Dışişleri Bakanı Sayyid Badr Hamad Al Busaidi ile Ortak Basın Toplantısı, 8 Ocak 2026

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Değerli basın mensupları, kıymetli mevkidaşım, değerli kardeşim Umman Sultanlığı Dışişleri Bakanı Sayyid Badr Hamad Al Busaidi ve heyetini ülkemizde ağırlamaktan duyduğum memnuniyeti ifade ederek sözlerime başlamak istiyorum.

Bildiğiniz gibi Sayın Cumhurbaşkanımız geçtiğimiz yıl Ekim ayında Umman’a bir ziyaret gerçekleştirmişlerdi. Söz konusu ziyaret vesilesiyle 16 ayrı anlaşma imzalanmıştı.

Bugün değerli kardeşimle beraber, üzerinde çalışmakta olduğumuz projeleri ve geleceğe dönük planlamalarımızı ele aldık. İkili ticaret hacmimizi beş milyar Dolar seviyesine yükseltmek amacıyla çalışmalarımızı sürdürmekteyiz.

Geçtiğimiz ay bildiğiniz gibi, vize serbestisi uygulamasını başlatmıştık iki ülke arasında. Bu adım, ticaret ve turizm alanları başta olmak üzere birçok alanda ülkelerimize büyük fayda sağlayacak inşallah.

Savunma sanayii alanındaki iş birliğimizi de kazan-kazan anlayışıyla daha ileri taşımayı arzu ediyoruz. Bu alanda da yürüyen iyi projeler var.

Ekonomik, siyasi ve kültürel konularda hayata geçirebileceğimiz büyük potansiyel bulunmakta. Önümüzdeki dönemde teknik düzeyde çok sayıda toplantı gerçekleştireceğiz. Kardeşlik bağlarımız ve ortak vizyonumuz sayesinde iş birliğimizi daha da derinleştireceğimizden eminim.

Değerli arkadaşlar, bugünkü görüşmelerimizde bölgemizi ilgilendiren kritik meseleleri de ele aldık. Basın toplantısından sonra yapacağımız görüşmelerde de ele almaya devam edeceğiz, çünkü bölgemizde takip ettiğiniz gibi çok önemli gelişmeler vuku bulmakta.

Gündemimizdeki konuların başında Yemen’deki durum geliyor. Biliyorsunuz, Umman Yemen’le sınır bir ülke. Yemen’in güney vilayetlerinde yaşanan gelişmelerin bölgesel düzeyde istikrarsızlığa yol açma ihtimali bulunmaktadır. Umman dahil bölge ülkelerinin bu konudaki endişelerini ve hassasiyetlerini paylaşmaktayız.

Türkiye, Yemen’in egemenliğini, birliğini ve toprak bütünlüğünün muhafazasını güçlü biçimde desteklemektedir. Yemen’de anayasal meşruiyet temelinde kalıcı bir siyasi çözümün sağlanması gerektiğini yineliyoruz. Suudi Arabistan başta olmak üzere, bölge ülkelerinin sağduyulu ve yapıcı tutum sergilemeleri gerilimin büyümesine engel olmuştur. Cumhurbaşkanlığı Liderlik Konseyi’nin çağrısıyla Riyad’da düzenlenmesi öngörülen konferansın Yemen’in istikrarına katkı sağlamasını temenni ediyoruz.

Bildiğiniz üzere, Umman arabuluculuk konusundaki birikimiyle öne çıkan bir ülkedir. Umman, Yemen’de barış ve huzurun tesisi için de önemli çalışmalar yürütmektedir. Kıymetli kardeşime ve Umman Hükümeti’ne sorunların diplomasi yoluyla çözülmesi için yaptıkları çalışmalardan ötürü de ayrıca teşekkür ediyoruz.

Değerli arkadaşlar, bugün ayrıca Gazze’deki durumu da ele almaktayız. Uluslararası toplumun beklentisi, ateşkesin gereklerinin eksiksiz biçimde yerine getirilmesidir. Ancak, İsrail sivil halkı hedef almayı sürdürmekte ve ihtiyaç duyulan insani yardımın Gazze’ye ulaşmasına -yeteri miktar- izin vermemektedir. Ateşkesin ilanından bu yana İsrail tarafından öldürülen Gazzelilerin sayısı 420’yi geçmiştir. Barış Planı’nın ikinci aşamasına geçilirken sahada sükunetin sağlanması ve insani durumun iyileştirilmesi gerekmektedir. Bundan sonraki sürece ilişkin olarak Barış Kurulu ve Uluslararası İstikrar Gücü’nün oluşturulmasına dair gelişmeleri de yakından takip ediyoruz. Barış Kurulu’nun oluşumunun önümüzdeki günlerde açıklanmasını bekliyoruz.

Gazze’nin idaresini üstlenecek ve Filistinlilerden oluşacak Geçici Komite’nin de bir an önce belirlenmesi önem taşımakta. Bu Komite’nin üyelerin tespitine yönelik istişarelerin kısa zamanda sonuçlanmasını ümit ediyoruz.

Değerli arkadaşlar, daha önce de ifade etmiştik, Türkiye bakımından Gazze’nin geleceğine dair üç husus bizim için büyük önem taşımakta:

Birincisi, Gazze’nin bütünlüğünün korunması gerekmektedir. Hangi proje uygulanacaksa -imar için- uygulansın, Gazze’nin bütünlüğü korunmalıdır.

İkicisi, Gazze’nin Gazzeliler tarafından yönetilmesi hukuki ve vicdani bir sorumluluktur ve zorunluluktur.

Üçüncüsü, Gazze’de yaşayacak olan Gazzelilerdir ve bu bölgede yapılacak bütün imar faaliyetleri Gazzeliler için olmalıdır.

Bu hususlara riayet edildiği sürece gündemde olan girişimleri desteklemeyi sürdüreceğiz.

İsrail’in bölgemizi istikrarsızlaştırmaya yönelik politikalarına bildiğiniz gibi uzun süredir dikkat çekmekteyiz. Netanyahu çevredeki ülkelerin huzuruna ve refahına zarar vermek amacıyla her türlü fay hattını tetiklemeye çalışan son derece tehlikeli bir oyun oynamaktadır. Bu sinsi politikanın son örneğini de geçen hafta Somaliland’da gördük. İsrail’in Somaliland’ı tanımaya yönelik kararı hukuk dışıdır. Bu adım, bölgemize fitne sokmaya ve dayanışmayı zayıflatmaya yönelik bir girişimdir. Bölgemiz bu oyuna gelmemelidir. Somali Federal Cumhuriyeti’nin ve Somaliland bölgesinin geleceğine ilişkin tasarruflar ancak Somalililerin kendi iradesiyle belirlenebilir. Konuyu Türkiye olarak çok yakından takip etmekteyiz. İslam İşbirliği Teşkilatı Dışişleri Bakanları Konseyi’ni toplama kararı aldık, bu olağanüstü toplantıyı önümüzdeki günlerde inşallah Cidde’de yapacağız.

Değerli arkadaşlar, bildiğiniz üzere 6 Ocak'ta Ukrayna Konulu Toplantı vesilesiyle bulunduğum Paris'te Suriye Dışişleri Bakanı Sayın Şeybani ile bir araya gelmiştik. Suriye, Amerika ve İsrail arasında yürütülen üçlü görüşmelerin seyrini kendisiyle ele almıştık. Ayrıca, Suriye Hükümeti’nin geçen hafta “SDG” ile gerçekleştirdiği temasları etraflıca değerlendirmiştik. Türkiye olarak temennimiz, bölgedeki hassasiyetleri dikkate alan ve Suriye'ye istikrar getirecek bir mutabakata varılmasıdır.

Öte yandan, Halep'te sivil halka yönelik gerçekleştirilen saldırılar, “SDG”nin gerçek niyetiyle ilgili endişeleri ne yazık ki haklı çıkarmış ve barış çabaları konusunda karamsar bir tabloya yol açmıştır. Gelinen noktada “SDG”nin elindekileri her ne pahasına olursa olsun koruma ısrarı, Suriye'nin huzur ve istikrarına kavuşmasının önündeki en büyük engeldir. Bu uzlaşmaz tavır, Suriye'nin ve bölgemizin gerçeklerine aykırıdır. “SDG”nin teröre ve ayrılıkçılığa artık veda etmesi gerekmektedir.

Değerli arkadaşlar, bölgemizin barışa ve refaha her zamankinden daha fazla ihtiyacı vardır ve Türkiye bölgemizde barışın, istikrarın ve güvenliğin garantisi olmaya devam edecektir. Bu hedef doğrultusunda, sorumlu, ilkeli ve yapıcı bir dış politika izlemeye devam edeceğiz. Umman’la yürüttüğümüz yakın iş birliği bu anlayışın somut bir yansımasıdır. Diyalogdan, diplomasiden ve adaletten yana tutumumuzu sürdüreceğiz.

Değerli kardeşim Sayın Al-Busaidi'ye ve heyetine ziyaretleri için huzurlarınızda bir kez daha teşekkür ediyorum.

Şimdi sözü kendisine veriyorum.

UMMAN SULTANLIĞI DIŞİŞLERİ BAKANI SAYYID BADR HAMAD AL BUSAIDI- [SİMULTANE TERCÜME]

https://www.youtube.com/watch?v=HILvPfNa4Ho&&t=7m56s

SORU- Sorum Sayın Bakan Fidan’a olacak. Az önce kısaca değindiniz, ama Şam yönetimi Halep’te operasyonuna devam ediyor. Aynı zamanda, Suriye Hükümeti’nin “SDG” ile arasındaki görüşmeler ve ABD-İsrail-Suriye arasında bir süreç devam ediyor. Türkiye’nin bu gelişmelere doğrudan veya dolaylı olarak etkisi söz konusu mudur, Suriye’deki gelişmeleri nasıl değerlendirirsiniz?

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Değerli arkadaşlar, önemli bir soru. Biliyorsunuz, ulusal güvenliğimiz açısından Suriye’deki olayların seyri bizim için fevkalade önemlidir. Çok yakından takip ediyoruz. Gerekli bölgesel ve uluslararası ortaklarımızla da bir koordinasyon ve irtibat halindeyiz.

Şimdi birinci sorudan başlayacak olursak, geçen gün de ifade etmiştim. Bizim görmek istediğimiz, istikrar ve bölgesel barış. Bunun dışında bir hedefimiz yok. Fakat İsrail’in bölgedeki yayılmacılığı bu vizyonun tersine bir tablo ortaya çıkarmakta. Özellikle bölünmeden, kaostan ve zayıflıktan beslenen bir güvenlik stratejisi sahibiler. Bunun değişmesi lazım. Dolayısıyla biz Suriye, Amerika ve İsrail arasında yürütülen görüşmelerin bölgenin lehine, Suriye’nin toprak bütünlüğüne, güvenliğine, istikrarına olacak şekilde neticelenmesini temenni ediyoruz, teşvik ediyoruz. Yakından takip ediyoruz. Gerektiğinde direkt müdahil olmaktan da çekinmiyoruz. Tarafların hepsiyle konuşma konusunda hiçbir sıkıntımız yok. Çünkü vizyonumuz çok net, şeffaf. Cumhurbaşkanımız bunu defalarca ifade ettiler. Bizim hiç kimsenin toprağında gözümüz yok. Hiç kimsenin de hiç kimsenin toprağında, bölgede gözünün olmaması lazım. İsrail herkesin hakkına, hukukuna riayet ettiği sürece, Filistinlere devletini verdiği sürece orada da bir sıkıntı yok. Ama onun yerine, bölgede “böl-parçala-yut” politikalarını, yüzyıllar önce uygulamaya konmuş politikaların tekrar uygulamaya konmasının kimseye bir faydası yok. Biz bunları yakından takip ediyoruz.

Şimdi, son birkaç gündür devam eden Halep'teki olaylar maalesef son bir yıldır uyardığımız, tekrar tekrar defaatle dile getirdiğimiz hususun tecelli etmesi. “SDG” zamana oynamak yerine, bölgede sahici bir, kendi ülkesinde entegrasyon sürecini hayata geçirmeye başlamış olsaydı, bunların hiçbirini biz görmeyecektik. Bunun yerine bulunduğu her yerde taviz vermeden kalalım, menfaatimizi ilerletelim anlayışı maalesef ve maalesef kimseye fayda getirmiyor. Şu anda Suriye Hükümeti kurulduğundan bu yana bir yıldan biraz fazla bir süre geçmiştir. Artık kendi yaralarını sarmakta, terörle mücadele kapasitesini daha da ileri taşımakta ve belli konularda halkına artık hizmet götürmektedir. Şimdi zaman, ulusal birlik zamanıdır. “SDG”nin bu noktada üzerine düşeni yapması lazım. Fakat onun yerine, İsrail'le bir koordinasyon içerisinde İsrail'in bölgemizde yürüttüğü “böl-parçala-yönet” politikasına alet olacak bir aktöre dönüşmesi de maalesef tesadüf değil. Biz Yemen'de olanı, Somaliland’da olanı, Sudan'da olanı ve Suriye'de olanların hepsini artık aynı perspektiften, aynı mercekten görmeye başladık. Bu bizim kendi stratejik değerlendirmemiz. Zaten biliyorsunuz, Filistin'deki bölünmeyi ve işgali devam ettiren bir yapı var. Aynı işgali Lübnan'da da derinleştirmeye yönelik bir çaba var. İslam dünyasının kendisini tam toparlama aşamasına geçtiği bir sürede terörle mücadeleyi, DEAŞ’ı geride bırakmaya başladığı bir süreçte bölgede istikrarın, refahın ve bütünleşmenin oluşacağı bir dönemde başka bir aklın ayrılıkçı faaliyetleri desteklemeyi gündemde tutması ve bunların hepsini bir zihinle koordine etme çabası da tabii ki dikkatlerimizden kaçmıyor. Bizim gördüğümüz şu: Evvelce varılan mutabakatlara uygun şekilde “SDG” unsurlarının Şeyh Maksut ve Eşrefiye Mahallelerinden çekilmesi ve bu mahallelerin ağır silahlardan arındırılması, hükümetin görev ve sorumluluklarını şehrin tamamında yerine getirebileceği bir ortamın hayat bulması suretiyle Halep'teki durumun normalleşmesini temenni ediyoruz. Halep'te yaşayan Kürt kardeşlerimizin de, Ezidi kardeşlerimizin de, diğer bütün kardeşlerimizin de menfaati bundadır. Yani bırakın Suriye Hükümeti, Halep'in tamamında temel hizmetleri, güvenlik dahil yerine getirir bir durumda olsun. Şimdi siz Halep’in içerisinde şehir içinde ayrı bir şehir, yönetim içinde ayrı bir yönetim, bir paralel yapı, bir paralel devlet oluşturmaya çalışırsanız bunu hiçbir egemen devlet kabul etmez. Artık bu paralel yapıdan “SDG”nin kendisini çıkarması gerekiyor. Halep'te bütün vatandaşların lehine olacak bir tutumu benimsemesi gerekiyor.

Son iki gündür gerekli kurumlarımız istişare halindeler. Hem Suriye tarafıyla, hem şu anda Amerika tarafıyla yoğun görüşme içerisindeyiz. İnşallah daha fazla kan dökülmeden bu sorun çözülür sulhla, selametle. Ama dediğim gibi, maalesef “SDG” yürüyen bütün süreçlerin olumluluğuna rağmen pozitif adım atmakta direniyor, atmıyor. Türkiye'de bir iklim var, Ada’dan gelen mesajlar var, onlara yazılan direkt mektuplar var, verilen talimatlar var. Buna birebir direnen akıl var. Demek ki başka yerden başka talimatlar geliyor, başka duruş var veya ikili oynanma söz konusu bize. Kandil böyle bir talimatı şu ana kadar “SDG”ye vermiyor. “SDG”nin şu anda süreçte bir olumlu rol oynamaya ilişkin bir adımını görmedik. Ne Türkiye'nin güvenlik endişelerini hafifletmeye yönelik bir adımı var, ne de Suriye'deki istikrara hizmet edici, bütünleşici bir adımı var. Umarım, İsrail'le koordine etmekten bir an önce vazgeçerler. Bölgenin asli unsurlarıyla bu işi çözerler diye yakından takip ediyoruz.

SORU- Ben her iki Bakana da soru sormak istiyorum. Yemen’de Güney Geçiş Konseyi güçlerinin ele geçirdikleri yerlerden çekilme süreci ve Suudi Arabistan ile Birleşik Arap Emirlikleri diyalog sürecini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Her iki tarafla da temaslarınız var. Görüşmelerinizde özellikle hangi hususlarda telkinlerde bulunuyorsunuz?

UMMAN SULTANLIĞI DIŞİŞLERİ BAKANI SAYYID BADR HAMAD AL BUSAIDI - [SİMULTANE TERCÜME]

https://www.youtube.com/watch?v=HILvPfNa4Ho&&t=22m24s

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Değerli arkadaşlar; değerli meslektaşıma katılıyorum. Hem Suudi Arabistan, hem Birleşik Arap Emirlikleri bölgenin iki güçlü, değerli ülkesidir. Bizim de dostumuzdur. İslam İşbirliği Teşkilatı'nın değerli üyeleridir. Yıllardır ticari, ekonomik, siyasi, güvenlik birçok ilişkilerimiz de devam etmekte. Özellikle Körfez'in iki önemli, başat ülkesinin belli konularda olan anlaşmazlığını diyalog yoluyla çözümlemeleri fevkalade önemli. Bunun için her türlü zeminin olmasını… Ne gerekiyorsa biz de yapmaya hazırız. Her iki tarafla da temas halindeyiz. Bu kriz süresince de biliyorsunuz hem Sayın Cumhurbaşkanımız liderlerle görüştü, ben de yoğun bir telefon diplomasisiyle bir mesaj trafiği ve aktarım trafiğinde -taraflar arasında- bulunma durumunda oldum. Bu konuda dediğim gibi yanlış anlaşılmaların ortadan kalkması ve iki ülkenin hem Yemen öznesinde, hem diğer bölgesel sorunlarda yönetebilecekleri bir noktaya ulaşmaları önemli. Aradaki sorunların daha da büyütüldüğü, yönetilemediği bir durumda ortaya çıkacak tablonun biz hem Körfez için, hem bölgemiz için menfaat getireceğini düşünmüyoruz. Ama bununla beraber, konuşmamda da ifade ettim, bölgede olan gelişmelerin, özellikle son gelişmelerin Suudi Arabistan için oluşturduğu tehdidin de farkındayız. Bunları da çok yakında takip etmek gerekiyor.

Ben tekrar ilginiz için teşekkür ediyorum, sağ olun.

* Interpress deşifresidir.