Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan'ın El Salvador Dışişleri Bakanı Alexandra Hill ile Ortak Basın Toplantısı, 22 Temmuz 2025

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Değerli basın mensupları, bugün Ankara’da El Salvador Dışişleri Bakanı Sayın Alexandra Hill’i ağırlamaktan duyduğum memnuniyeti ifade ederek sözlerime başlamak istiyorum.

Kendisine huzurlarınızda bir kez daha hoş geldiniz diyorum.

Türkiye son 20 yılda Latin Amerika ve Karayipler Bölgesindeki varlığını düzenli bir biçimde artırmaktadır. Açılan Büyükelçiliklerimiz, artan ticaret hacmimiz ve kurumsallaşan iş birliğimiz uzun vadeli bir stratejinin ve vizyonun ürünüdür. Bakanlığımızın yapılanmasında da biliyorsunuz, daha önce de ifade etmiştim, Latin Amerika’ya yönelik yapılanmalara, değişikliklere gittik, bu bölgeye yönelik daha fazla organizasyonel kaynak ve imkân ayırmaktayız.

Coğrafi uzaklığı kendimize asla bir bahane olarak kabul etmiyoruz. Latin Amerika ve Karayipler’de 33 ülke, 700 milyona yakın nüfus bulunmaktadır. Bu bölgeyle olan iş birliğimizi her alanda daha da derinleştirmek istemekteyiz. El Salvador, Latin Amerika ve Karayipler’e dönük stratejik açılımımızda önemli bir yer tutmaktadır.

El Salvador, Devlet Başkanı Sayın Bukele’nin liderliğinde büyük bir dönüşüm süreci geçirmektedir. Hem bölge hem dünya bu süreci yakından ve ilgiyle takip etmektedir. Ülkede dijital ekonomi başta olmak üzere pek çok alanda önemli ilerleme kaydedilmiştir. Çetelere karşı yürütülen mücadelede ciddi bir başarı sağlanmıştır. Biliyorsunuz, uzun yıllar ilk önce iç savaş, daha sonra çetelerin hakimiyeti, ülke büyük bir kaos içerisindeydi, buna yönelik çok ciddi bir başarı var. Tüm bu gelişmeler El Salvador ekonomisinin kalkınmasında önemli bir rol oynamaktadır.

Türk firmalarının El Salvador’da çok önemli yatırımları bulunmaktadır. Halklarımızın karşılıklı çıkarları doğrultusunda ekonomik ilişkilerimizi daha da güçlendirmeyi hedeflemekteyiz.

Askeri Çerçeve Anlaşması’nı en kısa süre içinde imzalamak için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bu anlaşma, iki ülkenin silahlı kuvvetleri arasında eğitim ve kapasite geliştirme gibi alanlarda çalışmalar yürütülmesine imkan sağlayacaktır.

Mevkidaşımla savunma sanayii alanındaki potansiyel iş birliğimizi de ele aldık. Nisan ayında savunma sanayii alanında iş birliği anlaşması imzalamıştık, bu alandaki çalışmalarımızı da yoğunlaştırmaktayız.

El Salvador’un fiziki ve beşeri altyapısının geliştirilmesi konusundaki iş birliğimizi de tüm hızıyla devam ettiriyoruz. TİKA aracılığıyla çok sayıda projeye imza atmaktayız.

Bunların haricinde eğitim alanındaki bağlarımızı da kuvvetlendirmeyi amaçlandırıyoruz. Türkiye Bursları vasıtasıyla ülkemizde eğitim gören El Salvadorlu öğrenci sayısının ileriki dönemde daha da artmasını bekliyoruz.

Değerli basın mensupları, Türkiye uzak coğrafyalarda dostluklar geliştirirken, bölgesel sorumluluklarının da en üst düzeyde bilincindedir. Bu hafta İstanbul’da yoğun bir diplomasi trafiği yaşanacak. Rusya ile Ukrayna arasındaki müzakerelerin üçüncü turuna inşallah bu hafta ev sahipliği yapacağız. Buradaki amacımız, tarafların birbirleriyle konuşmaya devam etmesinin sağlanması. Aynı zamanda, sahada somut sonuçlar doğuracak güven artırıcı adımların hayata geçirilmesi.

Cuma günü bildiğiniz gibi İran ile Almanya, Birleşik Krallık ve Fransa arasındaki nükleer görüşmeleri yine İstanbul’da taraflar arasında kendileri gerçekleştirecek. Her zaman vurguladığımız gibi İran’ın nükleer faaliyetleriyle ilgili meselelerin diplomasi yoluyla çözülmesini hedeflemekteyiz.

Cumartesi günü Balkanlar’dan mevkidaşlarımla İstanbul’da yine bir araya geleceğiz, Balkanlar’ın istikrarını ve refahını artıracak adımları ele alacağız.

Değerli basın mensupları, yakın bölgemizde en yakından takip ettiğimiz konulardan biri bildiğiniz gibi kesintisiz olarak üstünde durduğumuz Gazze meselesi. Geçtiğimiz hafta Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde konu tekrar ele alındı, orada yaptığım konuşmada da belirttiğim üzere İsrail’in soykırım politikalarını durdurmak artık tüm insanlığın ortak görevi haline gelmiştir. Türkiye olarak, Filistinlilerin haklarını siyasi ve hukuki tüm araçları kullanarak savunmaya devam edeceğiz.

İsrail’in istikrarsızlık yaratmayı amaçladığı diğer bir alan da Suriye. Biliyorsunuz, son bir haftadır gelişmeleri hep beraber yakından takip etmekteyiz. Ülkenin güneyinde yaşanan gelişmelerle başından beri yakından ilgilendik. Olaylar, İsrail’in Dürzileri koruma bahanesiyle gerçekleştirdiği müdahaleyle birlikte başka bir boyuta büründü. Son 7 aydır bölge devletlerinin yanı sıra ABD ve Avrupa ülkeleri Suriye halkına destek amacıyla yapıcı bir yaklaşım ortaya koymuştur. Suriye’nin teröre ev sahipliği yapmadığı ve düzensiz göçe kaynaklık eden bir ülke olmadığı bir yer olması için bütün uluslararası toplum ve bölgesel aktörler hep beraber çaba içerisindeler. İsrail ise Suriye’de barış, istikrar ve güvenliği sağlamaya yönelik tüm bu girişimleri sabote etmek istemektedir.

Açık ve net bir şekilde ifade edilmesi gereken bir gerçek var, çevresinde istikrarlı bir ülke görmek istemeyen İsrail, Suriye’yi bölmeyi amaçlamaktadır. Netanyahu’nun çıkarları Ortadoğu’nun kaosa sürüklenmesinde yatmaktadır. Ancak, biz bölge ülkeleri olarak buna izin vermeyeceğiz. Suriye’nin toprak bütünlüğünün ve siyasi birliğinin bozulmasına sonuna kadar karşı çıkıyoruz. Ülkenin güvenliği ve idaresi Suriye Merkezi Yönetimi’nin sorumluluğundadır. Bu aşamadan sonra Suveyda’da ilan edilen kapsamlı ateşkese tüm taraflarca riayet edilmesi, çatışmaların tamamen sonlandırılması, sivillerin korunması, sorumluların hesap vermelerinin sağlaması, Suriye güvenlik birimlerinin bu doğrultudaki çalışmalarına destek verilmesi ve insani yardımların kesintisiz ve engelsiz biçimde ihtiyaç sahiplerine ulaştırılması kritik önem taşımaktadır. Türkiye olarak yaşanan insani krizin etkilerinin hafifletilmesi için de destek sağlıyoruz. Sahada karşılıklı esir ve naaş değişimi başlamıştır. Bu çalışmaları sekteye uğratacak bir sürecin tekrarlanmasına izin vermeyeceğiz. Tüm tarafların toplumsal barışı tahkim etmeye odaklanması gerekmektedir. Biz bu iradeyle çalışmaya ve İsrail’in sinsi planlarına karşı çıkmaya devam edeceğiz.

Kıymetli arkadaşlar, mücavir bölgemizden Latin Amerika’ya kadar diplomasimizin temel amacı; istikrarı, huzuru ve refahı artırmaktır. İş birliği içinde ve iyi niyetli hareket edildiğinde ortak amaçlarımıza daha kolay ulaşacağımıza inanıyoruz ve bunu da defaatle gördük. Latin Amerika Bölgesi’ne yönelik politikamız ve El Salvador’la olan ilişkilerimiz bu yapıcı anlayışın başlıca örneklerindendir. Önümüzdeki dönemde de Orta Amerika’nın yükselen güçlerinden El Salvador ile üst düzey temas ve iş birliğimizi sürdürmeye devam edeceğiz. Bu çerçevede Sayın Hill ile yaptığımız görüşmenin oldukça yararlı olduğunu düşünüyorum.

Kendisi çok uzun bir yoldan geldi, kendisine ve heyetine tekrar hoş geldiniz diyorum, çok teşekkür ediyorum ziyaretleri için.

EL SALVADOR DIŞİŞLERİ BAKANI ALEXANDRA HİLL- [SİMULTANE TERCÜME] https://www.youtube.com/live/7RKoo1yZPqs?si=nt_FUczHKGNeNq3M&t=500

SORU- Sayın Hakan Fidan’a iki sorum olacak, ilki Suriye hakkında. Suveyda’da yaşanan gelişmelerin Suriye’nin istikrarlı ve güvenli bir şekilde geleceğe bakma perspektifine nasıl etkileri olacak? Aynı zamanda birlik perspektifine zarar veren adımlar nelerdir? Bölge ülkeleri ve Batılı devletlerin temsilcileriyle çok sayıda görüşmede bulundunuz. Onların görüşleri nelerdir? Buna dair bilgi paylaşmanız mümkün mü? Tehlike arz eden unsurların bertaraf edilmesi için bölge ülkelerine ve aynı zamanda uluslararası aktörlere düşen sorumluluklar nelerdir?

İkinci sorum, Avrupa ülkeleriyle yaşanan vize sorunu hakkında. Bu konuda bazı olumlu haberler duyuruldu. Buna dair atılan adımlar nelerdir ve aynı zamanda sonrası için ne gibi adımlar atılması bekleniyor?

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Değerli arkadaşlar, az önce açılış konuşmamda da ifade ettim. Suriye'deki son gelişmeler bizi gerçekten endişelendirmekle kalmadı, uluslararası toplumu da belli noktalarda alarma geçirdi. Biliyorsunuz, geçen yıl 8 Aralık itibariyle Suriye'de bir milat yaşandı. Uzun yıllar devam eden kaotik ortamdan nihayetinde çoğunluğun iradesinin hâkim olduğu, temsil edildiği bir sistem kurulabileceği, bir düzenin kurulabileceği, barışın, toprak bütünlüğünün, ülke güvenliğinin temin edilebileceği bir umut kapısı aralandı. Türkiye'nin ortaya koyduğu vizyon ve diplomasi çalışmaları neticesinde, Cumhurbaşkanımızın liderliğinde gerçekten hem bölgesel hem de uluslararası arenada yoğun bir diplomasi yürütüldü. Başta Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa Birliği, bölgesel aktörler olmak üzere birçok aktör, yeni Suriye'ye bir fırsat verme ve birçok alanda da iş birliği yapma konusunda mutabık kaldılar. Aslında bu türde bir diplomatik başarıyı; uluslararası toplumun Suriye'ye, Suriye halkına, Suriyeli mültecilere fırsat vereceğini kimse beklemiyordu. Ama bu konuda imkânsız başarıldı ve ciddi bir fırsat ortaya çıktı.

Tabii, Suriye'nin yakın gelecekte toprak bütünlüğünü tamamıyla sağlamış, egemenliğini kullanabilen, ekonomisini geliştiren, mültecilerini geri alan, altyapısını tekrar inşa eden, güçlü ve istikrarlı bir ülke olmasını istemeyen aktörler de var bölgede, bunların en başında İsrail geliyor. Maalesef İsrail’in sadece Suriye için değil, bölgede kendisine komşu bütün aktörler için izlediği bir strateji var. Biz her zaman söylüyoruz, bu stratejiden yol yakınken vazgeçmesi lazım. Strateji konuları bir yana söylüyorum, ülke güvenliği için atılabilecek en kötü adımdır. Kendinizi güvende tutmak için etrafınızdakileri kaosta tutmak, kendi ülkeniz için de iyi bir adım değildir.

Bakın biz Türkiye olarak bölgemizdeki bütün ülkelerdeki, komşularımızdaki çatışmaların, savaşların son bulması için, istikrarın gelmesi için yıllardır canla başla mücadele ediyoruz, diplomatik çabalar ortaya koyuyoruz. Kaldı ki komşuda olan sıkıntılardan, güvenlik olarak terör açısından en fazla zarar gören ülkelerden biriyiz. Ama buna rağmen mücadelemizi sürdürürken daha büyük stratejik vizyon olarak istikrarı ve iyiliği ortaya koymaya çalışıyoruz. Irak'la, Suriye'yle, İran'la bütün ilişkilerimiz bu şekilde gelişiyor. Fakat İsrail bunun zıddı, kendi bölgesini gittikçe güçsüzleştirip kaosta tutmaya çalışan bir politika izliyor ve Suriye'de son olan gelişmeler de bunun bir yansımasıdır. Suriye'de uzun yıllar devam eden iç savaş ve Esad zulmünden sonra üstü örtülü kalan toplumsal fay hatlarının problemli olduğunu, etnik sıkıntıların olduğunu herkes biliyordu. Zaten amacımız uluslararası toplum olarak ortaya konacak, bütün insanları kuşatacak, can güvenliğini, mal güvenliğini sağlayacak bir Suriye’nin inşa edilmesiydi. Amerika, Avrupa Birliği, Türkiye, bölge ülkeleri, Arap Ligi, Körfez, herkes bu konuda mutabık kaldı. Bakın bu çok önemli bir husus. İsrail bunu beklemiyordu, bunun olduğunu görünce kendi kendine kaosa girmesini beklediği bir Suriye değil, tam tersine kendi kendine uluslararası toplumun desteğiyle kaostan çıkmayı başaran bir Suriye perspektifini görünce hemen devreye girme ihtiyacı hissetti. Dürzileri bahane ederek bir plan ortaya koydu. Tabii ne biz, ne bölge ülkeleri, ne başka ülkeler buna sessiz kalamazdık. Bu yönde çabalar var. Güneyde olan, Dürziler ile Bedeviler arasındaki çatışmalar ancak ve ancak merkezi hükümetin kendi unsurlarını o bölgede bulundurmasıyla sonlandırabilecek bir husus. Merkezi ülke asker gönderemiyor, başka polislik yapacak unsur da yok. Bu fraksiyonlar birbirleriyle savaşıyorlar, kan döküyorlar, işkence yapıyorlar, kimsenin görmek istemediği sahneler ortaya çıkıyor. Bunlar ortaya çıktığı zaman intikam duygusu daha da pekişiyor, daha da netleşiyor ve daha fazla şiddet sarmalına girildiğini görüyoruz. Bu şiddet sarmalından Dürziler ile Bedevilerin kendilerinin çıkması mümkün değil. Merkezi hükümetin taraf tutmadan, bölgeye müdahale ederek olayları yatıştırması beklenirken, bölgede merkezi hükümetin asker bulundurmasını istemiyorum bahanesiyle İsrail’in hem Şam’ı hem oraya doğru giden askerleri vurduğunu görüyoruz.

Yapılan uzun müzakereler neticesinde, Amerika’nın bu noktada özellikle bölgedeki Özel Temsilcisi Büyükelçi Tom Barrack, büyük emeği olmuştur, Ürdün Dışişleri Bakanı, yine bu konuda ciddi çalışmıştır, sürekli iş birliği halinde olduğumuz insanlar. Bölgedeki kabile temsilcileri, özellikle hem Bedeviler hem Dürziler, Ürdün’deki toplantıda çok yapıcı rol oynamışlardır, biri hariç, o da Dürzilerden biri olan, ismi malum şahıs, El Hicri. Gerçekten İsrail’in bir vekil unsuru gibi davranmakta. İstikrarı ve barışı mümkün kılan hiçbir çözüme, arabuluculuğa, teklife yanaşmama gibi bir tavır ortaya koymuştur ama şu anda belli bir noktaya ulaşılmış durumda. Küçük ölçekli çatışmalar devam etse de, merkezi hükümet unsurları özellikle Suveyda’nın etrafında pozisyonlanmışlardır ve giderek daha cerrahi müdahalelerle çatışmaları yatıştırmaya yönelik adımlar atılmakta. Umarız bu son olur, Suriye’nin güneyindeki çatışmalar daha fazla alevlenmez. Biliyorsunuz güneyde bir şey çıktığı zaman çok aziz olan oradaki Suriyeli Alevileri de kışkırtmaya yönelik eski rejim kalıntılarının harekete geçtiğini görüyoruz. Diğer taraftan, YPG’nin de hemen harekete geçmeye başladığını görüyoruz. Bazı ülkelerin amacı, Suriye’yi en az dört parçaya bölerek istikrasız, güçsüz, bölgeye daha fazla kitlesel göç üreten, terör üreten, suç üreten bir ortam olması.

Şimdi inşallah biz bu politikanın hayata geçmesini engelleyeceğiz ve kendi erdemli duruşumuzun, istikrarın, herkesin can ve mal güvenliğinin, egemenlik haklarının sağlandığı, özgürlüğün olduğu onurlu bir hayatın hayata geçmesini sağlayacağız.

Benim buradan uyarım Suriye’deki gruplara: Bu türden kaosları kendiniz için küçük ve taktik fırsatlar bilmeyin. Bu küçük taktik başarıları atarken büyük bir stratejik faciaya gittiğinizi her zaman aklınızda tutun. Her zaman için başkasının ortaya koyduğu bir oyundan size bir fayda olmayacağını hatırlayın. Ait olduğunuz toprakların onurlu, eşit, güven içinde yaşayan bireyleri olmayı hedefleyin. Başkasının yardımıyla oluşturulmuş, kan üzerine kurulmuş, kaostan otonomi çıkarmaya çalışan, bağımsızlık çıkarmaya çalışan, bunun için de her şeyi yakıp yıkmaya hazır olan bir perspektifte olmayın. Bunun gideceği hiçbir yer yok. Zaman, entegre olma zamanıdır. Zaman, herkesin kendi kimliğini, inancını muhafaza ederek daha fazla entegrasyonla hayata tutunma zamanıdır. 18. ve 19. yüzyıllarda oluşmaya başlamış, çok kan dökülmüş, artık modası geçmiş fikirlerin bu topraklarda hala egemen güçlerin kullandığı bir ideoloji; vekil unsurları harekete geçirdiği bir sinyal olmaktan artık çıkması lazım. Çıkmadığı zaman, biz bunları çıkartmasını biliriz. Uyarıyoruz, hiçbir grup parçalamaya yönelik harekete geçmesin. Diplomasi yoluyla konuşacağımız çok şey var, her şey konuşulur, konuşuluyor da bütün gruplarla, bütün unsurlarla. Ama bunun ötesine geçerek, şiddet kullanarak bölmeye ve istikrarsızlaştırmaya doğru giderseniz biz bunu kendi milli güvenliğimize yönelik doğrudan tehdit olarak algılar ve müdahale ederiz. Bölünme dışında ne konuşuyorsanız konuşun, ne talebiniz varsa yapın, biz bu konuda nasıl yardımcı olacaksak olalım ama bunun ötesine geçtiğimiz zaman biz kendimizi tehdit altında tutmayız değerli arkadaşlar, birincisi bu.

İkincisi, vize konusuyla ilgili sormuştunuz bir soruyu da. Burada da şunu ifade edeyim: Avrupa Birliği ile özellikle vize konusunda devam eden sessiz bir diplomasimiz var. Daha önce çeşitli vesilelerle de ifade etmiştim değerli arkadaşlar. Türkiye’den başvuruların çoğalması ve pandemide bütün Avrupa’daki vize altyapısının kapatılması, pandemi sonrası bunun toparlanmasında bir türlü istenilen sistemin kurulamaması nedeniyle vize başvurularında her zaman için bir sıkıntı yaşadık. Her ne kadar rakamlar, orantılar aynı kalsa da, yani yüzdeler önceki yıllarda nasılsa şimdi de hemen hemen aynı. Burada rakamlar vererek detaya girmeyeyim, ama başvurular çok olduğu için özellikle iş dünyamız, eğitim dünyamız, teknoloji dünyamız, gençlerimiz Avrupa ile gerçekten daha fazla etkileşimde bulunmak istiyorlar. Bunun için Avrupa Birliği’yle yürüttüğümüz görüşmeler neticesinde şu anda özellikle daha önce vize almış olanların tekrar vize almasındaki problemlerin ortadan kaldırılması yönünde alınmış bir karar var, bu fevkalade önemli. Özellikle iş adamlarımız ve akademisyenlerimiz için büyük bir fırsat.

Diğer taraftan, vizeye ilk defa başvuranların vizelerinin daha hızlı bir süreçte çözümlenmesi için altyapı imkânlarının arttırılması konusunda da bir plan ve çaba içerisinde olduklarını bize ifade ettiler. Elde edilen bu iyi haber tabii ki bizim için yeterli değil değerli arkadaşlar. Bizim nihai hedefimiz, Avrupa Birliği aday ülkesi olarak vize serbestisi konusunu başarmaktır. Şu ana kadar normalde Avrupa müktesebatı maceramız çerçevesinde bizim vize serbestisi alanına girmiş olmamız lazımdı, çünkü Avrupa politikalarıyla, entegrasyonuyla bu kadar çok meşgul olan, kendini bu kadar çok Avrupa’ya uyumlandıran bir ülkenin belirli bir aşamadan sonra zaten vizeyle ilgili bir sorununun kalmaması lazım. Ama biliyorsunuz 2019’dan sonra bizim özellikle kendi toprak bütünlüğümüzü, ulusal güvenliğimizi korumak için Suriye’de yaptığımız operasyonlardan sonra ortaya konan bir tavır var ve bu tavra karşı atılmış adımlar var. Yeni dönemde son birkaç yıldır bunu tekrar Cumhurbaşkanımızın iradesiyle bir rotaya oturtmuş durumdayız. Avrupalı liderlerden de bu konuda belli düzeyde anlayış görüyoruz. Amacımız, tabii ki tamamıyla bir vize serbestisi politikasına girmek. Fakat Avrupa’da biliyorsunuz iç siyaset son birkaç yıldır özellikle yabancı düşmanlığı etrafında şekillenen bir hal almaya başladı. Bu da tabii vize liberalizasyonu konusunda da birtakım problem alanlarını beraberinde getirmekte. Ama şunu ifade etmek istiyorum, tıpkı bu aldığımız ara başarı neticesi gibi daha köklü çözümler için çalışmaya devam edeceğiz. Avrupa Birliği’nden çalışmalarımız neticesinde şu anda gelen bu haber, iyi bir haber ama yeterli bir haber değil, onun altını da çizeyim. Nihai ve köklü çalışmalar için bu konuda daha yoğun çalışmalarımız devam ediyor.

İlginiz için tekrar teşekkür ediyorum.

* Interpress deşifresidir.