DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Değerli basın mensupları, Sayın Johann
Wadephul bugün heyetiyle beraber konuğumuz, kendilerine huzurunuzda bir kez
daha hoş geldiniz diyorum. Kendileri, ülkemize ilk ziyaretini 15 Mayıs’ta ev
sahipliğini yaptığımız NATO Dışişleri Bakanları Gayriresmi Toplantısı
vesilesiyle gerçekleştirmişti. Bugün de resmi, ikili ziyaretini Ankara’ya
yapmakta. Gerçekten çok verimli görüşmelerde bulunduk; bugünkü
görüşmelerimizde ikili ilişkilerimizi, Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerini
ve bölgesel gelişmeleri derinlemesine ele alma imkanı bulduk. Almanya
Şansölyesi Sayın Merz’in yakında ülkemizi ziyareti öngörülmekte,
mevkidaşımla beraber Sayın Şansölye’nin Cumhurbaşkanımızla yapacağı
toplantının hazırlıklarını da gözden geçirdik. İki lider arasında
görüşülecek konuların ön hazırlığını da bu ziyaret vesilesiyle yapmış olduk.
Değerli basın mensupları, AB ülkeleriyle toplam ticaretimiz 220 milyar
Dolar, bu gerçekten Türkiye’nin toplam ticaret hacminde önemli bir yer işgal
etmekte ve bu ticaret, çok dengeli bir ticaret. Bu 220 milyar Dolar
ticaretin yaklaşık 50 milyar Dolar’ını ise Almanya ile yapmaktayız. Almanya
bizim en büyük ticaret ortaklarımızdan biri. İkili ticaret hacmimizi yakın
gelecekte 60 milyar Dolar’a yükletebileceğimize inanıyoruz, çünkü iki
taraftaki iş adamlarının, öğrencilerin ve diğer sosyal etkileşimlerin ne
kadar yoğun olduğunu görüyoruz. Bunların hepsinin ortaya çıkardığı ekonomik
aktiviteler var, yeni iş geliştirmeler var, yeni projeler, yeni yatırımlar
var; bunun daha da ileri gideceğini düşünüyoruz. Enerji alanındaki iş
birliğimizin kuvvetlendiğini de görmekten memnunuz. Bu çerçevede, geçen ay
imzalanan LNG tedariki anlaşmasını olumlu bir adım olarak değerlendiriyoruz.
Müteakip Ekonomi ve Ticaret Ortak Komitesi Toplantısı ile Enerji ve
Madencilik Forumu’nun bu yıl içerisinde ülkemizin ev sahipliğinde
düzenlenmesini öngörüyoruz, değerli meslektaşımla onu da görüştük. Ayrıca;
yenilenebilir enerji, yapay zeka ve dijitalleşme gibi alanlardaki iş
birliğimizi artırabileceğimizi düşünüyoruz. İkili ilişkilerimiz söz konusu
olduğunda, ülkelerimiz arasındaki en güçlü bağlardan biri olan, Almanya'daki
Türk toplumunu da anmamız gerekiyor. Türk toplumunun, Almanya’daki
toplumsal, ekonomik ve kültürel hayata sunduğu katkılar iki ülke için de
gurur vericidir. Sayın Bakandan, Almanya’daki kardeşlerimize Türkiye’den
selamlarımızı götürmesini istirham ediyorum.
Değerli basın mensupları, bugün açılışta da ifade ettiğim gibi değerli
meslektaşımla Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerini derinlemesine ele aldık.
Avrupa Birliği, Türkiye’nin en büyük ticaret ortağı konumundadır. Bu
çerçevede Gümrük Birliği’nin güncellenmesine yönelik müzakerelere vakit
kaybetmeden başlamamız gerekmekte. Bu konuda Almanya’nın desteğini
beklediğimizi de kıymetli mevkidaşımla paylaştım.
Bir diğer öncelikli konu ise, Vize Serbestisi Diyaloğu’nun yeniden
canlandırılması, bu konuda karşılıklı niyet beyanını tekrarladık.
Türkiye’nin yapması gereken 4-5 tane konu var, o konuda bizim sistem
içindeki ön görüşmelerimiz bitti, gerekli adımları atacağız.
Cumhurbaşkanımız da bu konuda oldukça hassas.
Bu alandaki ilerlemenin Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerine yeni bir ivme
kazandıracağına inanıyoruz. Diğer taraftan, Schengen vize başvuru süreçleri
konusunda AB tarafından alınan kolaylaştırıcı ve hızlandırıcı tedbirleri de
kıymetli buluyoruz. Ancak, bu alanlardaki sorunlar bildiğiniz gibi tümüyle
giderilmiş değil, bu konudaki beklentilerimizi de değerli misafirimle
paylaştım.
Türkiye-AB ilişkilerinde uzun vadeli stratejik bakış açısıyla hareket etmek,
her iki tarafın da ortak çıkarınadır. AB’nin bazı ülkelerin dar siyasi
hesaplarına hapsolmuş önyargılı tutumunu bir kenara bırakmasını bekliyoruz.
İki müttefik olarak, ülkelerimizin ve Avrupa’nın güvenliğini ilgilendiren
konularda da yakın çalışmaya önem veriyoruz. Bu çerçevede, imkan ve
kabiliyetlerimizin güçlü olduğu savunma sanayii alanında kısıtlamaların
değil, ortak projelerin gündemde olduğunu görüyoruz. Değerli mevkidaşım bu
yönde atılan adımları söyledi, Almanya’nın son dönemde bu yönde attığı
olumlu adımları memnuniyetle karşılıyoruz, kendilerine de huzurlarınızda
teşekkür etmek istiyorum. Ülkemizin SAFE mekanizmasına etkin katılımı ve
ortak projeler geliştirmesi de kritik bir önemi haizdir.
Değerli basın mensupları, AB ilişkileri ve ikili ilişkilerin yanı sıra,
değerli meslektaşımla aynı zamanda bölgesel konuları da görüştük. Bunların
başında tabii ki güncel olarak Gazze konusu gelmekte. İki taraf olarak
Gazze’deki ateşkesin devamlılığını, insani yardımların kesintisiz girmesini,
savaşın kalıcı olarak durmasını beklediğimizi teyit ettik ve aynı zamanda
iki devletli çözümün hayata geçirilmesi bölgedeki kalıcı barış için esas bir
adımdır. Bu konuda da mutabakatımız var.
Yine şu anda Gazze’de oluşturulan barış ikliminin, ateşkesin bozulmaması
gerektiği, bu konuda atılması gereken adımların, gereken uluslararası iş
birliğinin ortaya konması gerektiği konusunda da hemfikiriz. Türkiye olarak
bu konudaki görüşlerimizi değerli meslektaşımla paylaştık. Avrupa’nın ve
özellikle Almanya’nın Filistin’le ilgili, Gazze’yle ilgili sorunlarda ortaya
koyacağı her türlü yapıcı adımın çok büyük değer taşıyacağını ifade ettik.
Türkiye, sağlanan mutabakatın uygulanmasına yönelik üzerine düşeni yaptığı
gibi, bundan sonrasında da fazlasıyla yapmaya hazır. Özellikle bu çerçevede
adı geçen görev gücü, barış kurulu veya uluslararası istikrar gücü gibi şu
anda altı tam doldurulmamış konuların hayata geçtikçe içinde yer alma
konusunda Cumhurbaşkanımız tarafından ortaya konan tam bir irade var. Tabii
atılan her adımın kalıcı barışa hizmet etmesi gerekmekte.
Gazze’de tesis edilen ateşkesin hemen ardından yardım çalışmalarımızı daha
da yoğunlaştırdık. Bu çerçevede, Dışişleri Bakanlığı olarak bir
Büyükelçimizi İnsani Yardımlar Koordinatörü olarak görevlendirdik. Bu
Büyükelçimiz aynı zamanda geçmişte AFAD Başkanlığı da yapmıştı, Sayın Mehmet
Güllüoğlu, kendisi şu anda görevine başlamış durumda. Amacımız,
koordinatörümüz vasıtasıyla arazide faaliyet gösteren yardım
kuruluşlarımızın, sivil toplum kuruluşlarımızın diplomasiyle olan, diğer
devletlerle olan, bizlerle olan aradaki koordinasyonunu bu arkadaşımızın
sağlaması, bu önemli. Çünkü biz bu yardım faaliyetinin uzun vadeli, sistemli
olması gerektiğine inanıyoruz. Bu konuda atılması gereken kurumsal adımları
da atıyoruz. Türkiye, Gazze’ye nefes, Filistin’e umut olmaya devam
edecektir. Gazze’nin yeniden imarına yönelik çabalara da aktif destek
vermeyi sürdüreceğiz. Gazze’de yükselecek her bina insanlığın ortak
vicdanının eseri olacaktır. Henüz yolun çok başındayız. Nihai amacımız, iki
devletli çözümün hayata geçirilmesi ve tüm acılara rağmen barış ve refahın
hakim olacağı bir Orta Doğu kurmaktır.
Değerli arkadaşlar, görüşmelerimizde Suriye’deki durumu da ele alıyoruz.
Suriye Hükümeti’nin “SDG” ile yürüttüğü görüşmeleri yakından takip ediyoruz.
Entegrasyonun ülkenin güvenliğine, halkın beklentilerine ve ekonomik
kalkınmasına somut katkılar getirmesini de bekliyoruz. Bu çerçevede, Suriye
Hükümeti’nin ülkenin kuzey doğusunda ve doğal kaynaklar üzerinde kontrol
tesis etmesine imkan sağlanması gerekmekte.
Diğer taraftan, değerli mevkidaşımla Ukrayna’da süren savaşı görüştük.
Burada muhtemel barış senaryoları içerisinde neler olabilir, yapılması
beklenen bir ateşkes nasıl hayata geçebilir, bu konudaki beklentilerimiz,
görüşlerimiz ne, çatışmayı sona erdirmek için neler yapabiliriz, onu
görüştük. Ayrıca, Gönüllüler Koalisyonu çalışmalarını ele aldık ve
Koalisyonun Ukrayna’nın uzun vadeli istikrarına sağlayabileceği katkıları da
değerlendirdik. Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü koruması, aynı zamanda
savaşın son bulması, Avrupa’da ve başka yerlerde, başka yere yayılmaması
fevkalade önemli. Çünkü artık sadece her iki taraf değil, aynı zamanda
Avrupa ekonomisi, dünya ekonomisi ve biz de dahil olmak üzere, başta enerji
sorunu olmak üzere çok büyük bir negatif etki altına girdik. Bu uzun süredir
devam eden savaşta insan kaybı, maliyet… Ukrayna’nın altyapısı yok edildi,
enerji altyapısı da buna dahil. Bunların tekrar ayağa kaldırılması
gerekecek. Bu konuda Türkiye üzerine düşeni yapmaya hazır, ama öncelikli
olarak ateşkesin sağlanması, barışın ortaya çıkması gerekmekte. Bu konudaki
ortak beklentimizi de karşılıklı teyit ettik.
Ben tekrar huzurlarınızda kendilerine teşekkür ediyorum.
Ankara’ya bir kez daha hoş geldiniz diyorum. Söz sizin.
ALMANYA DIŞİŞLERİ BAKANI JOHANN WADEPHUL- [SİMULTANE TERCÜME]
https://www.youtube.com/live/kc83DJfBIyo?si=Zk48jqMoJbltfNEF&t=673
SORU- [SİMULTANE TERCÜME] Burada iki Bakana sorum olacak Gazze ile ilgili.
Siz ikiniz de bundan sonra ateşkesin, barış sürecinin yürümesi için adımlar
atılması gerektiğini söylediniz. Bunun için neler yapılması gerekir? Örneğin
Hamas'ın silahları bırakması veya Sayın Wadephul siz ne tür vaatler, sözler
aldınız? Türkiye'deki iç politikayı, örneğin Sayın İmamoğlu'nun
tutuklanmasıyla ilgili konuyu ele aldınız mı?
Yine iki Bakana yönelik sorum, Ukrayna ve Rusya’yla ilgili olarak. Burada da
barışın ne kadar önemli olduğunu söylediniz. Sayın Fidan; Türkiye, Rusya ve
Ukrayna arasında arabuluculuk yaptı, şimdi Budapeşte’de bir buluşma olacak,
Zelenskiy’nin orada bulunması gerektiğini düşünüyor musunuz? Yoksa Türkiye
ikisini tekrar Türkiye’de bir araya getirmeye çalışacak mı?
Aynı soruyu Sayın Wadephul’a da yöneltmek istiyorum. Zelenskiy Budapeşte’ye
gitmeli mi ve arabulucu olmalı mı?
Alman Bakana kısa bir soru, Polonya bir Ukrayna vatandaşını sınır dışı
etmemeye karar verdi, bu konudaki yorumunuz alabilir miyim?
ALMANYA DIŞİŞLERİ BAKANI JOHANN WADEPHUL- [SİMULTANE TERCÜME]
https://www.youtube.com/live/kc83DJfBIyo?si=GBfdStIPgjxYZ0Qm&t=1358
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Değerli arkadaşlar, gazeteci arkadaşımızın
Sayın Trump’ın Rusya’yla Ukrayna arasında şu anda yaptığı arabuluculukla
alakalı ikinci sorusundan başlamak gerekirse, biliyorsunuz, arabuluculuk
görevi ve arabulucu her iki tarafla da konuşmak durumunda. Sayın Trump’ın
önce Sayın Putin’le Alaska’da görüştüğünü, daha sonra gelip Washington DC’de
diğer taraf olan Sayın Zelenskiy ve Avrupalı liderlerle görüştüğünü gördük.
Önemli olan iki tarafla da bu konuyu götürmek, ya ayrı ayrı görüşürsünüz ya
onları beraber bir araya getirerek görüşürsünüz. Burada Sayın Putin’le
buluşuyor olması bence Ukrayna’nın yokluğunda bir karar alınıyor değil,
Amerika’nın şu anda böyle bir arabulucu tavrı yok, her iki tarafla da ayrı
ayrı konuşuyor.
Biliyorsunuz daha önce de söyledim, ilk önce Sayın Putin’le, sonra Sayın
Zelenskiy’le görüştü. Şimdi ise Sayın Trump bugün Sayın Zelenskiy’le
görüşüyor, son verileri alacak ve daha sonra Sayın Putin’le görüşüp bir
resim ortaya çıkartacağını düşünüyoruz. Biz de esasen arabuluculuk
faaliyetini yaptığımız zaman Rusya ile Ukrayna arasında hem, biliyorsunuz,
ayrı ayrı görüşmeler yaptık hem de tarafları İstanbul’da üç tur bir araya
getirdik. Aslında Türkiye’nin yaptığı bu üç tur faaliyet, liderler düzeyinde
şu anda gerçekleşen buluşmaların da altyapısının oluşması için çok büyük bir
hizmet gördü. Türkiye’nin yapığı çabaların ortaya koyduğu sonuç sadece
esirlerin ve diğer insani hususların değişimi ve hayata geçmesiyle kalmadı,
aynı zamanda her iki taraf da birbirini daha iyi anladılar;
tartışabilecekleri konuları, ilerletebilecekleri zeminlerin sınırlarını da
gördüler, bunu liderlerine rapor ettiler ve liderler şimdi onu kendi
aralarında belli bir üslupla tartışıyorlar. Bu konuda İnşallah iyimseriz,
Türkiye olarak elimizden geleni bugüne kadar yaptığımız gibi bundan sonra da
yapmaya devam edeceğiz. Sayın Cumhurbaşkanımızın bu konuda çok büyük bir
hassasiyeti var.
Gazze’yle ilgili konuya gelince, bu soru için de ayrıca teşekkür ederim,
önemli bir soru. Şu anda sağlanan ateşkes ortamının devam etmesi bizim
birinci önceliğimiz. Aynı zamanda insani yardımların kesintisiz girmesi
fevkalade önemli. Zaman zaman İsrail tarafından bazı ifadeler duyuyoruz, bu
bizim için endişe verici. Acaba Hamas’ın özellikle enkaz altında kalan
cesetleri çıkarmadaki yetersizliğini, çünkü alet edevat yok, İsrail bir
mazeret olarak kullanıp tekrar ateşkesi bozacak mı? Bu konuda uluslararası
toplumun endişesi var. Ama şunun altını çizmek gerekiyor: Gazze’de devam
eden, işlenmiş olan insanlığa karşı suçlar, yıkım, ölüm, bunların hepsi
kameralar önünde oldu, uluslararası toplumu öyle bir dehşete düşürdü ki,
bunun bir an önce son bulması için uluslararası toplum şu anda büyük bir
hassasiyet içerisinde. Bunun tabii devam etmesi gerekiyor, özellikle ateşkes
anlaşmasının kalıcı bir anlaşmaya dönüşmesi, Gazze’deki imarın yeniden
başlaması fevkalade önemli. Ve daha da önemlisi, kalıcı barışı getirmesi
için iki devletli çözümün hayata geçmesi gerekiyor.
Bu konuda birtakım toplantılar şimdiden yapılmaya başlandı, Gazze için
atılması gereken adımlar var, iki devletli çözüm için atılması gereken
adımlar var. Gazze için şu anda özellikle istikrar gücü nasıl
oluşturulabilir, bununla ilgili erken tartışmalar var. Birleşmiş Milletler
Güvenlik Konseyi’nden nasıl bir karar geçirilmeli, bununla ilgili yürüyen
erken tartışmalar var, bunları da yakından takip ediyoruz. Buna hangi ülke
ne kadar katkı verebilir? Hangi angajman kuralları içerisinde bu gidecek,
bunlar tabii ki geniş tartışmaya muhtaç. Ama günün sonunda hedefimiz,
İsrail’le Filistin arasındaki bir tampon bölgede artık iki tarafın da
birbirine zarar vermeyeceği bir ortamı oluşturmak.
Diğer taraftan, Gazze’de vuku bulmuş olan yıkımın, hasarların, yaraların
sarılması nasıl mümkün olacak? Uluslararası toplumun burada da bir varlık
ortaya koyması gerekiyor. Buna yönelik erken yürütülen tartışmalar var. Şarm
El-Şeyh’te liderler sadece o gün anlaşmaları imzalamadılar, aynı zamanda
orada geçirdikleri zaman içerisinde bir araya gelerek, bunların bir kısmı
basına yansıdı, bir kısmı yansımadı, Avrupalı liderler, bölge liderleri,
Sayın Cumhurbaşkanımız bir araya gelerek bundan sonra atılacak adımların ne
olması gerektiği konusunda bir anlayış birliği oluşturma yönünde önemli
tartışmalarda bulundular.
Ben bunu şöyle söyleyebilirim: 10 gün önce Paris’te yapılan Bakanlar
düzeyindeki toplantının devamı liderler düzeyinde Şarm El-Şeyh’te imza
töreninden önce yapıldı. Sayın Merz, Sayın Erdoğan, Sayın Starmer, Sayın
Macron ve diğer Avrupalı liderler, bölge liderleri, Sayın Temim, daha sonra
Sayın Sisi de geldi. Hepsi orada beraber, özellikle yeniden yapılanma
konusunda ne yapmak lazım, barış planı nasıl hayata geçmeli, bunlar da
görüşüldü. Bundan sonra özellikle restorasyonla ilgili atılacak adımlar var.
Umarız bu konuda da vakit kaybetmeden uluslararası toplum harekete geçer.
Ama arazide devam eden insani yardımlarla ilgili engellerin hemen aşılması
gerekiyor. Bugün rapor edilen yaygın hastalık tehlikeleri var, belli yerlere
yeterli miktar ilacın ve yiyeceğin, gerekli temel gıdaların gitmediğine
ilişkin raporlar da var, onların izhar edilmesi gerekiyor. Bu yöndeki
çalışmalarımız başta Almanya olmak üzere dost ülkelerle, müttefik ülkelerle
beraber çalışarak İnşallah devam edecek.
SORU- Her iki Bakana da sorum olacak. Öncelikle konuk Bakana sormak
istiyorum. AB güvenlik mimarisi yeni sınamalarla karşı karşıya bulunuyor.
Mevcut görüntüde Avrupa’nın güvenliğinde Türkiye ve Türk savunma sanayii
nasıl bir rol üstlenebilir? Öte yandan bazı AB üyelerinin Türkiye’nin
Avrupa’nın güvenliğine katkılarını azaltacak nitelikte bir çizgi izlediğine
yönelik iddialar da var. Güvenlikle ilgili meselelerin siyasileştirilmesi
Avrupa’nın güvenliği açısından nasıl bir tehdit oluşturuyor?
Bir diğer sorum tekrar konuk Bakana. İsrail’in Filistinlilere uyguladığı
soykırım karşısında Almanya’nın sessiz kaldığı yönünde birtakım iddialar
oldu. Almanya İsrail’in soykırıma yeniden başlaması durumunda daha eleştirel
olup Filistin Devleti’ni tanımayı planlıyor mu? Alman resmi ve özel medya
kurumları adına Gazze’de bulunan Filistinli gazeteciler ve aileleri büyük
baskılara maruz kaldılar, ancak bu kişileri Gazze’den tahliye etmek
Almanya’nın getirdiği kısıtlamalardan dolayı mümkün olmadı. Bu kısıtlamaları
kaldırmayı ve Alman basını için çalışan Gazzeli gazetecilere yardım etmeyi
planlıyor musunuz?
Sayın Bakan Fidan’a bir sorum olacak. AB üyeliğinin Türkiye’nin stratejik
hedefi olduğunu geçmişte de belirtmiştiniz. Aynı zamanda AB’nin Türkiye’ye
stratejik bir bakış açısıyla yaklaşması gerektiğini söylemiştiniz.
Türkiye’nin AB üyelik süreci konusunda son durum nedir, bir ilerleme
bekliyor musunuz? Bu konuda hangi hususlar konuşuldu bugün?
ALMANYA DIŞİŞLERİ BAKANI JOHANN WADEPHUL- [SİMULTANE TERCÜME]
https://www.youtube.com/live/kc83DJfBIyo?si=4uZyI6eGNswZQWAz&t=2134
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Değerli arkadaşlar; Türkiye’nin Avrupa Birliği
üyeliğiyle ilgili stratejisi nasıl gidiyor, neredeyiz, onunla ilgili
gazeteci arkadaşımız bir soru yöneltti. Biliyorsunuz, her seçimden sonra
Cumhurbaşkanımız, meşruiyeti halktan tekrar devraldıktan sonra, temel dış
politika ilkelerini ortaya koyuyor. 2023 Mayıs Cumhurbaşkanlığı
seçimlerinden hemen sonra Kabine’nin kurulmasını müteakiben Cumhurbaşkanımız
özellikle Avrupa Birliği üyeliği konusunda Türkiye’nin stratejik hedefinin,
arzusunun devam ettiğini ve Dışişleri Bakanlığı’nın ve Bakanı’nın bu konuda
elinden geleni yapması gerektiği talimatını da verdiler. Bu bizim halktan
aldığımız meşruiyetle ortaya koyduğumuz resmi politika ve bu konuda da
ciddiyiz, samimiyiz, atılması gereken adımlar var. Tabii bu tek taraflı bir
eylem değil, Avrupa Birliği’ne de bu konuda -az önce sayın meslektaşım da
söyledi- her iki tarafa da düşen yükümlülükler var. 2007’ye kadar zamanın
bir ruhu vardı, ondan sonra değişen bir Türkiye-Avrupa Birliği ilişkiler
manzumesi var. Ama bugün yakın geçmişimizden ders çıkartarak Türkiye-Avrupa
Birliği ilişkilerinde artık zamanın ruhuna uygun yeni bir stratejik
çerçeveyle, yeni bir bakış açısıyla bir bütünleşme sağlanması gerekiyor. Bu
konuda ifade ettiğim gibi Cumhurbaşkanımızın iradesi tam, hükümet olarak da
biz bu konuda elimizden geleni yapma konusunda kararlıyız.
Türkiye’nin Avrupa Birliği’nden beklentisi, Avrupa Birliği’nin özellikle
siyasi irade olarak Türkiye’nin üyeliği konusunda -ki az önce Sayın
meslektaşım ifade ettiler, onun için de ayrıca teşekkür etmek istiyorum-
hiçbir çekinceleri olmadığını niyet bazında net bir dille ifade etmeleri
gerekiyor. Tabii ki uygulamada karşılanması gereken kriterler var, yapılması
gereken profesyonel çalışmalar var, teknik çalışmalar var, siyasi çalışmalar
var, onlar tabii ki yapılacak. Ama biliyorsunuz, onun daha da gerisinde olan
asıl niyeti ortaya koymak. Avrupa Birliği şöyle bir durumda olduğu zaman;
“gerekli şartları karşıladığı zaman Türkiye’yle beraber Avrupa Birliği
içerisinde olma konusunda benim hiçbir sıkıntım yok, tam tersine bundan
memnun olurum” iradesi oluştuğu zaman, ben özellikle iki taraftan donmuş
olan başlıkların bir an önce açılıp hayata geçeceğine inanıyorum. Bu konuda,
ifade ettiğim gibi, Cumhurbaşkanımızın iradesi var, Avrupa Birliği’nde de
seçimlerden sonra başta Almanya olmak üzere yeni Avrupa dinamiğinde, yeni
Avrupa ruhunda hükümetlerin buna tekrar önem verdiğini görüyoruz.
Biz her zaman söyledik değerli arkadaşlar: Coğrafya önemlidir, Türkiye şu
anda Avrupa’da işgal ettiği coğrafyayla, Avrupa Birliği ülkeleriyle aynı
havayı teneffüs etmekte, aynı bölgede bulunmakta. Bizim başka coğrafyalara
bakan unsurlarımız da var, ama Avrupa’da beraber oluşturacağımız bir
ittifak, beraber oluşturacağımız bir çekim merkezi bizi dünyanın geri
kalanına daha az bağımlı hale getirir. Aksi takdirde Türkiye gibi bir güç
Avrupa gibi bir güçle birleşmediği zaman -bizim birliğimizden bir süper
gücün ortaya çıkması mümkün- diğer türlü her iki taraf da kendi
bağımlılıklarıyla devam ederler. Bizim stratejik değerlendirmelerimiz var,
zaman zaman da ifade ediyorum; eğer Türkiye zamanında Avrupa Birliği’ne üye
olsaydı belki Brexit olmayacaktı, belki Avrupa Birliği bugün krizler
karşısında daha dayanaklı olacaktı. Ama zamanın bir ruhu var, her ülkenin
kendi iç politikası var, iç politik dinamikleri var, toplumların evrime
uğrayan ideolojileri var, siyasi algıları var, zamanla bunların bazen
olgunlaşması, bazen belli bir noktaya gelmesi gerekiyor. Ama bugün
geldiğimiz noktada, daha iyi bir noktada olduğumuzu düşünüyorum, daha
umutluyuz. Türkiye-AB ilişkilerinde karşılıklı stratejik olgunlukla
önümüzdeki engelleri aşarak, daha net hedefler koyarak gideceğiz.
Bugünkü görüşmelerde karşılıklı entegrasyon niyetlerimizi ortaya koyarken,
aynı zamanda paralelinde atılması gereken adımlar neler var; bunlar Gümrük
Birliği meselesi, vize serbestisi konusu ve AB-Türkiye ilişkilerini daha da
güçlendirecek diğer konuları da ele aldık. Bu konuda -daha önce de söyledim-
atacağımız adımları atacağız.
Ben tekrar bu konuya olan ilginiz için teşekkür ediyorum.
* Interpress deşifresidir.