DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Değerli basın mensupları, kıymetli heyet
üyeleri, hepiniz basın toplantımıza hoş geldiniz.
Bugün kıymetli kardeşim, Suriye Dışişleri Bakanı Sayın Esad Hasan Şeybani’yi
ülkemizde ağırlamaktan duyduğum memnuniyeti ifade ederek sözlerime başlamak
istiyorum.
Kendisine ve heyetine bir kez daha hoş geldiniz diyorum.
Bildiğiniz gibi, geçtiğimiz hafta sonu Şam’da Suriye Cumhurbaşkanı Sayın
Ahmed Şara ve kıymetli kardeşimle oldukça verimli görüşmeler
gerçekleştirmiştik. Bugün de ikili ilişkilerimizin gündemindeki konuları, iş
birliğimizi daha ileriye nasıl taşıyabileceğimizi ve bölgemizdeki sıcak
gelişmeleri tekrar etraflıca değerlendirme imkanı bulduk.
Malumunuz bölgemiz gerçekten çok sıcak günlerden geçiyor. Her türlü
istişareye, dayanışmaya, görüş alışverişine her zamankinden daha fazla
ihtiyacımız var. Bu, Türkiye olarak bizi bölgemizle daha fazla eş güdüm
içerisinde olmaya bir bakımdan mecbur kılıyor. Bölgemizin istikrarını,
güvenliğini ve huzurunu biz bir bütün olarak görüyoruz. Bu doğrultuda,
kalıcı istikrarın tesisi amacıyla bölge ülkeleriyle yakın eş güdüm halinde
yoğun gayretlerimizi kararlılıkla ilerletiyoruz.
Değerli basın mensupları, bölgemiz 28 Şubat’ta başlayan savaşla birlikte
yakın tarihinin en ciddi sınamalarından biriyle karşı karşıya kalmıştır.
Küresel ölçekte ciddi etkiler yaratan bu savaş karşısında, Sayın
Cumhurbaşkanımızın liderliğinde, komşularımızla ve ortaklarımızla yakın bir
iş birliği içerisinde ve temas trafiği içerisinde bulunduk. Bu
temaslarımızda, savaşa nihai bir son vermeye yönelik gayretleri sürekli
gündemde tuttuk ve bunun için çalıştık. Bu çerçevede, kardeş Pakistan’ın
aktif şekilde destek verdiğimiz girişimiyle varılan iki haftalık ateşkesi
büyük bir memnuniyetle karşılıyoruz. Ateşkesin sahada Lübnan’ı da kapsayacak
şekilde tam olarak uygulanmasını ve sürecin kalıcı bir barışa evrilmesini
temenni ediyoruz. Bunun yolunun ancak diyalog, diplomasi ve karşılıklı
güvenin yeniden tesis edilmesiyle mümkün olacağını tüm taraflara
vurguluyoruz. Bu çerçevede, Pakistan’da başlayacak görüşmelerde tarafların
uzlaşmacı, esnek, sabırlı ve yapıcı bir tutum sergilemeleri de ayrıca önem
taşımaktadır. Yaşanan krizlerden gerekli dersler çıkarılmalı. İsrail’in
müzakere sürecini sabote etmeye yönelik bilinen eylemlerine karşı
aklıselimle hareket edilmesi zaruridir. Özellikle dünya kamuoyunun da
İsrail’in muhtemel sabotaj hamlelerine karşı hazır olması ve gerekli tepkiyi
koyacak durumda olması da gerekmekte.
Ayrıca, İran ve Körfez ülkeleri arasındaki ilişkilerin daha sağlam bir
temele dayandırılarak normalleşmesi de dahil olmak üzere, bölgede yeni bir
güvenlik ve barış mimarisinin tesis edilmesini ümit ediyoruz. Türkiye olarak
bu süreçte aktif rol oynamaya ve gerekli her türlü katkıyı vermeye hazır
olduğumuzu tekrar ifade ediyorum.
Değerli basın mensupları, bölgemizde kalıcı barış ve huzurun en önemli yapı
taşlarından birisi de şüphesiz komşumuz Suriye'nin istikrarıdır. Suriye
halkı on dört yıl boyunca şiddet ve zulümle mücadele etmiş ve 8 Aralık
2024'te tarihi bir devrime imza atmıştır. Suriyeli kardeşlerimiz devrimden
bugüne kadar geçen kısa süre içerisinde, ülkelerinin siyasi ve ekonomik
açıdan yeniden imarı yolunda sabırla ve azimle ilerlemiş, istisnai bir
başarı kaydetmiştir. Gelinen noktada, Suriye'nin bölgemizdeki krizin menfi
yansımalarından uzak tutulması gerekliliği açıktır. Son dönemde Suriye’yle
yürüttüğümüz yoğun diplomasi trafiğinin arka planında da esasen bu amaç
yatmaktadır. Suriye'nin sürdürülebilir istikrara kavuşması sürecinde
kaydedilen ilerlemenin olumsuz etkilenmemesi önceliğimizdir. Türkiye, bu
yönde yürüttüğü çabalarında Suriye'nin her zaman yanında olacaktır.
Suriye’yle derdimiz ve tasamız bir, mutluluğumuz ortak, güvenliğimiz ve
istikrarımız birbirini tamamlar niteliktedir. Bu çerçevede, ülkede devam
eden entegrasyon sürecini de yakından takip etmekteyiz. Bu sürecin kesintiye
uğramadan, Suriye'nin ve komşularının selameti çerçevesinde nihayete
erdirilmesi ülkemiz açısından önem ve önceliğini korumaktadır. Miadı dolmuş
ve bazı çevreler nezdindeki kullanışlılığını bugün artık yitirmiş olan plan
ve projelere yeni Suriye'de yer olmayacaktır. Bölgemizde süregelen krizler
karşısında, Suriyeli kardeşlerimizin kapsayıcı bir anlayış etrafında
birleşip ülkeyi ileriye taşımaya odaklanması aklıselimin gereğidir. Bu
doğrultuda, anayasal vatandaşlık çerçevesinde Suriye'nin selameti ve
maslahatı dairesinde tüm Suriyelileri bir araya getiren toplumsal uzlaşmanın
tesisi gayretlerinde Suriye Hükümeti’nin yanında olmaya devam edeceğiz.
Kalıcı barış ve istikrar yönünde yoğun gayretlerimizi sürdürürken, bölgemizi
uçuruma sürükleyen esas unsuru göz ardı etmemeliyiz. Uluslararası toplumun
artık net bir şekilde idrak etmesi gereken hakikat şudur: İsrail
yayılmacılığı sona ermedikçe Orta Doğu'da kalıcı barış, istikrar ve
güvenliğin inşası mümkün olmayacaktır. İsrail'in bölgede kendi jeopolitik
hesaplarını dış müdahaleler yoluyla dayatmasına artık bir dur denmelidir.
Netanyahu hükümeti bugün hala savaş bahanesiyle Gazzelileri kıtlık
koşullarına mahkum etmekte, Batı Şeria’da iki devletli çözümü ortadan
kaldırmaya yönelik hukuksuz adımlarına her gün bir yenisini eklemekte, Doğu
Kudüs'te ibadet özgürlüğünü sistematik biçimde kısıtlamaktadır. İsrail,
Gazze'deki soykırımını şimdi Lübnan'a taşımaktadır. Bölgede ateşkesin daha
mürekkebi kurumadan, Lübnan'da çocuk veya sivil gözetmeksizin sürdürülen
İsrail saldırıları yüzlerce cana mal olmakta, bölgeyi daha da derin bir
insani krize sürüklemektedir. İsrail'in Lübnan'daki işgalinin
sonlandırılması ve sivil halkın korunması ertelenemez bir öncelik haline
gelmiştir.
Tüm bölgemizin huzuru ve küresel istikrar bakımından kritik önem taşıyan şu
hususu bir kez daha vurgulamak istiyorum: Netanyahu hükümetinin bölgedeki
ateşkesi ve yoğun gayretlerle tesis edilen müzakere süreçlerini bir kez daha
sabote etmesine kesinlikle izin verilmemelidir.
Değerli basın mensupları, bölgesel gelişmelerin uluslararası toplumun
dikkatini Filistin'den ayırmaması da ayrıca önem taşımaktadır. Gazze'de
ateşkes tesis edilmesine rağmen Filistin halkı, halen en temel insani
ihtiyaçlarına ulaşmakta zorluklar yaşamaktadır. İsrail'in ateşkes
kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirmesi ve yeniden inşa kapsamındaki
faaliyetlerin zaman kaybedilmeden başlaması gerekmektedir. Gazze'nin yeniden
imarı için Türkiye üzerine düşen görevleri yerine getirmekte kararlıdır.
Uluslararası hukukun ayaklar altına alındığı bu dönemde, İsrail'in Batı
Şeria’da yürüttüğü eylemleri de endişeyle takip ediyoruz. Uluslararası
toplumun, İsrail'in fiili durum yaratma adımlarına karşı gerekli tedbirleri
alması şarttır. Bu çerçevede uluslararası toplumu seferber etme çabalarımızı
da ortaklarımızla beraber yürütmekteyiz.
Değerli arkadaşlar, inanıyoruz ki istikrarını ve güvenliğini tam olarak
tesis etmiş bir Suriye, tüm bölgenin ve uluslararası toplumun yararınadır.
Bu anlayışı somut neticelere ulaştırmak amacıyla Suriyeli kardeşlerimizle
ortak gayretlerimizi ve üst düzeyli temaslarımızı önümüzdeki dönemde de her
alanda, her seviyede sürdürmeye devam edeceğiz. Nitekim bu ay
düzenleyeceğimiz Antalya Diplomasi Forumu'na Cumhurbaşkanı Sayın Şara'nın
iştirak edecek olmasını öğrenmekten memnuniyet duyduk.
Ülkemizi ziyaret eden kardeşim Sayın Şeybani'ye ve değerli heyetine bir kez
daha huzurlarınızda teşekkür etmek istiyorum.
Şimdi sözü değerli kardeşime veriyorum.
SURİYE DIŞİŞLERİ BAKANI ESAD HASAN ŞEYBANİ- [SİMULTANE TERCÜME]
https://www.youtube.com/live/D--BaxXD-WY?si=WwGkhFXBXEiCd5vO&t=544
SORU- İki sorum olacak. İlk sorum Sayın Bakan Fidan'a olacak. ABD ve İran
arasında geçici bir ateşkese varıldı. Bu ateşkes sürecini nasıl
değerlendirirsiniz? Ateşkesin kalıcı barışa evrilme ihtimalini nasıl
öngörüyorsunuz ve Türkiye'nin bu konudaki rolünü nasıl değerlendirirsiniz?
Bir diğer sorum da konuk Bakana olacak. Suriye'nin kuzeydoğusunun merkezi
hükümete entegrasyonunda gelinen son aşama ve bu entegrasyon sürecinin
bölgedeki gelişmelerden etkilenme durumunu nasıl değerlendirirsiniz?
Teşekkürler.
SURİYE DIŞİŞLERİ BAKANI ESAD HASAN ŞEYBANİ- [SİMULTANE TERCÜME]
https://www.youtube.com/live/D--BaxXD-WY?si=b1Dy9wpnpt3T87uF&t=1014
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Değerli arkadaşlar, Cumartesi günü başlaması
planlanan görüşmeler gerçekten savaşın durdurulması için şu andaki ortaya
konabilmiş tek somut mekanizma. Bir ateşkes eşliğinde bu görüşmelerin
yapılıyor olması aslında çok uzun tartışmalardan sonra savaş devam ederken
tarafların mutabık kalabildiği bir husus oldu. Biliyorsunuz iki tane görüş
vardı. “İlk önce tam kapsamlı bir anlaşmaya varalım sonra ateşkes olsun.”,
“Önce ateşkes olsun sonra anlaşmaya varalım.” görüşleri oldu, sonra ortada
birleşildi. Denildi ki “Ön çerçevede mutabık kalalım ne tartışacağımıza,
beraberinde de ateşkesle beraber bunu hayata geçirelim tartışmayı” diye
ortada bir buluşma oldu. Bunun için de Cumartesi günü görüşme başlayacak.
Burada tabii Pakistanlı kardeşlerimize çok teşekkür ediyoruz. Gerçekten her
türlü çabayı ortaya koydular. Taraflar tıkandığı zaman gerek biz, gerek
onlar sürekli sahnedeydik, “Nasıl açarız, nasıl daha yaratıcı çözümler
getiririz, her iki tarafı da dengede tutabilecek, oyunda tutabilecek?” hep
bunun arayışı içerisinde olduk. Gerçekten son üç-dört hafta sürekli yoğun
bir diplomasi ve akıl oyununun oynandığı bir süreç oldu ama olayların daha
çok başındayız.
Biliyorsunuz dün ateşkes ilan edildi, daha görüşmelere geçmeden hemen ilk
arıza ortaya çıktı. İsrail beklediğimiz gibi oyunbozanlığını yaptı ve
Lübnan'a o ana kadar gerçekleştirmediği çapta geniş kapsamlı bir hava
harekatı icra etti. Çok fazla sayıda sivilin ölümüne sebep olan bir hava
harekatıydı. Şimdi tabii İsrail'in bu provokasyonu eşliğinde devam edecek
olan bu görüşmeler haliyle zor geçecek olan görüşmeler. Şunu hatırlatmak
isterim. Tartışılacak olan konular çok zor başlıklar. Bunların bir kısmı
daha önce Amerika-İran arasında yapılan görüşmelerde çok sık tartışılmış
konulardı. Burada bir yere varılmıştı bir anlayış birliğine, özellikle
nükleer konularda. Ama şu anda orada bile birtakım gitgellerin olduğunu
görebiliyoruz, özellikle zenginleştirme konusunda. Ben burada şu anda bir
pozisyon belirtmek istemiyorum ki taraflar bu konuda daha rahat ve esnek
hareket edebilsinler. Ama nükleer konu en fazla tartıştıkları konuydu. O
konuda bile görüş farklılıkları olabilir.
Onun dışında daha önce tartışmadıkları ama bu savaş vesilesiyle devreye
giren yeni hususlar var. Bunlardan birisi Hürmüz Boğazı’nın bundan sonraki
durumu ve seyrüsefer emniyetinin geleceği. Çünkü Hürmüz Boğazı’nın sadece
Körfez ülkelerini değil, bütün küresel ekonomiyi çok yakından ilgilendiren
bir geçiş noktası olduğunu bütün dünya bu son bir aylık savaş sürecinde
hissetti ve çok negatif manada etkilerini gördü. Onun dışında bölgesel
güvenliğin de sağlanması, bölge ülkeleri ile İran'ın da açıkçası bu
vesileyle bir uzlaşma zeminine gitmesi ve aralarında bulunan örtülü veya
açık ne kadar problemli alan varsa, çok açık ve şeffaf bir şekilde ortaya
konması ve bunun da bir hale bağlanması gerekmekte. Türkiye olarak son bir
buçuk-iki yıldır, Cumhurbaşkanımızın liderliğinde oluşturduğumuz bölge
vizyonu var, bunu taraflara ifade etmekteyiz. Taraflar, özellikle bölgedeki
Arap ülkelerinin, bir kısmı Körfez'de bir kısmı Körfez dışında, İran’la olan
sorunlarını dışarıdan aktör çağırarak halletme arayışları, buna mukabil
İran'ın bölgede vekil unsurlar aracılığıyla yayılma girişimleri her zaman
için tarihsel olarak bölgede çok ciddi gerilimlere sebep olmuştur. Biz
bölgesel sahiplenme prensibinden hareketle, tarafların bir araya gelerek,
bölgenin evlatları olarak -artık bölgede bulunan ulus devletlerin sınırları
belli, bayrakları belli, bulundukları yerler belli- herkesin birbirine
saygıyı, egemenliğine saygıyı, toprak bütünlüğüne saygıyı deklare edecekleri
ve bunun etrafına bina ettikleri güvenlik, kalkınma gibi alanlarda iş
birliğini ilerletecekleri bir mekanizmayı esas görüyoruz. Bunu yapabiliriz
ve yapmalıyız.
Esasında bu savaş çıkmasaydı Türkiye bu konuda ileri adımlar atma yönünde
gidiyordu. Çünkü bölgedeki müttefiklerimiz de, ortaklarımız da, dostlarımız
da buna ikna olmuşlardı. Artık bölge savaşlardan yoruldu, bölge işgallerden
yoruldu, bölge terörden yoruldu, bölge iç savaşlardan yoruldu, bölge kandan
yoruldu artık. Bölgenin, ilk başta Müslümanların, bölgenin evlatlarının bir
arada barış ve huzur içinde yaşaması lazım. Sonra İsrail'in yayılmacılığıyla
ilgili uluslararası diplomatik çerçevede uluslararası aktörlerle beraber
gerekli tedbirleri alması lazım. Bölgenin kendi içindeki bölünmesini
bitirmesi lazım. Onun için “10 maddelik”, “9 maddelik”, “başka maddelik”
deklare edilen bu planlarda içinde bölgesel güvenliğin ve diğer konuların da
bulunduğu zor başlıklar da var. İki hafta yeterli olmayabilir. Eğer taraflar
mutabık kalırlarsa ateşkes bir müddet daha uzatılır ve görüşmeler devam
edebilir. Ama dileğimiz ve gayretimiz de o yönde olacak, bu müzakerelerin
iyi niyetle başlaması ve sonuca ulaşması. Dünyanın buna ihtiyacı var,
bölgenin buna ihtiyacı var. Hem İran, hem Amerika bunu yapabilecek
nitelikte. Bölge ülkeleri de her türlü yapıcı katkıyı vermeye hazırlar. Ben
günde bilmiyorum kaç telefon görüşmesi yaptığımızı. Bölge ülkeleriyle
sürekli kesintisiz bir iletişim halindeyiz. Bunun bir kısmını kamuoyuyla
paylaşıyoruz, bir kısmını paylaşmıyoruz ama yoğun bir koordinasyon
içerisindeyiz. Yürüyen barış görüşmelerine, bölgede olan bitene bölge
dışındaki ülkelerin, başta Avrupa Birliği ülkeleri olmak üzere,
Asya-Pasifik'te bulunan ülkeler olmak üzere, büyük ekonomilerin çok büyük
ilgisi var, yakından takip ediyorlar. Yakın dostluğu, müttefiki olan
Türkiye'yi bu ülkeler sürekli arayarak “Neredeyiz?”, “Ne oluyoruz?”, “Nereye
gidiyor?”, “Nasıl gidiyor?”, “Biz ne yapabiliriz, bir katkıda bulunabilir
miyiz?” diye sürekli bir iletişim trafiği cereyan etmekte.
Esas itibariyle burada şunu görüyoruz, daha önce de çeşitli vesilelerle
ifade etmiştim: Dünyanın görüş birliğinde ender bir araya geldiği birkaç
konudan biri haline geldi bu savaşın durdurulması ve savaşın başlamasının
bir hata olduğu. İran'a yönelik saldırıların bir hata olduğu yönünde bir
uluslararası konsensüs artık oluşmuş durumda. Ama bu tabii ki çok fazla
uluslararası platformlara şu anda yansıtılmıyor, bir anlayış birliği var. Bu
anlayış birliğini biz açıkçası var olan, şu anda başlayacak olan diplomatik
görüşmelere bir destek zemini olarak kullanma yönünde dostlarımıza
tavsiyelerde bulunuyoruz, çabalarımızı bu yönde ilerletiyoruz.
Kısacası değerli arkadaşlar, görüşmelere her türlü desteği vermeye devam
edeceğiz ama zor konu başlıkları var. Diğer taraftan İsrail'in
provokasyonları da devam ediyor. Özellikle İran'ı çok zor duruma koyacak
ciddi provokasyonlar var. İnşallah bütün bunlara rağmen iyilik ve barış
galip gelir, biz de bunu görürüz.
SORU- Her iki Bakana da sorum olacak. İlk sorum Sayın Bakan Fidan'a.
ABD-İran geçici ateşkesi yürürlüğe girer girmez İsrail'in tüm gücüyle
Lübnan'a saldırdığını görüyoruz. Buna biraz önce de değinmiştiniz. İsrail'in
bu tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu durum ateşkesi sizce olumsuz
etkiler mi?
Öte yandan, geçtiğiniz hafta Filistinli grupları ağırlamıştınız. Bu
çerçevede Gazze'deki son durum nedir?
Konuk Bakana ise, Lübnan'daki gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz diye
sormak isterim. Suriye'nin Hizbullah'a karşı harekete geçeceği yönünde
haberlerle ilgili görüşünüz nedir?
Teşekkürler.
SURİYE DIŞİŞLERİ BAKANI ESAD HASAN ŞEYBANİ- [SİMULTANE TERCÜME]
https://www.youtube.com/live/D--BaxXD-WY?si=eN4MA6GTW8EV-rcN&t=1636
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Değerli arkadaşlar, Lübnan'a yönelik
saldırılara ilişkin cevabımı bir önceki soruda da vermiştim. Bu açık bir
provokasyondur. Bunun altını çizmek istiyoruz. Hem Amerika’nın, hem
uluslararası toplumun buna çok ciddi bir tepki göstermesi gerekiyor.
Şimdi, Filistin meselesiyle ilgili, Gazze'de yürüyen görüşmelerle ilgili bir
soru yöneltildi. Değerli arkadaşlar, bu savaşın başından beri biliyorsunuz
bir konuya dikkat çektik: “Aman bu savaş devam ederken, buna ilişkin
gayretlerimizi yoğunlaştırırken lütfen dünya kamuoyu Gazze'de olup bitenden
de dikkatini almasın.” Çünkü bunu yaptığınız anda İsrail'in suistimal etme
mekanizması devreye giriyor.
Şimdi neredeyiz? Biliyorsunuz, Gazze Barış Planı'nın uygulanmasında çeşitli
aşamalar ortaya konmuştu. Birinci aşamada belli taraflara düşen
yükümlülükler var. Arabulucular olarak onların taraflar tarafından hayata
geçirilmesi için çalışmaya başladık. Şimdi bu esnada yeni oluşturulan Gazze
heyetinin de işin içinde şu anda aktif rol aldığını görüyoruz. Özellikle
Gazze Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov ve ofisinin de işe başladığını
görüyoruz. Biliyorsunuz Hamas heyeti geçtiğimiz hafta Türkiye'ye geldi.
Ondan önce de Türkiye'ye gelmişti. Bizler kendileriyle uzun uzun görüştük.
Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından da birinci toplantıdan sonra bir kabulleri
oldu, kendilerini de bilgilendirdiler.
Şimdi şöyle bir durumdayız: Birinci aşamanın uygulanmasında birtakım
problemler var. Hamas kendi üzerine düşeni büyük ölçüde yerine getirdi ama
İsrail'in bu aşamada, birinci aşamayla ilgili belli sözlere bağlı
kalmadığına ilişkin veriler, bulgular var ve Hamas haklı olarak, tabii
ikinci aşamaya geçmeden önce birinci aşamada İsrail tarafından yapılmamış
hususların hayata geçirilmesi konusunda ısrarcı ki ondan sonra ikinci
aşamaya geçelim. Bunlar nelerdir ağırlıklı olarak? Birçok konu var tabii.
Bunların başında insani yardımlara ilişkin miktarların söz verildiği veya
anlaşmada öngörüldüğü gibi bir türlü olmaması. İkincisi, hasta
hareketliliğine ilişkin, sınır kapılarının açık, özellikle Refah’ın açık
tutulmasına ilişkin politika hala bir istikrara kavuşmadı. Diğer taraftan,
Gazzelilerden müteşekkil 15 kişilik teknik yönetim heyetinin hala Gazze'ye
girip yönetimi devralmamış oluşu gibi birinci aşamaya ilişkin tamamlanmamış
konular var.
Şu anda heyetlerimiz Kahire'deler. İkinci görüşme için tekrar bir araya
gelmek için çalışıyorlar. Hem arabulucular kendi aralarında bir araya
geliyorlar, diğer taraftan Hamas'la da bir görüşme yapılması mümkünse
planlanıyor arabulucular tarafından ki ikinci aşamaya doğru nasıl gidilecek
onu görelim diye.
Biz diplomasiden, diyalogdan umudumuzu kesmiyoruz. Bütün gücümüzle bu alana
asılıyoruz. Bütün ortaklarımızla beraber bu işi koordine ediyoruz. Her türlü
provokasyon ortada var. Zorlama, engelleme var ama biz ısrarla bu yolu
ilerletmeye devam edeceğiz.
Dikkatiniz için, ilginiz için tekrar teşekkür ediyorum.
* Interpress deşifresidir.