Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın Macaristan Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Anita Orbán ile Ortak Basın Toplantısı, 8 Ekim 2026

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Değerli basın mensupları, bugün Ankara’da değerli bir misafirimiz var. Macaristan Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Sayın Anita Orbán’ı ve kıymetli heyetini ülkemizde, başkentimizde ağırlıyoruz. Kendilerine hoş geldiniz diyorum.

Bugün, huzurlarınıza gelmeden önce kendileriyle çok verimli bir toplantı gerçekleştirdik. Toplantımız, stratejik ortaklığımızı daha da güçlendirme istikametinde önemli bir adım teşkil etmekte. Toplantımız esnasında ikili ilişkilerimizin bütün veçhelerini ele alma imkanımız oldu. Biliyorsunuz, gelecek sene Macaristan’da gerçekleştireceğimiz bir Yüksek Düzeyli Stratejik İş Birliği Konseyi toplantısı var. Bunun hazırlıklarını da gözden geçirme imkanımız oldu.

2025 yılında 5 milyar doları aşan ikili ticaret hacmimizi, hedefimiz inşallah, gayet yoğun çalışmalarla 10 milyar dolar seviyesine taşımak. Bunun için neler yapılabilir, bunu tekrar gözden geçirdik.

Bugün Ticaret Bakanlarımız da kendi aralarında bir video-konferans gerçekleştirdiler. Ayrıca, savunma sanayii alanındaki iş birliğimizi de daha ileri taşımak için çalışıyoruz kendileriyle. Ortak üretim ve teknoloji geliştirme projelerinde birtakım mesafeler kat edildi. Bunlar daha ileri nasıl taşınır, bunun da arayışı içerisindeyiz. Savunma inovasyonu alanında oluşturduğumuz çalışma grubu da bu alanda somut çalışmalar yürütmekte.

Bu vesileyle, müttefikimiz Macaristan’daki NATO İleri Kara Kuvvetleri’ne katkı sağlamayı sürdüreceğimizi de ayrıca huzurlarınızda ifade etmek istiyorum.

Diğer yandan; enerji, ulaştırma ve bağlantısallık konularına da özel önem vermekteyiz. Türkiye, Macaristan’ı bu konuda önemli bir ortak olarak görmekte. Doğal gaz ve yenilenebilir enerji alanlarında yeni iş birliği projeleri üzerinde çalışmaktayız. Bu hususları Enerji Bakanlarımız çok detaylı biçimde kendi aralarında görüşüyorlar.

Müteahhitlik firmalarımız, Macaristan’daki büyük ölçekli yabancı yatırımlarda roller üstleniyor. Yeni hükümet döneminde de bu türden rollerin devam etmesi konusunda da bir genel fikir birliği oluştu. Buna ilaveten, Türk ürünlerinin Avrupa’ya taşınması bağlamında da Macaristan kritik bir rota teşkil etmekte. Bilim, teknoloji, eğitim, kültür ve turizm alanlarındaki ortak faaliyetlerimizi ilişkilerimizin geleceğine yapılan uzun vadeli bir yatırım olarak görüyoruz.

Değerli basın mensupları, Macaristan’ın Türk dünyasıyla sahip olduğu tarihi ve kültürel bağlar da bizim için son derece önemlidir. Bu çerçevede, Macaristan’ın gözlemci üye olduğu Türk Devletleri Teşkilatı’ndaki mevcudiyetini kıymetli buluyoruz ve bu iş birliğini daha da güçlendirmek istiyoruz.

Bugün sayın mevkidaşımla, Türkiye-AB ilişkileri ile güncel bölgesel ve uluslararası meseleleri de ele alma imkanımız oldu. Türkiye ve AB ilişkileri iki taraf için de, biliyorsunuz, kritik bir önem taşımakta. Biz Türkiye olarak, genişleme sürecinin adil ve kapsayıcı olması gerektiğini her fırsatta gündeme getiriyoruz. “Türkiye’nin üyelik süreci, AB üyesi ülkelerin iç siyasi tartışmalarına kurban edilmemelidir” diye defaatle de vurguluyoruz. Bu bağlamda, Macaristan’ın liyakat temelli yaklaşımını ve Türkiye’ye verdiği geleneksel desteği de açıkçası kıymetli buluyoruz.

Diğer taraftan, “Avrupa’nın güvenliği; Türkiye’nin güvenliğinden, ülkemizin imkan ve kabiliyetlerinden bağımsız düşünülemez” fikrindeyiz. Bu gerçekliğin ortak güvenlik politikalarına daha güçlü şekilde yansıtılması gerektiğini bu vesileyle tekrar etmek istiyorum. Güvenlik politikalarında kalıcı yapılaşmalara gitmeden önce bu tartışmaların çok nitelikli yapılması gerekiyor, aksi takdirde çok geç olabilir.

Değerli arkadaşlar, kıymetli mevkidaşımla bugün ayrıca Rusya ve Ukrayna arasında devam eden savaşı da ele aldık. Ukrayna’daki savaş, bölgesel ve küresel istikrara yönelik, maalesef, başlıca tehditlerden biri olmaya devam etmekte, aradan neredeyse beş yıl geçmiş olmasına rağmen. Savaşın başından bu yana çatışmaların Karadeniz’e sirayet etmemesini sağlamak için çok çalıştık. Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ni titizlikle uygulamamız ve Karadeniz Tahıl Girişimi, bu yaklaşımımızın somut örneklerinden oldu. Bugün ise savaşın Karadeniz’e yayılmakta olduğunu görmekteyiz.

Sivil gemilere yönelik artan saldırılar, bölgemizdeki can, mal, seyir ve çevre güvenliğine ciddi tehdit oluşturmakta. Karadeniz’in yeni bir çatışma cephesine dönüşmesine, bölge ülkeleri olarak, uluslararası toplum olarak, asla izin vermememiz gerekiyor. Ama maalesef, gördüğünüz gibi, bütün cephelerde savaş yaygınlaştıkça etkisini Karadeniz’de de gösteriyor. Bu konudaki uyarlarımızı, değerlendirmelerimizi her iki tarafa da yapmaktayız. Bu konuda birtakım çözüm önerilerimizi de her iki tarafa yapmaktayız. Ama şu anda kışa girmeden hemen önce, her iki taraf da birbirlerine belli bir askeri üstünlük sağlamak için muazzam bir saldırı içerisindeler. Bu, Karadeniz’deki seyrüsefer güvenliğini ciddi şekilde etkiliyor. Özellikle Türk bayraklı, Türk sahipli, Türk personelli gemilerin de bundan etkilendiğini görüyoruz, tabii diğer ülkelerin gemileriyle beraber, vatandaşlarıyla beraber. Bunun durması için elimizden geleni yapıyoruz. Olan sadece gemilere, personele olmuyor. Gemilerin taşıdığı özellikle tahılın uluslararası piyasalara ulaşamamasından dolayı, başta Afrika olmak üzere, birçok ülkede gıda güvenliğiyle ilgili sorunların oluştuğunu görüyoruz. Bunu da önlememiz gerekiyor.

Bugünkü toplantımızın ilişkilerimizin kurumsal yapısını tahkim ederek iş birliğimize yeni bir ivme kazandıracağına inanıyoruz.

Değerli mevkidaşım Sayın Orbán’a ve heyetine ziyaretleri için bir kez daha teşekkür ediyorum ve sözü kendisine bırakıyorum. Buyurun.

MACARİSTAN BAŞBAKAN YARDIMCISI VE DIŞİŞLERİ BAKANI ANİTA ORBÁN- Sayın Bakan, sevgili dostlar, sıcak karşılama için çok teşekkür ederim. Ülkelerimiz arasındaki iş birliğini daha da güçlendirmek için bugün mükemmel bir temel oluşturan, çok yararlı ve ileriye dönük görüşmeler yaptık. Ama izninizle, Macarca devam edeyim.

[SİMULTANE TERCÜME] https://www.youtube.com/live/IiNuVnWRhoE?si=vK-gA4toCbmWSUMp&t=425

SORU- Sorum Sayın Hakan Fidan’a olacak. 5 Ekim’de Riyad’da gerçekleşen toplantıda Mekke İttifakı’nın kurumsallaşması açısından önemli bir aşamaya gelindi. Önümüzdeki süreçte atılması planlanan adımlar nelerdir ve Türkiye’nin, askeri unsur göndermek dahil, üstleneceği rol nedir? Son olarak da anlaşmanın ne zaman Meclise sunulması bekleniyor? Çok teşekkürler.

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Değerli arkadaşlar, biliyorsunuz, 5 Ekim’de Riyad’da Olağanüstü Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi Toplantısı’na katıldık, Milli Savunma Bakanımız, Genelkurmay Başkanımızla beraber. Biliyorsunuz, bu üç makam aynı zamanda anlaşma gereği, Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi’nin üyelerini teşkil etmekte. Diğer ülkelerden de, Pakistan ve Suudi Arabistan’dan da, muhataplarımız bu düzeyde katıldılar.

Olağanüstü toplantıya katılmamızın ana nedenleri arasında, özellikle Suudi Arabistan’ın maruz kaldığı saldırıların görüşülmesi ve diğer taraftan, alınması gereken kurumsallaşmayla ilgili birtakım ciddi kararlar vardı, alt heyetlerimizin devam ettirdiği çalışmalar vardı. Özellikle askeri karargahın yapısı, Sekretarya’nın durumu, yeni Sekreter’in atanması gibi başlıca konular, kurumsallaşmayla ilgili maddeler arasındaydı. Bunlara ilişkin oylamalarımızı yaptık, kararlarımızı aldık. Bunlar hızlıca hayata geçiyor.

Şunu da memnuniyetle ifade etmek gerekiyor ki, anlaşma imzalanalı geçen süre çok az olmasına rağmen, kurumsallaşma ve pratik adımlar çok hızlı bir şekilde atılıyor. Taraflar bu konuda ciddi olduklarını, somut sonuçlar görmek istediklerini ortaya koydukları iradeyle de göstermiş oluyorlar.

Diğer taraftan, tabii özellikle Yemen’den yapılan saldırılara yönelik, Türkiye savunmaya ne türden katkıda bulunabilir Pakistan’la beraber, bunların da teknik değerlendirmeleri yapılıyor. Bu değerlendirmeler, ifade ettiğim gibi, askeri yetkililerimiz arasında devam etmekte. Savunmaya yönelik ne türden yardımlar yapılabilir, özellikle hava savunması, elektronik harp başta olmak üzere diğer teknik konularda nasıl yardım yapılabilir; bunlarla ilgili çalışmalar devam ediyor, askeri komiteler çalışıyor. Burada, zaman zaman ortaya konan ucuz siyasal retoriklerin gerçeklikle örtüşmediğini de ifade etmek istiyorum. Zaten arazide, Yemen’de, Yemen Meşru Hükümeti güçleri mevcut mücadeleyi devam ettirmekte. Suudi Arabistan onlara destek veriyor. Ama diğer taraftan da olayın barışla, diyalogla çözümlenmesi için biz elimizden geleni de yapıyoruz. Bu konuda Suudi Arabistan’ın yapıcı desteği var. Ama bunun adı, ifade ediyorum arkadaşlar, bir savunma anlaşması. Bu anlaşmaya taraf olan ülke saldırıya uğradığı zaman siz savunması için yanında olursunuz. Bu bir saldırı anlaşması değil. Türkiye başka bir ülkenin toprağına askerini gönderip orada bir saldırı yapmayacak.

Savunma anlaşması… Suudi Arabistan’da şu anda yaptığımız yardımların neticesi olarak, iş birliğinin neticesi olarak, bir savunma iş birliği oluşturuyoruz. Bu iş birliği, evrilen bir iş birliği. Askeri heyetlerimizin çalışarak alacakları kararlarla, operasyon alanında ne türden savunma tedbirlerine ihtiyaç var, Pakistan ne türden katkılar yapabilir, Türkiye ne türden katkılar yapabilir… Suudi Arabistan’ın zaten büyük bir askeri teçhizat altyapısı var; yıllar içerisinde temin ettiği, tedarik ettiği yüksek miktarda teçhizatı, silahı, savunma unsurları var. Ama tabii ki, müşterek planlama, harekat, analiz önemli. Askeri iş birliklerinin çok fazla çeşitleri var.

Diğer taraftan, bizim siyasi olarak uluslararası arenada, taraflar arasında neler yapılabilir, bölgeye daha büyük barış nasıl getirilebilir… Çünkü bunun İran ayağı var, İran’ın Amerika’yla yürüttüğü savaş var, bir tarafında başka konular var. Bütün bunların hepsini daha büyük bir resim içerisinde ele alarak götürmeye çalışıyoruz. Ama olayın… Mekke Savunma Anlaşması’nda ortaya konduğu gibi, bir müttefikiniz saldırıya uğrarsa onun yanında olmanız gerekiyor. Anlaşmanın Meclise gönderilmesi için gerekli çalışmalar nihayete ermiş durumda. Dün Cumhurbaşkanımıza da nihai arzımızı bu konuda yaptık. Bunu en kısa sürede Meclise sevk etme yönünde kararımız var. Biz kendi çalışmalarımızı hemen hemen bitirmiş durumdayız.

SORU- Ben Sayın Orban’a bir soru yöneltmek istiyorum. Sayın Bakan, yeni Macaristan Hükümeti’nin Avrupa Birliği’yle ilişkiler konusundaki yaklaşımı nedir? Ayrıca, hükümetinizin Türkiye’nin Avrupa Birliği üyelik sürecine yönelik tutumunu öğrenebilir miyiz? Teşekkürler.

MACARİSTAN BAŞBAKAN YARDIMCISI VE DIŞİŞLERİ BAKANI ANİTA ORBAN- [SİMULTANE TERCÜME]

https://www.youtube.com/live/IiNuVnWRhoE?t=1144&si=OZXuPs_qUpKaYP11

SORU- Sayın Bakanım, sorum size olacak. İsrail’in Gazze’ye yaptığı soykırımın başlamasının ardından üç yıl geçti ve İsrail’de yaklaşan bir seçim süreci var. Bu seçim sürecinde de İsrail saldırganlığı arttı. Bu kapsamda Gazze’deki son durumu ve İsrail’in başta Suriye olmak üzere bölgedeki saldırganlığını nasıl değerlendirirsiniz?

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Değerli arkadaşlar, biliyorsunuz, özellikle Gazze’de devam eden trajedinin, soykırımın durması ve kalıcı bir barışın gelmesi için var gücümüzle çalışmaktayız. Sadece biz değil, bölgedeki ortaklarımız, uluslararası ortaklarımız bu konuda elinden geleni yapmakta. Hem ikili, hem çok taraflı, hem bölgesel, hem küresel, ne kadar diplomasi aracı varsa, bunu kullanıyoruz. Cumhurbaşkanımız da yaptığı bütün görüşmelerde bu konuyu bir numaralı gündem maddesi olarak ayakta tutmakta.

Şimdi, birkaç tane katmanı var bu meselenin. Birincisi, Gazze’deki şu andaki insanlık dramının sona erdirilmesi ayağı. Bunun için, insani yardımların mümkün olan en yüksek miktarda gitmesi, Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi’nin içeriye girip yönetimi devralması ve Barış Planı’nın birinci aşamasının gereği olarak da Uluslararası İstikrar Gücü’nün Gazze’ye yerleşmesi gibi, atılması gereken adımlar var. Bu konuda, özellikle Gazze Barış Planı’nın maddelerinin hayata geçmesi için çalışıyoruz. Ama defaatle de ifade ettim, bunu uluslararası toplantılarda da gündeme getiriyorum: İsrail’in Gazze Barış Planı’nın uygulanmasıyla çok fazla alakası yok. Dolayısıyla yeni bir uluslararası baskı, Gazze’de devam eden bu dramın sona erdirilmesi için fevkalade önemli. Bu konudaki çalışmalar devam ediyor.

Maalesef Körfez’de ortaya çıkan savaş, son bir yıldır -Haziran 2025’ten itibaren- sürekli gündemimizi meşgul eden bu savaş, Gazze’ye yönelik yürütülen, Filistin’e yönelik yürütülen çalışmaları bir noktada, özellikle bölgedeki muhataplarımız nezdinde inkıtaya uğratmış gibi gözükse de, biz çok yönlü dış politika çabamız ve politikamız gereği buradan herhangi bir mini minnacık sapma bile göstermiyoruz. Sürekli bunu gündemde tutuyoruz.

En son biliyorsunuz, Cumhurbaşkanımız Birleşmiş Milletler’de Genel Kurul’a hitap ederken muazzam bir küresel çağrıda ve tespitte bulundu. Bunun altını da tabii, bu konuyla ilgili, çizmek gerekiyor. Bizim bundan sonra atacağımız adımları, bölgesel dinamikleri de hesaba katarak daha geniş bir perspektiften hep ele almamız gerekiyor. Çünkü sorun çok katmanlı bir sorun. Burada İsrail’in bölgesel yayılmacılığı, buna iten bir tarihsel “background” var ve İsrail’in kendi iç politika denklemi var. Yakında seçimler olacak. “Buradan büyük bir değişim bekliyor musunuz?” diye bana sorduğunuz zaman, ben dış politikasında çok fazla bir değişme olacağını açıkçası düşünmüyorum. Ama “Belli zeminler daha rahat konuşulabilir, daha rahat tartışılabilir, belli konularda daha ileri adımlar atılabilir yeni bir hükümetle.” diye uluslararası kamuoyunun bir beklentisi de açıkçası var. Tabii bu seçimlerden dolayı da belli konular beklemeye alınmış gibi gözüküyor.

Ama bu tabii ki bizim çalışmalarımızı, ifade ediyorum, hiçbir zaman için durdurmuyor. Gazze’de devam eden dramın, Batı Şeria’da başlayan toprak çalma eyleminin hızlandırılması meselesi ve Kudüs’te Mescid-i Aksa’ya yönelik planlanan sinsi operasyonların önlenmesi için her türlü çabayı biz her türlü platformda gösteriyoruz. Bu konuda hassasiyetimiz inanılmaz derecede yüksek. Sadece bir milli politika, bir inanç politikası olarak değil, rasyonel olarak stratejiye baktığınız zaman, bölgedeki ve küredeki bütün fay hatlarını tetikleyen bir sıkıntı ve bunun aslında kalıcı olarak çözümüne yönelik de Türkiye’nin geliştirdiği son derece yapıcı, yani İsrail’i, Filistin’i, bölge ülkelerini, herkesi içine katan, herkese güvenlik, istikrar ve mutlu bir gelecek sağlayacak olan bir vizyon, bir barış planı bizim zihnimizde var. Bunu taraflarla da konuşuyoruz. Ama tarafların bu noktaya gelmesi için, başta İsrail olmak üzere, yoğun bir diplomatik çabaya ihtiyaç var. Kararlı, yapıcı, sonuç alıcı çalışmalara devam edeceğiz.

* Interpress deşifresidir.