Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan'ın Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani ile Ortak Basın Toplantısı, 13 Eylül 2026

SURİYE DIŞİŞLERİ BAKANI ESAD HASAN ŞEYBANİ- [SİMULTANE TERCÜME]

https://www.youtube.com/live/km_2wJqv6SA?si=axeNmmcMGFyDpyUu

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Değerli basın mensupları, öncelikle ev sahibimiz, değerli kardeşim, mevkidaşım, yol arkadaşımız Sayın Esad Hasan Şeybani’ye ve arkadaşlarına gösterdikleri misafirperverlik ve sıcak karşılama için çok teşekkür ediyorum. Sizler vesilesiyle, konuşmamın başında Cumhurbaşkanımızın en kalbi selam ve sevgilerini Suriye halkına buradan iletmek istiyorum.

Kardeşim de ifade etti: Türkiye-Suriye ilişkileri son iki yıldır inanılmaz bir ivme kazanmış durumda. Çünkü yeni, özgür Suriye kurulduktan sonra, Aralık 2024’ten itibaren, gerçekten Suriye sadece Türkiye’yle ilişkilerinde değil, adeta dünyayla ilişkilerinde de yeni bir başlangıç yapmak zorunda kaldı. Çünkü eski Suriye, bildiğiniz gibi, dünyadan izole edilmiş, kendi halkını baskı altına alan, adeta kanını emen, sömüren bir rejimdi. Eski Suriye’nin gitmesi, yeni Suriye’nin gelmesi, herkesin gördüğü gibi, bölgeye istikrar getiren, ülkeye barış getiren, ekonomik kalkınma getiren, terörle mücadeleyi daha da ilerleten bir husus olmuştur. Bunun için gerçekten hem bölge ülkelerinin hem uluslararası toplumun Sayın Ahmed Şara liderliğinde Suriye Hükümeti’nin yürüttüğü çalışmalara sadece desteği değil, takdiri de bulunmaktadır. Bu noktada, Suriye Devleti, Hükümeti, uluslararası toplumla, bölge ülkeleriyle ve Türkiye’yle her türlü alanda yapıcı iş birliğini geliştirme konusunda çok büyük gayret göstermekte. Biz de bunun yakından tanığıyız.

Değerli arkadaşlar, arkadaşım da ifade etti: Aramızda çok konu var; bu konuların ilerletilmesi için çok ciddi, sistemik bir çalışma yapmamız gerekiyor. Sayın Cumhurbaşkanımız, Cumhurbaşkanı Sayın Ahmed Şara’yla NATO Zirvesi marjında Türkiye’de buluştuklarında, Dışişleri Bakanlıklarına bir Ortak Planlama Grubu kurup iki ülke arasındaki bütün konuların olabildiğince hızlı ve profesyonel şekilde çözülmesi, ilerletilmesi konusunda talimat verdiler. Dolayısıyla kardeşimle çok sık buluşmamız gerekiyor. Sadece ikili ilişkilerimiz değil; bekleyen ticari, lojistik, kültürel, siyasi, ekonomik birçok konu var. Onların hepsinin teker teker envanterini çıkarıp, üstünden geçip, ne oluyor, nasıl gidiyoruz, bunlara bakmamız gerekiyor. Bu konuda, çok şükür, güzel adımlar atılıyor. Suriye’nin her geçen gün ekonomik olarak daha da kalkındığını, savaştan kaynaklanan yaralarını daha da fazla sarmaya başladığını görüyoruz. Bu sadece Suriye halkı için değil, gerçekten bölge için de önemli bir haber. İnşallah bölgemizdeki bütün savaşlar, bütün çatışmalar, bütün işgaller, tıpkı Suriye’de olduğu gibi teker teker mutlu bir şekilde sona erer ve bölgemiz hak ettiği huzura, refaha, emniyete kavuşur. Ama devam eden birçok kriz de var, biliyorsunuz. Onlara birazdan geleceğiz. Bugün onları da görüşme imkanımız oldu.

Konuştuğumuz konular arasında, Sayın Cumhurbaşkanımızın inşallah yakın gelecekte Suriye’ye bir ziyareti planlanmakta. Kendileri bu ziyareti çok uzun zamandır arzu etmekte. Şartları oluşturmaya çalışıyoruz. Bu ziyaretim vesilesiyle, kendisinin ziyareti öncesinde Ortak Planlama Grubu’nun yapabileceği çalışmaları gözden geçirdik. Bu açıdan da bu ziyaretimiz önem taşımakta.

Değerli arkadaşlar, biliyorsunuz, Suriye’de olumlu gelişmeler devam ediyor. Bunlardan biri de iç bütünleşme ile alakalı, son günlerde entegrasyon sürecindeki güzel haberlerdi. “SDG”nin kendini feshetmesi ve Suriye’nin devlet kurumlarına entegrasyonu yönünde yapmış olduğu deklarasyonu kıymetli buluyoruz. Önemli bir adım, önemli bir girişim; Suriye Hükümeti’nin yürüttüğü yapıcı çalışmalara verilen önemli bir yapıcı cevap. İnşallah bunun alanda vakit geçirilmeden pratiğe evrilmesini, sonuçlanmasını bekliyoruz. Bu deklarasyon aşaması önemli, ama bunun da tabii hayata geçmesi gerekiyor. Ülkedeki bütün silahlı unsurların merkezi devlet yapısı altında bütünleşmesi; Suriye’nin egemenliğinin, toprak bütünlüğünün ve toplumsal birliğinin güçlendirilmesi bakımından zaruridir. Sadece “SDG”nin değil, biliyorsunuz, iç savaş döneminden kalma ne kadar silahlı grup varsa, bunların hepsi teker teker Milli Ordu altında birleştiriliyor. Bu; ülkenin istikrarı için önemli, ülkeye yatırım getirilmesi için önemli, ülkenin milli bünyesinin güçlü olması için önemli, ülkedeki bütün vatandaşların kendilerini emin hissetmesi için önemli. Bu konudaki adımların hepsini tabii ki destekliyoruz. Entegrasyon sürecinin de inşallah en iyi şekilde sonuçlanmasını bekliyoruz. Yani burada Suriyelilerin, eşit vatandaşlık temelinde, hiçbir inancın, etnik kimliğin inkara ve takibata uğramadan, baskı altında kalmadan, özgürce kendilerini ifade etmeleri, yaşamaları önemlidir. Entegrasyon sürecinde, Kürt vatandaşlarımızın eskisinden daha fazla kendilerinden emin, daha özgür, daha müreffeh hissetmeleri amaçlanmalıdır. Türkiye’nin de perspektifi budur. Türkiye, Sayın Cumhurbaşkanımız özellikle, Suriye’deki, Irak’taki Kürt kardeşlerimizin refahı, istikrarı ve emniyeti için de büyük bir hassasiyet göstermektedir. Biz de bu konudaki bütün çalışmalarımızı ona göre yürütmekteyiz.

Değerli arkadaşlar, Suriye’de ekonomi başta olmak üzere diğer alanlarda, biliyorsunuz, çok gelişmeler kaydediliyor. “SDG”yi söyledik. Diğer taraftan, Amerika, Suriye’yi Terörizme Sponsor Olan Ülkeler Listesi’nden çıkardı. Bununla beraber Suriye’nin dünya ekonomisiyle yeniden bütünleşmesinin önündeki başlıca engellerden biri daha ortadan kalkmış oldu. Bu önemli bir haber. Özellikle yatırımcıları çok yakından ilgilendiren bir haber. Bankacılık açısından da finans açısından da önemli bir haber. Kendilerini tebrik ediyoruz.

Geçtiğimiz günlerde Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın gündeminde bulunan Suriye’nin nükleer dosyası da elhamdülillah kapatılmış durumda. Arkadaşlarımız gerçekten bu konuda çok profesyonel, uyumlu, iyi bir çalışma gösteriyorlar. Kendilerini de tebrik ediyoruz. Türkiye olarak da bu konuda her türlü yapıcı katkıyı vermeye gayret ediyoruz.

Özellikle eski rejimden miras kalan engellerden kardeşlerimiz sırasıyla, tek tek kurtulmakta. Ticaret Bakanımız Sayın Ömer Bolat, geçtiğimiz günlerde beraberinde geniş bir iş insanı heyetiyle Şam ve Halep’i ziyaret etti. Önümüzdeki dönemde karşılıklı yatırımları artırmayı ve orta vadede ikili ticaret hacmimizi 10 milyar dolara çıkarmayı hedefliyoruz. Özellikle enerji alanında önemli bir iş birliği potansiyeli olduğunu da tabii ki değerlendirmekteyiz. Bağlantısallık alanında da çalışmalarımızı hızlandırıyoruz. Özellikle Hürmüz Boğazı’nda son yaşanan olaylardan sonra, dünya ve bölge ekonomisinin nasıl krize girdiğini de gördük. Bağlantısallık giderek önem kazanmakta. Suriye’nin bu konuda hayati rol oynayacağını düşünüyoruz. Ürdün ve Suudi Arabistan üzerinden Körfez’e, Irak üzerinden doğuya, Türkiye üzerinden ise Avrupa’ya bağlanan bir Suriye var. Bunun haritada değil, aynı zamanda pratikte de inşa edilecek olan demir yolları, kara yolları, boru hatlarıyla hayata geçmesini biz arzu ediyoruz. Biliyorsunuz, şu anda bir demir yolu projesi var, Türkiye, Suudi Arabistan, Suriye’nin üzerinde çalıştığı. Bu güzergahı hem Körfez’e, hem Avrupa’ya bağlayan önemli bir proje. Bu konuda da yoğun bir çalışmamız var.

Değerli arkadaşlar, bütün bu olumlu tablo içerisinde bir tane olumsuz tablo var. Bölgeye ve dünyaya bu kadar umut veren bir Suriye varken, birdenbire Suriye’nin istikrarsızlaştırılması için gayret gösteren bir aktör var. O aktörün adını da biliyorsunuz: İsrail. İsrail’in izlediği politikalar olumlu gidişatın önündeki en ciddi engeli teşkil etmekte. Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü’ne yönelik gerçekleştirilen saldırı bunun en son örneklerinden biridir. Suriye’nin kendi topraklarında güvenliği sağlaması, terörizmle mücadele etmesi ve ulusal kapasitesini geliştirmesi, Suriye’nin egemenlik hakkıdır. İsrail’in saldırıları uluslararası toplumun terörizme karşı yürüttüğü ortak mücadeleye de zarar vermekte. İsrail, Suriye’nin askeri kapasitesini sistematik şekilde hedef alarak DEAŞ gibi terör örgütlerine dolaylı biçimde destek vermektedir.

Suriye’nin güneyindeki gelişmeleri de bu çerçevede yakından takip etmekteyiz. Burada yaşanan istikrarsızlıkta İsrail’in parmağının olduğunu biliyoruz. Zaten kendileri de bunu saklamıyorlar, açıktan söylüyorlar. Dürziler, Suriye toplumunun asli unsurlarından biridir ve geleceklerini Suriye’nin birlik ve bütünlüğü içerisinde görmektedir. Geçen yıl açıklanan Süveyda yol haritası; güvenliğin tesisi, kamu hizmetlerinin yeniden sağlanması ve toplumsal uzlaşı bakımından gerekli zemini sunmaktadır. Bu noktada ihtiyaç duyulan adım, üzerinde mutabık kalınmış bu çerçevenin hayata geçirilmesidir. Diğer yandan, İsrail’le güneyde varılacak kalıcı çözümün zemini de bellidir. 1974 Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması temelinde bir güvenlik düzenlemesi, bu bakımdan tek gerçekçi çerçeveyi oluşturmaktadır.

Uluslararası toplumdan bu konuda daha kararlı ve sonuç alıcı bir tutum bekliyoruz. Bugünkü görüşmemizde, İsrail’in uluslararası hukuka aykırı şekilde Suriye’nin egemenliğine kasteden adımları karşısında değerli kardeşim Şeybani’yle, Birleşmiş Milletler başta olmak üzere uluslararası kuruluşların nasıl daha etkin biçimde harekete geçirilebileceğini de etraflıca ele alma imkanı bulduk.

Biz, Suriye’nin, egemenliğini ve toprak bütünlüğünü tam olarak sağlamış, bütün toplumsal kesimlerin kendisini eşit biçimde ait hissettiği, komşuları için istikrar ve refah üreten bir ülke olmasını temenni ediyoruz ve bütün adımların da bu yolda atıldığını müşahede ediyoruz. Son dönemde elde edilen kazanımlar, bölgesel sahiplenme anlayışıyla hareket edildiğinde bunların mümkün olduğunu göstermektedir. Türkiye olarak, hem ulusal kapasitemizle hem de uluslararası toplumun geniş bir kesimiyle iş birliği halinde elimizden gelen çabayı ortaya koymaya devam edeceğiz. Suriyeli kardeşlerimizle her alanda yakın iş birliğimizi sürdüreceğiz.

Bu vesileyle tekrardan gösterilen misafirperverlik ve ilgi için değerli kardeşime, ev sahiplerimize, kıymetli heyetine teşekkür ediyorum.

Sayın basın mensuplarına da ilgileri için ayrıca teşekkür ediyorum.

SORU- [SİMULTANE TERCÜME] Sorum Sayın Bakanlara olacak. Türkiye-Suriye ilişkilerini gelecek süreçte nasıl değerlendiriyorsunuz ve şu anki koordinasyon sürecinden daha sürdürülebilir ve daha kalıcı bir iş birliğine dönüştürülebilecek alanlar nelerdir? Aynı zamanda sizler Türkiye-Suriye Ortak İş Konseyi’nin kurulduğunu açıklamıştınız. İlk toplantı ne zaman yapılacak ve gündemdeki başlıca maddeler neler olacak?

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Değerli arkadaşlar, bugün tabii Sayın Bakanımızla ve kıymetli heyetiyle konuşurken bu konuyu gündeme getirdik. Şu anda pozitif gündemde o kadar çok talep var ki, bunların hepsini gerçekten karşılamaya yönelik bir sistem kurmaya çalışıyoruz. Özellikle iş adamlarımızın her iki ülkeden de karşılıklı yatırım, ortaklık ve hareketlilikle ilgili talepleri bizim gündemimizi oldukça meşgul etmekte. Bu konuda daha iyi bir sistem nasıl kurarız, çok önemli. Yani bunun finans ayağı var; vize hareketliliği var; buradaki yapılacak işin durumuna göre iş ruhsatı, lisans, izin verme var; ortaklıklar var. Çok konu var ama mühim olan şu: İnanılmaz bir talep var. Var olan talebe yetişecek bir altyapıyı, zemini hemen, hızlıca oluşturmaya çalışıyoruz. Özellikle Türkiye’deki sanayi yatırımcılarının da ilgi gösterdiğini görmek bizim için aynı zamanda büyük bir memnuniyet veriyor. Çünkü sadece belli konularda, ihale, enerji konusunda değil, Türkiye'deki sanayicilerimizin, özellikle tekstil başta olmak üzere buraya büyük ilgisi var. İnşallah bunu daha da ileriye götüreceğiz. Biliyorsunuz, Türkiye’de uzun dönem kalmış, 10 yıldan fazla kalmış, 15 yıl kalmış Suriyeli kardeşlerimiz var. Bunlar iki ülkenin de dilini, kültürünü biliyorlar. Bunların gerçekten etkinleştirdiği, harekete geçirdiği bir iş “network”ü var, kültürel “network” var, sosyal “network” var. Bütün bunların hepsi, bizim bildiğimiz, bilemediğimiz birçok etkileşimi beraberinde getiriyor. Bu, iki ülke açısından önemli. Aynı zamanda bizim de iş alanlarımızı tanımlıyor. Tabii, kültürel konu demişken, bu konuda sağ olsun Sayın Bakanımızla da konuşurken, özellikle son günlerde yanlış anlaşılan, kamuoyuna farklı şekilde yansıyan Türkçe’nin seçmeli ders olarak müfredatta yer alma konusunda, o konuyu da belki kardeşim söyleyecektir, herhangi bir sıkıntı olmadığını kendileri bize ilettiler.

Uzun lafın kısası, değerli arkadaşlar, ikili ilişkileri en iyi şekilde ilerletmek için elimizden geleni yapıyoruz. Talep çok fazla, istek çok fazla, gereklilik çok fazla. Onun için liderlerimiz de bize talimat verdiler: “Bir Ortak Planlama ve Koordinasyon Kurulu kurun ve bunları yakından takip edin; işi bürokrasiye bırakmayın. Hızlı kararlar verin, hızlı kararlar alın. Kaybedecek vaktimiz yok. Suriye, bölge zaten çok fazla zaman kaybetti; bunu telafi etmemiz lazım.” Bizim kontrol ettiğimiz bürokrasiyi, bu ilişkileri engelleyen, engel çıkartan bir unsur olmaktan çıkarıp tam tersine destek veren, hızlandıran, itici bir güce dönüştürmemiz gerekiyor. Bu da bizim ev ödevimiz.

SURİYE DIŞİŞLERİ BAKANI ESAD HASAN ŞEYBANİ- [SİMULTANE TERCÜME]

https://www.youtube.com/watch?v=km_2wJqv6SA&t=23m29s

SORU- Ben her iki Bakana da iki soru yöneltmek istiyorum. Birincisi, 18 Ağustos’ta Ebu Zuhur Hava Üssü’ne İsrail’in yaptığı saldırı Türkiye ve Suriye arasındaki ilişkilerin gidişatını nasıl etkiledi? Olumsuz bir etki söz konusu oldu mu?

İkincisi, İsrail’in Suriye’de istikrarsızlaştırıcı eylemleri “SDG”nin entegrasyon sürecini tehdit ediyor mu aynı zamanda? Bu anlamda olumsuz bir süreç söz konusu olabilir mi? Teşekkür ediyorum.

SURİYE DIŞİŞLERİ BAKANI ESAD HASAN ŞEYBANİ- [SİMULTANE TERCÜME]

https://www.youtube.com/watch?v=km_2wJqv6SA&t=25m50s

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Değerli arkadaşlar, Sayın Bakanımız gerçekten güzel cevap verdi ama şunu tekrar hatırlatmak gerekiyor: Maalesef bölgede oluşan, oluşmaya başlayan huzur ikliminin yeni döneminde İsrail’in negatif bir rol oynadığını yıllardır görüyoruz. Bir türlü yapıcı ve pozitif role gelmek istemiyor. Bunun yerine yayılmacı ve yok edici, istikrarsızlaştırıcı bir politika takip etmeyi tercih ediyor. İsrail’in bölgede iki politikası var: Birincisi, Filistin topraklarını işgal ederek, Filistinlileri dışlayarak bir Filistin Devleti’nin kurulmasına izin vermemek. İkincisi, birinci dereceden sınır komşusu olan Suriye başta olmak üzere Lübnan, Ürdün ve Mısır gibi Arap-Müslüman ülkelerin hiçbir zaman için güçlü, ekonomik olarak müreffeh, istikrarlı, gelişmiş olmalarına izin vermemek. İsrail’in politikası bu. Çünkü bu ülkelerin gelişmiş ve müreffeh olmasını kendisine karşı bir tehdit unsuru olarak görüyor. Bu noktada, bu ülkelerdeki istikrarsızlığın devam etmesi için elinden geleni yapıyor. Halbuki uluslararası kamuoyu şunu kendilerine de iletmeli, iletiyorlar da… Biz bölge ülkeleri olarak da söylüyoruz: Bölgede herkes kendi sınırında kaldığı sürece, başkasının toprağına göz dikmediği sürece, başkasının istikrarsızlığı için gayret göstermediği sürece, herkese yetecek kadar ekonomik refah, mutluluk, barış var. Bunun peşinden gitmek gerekiyor. Ama İsrail maalesef öyle bir koşullanmışlık içerisinde ki, bunu Gazze soykırımında da gördük, kan dışında başka bir politikayı varsayımsal olarak bile düşünemiyor. Bütün bir bölge; tehdit ve düşmanlık dili üzerinden, saldırganlık üzerinden, varlık veya yokluk üzerinden değerlendiriliyor. Böyle bir zihinle, böylesine radikal ve fundamentalist bir zihinle, uluslararası toplumun farklı türden konuşacak bir dil geliştirmesi gerekiyor.

Ama son durum itibarıyla söyleyeceğimiz şu: Suriye’nin istikrarsızlaştırılması yönünde atılacak adımlar sadece Suriye’yi değil, bütün bölgeyi etkileyecek, hatta bölgenin ötesini etkileyecek adımlar. Bu konuda uluslararası toplum ve bölge ülkeleri, elinden gelen gayreti göstererek İsrail’i yürüdüğü bu yanlış yoldan döndürmelidir.

* Interpress deşifresidir.