DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Değerli basın mensupları, bugün Ankara’da
değerli bir misafirimiz var. Macaristan Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri
Bakanı Sayın Anita Orbán’ı ve kıymetli heyetini ülkemizde, başkentimizde
ağırlıyoruz. Kendilerine hoş geldiniz diyorum.
Bugün, huzurlarınıza gelmeden önce kendileriyle çok verimli bir toplantı
gerçekleştirdik. Toplantımız, stratejik ortaklığımızı daha da güçlendirme
istikametinde önemli bir adım teşkil etmekte. Toplantımız esnasında ikili
ilişkilerimizin bütün veçhelerini ele alma imkanımız oldu. Biliyorsunuz,
gelecek sene Macaristan’da gerçekleştireceğimiz bir Yüksek Düzeyli Stratejik
İş Birliği Konseyi toplantısı var. Bunun hazırlıklarını da gözden geçirme
imkanımız oldu.
2025 yılında 5 milyar doları aşan ikili ticaret hacmimizi, hedefimiz
inşallah, gayet yoğun çalışmalarla 10 milyar dolar seviyesine taşımak. Bunun
için neler yapılabilir, bunu tekrar gözden geçirdik.
Bugün Ticaret Bakanlarımız da kendi aralarında bir video-konferans
gerçekleştirdiler. Ayrıca, savunma sanayii alanındaki iş birliğimizi de daha
ileri taşımak için çalışıyoruz kendileriyle. Ortak üretim ve teknoloji
geliştirme projelerinde birtakım mesafeler kat edildi. Bunlar daha ileri
nasıl taşınır, bunun da arayışı içerisindeyiz. Savunma inovasyonu alanında
oluşturduğumuz çalışma grubu da bu alanda somut çalışmalar yürütmekte.
Bu vesileyle, müttefikimiz Macaristan’daki NATO İleri Kara Kuvvetleri’ne
katkı sağlamayı sürdüreceğimizi de ayrıca huzurlarınızda ifade etmek
istiyorum.
Diğer yandan; enerji, ulaştırma ve bağlantısallık konularına da özel önem
vermekteyiz. Türkiye, Macaristan’ı bu konuda önemli bir ortak olarak
görmekte. Doğal gaz ve yenilenebilir enerji alanlarında yeni iş birliği
projeleri üzerinde çalışmaktayız. Bu hususları Enerji Bakanlarımız çok
detaylı biçimde kendi aralarında görüşüyorlar.
Müteahhitlik firmalarımız, Macaristan’daki büyük ölçekli yabancı
yatırımlarda roller üstleniyor. Yeni hükümet döneminde de bu türden rollerin
devam etmesi konusunda da bir genel fikir birliği oluştu. Buna ilaveten,
Türk ürünlerinin Avrupa’ya taşınması bağlamında da Macaristan kritik bir
rota teşkil etmekte. Bilim, teknoloji, eğitim, kültür ve turizm
alanlarındaki ortak faaliyetlerimizi ilişkilerimizin geleceğine yapılan uzun
vadeli bir yatırım olarak görüyoruz.
Değerli basın mensupları, Macaristan’ın Türk dünyasıyla sahip olduğu tarihi
ve kültürel bağlar da bizim için son derece önemlidir. Bu çerçevede,
Macaristan’ın gözlemci üye olduğu Türk Devletleri Teşkilatı’ndaki
mevcudiyetini kıymetli buluyoruz ve bu iş birliğini daha da güçlendirmek
istiyoruz.
Bugün sayın mevkidaşımla, Türkiye-AB ilişkileri ile güncel bölgesel ve
uluslararası meseleleri de ele alma imkanımız oldu. Türkiye ve AB ilişkileri
iki taraf için de, biliyorsunuz, kritik bir önem taşımakta. Biz Türkiye
olarak, genişleme sürecinin adil ve kapsayıcı olması gerektiğini her
fırsatta gündeme getiriyoruz. “Türkiye’nin üyelik süreci, AB üyesi ülkelerin
iç siyasi tartışmalarına kurban edilmemelidir” diye defaatle de
vurguluyoruz. Bu bağlamda, Macaristan’ın liyakat temelli yaklaşımını ve
Türkiye’ye verdiği geleneksel desteği de açıkçası kıymetli buluyoruz.
Diğer taraftan, “Avrupa’nın güvenliği; Türkiye’nin güvenliğinden, ülkemizin
imkan ve kabiliyetlerinden bağımsız düşünülemez” fikrindeyiz. Bu gerçekliğin
ortak güvenlik politikalarına daha güçlü şekilde yansıtılması gerektiğini bu
vesileyle tekrar etmek istiyorum. Güvenlik politikalarında kalıcı
yapılaşmalara gitmeden önce bu tartışmaların çok nitelikli yapılması
gerekiyor, aksi takdirde çok geç olabilir.
Değerli arkadaşlar, kıymetli mevkidaşımla bugün ayrıca Rusya ve Ukrayna
arasında devam eden savaşı da ele aldık. Ukrayna’daki savaş, bölgesel ve
küresel istikrara yönelik, maalesef, başlıca tehditlerden biri olmaya devam
etmekte, aradan neredeyse beş yıl geçmiş olmasına rağmen. Savaşın başından
bu yana çatışmaların Karadeniz’e sirayet etmemesini sağlamak için çok
çalıştık. Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ni titizlikle uygulamamız ve Karadeniz
Tahıl Girişimi, bu yaklaşımımızın somut örneklerinden oldu. Bugün ise
savaşın Karadeniz’e yayılmakta olduğunu görmekteyiz.
Sivil gemilere yönelik artan saldırılar, bölgemizdeki can, mal, seyir ve
çevre güvenliğine ciddi tehdit oluşturmakta. Karadeniz’in yeni bir çatışma
cephesine dönüşmesine, bölge ülkeleri olarak, uluslararası toplum olarak,
asla izin vermememiz gerekiyor. Ama maalesef, gördüğünüz gibi, bütün
cephelerde savaş yaygınlaştıkça etkisini Karadeniz’de de gösteriyor. Bu
konudaki uyarlarımızı, değerlendirmelerimizi her iki tarafa da yapmaktayız.
Bu konuda birtakım çözüm önerilerimizi de her iki tarafa yapmaktayız. Ama şu
anda kışa girmeden hemen önce, her iki taraf da birbirlerine belli bir
askeri üstünlük sağlamak için muazzam bir saldırı içerisindeler. Bu,
Karadeniz’deki seyrüsefer güvenliğini ciddi şekilde etkiliyor. Özellikle
Türk bayraklı, Türk sahipli, Türk personelli gemilerin de bundan
etkilendiğini görüyoruz, tabii diğer ülkelerin gemileriyle beraber,
vatandaşlarıyla beraber. Bunun durması için elimizden geleni yapıyoruz. Olan
sadece gemilere, personele olmuyor. Gemilerin taşıdığı özellikle tahılın
uluslararası piyasalara ulaşamamasından dolayı, başta Afrika olmak üzere,
birçok ülkede gıda güvenliğiyle ilgili sorunların oluştuğunu görüyoruz. Bunu
da önlememiz gerekiyor.
Bugünkü toplantımızın ilişkilerimizin kurumsal yapısını tahkim ederek iş
birliğimize yeni bir ivme kazandıracağına inanıyoruz.
Değerli mevkidaşım Sayın Orbán’a ve heyetine ziyaretleri için bir kez daha
teşekkür ediyorum ve sözü kendisine bırakıyorum. Buyurun.
MACARİSTAN BAŞBAKAN YARDIMCISI VE DIŞİŞLERİ BAKANI ANİTA ORBÁN- Sayın Bakan,
sevgili dostlar, sıcak karşılama için çok teşekkür ederim. Ülkelerimiz
arasındaki iş birliğini daha da güçlendirmek için bugün mükemmel bir temel
oluşturan, çok yararlı ve ileriye dönük görüşmeler yaptık. Ama izninizle,
Macarca devam edeyim.
[SİMULTANE TERCÜME]
https://www.youtube.com/live/IiNuVnWRhoE?si=vK-gA4toCbmWSUMp&t=425
SORU- Sorum Sayın Hakan Fidan’a olacak. 5 Ekim’de Riyad’da gerçekleşen
toplantıda Mekke İttifakı’nın kurumsallaşması açısından önemli bir aşamaya
gelindi. Önümüzdeki süreçte atılması planlanan adımlar nelerdir ve
Türkiye’nin, askeri unsur göndermek dahil, üstleneceği rol nedir? Son olarak
da anlaşmanın ne zaman Meclise sunulması bekleniyor? Çok teşekkürler.
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Değerli arkadaşlar, biliyorsunuz, 5 Ekim’de
Riyad’da Olağanüstü Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi Toplantısı’na
katıldık, Milli Savunma Bakanımız, Genelkurmay Başkanımızla beraber.
Biliyorsunuz, bu üç makam aynı zamanda anlaşma gereği, Stratejik Siyasi ve
Savunma Komitesi’nin üyelerini teşkil etmekte. Diğer ülkelerden de, Pakistan
ve Suudi Arabistan’dan da, muhataplarımız bu düzeyde katıldılar.
Olağanüstü toplantıya katılmamızın ana nedenleri arasında, özellikle Suudi
Arabistan’ın maruz kaldığı saldırıların görüşülmesi ve diğer taraftan,
alınması gereken kurumsallaşmayla ilgili birtakım ciddi kararlar vardı, alt
heyetlerimizin devam ettirdiği çalışmalar vardı. Özellikle askeri karargahın
yapısı, Sekretarya’nın durumu, yeni Sekreter’in atanması gibi başlıca
konular, kurumsallaşmayla ilgili maddeler arasındaydı. Bunlara ilişkin
oylamalarımızı yaptık, kararlarımızı aldık. Bunlar hızlıca hayata geçiyor.
Şunu da memnuniyetle ifade etmek gerekiyor ki, anlaşma imzalanalı geçen süre
çok az olmasına rağmen, kurumsallaşma ve pratik adımlar çok hızlı bir
şekilde atılıyor. Taraflar bu konuda ciddi olduklarını, somut sonuçlar
görmek istediklerini ortaya koydukları iradeyle de göstermiş oluyorlar.
Diğer taraftan, tabii özellikle Yemen’den yapılan saldırılara yönelik,
Türkiye savunmaya ne türden katkıda bulunabilir Pakistan’la beraber,
bunların da teknik değerlendirmeleri yapılıyor. Bu değerlendirmeler, ifade
ettiğim gibi, askeri yetkililerimiz arasında devam etmekte. Savunmaya
yönelik ne türden yardımlar yapılabilir, özellikle hava savunması,
elektronik harp başta olmak üzere diğer teknik konularda nasıl yardım
yapılabilir; bunlarla ilgili çalışmalar devam ediyor, askeri komiteler
çalışıyor. Burada, zaman zaman ortaya konan ucuz siyasal retoriklerin
gerçeklikle örtüşmediğini de ifade etmek istiyorum. Zaten arazide, Yemen’de,
Yemen Meşru Hükümeti güçleri mevcut mücadeleyi devam ettirmekte. Suudi
Arabistan onlara destek veriyor. Ama diğer taraftan da olayın barışla,
diyalogla çözümlenmesi için biz elimizden geleni de yapıyoruz. Bu konuda
Suudi Arabistan’ın yapıcı desteği var. Ama bunun adı, ifade ediyorum
arkadaşlar, bir savunma anlaşması. Bu anlaşmaya taraf olan ülke saldırıya
uğradığı zaman siz savunması için yanında olursunuz. Bu bir saldırı
anlaşması değil. Türkiye başka bir ülkenin toprağına askerini gönderip orada
bir saldırı yapmayacak.
Savunma anlaşması… Suudi Arabistan’da şu anda yaptığımız yardımların
neticesi olarak, iş birliğinin neticesi olarak, bir savunma iş birliği
oluşturuyoruz. Bu iş birliği, evrilen bir iş birliği. Askeri heyetlerimizin
çalışarak alacakları kararlarla, operasyon alanında ne türden savunma
tedbirlerine ihtiyaç var, Pakistan ne türden katkılar yapabilir, Türkiye ne
türden katkılar yapabilir… Suudi Arabistan’ın zaten büyük bir askeri
teçhizat altyapısı var; yıllar içerisinde temin ettiği, tedarik ettiği
yüksek miktarda teçhizatı, silahı, savunma unsurları var. Ama tabii ki,
müşterek planlama, harekat, analiz önemli. Askeri iş birliklerinin çok fazla
çeşitleri var.
Diğer taraftan, bizim siyasi olarak uluslararası arenada, taraflar arasında
neler yapılabilir, bölgeye daha büyük barış nasıl getirilebilir… Çünkü bunun
İran ayağı var, İran’ın Amerika’yla yürüttüğü savaş var, bir tarafında başka
konular var. Bütün bunların hepsini daha büyük bir resim içerisinde ele
alarak götürmeye çalışıyoruz. Ama olayın… Mekke Savunma Anlaşması’nda ortaya
konduğu gibi, bir müttefikiniz saldırıya uğrarsa onun yanında olmanız
gerekiyor. Anlaşmanın Meclise gönderilmesi için gerekli çalışmalar nihayete
ermiş durumda. Dün Cumhurbaşkanımıza da nihai arzımızı bu konuda yaptık.
Bunu en kısa sürede Meclise sevk etme yönünde kararımız var. Biz kendi
çalışmalarımızı hemen hemen bitirmiş durumdayız.
SORU- Ben Sayın Orban’a bir soru yöneltmek istiyorum. Sayın Bakan, yeni
Macaristan Hükümeti’nin Avrupa Birliği’yle ilişkiler konusundaki yaklaşımı
nedir? Ayrıca, hükümetinizin Türkiye’nin Avrupa Birliği üyelik sürecine
yönelik tutumunu öğrenebilir miyiz? Teşekkürler.
MACARİSTAN BAŞBAKAN YARDIMCISI VE DIŞİŞLERİ BAKANI ANİTA ORBAN- [SİMULTANE
TERCÜME]
https://www.youtube.com/live/IiNuVnWRhoE?t=1144&si=OZXuPs_qUpKaYP11
SORU- Sayın Bakanım, sorum size olacak. İsrail’in Gazze’ye yaptığı
soykırımın başlamasının ardından üç yıl geçti ve İsrail’de yaklaşan bir
seçim süreci var. Bu seçim sürecinde de İsrail saldırganlığı arttı. Bu
kapsamda Gazze’deki son durumu ve İsrail’in başta Suriye olmak üzere
bölgedeki saldırganlığını nasıl değerlendirirsiniz?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Değerli arkadaşlar, biliyorsunuz, özellikle
Gazze’de devam eden trajedinin, soykırımın durması ve kalıcı bir barışın
gelmesi için var gücümüzle çalışmaktayız. Sadece biz değil, bölgedeki
ortaklarımız, uluslararası ortaklarımız bu konuda elinden geleni yapmakta.
Hem ikili, hem çok taraflı, hem bölgesel, hem küresel, ne kadar diplomasi
aracı varsa, bunu kullanıyoruz. Cumhurbaşkanımız da yaptığı bütün
görüşmelerde bu konuyu bir numaralı gündem maddesi olarak ayakta tutmakta.
Şimdi, birkaç tane katmanı var bu meselenin. Birincisi, Gazze’deki şu andaki
insanlık dramının sona erdirilmesi ayağı. Bunun için, insani yardımların
mümkün olan en yüksek miktarda gitmesi, Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi’nin
içeriye girip yönetimi devralması ve Barış Planı’nın birinci aşamasının
gereği olarak da Uluslararası İstikrar Gücü’nün Gazze’ye yerleşmesi gibi,
atılması gereken adımlar var. Bu konuda, özellikle Gazze Barış Planı’nın
maddelerinin hayata geçmesi için çalışıyoruz. Ama defaatle de ifade ettim,
bunu uluslararası toplantılarda da gündeme getiriyorum: İsrail’in Gazze
Barış Planı’nın uygulanmasıyla çok fazla alakası yok. Dolayısıyla yeni bir
uluslararası baskı, Gazze’de devam eden bu dramın sona erdirilmesi için
fevkalade önemli. Bu konudaki çalışmalar devam ediyor.
Maalesef Körfez’de ortaya çıkan savaş, son bir yıldır -Haziran 2025’ten
itibaren- sürekli gündemimizi meşgul eden bu savaş, Gazze’ye yönelik
yürütülen, Filistin’e yönelik yürütülen çalışmaları bir noktada, özellikle
bölgedeki muhataplarımız nezdinde inkıtaya uğratmış gibi gözükse de, biz çok
yönlü dış politika çabamız ve politikamız gereği buradan herhangi bir mini
minnacık sapma bile göstermiyoruz. Sürekli bunu gündemde tutuyoruz.
En son biliyorsunuz, Cumhurbaşkanımız Birleşmiş Milletler’de Genel Kurul’a
hitap ederken muazzam bir küresel çağrıda ve tespitte bulundu. Bunun altını
da tabii, bu konuyla ilgili, çizmek gerekiyor. Bizim bundan sonra atacağımız
adımları, bölgesel dinamikleri de hesaba katarak daha geniş bir
perspektiften hep ele almamız gerekiyor. Çünkü sorun çok katmanlı bir sorun.
Burada İsrail’in bölgesel yayılmacılığı, buna iten bir tarihsel “background”
var ve İsrail’in kendi iç politika denklemi var. Yakında seçimler olacak.
“Buradan büyük bir değişim bekliyor musunuz?” diye bana sorduğunuz zaman,
ben dış politikasında çok fazla bir değişme olacağını açıkçası düşünmüyorum.
Ama “Belli zeminler daha rahat konuşulabilir, daha rahat tartışılabilir,
belli konularda daha ileri adımlar atılabilir yeni bir hükümetle.” diye
uluslararası kamuoyunun bir beklentisi de açıkçası var. Tabii bu seçimlerden
dolayı da belli konular beklemeye alınmış gibi gözüküyor.
Ama bu tabii ki bizim çalışmalarımızı, ifade ediyorum, hiçbir zaman için
durdurmuyor. Gazze’de devam eden dramın, Batı Şeria’da başlayan toprak çalma
eyleminin hızlandırılması meselesi ve Kudüs’te Mescid-i Aksa’ya yönelik
planlanan sinsi operasyonların önlenmesi için her türlü çabayı biz her türlü
platformda gösteriyoruz. Bu konuda hassasiyetimiz inanılmaz derecede yüksek.
Sadece bir milli politika, bir inanç politikası olarak değil, rasyonel
olarak stratejiye baktığınız zaman, bölgedeki ve küredeki bütün fay
hatlarını tetikleyen bir sıkıntı ve bunun aslında kalıcı olarak çözümüne
yönelik de Türkiye’nin geliştirdiği son derece yapıcı, yani İsrail’i,
Filistin’i, bölge ülkelerini, herkesi içine katan, herkese güvenlik,
istikrar ve mutlu bir gelecek sağlayacak olan bir vizyon, bir barış planı
bizim zihnimizde var. Bunu taraflarla da konuşuyoruz. Ama tarafların bu
noktaya gelmesi için, başta İsrail olmak üzere, yoğun bir diplomatik çabaya
ihtiyaç var. Kararlı, yapıcı, sonuç alıcı çalışmalara devam edeceğiz.
* Interpress deşifresidir.