SURİYE DIŞİŞLERİ BAKANI ESAD HASAN ŞEYBANİ- [SİMULTANE TERCÜME]
https://www.youtube.com/live/km_2wJqv6SA?si=axeNmmcMGFyDpyUu
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Değerli basın mensupları, öncelikle ev
sahibimiz, değerli kardeşim, mevkidaşım, yol arkadaşımız Sayın Esad Hasan
Şeybani’ye ve arkadaşlarına gösterdikleri misafirperverlik ve sıcak
karşılama için çok teşekkür ediyorum. Sizler vesilesiyle, konuşmamın başında
Cumhurbaşkanımızın en kalbi selam ve sevgilerini Suriye halkına buradan
iletmek istiyorum.
Kardeşim de ifade etti: Türkiye-Suriye ilişkileri son iki yıldır inanılmaz
bir ivme kazanmış durumda. Çünkü yeni, özgür Suriye kurulduktan sonra,
Aralık 2024’ten itibaren, gerçekten Suriye sadece Türkiye’yle ilişkilerinde
değil, adeta dünyayla ilişkilerinde de yeni bir başlangıç yapmak zorunda
kaldı. Çünkü eski Suriye, bildiğiniz gibi, dünyadan izole edilmiş, kendi
halkını baskı altına alan, adeta kanını emen, sömüren bir rejimdi. Eski
Suriye’nin gitmesi, yeni Suriye’nin gelmesi, herkesin gördüğü gibi, bölgeye
istikrar getiren, ülkeye barış getiren, ekonomik kalkınma getiren, terörle
mücadeleyi daha da ilerleten bir husus olmuştur. Bunun için gerçekten hem
bölge ülkelerinin hem uluslararası toplumun Sayın Ahmed Şara liderliğinde
Suriye Hükümeti’nin yürüttüğü çalışmalara sadece desteği değil, takdiri de
bulunmaktadır. Bu noktada, Suriye Devleti, Hükümeti, uluslararası toplumla,
bölge ülkeleriyle ve Türkiye’yle her türlü alanda yapıcı iş birliğini
geliştirme konusunda çok büyük gayret göstermekte. Biz de bunun yakından
tanığıyız.
Değerli arkadaşlar, arkadaşım da ifade etti: Aramızda çok konu var; bu
konuların ilerletilmesi için çok ciddi, sistemik bir çalışma yapmamız
gerekiyor. Sayın Cumhurbaşkanımız, Cumhurbaşkanı Sayın Ahmed Şara’yla NATO
Zirvesi marjında Türkiye’de buluştuklarında, Dışişleri Bakanlıklarına bir
Ortak Planlama Grubu kurup iki ülke arasındaki bütün konuların olabildiğince
hızlı ve profesyonel şekilde çözülmesi, ilerletilmesi konusunda talimat
verdiler. Dolayısıyla kardeşimle çok sık buluşmamız gerekiyor. Sadece ikili
ilişkilerimiz değil; bekleyen ticari, lojistik, kültürel, siyasi, ekonomik
birçok konu var. Onların hepsinin teker teker envanterini çıkarıp, üstünden
geçip, ne oluyor, nasıl gidiyoruz, bunlara bakmamız gerekiyor. Bu konuda,
çok şükür, güzel adımlar atılıyor. Suriye’nin her geçen gün ekonomik olarak
daha da kalkındığını, savaştan kaynaklanan yaralarını daha da fazla sarmaya
başladığını görüyoruz. Bu sadece Suriye halkı için değil, gerçekten bölge
için de önemli bir haber. İnşallah bölgemizdeki bütün savaşlar, bütün
çatışmalar, bütün işgaller, tıpkı Suriye’de olduğu gibi teker teker mutlu
bir şekilde sona erer ve bölgemiz hak ettiği huzura, refaha, emniyete
kavuşur. Ama devam eden birçok kriz de var, biliyorsunuz. Onlara birazdan
geleceğiz. Bugün onları da görüşme imkanımız oldu.
Konuştuğumuz konular arasında, Sayın Cumhurbaşkanımızın inşallah yakın
gelecekte Suriye’ye bir ziyareti planlanmakta. Kendileri bu ziyareti çok
uzun zamandır arzu etmekte. Şartları oluşturmaya çalışıyoruz. Bu ziyaretim
vesilesiyle, kendisinin ziyareti öncesinde Ortak Planlama Grubu’nun
yapabileceği çalışmaları gözden geçirdik. Bu açıdan da bu ziyaretimiz önem
taşımakta.
Değerli arkadaşlar, biliyorsunuz, Suriye’de olumlu gelişmeler devam ediyor.
Bunlardan biri de iç bütünleşme ile alakalı, son günlerde entegrasyon
sürecindeki güzel haberlerdi. “SDG”nin kendini feshetmesi ve Suriye’nin
devlet kurumlarına entegrasyonu yönünde yapmış olduğu deklarasyonu kıymetli
buluyoruz. Önemli bir adım, önemli bir girişim; Suriye Hükümeti’nin
yürüttüğü yapıcı çalışmalara verilen önemli bir yapıcı cevap. İnşallah bunun
alanda vakit geçirilmeden pratiğe evrilmesini, sonuçlanmasını bekliyoruz. Bu
deklarasyon aşaması önemli, ama bunun da tabii hayata geçmesi gerekiyor.
Ülkedeki bütün silahlı unsurların merkezi devlet yapısı altında
bütünleşmesi; Suriye’nin egemenliğinin, toprak bütünlüğünün ve toplumsal
birliğinin güçlendirilmesi bakımından zaruridir. Sadece “SDG”nin değil,
biliyorsunuz, iç savaş döneminden kalma ne kadar silahlı grup varsa,
bunların hepsi teker teker Milli Ordu altında birleştiriliyor. Bu; ülkenin
istikrarı için önemli, ülkeye yatırım getirilmesi için önemli, ülkenin milli
bünyesinin güçlü olması için önemli, ülkedeki bütün vatandaşların
kendilerini emin hissetmesi için önemli. Bu konudaki adımların hepsini tabii
ki destekliyoruz. Entegrasyon sürecinin de inşallah en iyi şekilde
sonuçlanmasını bekliyoruz. Yani burada Suriyelilerin, eşit vatandaşlık
temelinde, hiçbir inancın, etnik kimliğin inkara ve takibata uğramadan,
baskı altında kalmadan, özgürce kendilerini ifade etmeleri, yaşamaları
önemlidir. Entegrasyon sürecinde, Kürt vatandaşlarımızın eskisinden daha
fazla kendilerinden emin, daha özgür, daha müreffeh hissetmeleri
amaçlanmalıdır. Türkiye’nin de perspektifi budur. Türkiye, Sayın
Cumhurbaşkanımız özellikle, Suriye’deki, Irak’taki Kürt kardeşlerimizin
refahı, istikrarı ve emniyeti için de büyük bir hassasiyet göstermektedir.
Biz de bu konudaki bütün çalışmalarımızı ona göre yürütmekteyiz.
Değerli arkadaşlar, Suriye’de ekonomi başta olmak üzere diğer alanlarda,
biliyorsunuz, çok gelişmeler kaydediliyor. “SDG”yi söyledik. Diğer taraftan,
Amerika, Suriye’yi Terörizme Sponsor Olan Ülkeler Listesi’nden çıkardı.
Bununla beraber Suriye’nin dünya ekonomisiyle yeniden bütünleşmesinin
önündeki başlıca engellerden biri daha ortadan kalkmış oldu. Bu önemli bir
haber. Özellikle yatırımcıları çok yakından ilgilendiren bir haber.
Bankacılık açısından da finans açısından da önemli bir haber. Kendilerini
tebrik ediyoruz.
Geçtiğimiz günlerde Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın gündeminde bulunan
Suriye’nin nükleer dosyası da elhamdülillah kapatılmış durumda.
Arkadaşlarımız gerçekten bu konuda çok profesyonel, uyumlu, iyi bir çalışma
gösteriyorlar. Kendilerini de tebrik ediyoruz. Türkiye olarak da bu konuda
her türlü yapıcı katkıyı vermeye gayret ediyoruz.
Özellikle eski rejimden miras kalan engellerden kardeşlerimiz sırasıyla, tek
tek kurtulmakta. Ticaret Bakanımız Sayın Ömer Bolat, geçtiğimiz günlerde
beraberinde geniş bir iş insanı heyetiyle Şam ve Halep’i ziyaret etti.
Önümüzdeki dönemde karşılıklı yatırımları artırmayı ve orta vadede ikili
ticaret hacmimizi 10 milyar dolara çıkarmayı hedefliyoruz. Özellikle enerji
alanında önemli bir iş birliği potansiyeli olduğunu da tabii ki
değerlendirmekteyiz. Bağlantısallık alanında da çalışmalarımızı
hızlandırıyoruz. Özellikle Hürmüz Boğazı’nda son yaşanan olaylardan sonra,
dünya ve bölge ekonomisinin nasıl krize girdiğini de gördük. Bağlantısallık
giderek önem kazanmakta. Suriye’nin bu konuda hayati rol oynayacağını
düşünüyoruz. Ürdün ve Suudi Arabistan üzerinden Körfez’e, Irak üzerinden
doğuya, Türkiye üzerinden ise Avrupa’ya bağlanan bir Suriye var. Bunun
haritada değil, aynı zamanda pratikte de inşa edilecek olan demir yolları,
kara yolları, boru hatlarıyla hayata geçmesini biz arzu ediyoruz.
Biliyorsunuz, şu anda bir demir yolu projesi var, Türkiye, Suudi Arabistan,
Suriye’nin üzerinde çalıştığı. Bu güzergahı hem Körfez’e, hem Avrupa’ya
bağlayan önemli bir proje. Bu konuda da yoğun bir çalışmamız var.
Değerli arkadaşlar, bütün bu olumlu tablo içerisinde bir tane olumsuz tablo
var. Bölgeye ve dünyaya bu kadar umut veren bir Suriye varken, birdenbire
Suriye’nin istikrarsızlaştırılması için gayret gösteren bir aktör var. O
aktörün adını da biliyorsunuz: İsrail. İsrail’in izlediği politikalar olumlu
gidişatın önündeki en ciddi engeli teşkil etmekte. Ebu Zuhur Askeri Hava
Üssü’ne yönelik gerçekleştirilen saldırı bunun en son örneklerinden biridir.
Suriye’nin kendi topraklarında güvenliği sağlaması, terörizmle mücadele
etmesi ve ulusal kapasitesini geliştirmesi, Suriye’nin egemenlik hakkıdır.
İsrail’in saldırıları uluslararası toplumun terörizme karşı yürüttüğü ortak
mücadeleye de zarar vermekte. İsrail, Suriye’nin askeri kapasitesini
sistematik şekilde hedef alarak DEAŞ gibi terör örgütlerine dolaylı biçimde
destek vermektedir.
Suriye’nin güneyindeki gelişmeleri de bu çerçevede yakından takip
etmekteyiz. Burada yaşanan istikrarsızlıkta İsrail’in parmağının olduğunu
biliyoruz. Zaten kendileri de bunu saklamıyorlar, açıktan söylüyorlar.
Dürziler, Suriye toplumunun asli unsurlarından biridir ve geleceklerini
Suriye’nin birlik ve bütünlüğü içerisinde görmektedir. Geçen yıl açıklanan
Süveyda yol haritası; güvenliğin tesisi, kamu hizmetlerinin yeniden
sağlanması ve toplumsal uzlaşı bakımından gerekli zemini sunmaktadır. Bu
noktada ihtiyaç duyulan adım, üzerinde mutabık kalınmış bu çerçevenin hayata
geçirilmesidir. Diğer yandan, İsrail’le güneyde varılacak kalıcı çözümün
zemini de bellidir. 1974 Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması temelinde bir
güvenlik düzenlemesi, bu bakımdan tek gerçekçi çerçeveyi oluşturmaktadır.
Uluslararası toplumdan bu konuda daha kararlı ve sonuç alıcı bir tutum
bekliyoruz. Bugünkü görüşmemizde, İsrail’in uluslararası hukuka aykırı
şekilde Suriye’nin egemenliğine kasteden adımları karşısında değerli
kardeşim Şeybani’yle, Birleşmiş Milletler başta olmak üzere uluslararası
kuruluşların nasıl daha etkin biçimde harekete geçirilebileceğini de
etraflıca ele alma imkanı bulduk.
Biz, Suriye’nin, egemenliğini ve toprak bütünlüğünü tam olarak sağlamış,
bütün toplumsal kesimlerin kendisini eşit biçimde ait hissettiği, komşuları
için istikrar ve refah üreten bir ülke olmasını temenni ediyoruz ve bütün
adımların da bu yolda atıldığını müşahede ediyoruz. Son dönemde elde edilen
kazanımlar, bölgesel sahiplenme anlayışıyla hareket edildiğinde bunların
mümkün olduğunu göstermektedir. Türkiye olarak, hem ulusal kapasitemizle hem
de uluslararası toplumun geniş bir kesimiyle iş birliği halinde elimizden
gelen çabayı ortaya koymaya devam edeceğiz. Suriyeli kardeşlerimizle her
alanda yakın iş birliğimizi sürdüreceğiz.
Bu vesileyle tekrardan gösterilen misafirperverlik ve ilgi için değerli
kardeşime, ev sahiplerimize, kıymetli heyetine teşekkür ediyorum.
Sayın basın mensuplarına da ilgileri için ayrıca teşekkür ediyorum.
SORU- [SİMULTANE TERCÜME] Sorum Sayın Bakanlara olacak. Türkiye-Suriye
ilişkilerini gelecek süreçte nasıl değerlendiriyorsunuz ve şu anki
koordinasyon sürecinden daha sürdürülebilir ve daha kalıcı bir iş birliğine
dönüştürülebilecek alanlar nelerdir? Aynı zamanda sizler Türkiye-Suriye
Ortak İş Konseyi’nin kurulduğunu açıklamıştınız. İlk toplantı ne zaman
yapılacak ve gündemdeki başlıca maddeler neler olacak?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Değerli arkadaşlar, bugün tabii Sayın
Bakanımızla ve kıymetli heyetiyle konuşurken bu konuyu gündeme getirdik. Şu
anda pozitif gündemde o kadar çok talep var ki, bunların hepsini gerçekten
karşılamaya yönelik bir sistem kurmaya çalışıyoruz. Özellikle iş
adamlarımızın her iki ülkeden de karşılıklı yatırım, ortaklık ve
hareketlilikle ilgili talepleri bizim gündemimizi oldukça meşgul etmekte. Bu
konuda daha iyi bir sistem nasıl kurarız, çok önemli. Yani bunun finans
ayağı var; vize hareketliliği var; buradaki yapılacak işin durumuna göre iş
ruhsatı, lisans, izin verme var; ortaklıklar var. Çok konu var ama mühim
olan şu: İnanılmaz bir talep var. Var olan talebe yetişecek bir altyapıyı,
zemini hemen, hızlıca oluşturmaya çalışıyoruz. Özellikle Türkiye’deki sanayi
yatırımcılarının da ilgi gösterdiğini görmek bizim için aynı zamanda büyük
bir memnuniyet veriyor. Çünkü sadece belli konularda, ihale, enerji
konusunda değil, Türkiye'deki sanayicilerimizin, özellikle tekstil başta
olmak üzere buraya büyük ilgisi var. İnşallah bunu daha da ileriye
götüreceğiz. Biliyorsunuz, Türkiye’de uzun dönem kalmış, 10 yıldan fazla
kalmış, 15 yıl kalmış Suriyeli kardeşlerimiz var. Bunlar iki ülkenin de
dilini, kültürünü biliyorlar. Bunların gerçekten etkinleştirdiği, harekete
geçirdiği bir iş “network”ü var, kültürel “network” var, sosyal “network”
var. Bütün bunların hepsi, bizim bildiğimiz, bilemediğimiz birçok etkileşimi
beraberinde getiriyor. Bu, iki ülke açısından önemli. Aynı zamanda bizim de
iş alanlarımızı tanımlıyor. Tabii, kültürel konu demişken, bu konuda sağ
olsun Sayın Bakanımızla da konuşurken, özellikle son günlerde yanlış
anlaşılan, kamuoyuna farklı şekilde yansıyan Türkçe’nin seçmeli ders olarak
müfredatta yer alma konusunda, o konuyu da belki kardeşim söyleyecektir,
herhangi bir sıkıntı olmadığını kendileri bize ilettiler.
Uzun lafın kısası, değerli arkadaşlar, ikili ilişkileri en iyi şekilde
ilerletmek için elimizden geleni yapıyoruz. Talep çok fazla, istek çok
fazla, gereklilik çok fazla. Onun için liderlerimiz de bize talimat
verdiler: “Bir Ortak Planlama ve Koordinasyon Kurulu kurun ve bunları
yakından takip edin; işi bürokrasiye bırakmayın. Hızlı kararlar verin, hızlı
kararlar alın. Kaybedecek vaktimiz yok. Suriye, bölge zaten çok fazla zaman
kaybetti; bunu telafi etmemiz lazım.” Bizim kontrol ettiğimiz bürokrasiyi,
bu ilişkileri engelleyen, engel çıkartan bir unsur olmaktan çıkarıp tam
tersine destek veren, hızlandıran, itici bir güce dönüştürmemiz gerekiyor.
Bu da bizim ev ödevimiz.
SURİYE DIŞİŞLERİ BAKANI ESAD HASAN ŞEYBANİ- [SİMULTANE TERCÜME]
https://www.youtube.com/watch?v=km_2wJqv6SA&t=23m29s
SORU- Ben her iki Bakana da iki soru yöneltmek istiyorum. Birincisi, 18
Ağustos’ta Ebu Zuhur Hava Üssü’ne İsrail’in yaptığı saldırı Türkiye ve
Suriye arasındaki ilişkilerin gidişatını nasıl etkiledi? Olumsuz bir etki
söz konusu oldu mu?
İkincisi, İsrail’in Suriye’de istikrarsızlaştırıcı eylemleri “SDG”nin
entegrasyon sürecini tehdit ediyor mu aynı zamanda? Bu anlamda olumsuz bir
süreç söz konusu olabilir mi? Teşekkür ediyorum.
SURİYE DIŞİŞLERİ BAKANI ESAD HASAN ŞEYBANİ- [SİMULTANE TERCÜME]
https://www.youtube.com/watch?v=km_2wJqv6SA&t=25m50s
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Değerli arkadaşlar, Sayın Bakanımız gerçekten
güzel cevap verdi ama şunu tekrar hatırlatmak gerekiyor: Maalesef bölgede
oluşan, oluşmaya başlayan huzur ikliminin yeni döneminde İsrail’in negatif
bir rol oynadığını yıllardır görüyoruz. Bir türlü yapıcı ve pozitif role
gelmek istemiyor. Bunun yerine yayılmacı ve yok edici, istikrarsızlaştırıcı
bir politika takip etmeyi tercih ediyor. İsrail’in bölgede iki politikası
var: Birincisi, Filistin topraklarını işgal ederek, Filistinlileri
dışlayarak bir Filistin Devleti’nin kurulmasına izin vermemek. İkincisi,
birinci dereceden sınır komşusu olan Suriye başta olmak üzere Lübnan, Ürdün
ve Mısır gibi Arap-Müslüman ülkelerin hiçbir zaman için güçlü, ekonomik
olarak müreffeh, istikrarlı, gelişmiş olmalarına izin vermemek. İsrail’in
politikası bu. Çünkü bu ülkelerin gelişmiş ve müreffeh olmasını kendisine
karşı bir tehdit unsuru olarak görüyor. Bu noktada, bu ülkelerdeki
istikrarsızlığın devam etmesi için elinden geleni yapıyor. Halbuki
uluslararası kamuoyu şunu kendilerine de iletmeli, iletiyorlar da… Biz bölge
ülkeleri olarak da söylüyoruz: Bölgede herkes kendi sınırında kaldığı
sürece, başkasının toprağına göz dikmediği sürece, başkasının
istikrarsızlığı için gayret göstermediği sürece, herkese yetecek kadar
ekonomik refah, mutluluk, barış var. Bunun peşinden gitmek gerekiyor. Ama
İsrail maalesef öyle bir koşullanmışlık içerisinde ki, bunu Gazze
soykırımında da gördük, kan dışında başka bir politikayı varsayımsal olarak
bile düşünemiyor. Bütün bir bölge; tehdit ve düşmanlık dili üzerinden,
saldırganlık üzerinden, varlık veya yokluk üzerinden değerlendiriliyor.
Böyle bir zihinle, böylesine radikal ve fundamentalist bir zihinle,
uluslararası toplumun farklı türden konuşacak bir dil geliştirmesi
gerekiyor.
Ama son durum itibarıyla söyleyeceğimiz şu: Suriye’nin
istikrarsızlaştırılması yönünde atılacak adımlar sadece Suriye’yi değil,
bütün bölgeyi etkileyecek, hatta bölgenin ötesini etkileyecek adımlar. Bu
konuda uluslararası toplum ve bölge ülkeleri, elinden gelen gayreti
göstererek İsrail’i yürüdüğü bu yanlış yoldan döndürmelidir.
* Interpress deşifresidir.