DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Değerli basın mensupları, hepiniz hoş
geldiniz.
Bugün, Kanada Dışişleri Bakanı değerli dostumuz Sayın Anita Anand, kendisi
ve kıymetli heyeti bizim misafirimiz. Kendilerine huzurlarınızda hoş
geldiniz diyorum.
Bugün kendisi için iyi ve yoğun bir program hazırladık. Gerçekten önemli
kurumlarımızla görüşmeleri oldu. Türkiye-Kanada ilişkilerinin durduğu yer,
kazanımları ve bundan sonra neler kazanabiliriz, o konularda çok yoğun görüş
alışverişinde bulunduk. Bugün biz de bir araya geldiğimizde, ülkelerimiz
arasındaki ilişkilerin genel seyrini, ilerlettiğimiz alanları, ilerletmemiz
gereken alanları ve ne şekilde ilerleteceğimize ilişkin çok değerli fikir
alışverişinde bulunduk. Biz, Kanada ile uzak coğrafyalarda yer almakla
birlikte, küresel barış ve istikrara aynı vizyonda bakan iki köklü
müttefikiz. G-20, AGİT ve OECD gibi platformlarda küresel sınamalara karşı
ortak irade sergilemekteyiz. Değerli mevkidaşımla bölgesel ve küresel
meselelerde yakın iş birliği içinde çalışmaktayız. Bu yapıcı diyaloğu, Sayın
Mevkidaşımın gerçekleştirdiği bu ziyaretle daha da ileri bir noktaya taşımış
olduk.
Bu bağlamda şunu özellikle belirtmek isterim ki; Sayın Cumhurbaşkanımız ve
Kanada Başbakanı Sayın Mark Carney arasındaki liderler ilişkisi gerçekten
ortak vizyona dayalı ve iki ülkenin çıkarını gözeten ve dünya barışına,
ekonomisine de katkı yapmayı hedefleyen model bir ilişki olma yönünde. Bu
iki liderin bize verdiği vizyoner stratejik yön, gerçekten önemli. Sayın
Carney Başbakan olduğu andan itibaren gerçekten Kanada’nın hem dış
politikasında, hem ekonomi politikalarında son derece olumlu, dramatik
değişiklikler yapmakta, biz de bunu takdirle takip ediyoruz. “Bu politik
değişiklikler hem dünya barışı, hem dünya ekonomisi için önemli bir anlam
ifade ediyor” diye düşünüyoruz. Sayın Carney’nin Sayın Cumhurbaşkanımızın
davetine icabetle, bu yıl içinde ülkemize gerçekleştirmesi öngörülen
ziyaretin hazırlıklarını da büyük bir titizlikle yürütmekteyiz. Bölgemizde
sıcak gelişmelerin yaşandığı bir dönemde gerçekleşecek bu ziyaretin, iş
birliğimize ivme kazandıracak kritik bir eşik teşkil ettiğine inanıyoruz.
Değerli arkadaşlar, siyasi diyalogumuzda ortaya koyduğumuz bu iradenin
ekonomik ve ticari ilişkilerimize de doğrudan yansıdığını büyük bir
memnuniyetle görmekteyiz. Ocak ayında Ottava’da Ortak Ekonomik ve Ticari
Komite’nin ikinci toplantısını çok şükür başarıyla icra ettik. Bu
toplantıyla, ekonomik iş birliği potansiyelimizin ne derece geniş ve derin
olduğunu somut olarak bir kez daha teyit etmiş olduk. Bu çerçevede,
geçtiğimiz yıl 2,7 milyar Dolar olarak gerçekleşen toplam ticaret hacmimiz,
önümüzdeki dönemde daha da ileri noktalara inşallah ulaşacak diye
değerlendiriyoruz. Bunun yanı sıra, nükleer enerji başta olmak üzere, enerji
sektöründe de iş birliğimizi kuvvetlendirecek önemli adımlar atmaktayız.
Bugün kendisi Enerji Bakanımızla buluştular, Enerji Bakanımız daha önce
Kanada'daydı. Yaptığımız bütün görüşmelerde gerek liderler arası, gerek
bizim düzeyimizde özellikle enerji konusunda iki ülke arasındaki potansiyeli
sürekli görmekteyiz.
Bugün kendisiyle savunma sanayii alanındaki ortaklığımızı da ele aldık. Bu
alandaki iş birliğimizin üst seviyelere çıkarılması yönündeki güçlü
irademizi bir kez daha ortaya koyduk. Ülkelerimizin mukayeseli üstünlüklere
sahip olduğu bu kritik sektörde, suni engel ve kısıtlamalara mahal
vermeksizin ortak projeler geliştirmemiz gerekmekte. Buna ilaveten, yakın
çevremizde önemli krizlerin yaşandığı bir dönemde, Avrupa-Atlantik
coğrafyasının güvenliğine yönelik katkılarımızı kararlılıkla sürdüreceğimizi
bir kez daha teyit ettik. Bu noktada, AB üyesi olmayan Müttefiklerin AB'nin
savunma ve güvenlik alanındaki girişimlerine dahil edilmeleri gerekmektedir.
AB'nin yürüttüğü bu girişimlerin NATO ile tekrara düşmeyen, NATO'nun
faaliyetlerini tamamlayıcı mahiyette ve tüm Müttefiklerin katkısına açık bir
anlayışla yürütülmesi elzemdir.
Değerli basın mensupları, bugün bölgesel konularda masaya yatırdığımız ilk
ve en sıcak başlık, şüphesiz İran'daki gelişmeler oldu. Körfez’de süren
tırmanma bağlamında, ortak endişelerimiz de artmakta, bildiğiniz gibi savaş
her geçen gün yaygınlaşmakta. Devam eden savaş, bölgesel güvenlik bakımından
ciddi riskleri de beraberinde getirmekte; ayrıca, durdurulamadığı takdirde,
bölge ülkeleri arasındaki ilişkilerde ve uluslararası düzende kalıcı
hasarlara yol açma potansiyeline de sahiptir. Türkiye olarak, krizin
yayılmasını önlemek ve taraflar arasında ortak bir zemin oluşturmak için en
başından bu yana yoğun bir diplomatik çaba yürütmekteyiz. Barışın tesisi
için diyalog kanallarının açık tutulmasının ve tüm tarafların endişelerinin
bir müzakere çerçevesi içinde ele alınmasının elzem olduğuna inanmaktayız.
Bölgemizde yaşanan savaşın, Rusya ile Ukrayna arasında barışın tesisine
yönelik gayretleri sekteye uğratmaması gerektiğini düşünüyoruz. Bu sorunu
sonlandırmaya yönelik diplomatik çabaların, uluslararası hukukun ve BM
Şartı’nın temel ilkeleriyle uyumlu, kalıcı ve adil bir barışla bir an önce
neticelenmesini umuyoruz. Müzakerelerin bir sonraki turunun en kısa sürede
gerçekleştirilmesi için ev sahipliği yapmaya hazır olduğumuzu bir kez daha
burada ifade ediyorum. Nitekim, buraya gelmeden önce, Sayın Meslektaşımla
buluşmadan önce, bugün öğleden sonra Sayın Lavrov'la bir telefon görüşmem
oldu. Burada da yürüyen müzakerelerle ilgili ve Türkiye'nin muhtemel
katkılarıyla ilgili görüş alışverişinde bulunduk.
Değerli meslektaşımla bugün ayrıca Filistin ve Lübnan konularını da ele
aldık. Bölgemizde süren savaş karşısında bir gerçeği unutmamalıyız: Gündem
ne kadar değişirse değişsin, Gazze'de yaşanan trajedi değişmiyor. Netanyahu
hükümetinin, Gazzelileri daha da ağır şartlara mahkum eden ateşkes
ihlallerine göz yumulmamalıdır. Aynı zamanda Mescid-i Aksa'da ibadetin
engellenmesi de kabul edilemez bir adımdır. Bu provokasyon karşısında herkes
tek ses olmalıdır. İsrail'in Batı Şeria’da dayatmaya çalıştığı oldubittiler,
iki devletli çözümü ciddi biçimde tehdit etmektedir. İsrail'in yeni krizleri
fırsat bilerek, Filistin'de adil ve kalıcı çözüm çabalarını sekteye
uğratmasına kesinlikle ama kesinlikle imkan tanınmamalıdır. Bugün ihtiyaç
duyulan yaklaşım bellidir: Uluslararası toplum, iki devletli çözüm vizyonu
etrafında çok daha güçlü bir dayanışma sergilemelidir. İsrail'in yıkıcı
gündemi bununla da sınırlı kalmıyor, tüm bölgeye yayılıyor. Lübnan yeni bir
savaşın sahası haline getirilmemelidir. Son olarak İsrail'in Lübnan'a
yönelik başlattığı kara harekatı, sivil nüfus için şimdiden ağır sonuçlar
doğurmaktadır. İsrail'in bu adımının işgale dönüşmesine izin verilmemelidir.
Değerli arkadaşlar, Türkiye ve Kanada, uluslararası arenada sergiledikleri
vizyonla küresel ölçekte ağırlıkları giderek artan, krizler karşısında özgün
söz söyleyebilen iki kilit aktördür. Gerek küresel, gerek bölgesel
meselelerin çözümüne kavuşulmasına da ortak katkı sağlayacak biçimde iş
birliğimizi her alanda derinleştirmemiz ve stratejik bir eksene oturtmamız
mümkündür. Bunun da çalışması içindeyiz. Kanada’yla karşılıklı ortak
menfaatlerimiz ve küresel barışın temini için ilişkilerimizi stratejik bir
seviyeye taşımamız gerektiğine inanıyoruz. Temaslarımızı önümüzdeki dönemde
de sürdürerek, iş birliğimizi kuvvetlendirmeyi hedefliyoruz.
Değerli mevkidaşıma ziyareti için bir kez daha teşekkür ediyorum.
Şimdi sözü kendisine veriyorum.
KANADA DIŞİŞLERİ BAKANI ANITA ANAND- [SİMULTANE TERCÜME]
https://www.youtube.com/live/4E0T8ZZsL-g?si=-N3GfXkWrLupRxVL&t=510
SORU- Ben her iki Bakan’a da soru sormak istiyorum. İlk sorum Bakan Fidan'a.
İran’la olan savaşta Dubai Havalimanı'nın hedef alınması, Laricani’nin
öldürüldüğü iddiaları gibi gelişmeler gündemde. Bu çatışmaların uzaması
halinde, özellikle enerji arzı güvenliği, ticaret yolları gibi alanlarda
ortaya çıkabilecek risklere karşı öngördüğünüz senaryolar neler? Son duruma
dair değerlendirme alabilir miyiz?
Kanadalı Bakan’a sorum ise şöyle: Başbakan Carney’nin geçtiğimiz ay Türkiye
ile ilişkiler konusunda bazı beyanları oldu. Türkiye'yi NATO içinde “hayati
bir ortak” olarak nitelendirdi ve savunma sanayii, nükleer enerji gibi
alanları önemli iş birliği imkanları arasında ele aldı. Siz Türkiye'nin
küresel ve bölgesel bakımdan konumunu ve Türkiye-Kanada ilişkilerinin
geleceğini nasıl değerlendiriyorsunuz?
KANADA DIŞİŞLERİ BAKANI ANITA ANAND- [SİMULTANE TERCÜME]
https://www.youtube.com/live/4E0T8ZZsL-g?si=_Cr7JmciaPfa-KzK&t=978
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Değerli arkadaşlar, sorduğunuz soru için
teşekkür ediyorum.
Türkiye, bölgenin sorumlu bir ülkesi olarak gelişmeleri uzun yıllardır çok
yakından takip etmekte. Maalesef olayların ne zaman hangi aşamaya geleceği
yönünde bir öngörümüz oluyor. “Umarım kötü olanlar gerçekleşmez” diye de
sürekli bir temenni içerisinde oluyoruz, eylem içerisinde oluyoruz. Bu
savaştan önce de biliyorsunuz geçen sene süren 12 Gün Savaşı’nda aslında
ortaya birtakım değerlendirmeler çıkmıştı. Onun akabinde böyle bir savaşın
gelme ihtimalini, tarafların sadece hazırlık yaptığını görüyorduk, böyle bir
yaygın kanaatimiz de vardı ve bu sefer bunun daha büyük yayılma riski
göstermesini de bekliyorduk. Onun için yoğun bir çalışma içerisine girdik
hem kendimiz, hem bölge ülkeleriyle gerçekten “Tıkanmış olan görüşmeleri
tekrar nasıl başlatırız? Diplomasinin yolunu nasıl açarız? Bölgede bu yıkımı
nasıl önleriz?” … Cumhurbaşkanımızın, bizim baştan beri en büyük gayretimiz
hep bu yönde oldu. Türkiye'nin bütün etkisini, gücünü, dostları üzerindeki
samimiyetini, bağını kullanarak bu ajandayı ilerletmek istedik ama günün
sonunda maalesef savaş başladı. Amerika, İsrail'in de bastırmasıyla,
İsrail'le beraber İran'a saldırdılar.
Buna mukabil İran bildiğiniz gibi bölge ülkelerine saldırdı ve şu anda bir
yaygınlaşmış savaş var. Tabii hep kötünün kötüsü vardır, iyinin iyisi
vardır. Kötü durumdan daha kötü duruma geçmemek için ne yapılabilir, bu
sefer onunla meşgul oluyoruz ama son birkaç gündür gördüğünüz iki tane husus
var: Birincisi, savaşın Lübnan'da da yaygınlaşmaya başladığını görüyorsunuz.
İkincisi, konu Irak'ta giderek daha çetrefilli bir hale geliyor.
Dolayısıyla, İslam dünyasının başına çökmüş olan bu savaş musibetinin bir an
önce kaldırılması için ne türden adımlar atması gerektiği konusundaki
gayretlerimiz bitmiyor.
Diğer taraftan tabii ki İsrail'in siyasi suikastları, özellikle İranlı
devlet adamlarına, siyaset adamlarına yönelik yaptığı siyasi suikastlar,
normal savaş hukukunun dışında olan gerçekten illegal faaliyetler. Bunların
da bir an önce son bulması gerekiyor. Savaşın durdurulması için atılabilecek
adımları görüşmek üzere yakında bir bölge ziyaretim olacak, yarından
itibaren bölge ziyaretine çıkıyorum arkadaşlar. Bölge ülkeleriyle bir araya
geleceğiz. Burada İnşallah hem Cumhurbaşkanımızın konuyla ilgili mesajlarını
paylaşma, hem de Türkiye'nin bölgesel barışın nasıl kalıcı olacağına ilişkin
değerlendirmelerini, tekliflerini paylaşmak istiyorum. Çünkü sadece bizim
görüşlerimiz değil, değerli Kanadalı meslektaşımın da, az önce yukarıda
tartıştığımızda bana söylediği gibi, birçok Batılı arkadaşımızın, Doğulu
arkadaşlarımızın da görüşlerini aldık, değerlendirdik. Bunu diğer
müttefiklerimiz de değerlendiriyor ve amacımız aynı: Herkesin kendisi
sınırları içerisinde güvenlik ve egemenlik içinde yaşadığı, Filistinlilerin
de devletinin olduğu, İran'ın, Arapların, bizim, hepimizin barış, huzur ve
güvenlik içerisinde yaşadığı, egemenlik içinde yaşadığı bir coğrafya. Bunun
olabilmesi mümkün, bu vizyonumuz var, bunun için çalışmaya büyük bir azimle
devam edeceğiz.
SORU- Benim sorum her iki Bakan’a da olacak. Bölgedeki savaş ve çatışmaların
sürdüğü bir dönemde İsrail Gazze’de ateşkes ihlallerine devam ediyor.
Lübnan'da da bir kara harekatı başlattı, bu konudaki değerlendirmeleriniz
nedir?
KANADA DIŞİŞLERİ BAKANI ANITA ANAND- [SİMULTANE TERCÜME]
https://www.youtube.com/live/4E0T8ZZsL-g?si=az7nVFeWN-KFMM9G&t=1453
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Değerli arkadaşlar, İran’da savaş devam
ederken diğer tarafta tabii ki Gazze'deki ve Lübnan'daki gelişmeleri de
yakından takip ediyoruz. Gazze Barış Planı’nın öyle veya böyle hayata
geçmesi için ne yapılması gerekiyorsa hem biz, hem müttefiklerimiz elimizden
geleni yapıyoruz. Ama biliyorsunuz, Gazze konusunda beraber çalıştığımız
bazı ülkeler, özellikle Ortadoğu'daki ülkeler şu anda savaş telaşı
içindeler, orada ciddi bir sıkıntımız var. Ama biz özellikle insani
yardımlar konusunda ve devam eden görüşmeler, kurumların hayata geçirilmesi,
işleyişleri, bu konulardaki mesaimiz yoğun bir şekilde devam ediyor,
arkadaşlarımız ve bizler çalışıyoruz.
Lübnan'da, Değerli Meslektaşımın da ifade ettiği gibi, şu anda özellikle
sayıları 800 bini aşmış, 1 milyona doğru giden bir nüfusun yerlerinden
edilmiş olması, artık bunlar şu anda ülke içerisinde yerlerinden edilmiş
durumdalar. Ama savaş ve işgal yaygınlaşma gösterirse, bunun kalıcı bir
mülteci krizine ve ülkelerinin sınırları dışında yer arayan sığınmacılara
dönme ihtimali var. Bunun bir an önce durması gerekiyor. Dolayısıyla,
uluslararası kamuoyunun her platformda, gerek Batı platformunda, gerek Doğu
platformunda, Asya platformunda yaptığı Lübnan'ın işgalini durdurma çağrısı
son derece yerinde. Biz de buna güçlü bir sesle destek veriyoruz, destek
vermeye devam edeceğiz.
* Interpress deşifresidir.