Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan'ın Kanada Dışişleri Bakanı Anita Anand ile Ortak Basın Toplantısı, 17 Mart 2026

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Değerli basın mensupları, hepiniz hoş geldiniz.

Bugün, Kanada Dışişleri Bakanı değerli dostumuz Sayın Anita Anand, kendisi ve kıymetli heyeti bizim misafirimiz. Kendilerine huzurlarınızda hoş geldiniz diyorum.

Bugün kendisi için iyi ve yoğun bir program hazırladık. Gerçekten önemli kurumlarımızla görüşmeleri oldu. Türkiye-Kanada ilişkilerinin durduğu yer, kazanımları ve bundan sonra neler kazanabiliriz, o konularda çok yoğun görüş alışverişinde bulunduk. Bugün biz de bir araya geldiğimizde, ülkelerimiz arasındaki ilişkilerin genel seyrini, ilerlettiğimiz alanları, ilerletmemiz gereken alanları ve ne şekilde ilerleteceğimize ilişkin çok değerli fikir alışverişinde bulunduk. Biz, Kanada ile uzak coğrafyalarda yer almakla birlikte, küresel barış ve istikrara aynı vizyonda bakan iki köklü müttefikiz. G-20, AGİT ve OECD gibi platformlarda küresel sınamalara karşı ortak irade sergilemekteyiz. Değerli mevkidaşımla bölgesel ve küresel meselelerde yakın iş birliği içinde çalışmaktayız. Bu yapıcı diyaloğu, Sayın Mevkidaşımın gerçekleştirdiği bu ziyaretle daha da ileri bir noktaya taşımış olduk.

Bu bağlamda şunu özellikle belirtmek isterim ki; Sayın Cumhurbaşkanımız ve Kanada Başbakanı Sayın Mark Carney arasındaki liderler ilişkisi gerçekten ortak vizyona dayalı ve iki ülkenin çıkarını gözeten ve dünya barışına, ekonomisine de katkı yapmayı hedefleyen model bir ilişki olma yönünde. Bu iki liderin bize verdiği vizyoner stratejik yön, gerçekten önemli. Sayın Carney Başbakan olduğu andan itibaren gerçekten Kanada’nın hem dış politikasında, hem ekonomi politikalarında son derece olumlu, dramatik değişiklikler yapmakta, biz de bunu takdirle takip ediyoruz. “Bu politik değişiklikler hem dünya barışı, hem dünya ekonomisi için önemli bir anlam ifade ediyor” diye düşünüyoruz. Sayın Carney’nin Sayın Cumhurbaşkanımızın davetine icabetle, bu yıl içinde ülkemize gerçekleştirmesi öngörülen ziyaretin hazırlıklarını da büyük bir titizlikle yürütmekteyiz. Bölgemizde sıcak gelişmelerin yaşandığı bir dönemde gerçekleşecek bu ziyaretin, iş birliğimize ivme kazandıracak kritik bir eşik teşkil ettiğine inanıyoruz.

Değerli arkadaşlar, siyasi diyalogumuzda ortaya koyduğumuz bu iradenin ekonomik ve ticari ilişkilerimize de doğrudan yansıdığını büyük bir memnuniyetle görmekteyiz. Ocak ayında Ottava’da Ortak Ekonomik ve Ticari Komite’nin ikinci toplantısını çok şükür başarıyla icra ettik. Bu toplantıyla, ekonomik iş birliği potansiyelimizin ne derece geniş ve derin olduğunu somut olarak bir kez daha teyit etmiş olduk. Bu çerçevede, geçtiğimiz yıl 2,7 milyar Dolar olarak gerçekleşen toplam ticaret hacmimiz, önümüzdeki dönemde daha da ileri noktalara inşallah ulaşacak diye değerlendiriyoruz. Bunun yanı sıra, nükleer enerji başta olmak üzere, enerji sektöründe de iş birliğimizi kuvvetlendirecek önemli adımlar atmaktayız. Bugün kendisi Enerji Bakanımızla buluştular, Enerji Bakanımız daha önce Kanada'daydı. Yaptığımız bütün görüşmelerde gerek liderler arası, gerek bizim düzeyimizde özellikle enerji konusunda iki ülke arasındaki potansiyeli sürekli görmekteyiz.

Bugün kendisiyle savunma sanayii alanındaki ortaklığımızı da ele aldık. Bu alandaki iş birliğimizin üst seviyelere çıkarılması yönündeki güçlü irademizi bir kez daha ortaya koyduk. Ülkelerimizin mukayeseli üstünlüklere sahip olduğu bu kritik sektörde, suni engel ve kısıtlamalara mahal vermeksizin ortak projeler geliştirmemiz gerekmekte. Buna ilaveten, yakın çevremizde önemli krizlerin yaşandığı bir dönemde, Avrupa-Atlantik coğrafyasının güvenliğine yönelik katkılarımızı kararlılıkla sürdüreceğimizi bir kez daha teyit ettik. Bu noktada, AB üyesi olmayan Müttefiklerin AB'nin savunma ve güvenlik alanındaki girişimlerine dahil edilmeleri gerekmektedir. AB'nin yürüttüğü bu girişimlerin NATO ile tekrara düşmeyen, NATO'nun faaliyetlerini tamamlayıcı mahiyette ve tüm Müttefiklerin katkısına açık bir anlayışla yürütülmesi elzemdir.

Değerli basın mensupları, bugün bölgesel konularda masaya yatırdığımız ilk ve en sıcak başlık, şüphesiz İran'daki gelişmeler oldu. Körfez’de süren tırmanma bağlamında, ortak endişelerimiz de artmakta, bildiğiniz gibi savaş her geçen gün yaygınlaşmakta. Devam eden savaş, bölgesel güvenlik bakımından ciddi riskleri de beraberinde getirmekte; ayrıca, durdurulamadığı takdirde, bölge ülkeleri arasındaki ilişkilerde ve uluslararası düzende kalıcı hasarlara yol açma potansiyeline de sahiptir. Türkiye olarak, krizin yayılmasını önlemek ve taraflar arasında ortak bir zemin oluşturmak için en başından bu yana yoğun bir diplomatik çaba yürütmekteyiz. Barışın tesisi için diyalog kanallarının açık tutulmasının ve tüm tarafların endişelerinin bir müzakere çerçevesi içinde ele alınmasının elzem olduğuna inanmaktayız. Bölgemizde yaşanan savaşın, Rusya ile Ukrayna arasında barışın tesisine yönelik gayretleri sekteye uğratmaması gerektiğini düşünüyoruz. Bu sorunu sonlandırmaya yönelik diplomatik çabaların, uluslararası hukukun ve BM Şartı’nın temel ilkeleriyle uyumlu, kalıcı ve adil bir barışla bir an önce neticelenmesini umuyoruz. Müzakerelerin bir sonraki turunun en kısa sürede gerçekleştirilmesi için ev sahipliği yapmaya hazır olduğumuzu bir kez daha burada ifade ediyorum. Nitekim, buraya gelmeden önce, Sayın Meslektaşımla buluşmadan önce, bugün öğleden sonra Sayın Lavrov'la bir telefon görüşmem oldu. Burada da yürüyen müzakerelerle ilgili ve Türkiye'nin muhtemel katkılarıyla ilgili görüş alışverişinde bulunduk.

Değerli meslektaşımla bugün ayrıca Filistin ve Lübnan konularını da ele aldık. Bölgemizde süren savaş karşısında bir gerçeği unutmamalıyız: Gündem ne kadar değişirse değişsin, Gazze'de yaşanan trajedi değişmiyor. Netanyahu hükümetinin, Gazzelileri daha da ağır şartlara mahkum eden ateşkes ihlallerine göz yumulmamalıdır. Aynı zamanda Mescid-i Aksa'da ibadetin engellenmesi de kabul edilemez bir adımdır. Bu provokasyon karşısında herkes tek ses olmalıdır. İsrail'in Batı Şeria’da dayatmaya çalıştığı oldubittiler, iki devletli çözümü ciddi biçimde tehdit etmektedir. İsrail'in yeni krizleri fırsat bilerek, Filistin'de adil ve kalıcı çözüm çabalarını sekteye uğratmasına kesinlikle ama kesinlikle imkan tanınmamalıdır. Bugün ihtiyaç duyulan yaklaşım bellidir: Uluslararası toplum, iki devletli çözüm vizyonu etrafında çok daha güçlü bir dayanışma sergilemelidir. İsrail'in yıkıcı gündemi bununla da sınırlı kalmıyor, tüm bölgeye yayılıyor. Lübnan yeni bir savaşın sahası haline getirilmemelidir. Son olarak İsrail'in Lübnan'a yönelik başlattığı kara harekatı, sivil nüfus için şimdiden ağır sonuçlar doğurmaktadır. İsrail'in bu adımının işgale dönüşmesine izin verilmemelidir.

Değerli arkadaşlar, Türkiye ve Kanada, uluslararası arenada sergiledikleri vizyonla küresel ölçekte ağırlıkları giderek artan, krizler karşısında özgün söz söyleyebilen iki kilit aktördür. Gerek küresel, gerek bölgesel meselelerin çözümüne kavuşulmasına da ortak katkı sağlayacak biçimde iş birliğimizi her alanda derinleştirmemiz ve stratejik bir eksene oturtmamız mümkündür. Bunun da çalışması içindeyiz. Kanada’yla karşılıklı ortak menfaatlerimiz ve küresel barışın temini için ilişkilerimizi stratejik bir seviyeye taşımamız gerektiğine inanıyoruz. Temaslarımızı önümüzdeki dönemde de sürdürerek, iş birliğimizi kuvvetlendirmeyi hedefliyoruz.

Değerli mevkidaşıma ziyareti için bir kez daha teşekkür ediyorum.

Şimdi sözü kendisine veriyorum.

KANADA DIŞİŞLERİ BAKANI ANITA ANAND- [SİMULTANE TERCÜME] https://www.youtube.com/live/4E0T8ZZsL-g?si=-N3GfXkWrLupRxVL&t=510

SORU- Ben her iki Bakan’a da soru sormak istiyorum. İlk sorum Bakan Fidan'a. İran’la olan savaşta Dubai Havalimanı'nın hedef alınması, Laricani’nin öldürüldüğü iddiaları gibi gelişmeler gündemde. Bu çatışmaların uzaması halinde, özellikle enerji arzı güvenliği, ticaret yolları gibi alanlarda ortaya çıkabilecek risklere karşı öngördüğünüz senaryolar neler? Son duruma dair değerlendirme alabilir miyiz?

Kanadalı Bakan’a sorum ise şöyle: Başbakan Carney’nin geçtiğimiz ay Türkiye ile ilişkiler konusunda bazı beyanları oldu. Türkiye'yi NATO içinde “hayati bir ortak” olarak nitelendirdi ve savunma sanayii, nükleer enerji gibi alanları önemli iş birliği imkanları arasında ele aldı. Siz Türkiye'nin küresel ve bölgesel bakımdan konumunu ve Türkiye-Kanada ilişkilerinin geleceğini nasıl değerlendiriyorsunuz?

KANADA DIŞİŞLERİ BAKANI ANITA ANAND- [SİMULTANE TERCÜME] https://www.youtube.com/live/4E0T8ZZsL-g?si=_Cr7JmciaPfa-KzK&t=978

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Değerli arkadaşlar, sorduğunuz soru için teşekkür ediyorum.

Türkiye, bölgenin sorumlu bir ülkesi olarak gelişmeleri uzun yıllardır çok yakından takip etmekte. Maalesef olayların ne zaman hangi aşamaya geleceği yönünde bir öngörümüz oluyor. “Umarım kötü olanlar gerçekleşmez” diye de sürekli bir temenni içerisinde oluyoruz, eylem içerisinde oluyoruz. Bu savaştan önce de biliyorsunuz geçen sene süren 12 Gün Savaşı’nda aslında ortaya birtakım değerlendirmeler çıkmıştı. Onun akabinde böyle bir savaşın gelme ihtimalini, tarafların sadece hazırlık yaptığını görüyorduk, böyle bir yaygın kanaatimiz de vardı ve bu sefer bunun daha büyük yayılma riski göstermesini de bekliyorduk. Onun için yoğun bir çalışma içerisine girdik hem kendimiz, hem bölge ülkeleriyle gerçekten “Tıkanmış olan görüşmeleri tekrar nasıl başlatırız? Diplomasinin yolunu nasıl açarız? Bölgede bu yıkımı nasıl önleriz?” … Cumhurbaşkanımızın, bizim baştan beri en büyük gayretimiz hep bu yönde oldu. Türkiye'nin bütün etkisini, gücünü, dostları üzerindeki samimiyetini, bağını kullanarak bu ajandayı ilerletmek istedik ama günün sonunda maalesef savaş başladı. Amerika, İsrail'in de bastırmasıyla, İsrail'le beraber İran'a saldırdılar.

Buna mukabil İran bildiğiniz gibi bölge ülkelerine saldırdı ve şu anda bir yaygınlaşmış savaş var. Tabii hep kötünün kötüsü vardır, iyinin iyisi vardır. Kötü durumdan daha kötü duruma geçmemek için ne yapılabilir, bu sefer onunla meşgul oluyoruz ama son birkaç gündür gördüğünüz iki tane husus var: Birincisi, savaşın Lübnan'da da yaygınlaşmaya başladığını görüyorsunuz. İkincisi, konu Irak'ta giderek daha çetrefilli bir hale geliyor. Dolayısıyla, İslam dünyasının başına çökmüş olan bu savaş musibetinin bir an önce kaldırılması için ne türden adımlar atması gerektiği konusundaki gayretlerimiz bitmiyor.

Diğer taraftan tabii ki İsrail'in siyasi suikastları, özellikle İranlı devlet adamlarına, siyaset adamlarına yönelik yaptığı siyasi suikastlar, normal savaş hukukunun dışında olan gerçekten illegal faaliyetler. Bunların da bir an önce son bulması gerekiyor. Savaşın durdurulması için atılabilecek adımları görüşmek üzere yakında bir bölge ziyaretim olacak, yarından itibaren bölge ziyaretine çıkıyorum arkadaşlar. Bölge ülkeleriyle bir araya geleceğiz. Burada İnşallah hem Cumhurbaşkanımızın konuyla ilgili mesajlarını paylaşma, hem de Türkiye'nin bölgesel barışın nasıl kalıcı olacağına ilişkin değerlendirmelerini, tekliflerini paylaşmak istiyorum. Çünkü sadece bizim görüşlerimiz değil, değerli Kanadalı meslektaşımın da, az önce yukarıda tartıştığımızda bana söylediği gibi, birçok Batılı arkadaşımızın, Doğulu arkadaşlarımızın da görüşlerini aldık, değerlendirdik. Bunu diğer müttefiklerimiz de değerlendiriyor ve amacımız aynı: Herkesin kendisi sınırları içerisinde güvenlik ve egemenlik içinde yaşadığı, Filistinlilerin de devletinin olduğu, İran'ın, Arapların, bizim, hepimizin barış, huzur ve güvenlik içerisinde yaşadığı, egemenlik içinde yaşadığı bir coğrafya. Bunun olabilmesi mümkün, bu vizyonumuz var, bunun için çalışmaya büyük bir azimle devam edeceğiz.

SORU- Benim sorum her iki Bakan’a da olacak. Bölgedeki savaş ve çatışmaların sürdüğü bir dönemde İsrail Gazze’de ateşkes ihlallerine devam ediyor. Lübnan'da da bir kara harekatı başlattı, bu konudaki değerlendirmeleriniz nedir?

KANADA DIŞİŞLERİ BAKANI ANITA ANAND- [SİMULTANE TERCÜME] https://www.youtube.com/live/4E0T8ZZsL-g?si=az7nVFeWN-KFMM9G&t=1453

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Değerli arkadaşlar, İran’da savaş devam ederken diğer tarafta tabii ki Gazze'deki ve Lübnan'daki gelişmeleri de yakından takip ediyoruz. Gazze Barış Planı’nın öyle veya böyle hayata geçmesi için ne yapılması gerekiyorsa hem biz, hem müttefiklerimiz elimizden geleni yapıyoruz. Ama biliyorsunuz, Gazze konusunda beraber çalıştığımız bazı ülkeler, özellikle Ortadoğu'daki ülkeler şu anda savaş telaşı içindeler, orada ciddi bir sıkıntımız var. Ama biz özellikle insani yardımlar konusunda ve devam eden görüşmeler, kurumların hayata geçirilmesi, işleyişleri, bu konulardaki mesaimiz yoğun bir şekilde devam ediyor, arkadaşlarımız ve bizler çalışıyoruz.

Lübnan'da, Değerli Meslektaşımın da ifade ettiği gibi, şu anda özellikle sayıları 800 bini aşmış, 1 milyona doğru giden bir nüfusun yerlerinden edilmiş olması, artık bunlar şu anda ülke içerisinde yerlerinden edilmiş durumdalar. Ama savaş ve işgal yaygınlaşma gösterirse, bunun kalıcı bir mülteci krizine ve ülkelerinin sınırları dışında yer arayan sığınmacılara dönme ihtimali var. Bunun bir an önce durması gerekiyor. Dolayısıyla, uluslararası kamuoyunun her platformda, gerek Batı platformunda, gerek Doğu platformunda, Asya platformunda yaptığı Lübnan'ın işgalini durdurma çağrısı son derece yerinde. Biz de buna güçlü bir sesle destek veriyoruz, destek vermeye devam edeceğiz.

* Interpress deşifresidir.