Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan'ın Almanya Federal Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Johann David Wadephul ile Ortak Basın Toplantısı, 17 Ekim 2025

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Değerli basın mensupları, Sayın Johann Wadephul bugün heyetiyle beraber konuğumuz, kendilerine huzurunuzda bir kez daha hoş geldiniz diyorum. Kendileri, ülkemize ilk ziyaretini 15 Mayıs’ta ev sahipliğini yaptığımız NATO Dışişleri Bakanları Gayriresmi Toplantısı vesilesiyle gerçekleştirmişti. Bugün de resmi, ikili ziyaretini Ankara’ya yapmakta. Gerçekten çok verimli görüşmelerde bulunduk; bugünkü görüşmelerimizde ikili ilişkilerimizi, Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerini ve bölgesel gelişmeleri derinlemesine ele alma imkanı bulduk. Almanya Şansölyesi Sayın Merz’in yakında ülkemizi ziyareti öngörülmekte, mevkidaşımla beraber Sayın Şansölye’nin Cumhurbaşkanımızla yapacağı toplantının hazırlıklarını da gözden geçirdik. İki lider arasında görüşülecek konuların ön hazırlığını da bu ziyaret vesilesiyle yapmış olduk.

Değerli basın mensupları, AB ülkeleriyle toplam ticaretimiz 220 milyar Dolar, bu gerçekten Türkiye’nin toplam ticaret hacminde önemli bir yer işgal etmekte ve bu ticaret, çok dengeli bir ticaret. Bu 220 milyar Dolar ticaretin yaklaşık 50 milyar Dolar’ını ise Almanya ile yapmaktayız. Almanya bizim en büyük ticaret ortaklarımızdan biri. İkili ticaret hacmimizi yakın gelecekte 60 milyar Dolar’a yükletebileceğimize inanıyoruz, çünkü iki taraftaki iş adamlarının, öğrencilerin ve diğer sosyal etkileşimlerin ne kadar yoğun olduğunu görüyoruz. Bunların hepsinin ortaya çıkardığı ekonomik aktiviteler var, yeni iş geliştirmeler var, yeni projeler, yeni yatırımlar var; bunun daha da ileri gideceğini düşünüyoruz. Enerji alanındaki iş birliğimizin kuvvetlendiğini de görmekten memnunuz. Bu çerçevede, geçen ay imzalanan LNG tedariki anlaşmasını olumlu bir adım olarak değerlendiriyoruz. Müteakip Ekonomi ve Ticaret Ortak Komitesi Toplantısı ile Enerji ve Madencilik Forumu’nun bu yıl içerisinde ülkemizin ev sahipliğinde düzenlenmesini öngörüyoruz, değerli meslektaşımla onu da görüştük. Ayrıca; yenilenebilir enerji, yapay zeka ve dijitalleşme gibi alanlardaki iş birliğimizi artırabileceğimizi düşünüyoruz. İkili ilişkilerimiz söz konusu olduğunda, ülkelerimiz arasındaki en güçlü bağlardan biri olan, Almanya'daki Türk toplumunu da anmamız gerekiyor. Türk toplumunun, Almanya’daki toplumsal, ekonomik ve kültürel hayata sunduğu katkılar iki ülke için de gurur vericidir. Sayın Bakandan, Almanya’daki kardeşlerimize Türkiye’den selamlarımızı götürmesini istirham ediyorum.

Değerli basın mensupları, bugün açılışta da ifade ettiğim gibi değerli meslektaşımla Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerini derinlemesine ele aldık. Avrupa Birliği, Türkiye’nin en büyük ticaret ortağı konumundadır. Bu çerçevede Gümrük Birliği’nin güncellenmesine yönelik müzakerelere vakit kaybetmeden başlamamız gerekmekte. Bu konuda Almanya’nın desteğini beklediğimizi de kıymetli mevkidaşımla paylaştım.

Bir diğer öncelikli konu ise, Vize Serbestisi Diyaloğu’nun yeniden canlandırılması, bu konuda karşılıklı niyet beyanını tekrarladık. Türkiye’nin yapması gereken 4-5 tane konu var, o konuda bizim sistem içindeki ön görüşmelerimiz bitti, gerekli adımları atacağız. Cumhurbaşkanımız da bu konuda oldukça hassas.

Bu alandaki ilerlemenin Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerine yeni bir ivme kazandıracağına inanıyoruz. Diğer taraftan, Schengen vize başvuru süreçleri konusunda AB tarafından alınan kolaylaştırıcı ve hızlandırıcı tedbirleri de kıymetli buluyoruz. Ancak, bu alanlardaki sorunlar bildiğiniz gibi tümüyle giderilmiş değil, bu konudaki beklentilerimizi de değerli misafirimle paylaştım.

Türkiye-AB ilişkilerinde uzun vadeli stratejik bakış açısıyla hareket etmek, her iki tarafın da ortak çıkarınadır. AB’nin bazı ülkelerin dar siyasi hesaplarına hapsolmuş önyargılı tutumunu bir kenara bırakmasını bekliyoruz. İki müttefik olarak, ülkelerimizin ve Avrupa’nın güvenliğini ilgilendiren konularda da yakın çalışmaya önem veriyoruz. Bu çerçevede, imkan ve kabiliyetlerimizin güçlü olduğu savunma sanayii alanında kısıtlamaların değil, ortak projelerin gündemde olduğunu görüyoruz. Değerli mevkidaşım bu yönde atılan adımları söyledi, Almanya’nın son dönemde bu yönde attığı olumlu adımları memnuniyetle karşılıyoruz, kendilerine de huzurlarınızda teşekkür etmek istiyorum. Ülkemizin SAFE mekanizmasına etkin katılımı ve ortak projeler geliştirmesi de kritik bir önemi haizdir.

Değerli basın mensupları, AB ilişkileri ve ikili ilişkilerin yanı sıra, değerli meslektaşımla aynı zamanda bölgesel konuları da görüştük. Bunların başında tabii ki güncel olarak Gazze konusu gelmekte. İki taraf olarak Gazze’deki ateşkesin devamlılığını, insani yardımların kesintisiz girmesini, savaşın kalıcı olarak durmasını beklediğimizi teyit ettik ve aynı zamanda iki devletli çözümün hayata geçirilmesi bölgedeki kalıcı barış için esas bir adımdır. Bu konuda da mutabakatımız var.

Yine şu anda Gazze’de oluşturulan barış ikliminin, ateşkesin bozulmaması gerektiği, bu konuda atılması gereken adımların, gereken uluslararası iş birliğinin ortaya konması gerektiği konusunda da hemfikiriz. Türkiye olarak bu konudaki görüşlerimizi değerli meslektaşımla paylaştık. Avrupa’nın ve özellikle Almanya’nın Filistin’le ilgili, Gazze’yle ilgili sorunlarda ortaya koyacağı her türlü yapıcı adımın çok büyük değer taşıyacağını ifade ettik.

Türkiye, sağlanan mutabakatın uygulanmasına yönelik üzerine düşeni yaptığı gibi, bundan sonrasında da fazlasıyla yapmaya hazır. Özellikle bu çerçevede adı geçen görev gücü, barış kurulu veya uluslararası istikrar gücü gibi şu anda altı tam doldurulmamış konuların hayata geçtikçe içinde yer alma konusunda Cumhurbaşkanımız tarafından ortaya konan tam bir irade var. Tabii atılan her adımın kalıcı barışa hizmet etmesi gerekmekte.

Gazze’de tesis edilen ateşkesin hemen ardından yardım çalışmalarımızı daha da yoğunlaştırdık. Bu çerçevede, Dışişleri Bakanlığı olarak bir Büyükelçimizi İnsani Yardımlar Koordinatörü olarak görevlendirdik. Bu Büyükelçimiz aynı zamanda geçmişte AFAD Başkanlığı da yapmıştı, Sayın Mehmet Güllüoğlu, kendisi şu anda görevine başlamış durumda. Amacımız, koordinatörümüz vasıtasıyla arazide faaliyet gösteren yardım kuruluşlarımızın, sivil toplum kuruluşlarımızın diplomasiyle olan, diğer devletlerle olan, bizlerle olan aradaki koordinasyonunu bu arkadaşımızın sağlaması, bu önemli. Çünkü biz bu yardım faaliyetinin uzun vadeli, sistemli olması gerektiğine inanıyoruz. Bu konuda atılması gereken kurumsal adımları da atıyoruz. Türkiye, Gazze’ye nefes, Filistin’e umut olmaya devam edecektir. Gazze’nin yeniden imarına yönelik çabalara da aktif destek vermeyi sürdüreceğiz. Gazze’de yükselecek her bina insanlığın ortak vicdanının eseri olacaktır. Henüz yolun çok başındayız. Nihai amacımız, iki devletli çözümün hayata geçirilmesi ve tüm acılara rağmen barış ve refahın hakim olacağı bir Orta Doğu kurmaktır.

Değerli arkadaşlar, görüşmelerimizde Suriye’deki durumu da ele alıyoruz. Suriye Hükümeti’nin “SDG” ile yürüttüğü görüşmeleri yakından takip ediyoruz. Entegrasyonun ülkenin güvenliğine, halkın beklentilerine ve ekonomik kalkınmasına somut katkılar getirmesini de bekliyoruz. Bu çerçevede, Suriye Hükümeti’nin ülkenin kuzey doğusunda ve doğal kaynaklar üzerinde kontrol tesis etmesine imkan sağlanması gerekmekte.

Diğer taraftan, değerli mevkidaşımla Ukrayna’da süren savaşı görüştük. Burada muhtemel barış senaryoları içerisinde neler olabilir, yapılması beklenen bir ateşkes nasıl hayata geçebilir, bu konudaki beklentilerimiz, görüşlerimiz ne, çatışmayı sona erdirmek için neler yapabiliriz, onu görüştük. Ayrıca, Gönüllüler Koalisyonu çalışmalarını ele aldık ve Koalisyonun Ukrayna’nın uzun vadeli istikrarına sağlayabileceği katkıları da değerlendirdik. Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü koruması, aynı zamanda savaşın son bulması, Avrupa’da ve başka yerlerde, başka yere yayılmaması fevkalade önemli. Çünkü artık sadece her iki taraf değil, aynı zamanda Avrupa ekonomisi, dünya ekonomisi ve biz de dahil olmak üzere, başta enerji sorunu olmak üzere çok büyük bir negatif etki altına girdik. Bu uzun süredir devam eden savaşta insan kaybı, maliyet… Ukrayna’nın altyapısı yok edildi, enerji altyapısı da buna dahil. Bunların tekrar ayağa kaldırılması gerekecek. Bu konuda Türkiye üzerine düşeni yapmaya hazır, ama öncelikli olarak ateşkesin sağlanması, barışın ortaya çıkması gerekmekte. Bu konudaki ortak beklentimizi de karşılıklı teyit ettik.

Ben tekrar huzurlarınızda kendilerine teşekkür ediyorum.

Ankara’ya bir kez daha hoş geldiniz diyorum. Söz sizin.

ALMANYA DIŞİŞLERİ BAKANI JOHANN WADEPHUL- [SİMULTANE TERCÜME]

https://www.youtube.com/live/kc83DJfBIyo?si=Zk48jqMoJbltfNEF&t=673

SORU- [SİMULTANE TERCÜME] Burada iki Bakana sorum olacak Gazze ile ilgili.

Siz ikiniz de bundan sonra ateşkesin, barış sürecinin yürümesi için adımlar atılması gerektiğini söylediniz. Bunun için neler yapılması gerekir? Örneğin Hamas'ın silahları bırakması veya Sayın Wadephul siz ne tür vaatler, sözler aldınız? Türkiye'deki iç politikayı, örneğin Sayın İmamoğlu'nun tutuklanmasıyla ilgili konuyu ele aldınız mı?

Yine iki Bakana yönelik sorum, Ukrayna ve Rusya’yla ilgili olarak. Burada da barışın ne kadar önemli olduğunu söylediniz. Sayın Fidan; Türkiye, Rusya ve Ukrayna arasında arabuluculuk yaptı, şimdi Budapeşte’de bir buluşma olacak, Zelenskiy’nin orada bulunması gerektiğini düşünüyor musunuz? Yoksa Türkiye ikisini tekrar Türkiye’de bir araya getirmeye çalışacak mı?

Aynı soruyu Sayın Wadephul’a da yöneltmek istiyorum. Zelenskiy Budapeşte’ye gitmeli mi ve arabulucu olmalı mı?

Alman Bakana kısa bir soru, Polonya bir Ukrayna vatandaşını sınır dışı etmemeye karar verdi, bu konudaki yorumunuz alabilir miyim?

ALMANYA DIŞİŞLERİ BAKANI JOHANN WADEPHUL- [SİMULTANE TERCÜME]

https://www.youtube.com/live/kc83DJfBIyo?si=GBfdStIPgjxYZ0Qm&t=1358

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Değerli arkadaşlar, gazeteci arkadaşımızın Sayın Trump’ın Rusya’yla Ukrayna arasında şu anda yaptığı arabuluculukla alakalı ikinci sorusundan başlamak gerekirse, biliyorsunuz, arabuluculuk görevi ve arabulucu her iki tarafla da konuşmak durumunda. Sayın Trump’ın önce Sayın Putin’le Alaska’da görüştüğünü, daha sonra gelip Washington DC’de diğer taraf olan Sayın Zelenskiy ve Avrupalı liderlerle görüştüğünü gördük. Önemli olan iki tarafla da bu konuyu götürmek, ya ayrı ayrı görüşürsünüz ya onları beraber bir araya getirerek görüşürsünüz. Burada Sayın Putin’le buluşuyor olması bence Ukrayna’nın yokluğunda bir karar alınıyor değil, Amerika’nın şu anda böyle bir arabulucu tavrı yok, her iki tarafla da ayrı ayrı konuşuyor.

Biliyorsunuz daha önce de söyledim, ilk önce Sayın Putin’le, sonra Sayın Zelenskiy’le görüştü. Şimdi ise Sayın Trump bugün Sayın Zelenskiy’le görüşüyor, son verileri alacak ve daha sonra Sayın Putin’le görüşüp bir resim ortaya çıkartacağını düşünüyoruz. Biz de esasen arabuluculuk faaliyetini yaptığımız zaman Rusya ile Ukrayna arasında hem, biliyorsunuz, ayrı ayrı görüşmeler yaptık hem de tarafları İstanbul’da üç tur bir araya getirdik. Aslında Türkiye’nin yaptığı bu üç tur faaliyet, liderler düzeyinde şu anda gerçekleşen buluşmaların da altyapısının oluşması için çok büyük bir hizmet gördü. Türkiye’nin yapığı çabaların ortaya koyduğu sonuç sadece esirlerin ve diğer insani hususların değişimi ve hayata geçmesiyle kalmadı, aynı zamanda her iki taraf da birbirini daha iyi anladılar; tartışabilecekleri konuları, ilerletebilecekleri zeminlerin sınırlarını da gördüler, bunu liderlerine rapor ettiler ve liderler şimdi onu kendi aralarında belli bir üslupla tartışıyorlar. Bu konuda İnşallah iyimseriz, Türkiye olarak elimizden geleni bugüne kadar yaptığımız gibi bundan sonra da yapmaya devam edeceğiz. Sayın Cumhurbaşkanımızın bu konuda çok büyük bir hassasiyeti var.

Gazze’yle ilgili konuya gelince, bu soru için de ayrıca teşekkür ederim, önemli bir soru. Şu anda sağlanan ateşkes ortamının devam etmesi bizim birinci önceliğimiz. Aynı zamanda insani yardımların kesintisiz girmesi fevkalade önemli. Zaman zaman İsrail tarafından bazı ifadeler duyuyoruz, bu bizim için endişe verici. Acaba Hamas’ın özellikle enkaz altında kalan cesetleri çıkarmadaki yetersizliğini, çünkü alet edevat yok, İsrail bir mazeret olarak kullanıp tekrar ateşkesi bozacak mı? Bu konuda uluslararası toplumun endişesi var. Ama şunun altını çizmek gerekiyor: Gazze’de devam eden, işlenmiş olan insanlığa karşı suçlar, yıkım, ölüm, bunların hepsi kameralar önünde oldu, uluslararası toplumu öyle bir dehşete düşürdü ki, bunun bir an önce son bulması için uluslararası toplum şu anda büyük bir hassasiyet içerisinde. Bunun tabii devam etmesi gerekiyor, özellikle ateşkes anlaşmasının kalıcı bir anlaşmaya dönüşmesi, Gazze’deki imarın yeniden başlaması fevkalade önemli. Ve daha da önemlisi, kalıcı barışı getirmesi için iki devletli çözümün hayata geçmesi gerekiyor.

Bu konuda birtakım toplantılar şimdiden yapılmaya başlandı, Gazze için atılması gereken adımlar var, iki devletli çözüm için atılması gereken adımlar var. Gazze için şu anda özellikle istikrar gücü nasıl oluşturulabilir, bununla ilgili erken tartışmalar var. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nden nasıl bir karar geçirilmeli, bununla ilgili yürüyen erken tartışmalar var, bunları da yakından takip ediyoruz. Buna hangi ülke ne kadar katkı verebilir? Hangi angajman kuralları içerisinde bu gidecek, bunlar tabii ki geniş tartışmaya muhtaç. Ama günün sonunda hedefimiz, İsrail’le Filistin arasındaki bir tampon bölgede artık iki tarafın da birbirine zarar vermeyeceği bir ortamı oluşturmak.

Diğer taraftan, Gazze’de vuku bulmuş olan yıkımın, hasarların, yaraların sarılması nasıl mümkün olacak? Uluslararası toplumun burada da bir varlık ortaya koyması gerekiyor. Buna yönelik erken yürütülen tartışmalar var. Şarm El-Şeyh’te liderler sadece o gün anlaşmaları imzalamadılar, aynı zamanda orada geçirdikleri zaman içerisinde bir araya gelerek, bunların bir kısmı basına yansıdı, bir kısmı yansımadı, Avrupalı liderler, bölge liderleri, Sayın Cumhurbaşkanımız bir araya gelerek bundan sonra atılacak adımların ne olması gerektiği konusunda bir anlayış birliği oluşturma yönünde önemli tartışmalarda bulundular.

Ben bunu şöyle söyleyebilirim: 10 gün önce Paris’te yapılan Bakanlar düzeyindeki toplantının devamı liderler düzeyinde Şarm El-Şeyh’te imza töreninden önce yapıldı. Sayın Merz, Sayın Erdoğan, Sayın Starmer, Sayın Macron ve diğer Avrupalı liderler, bölge liderleri, Sayın Temim, daha sonra Sayın Sisi de geldi. Hepsi orada beraber, özellikle yeniden yapılanma konusunda ne yapmak lazım, barış planı nasıl hayata geçmeli, bunlar da görüşüldü. Bundan sonra özellikle restorasyonla ilgili atılacak adımlar var. Umarız bu konuda da vakit kaybetmeden uluslararası toplum harekete geçer. Ama arazide devam eden insani yardımlarla ilgili engellerin hemen aşılması gerekiyor. Bugün rapor edilen yaygın hastalık tehlikeleri var, belli yerlere yeterli miktar ilacın ve yiyeceğin, gerekli temel gıdaların gitmediğine ilişkin raporlar da var, onların izhar edilmesi gerekiyor. Bu yöndeki çalışmalarımız başta Almanya olmak üzere dost ülkelerle, müttefik ülkelerle beraber çalışarak İnşallah devam edecek.

SORU- Her iki Bakana da sorum olacak. Öncelikle konuk Bakana sormak istiyorum. AB güvenlik mimarisi yeni sınamalarla karşı karşıya bulunuyor. Mevcut görüntüde Avrupa’nın güvenliğinde Türkiye ve Türk savunma sanayii nasıl bir rol üstlenebilir? Öte yandan bazı AB üyelerinin Türkiye’nin Avrupa’nın güvenliğine katkılarını azaltacak nitelikte bir çizgi izlediğine yönelik iddialar da var. Güvenlikle ilgili meselelerin siyasileştirilmesi Avrupa’nın güvenliği açısından nasıl bir tehdit oluşturuyor?

Bir diğer sorum tekrar konuk Bakana. İsrail’in Filistinlilere uyguladığı soykırım karşısında Almanya’nın sessiz kaldığı yönünde birtakım iddialar oldu. Almanya İsrail’in soykırıma yeniden başlaması durumunda daha eleştirel olup Filistin Devleti’ni tanımayı planlıyor mu? Alman resmi ve özel medya kurumları adına Gazze’de bulunan Filistinli gazeteciler ve aileleri büyük baskılara maruz kaldılar, ancak bu kişileri Gazze’den tahliye etmek Almanya’nın getirdiği kısıtlamalardan dolayı mümkün olmadı. Bu kısıtlamaları kaldırmayı ve Alman basını için çalışan Gazzeli gazetecilere yardım etmeyi planlıyor musunuz?

Sayın Bakan Fidan’a bir sorum olacak. AB üyeliğinin Türkiye’nin stratejik hedefi olduğunu geçmişte de belirtmiştiniz. Aynı zamanda AB’nin Türkiye’ye stratejik bir bakış açısıyla yaklaşması gerektiğini söylemiştiniz. Türkiye’nin AB üyelik süreci konusunda son durum nedir, bir ilerleme bekliyor musunuz? Bu konuda hangi hususlar konuşuldu bugün?

ALMANYA DIŞİŞLERİ BAKANI JOHANN WADEPHUL- [SİMULTANE TERCÜME]

https://www.youtube.com/live/kc83DJfBIyo?si=4uZyI6eGNswZQWAz&t=2134

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Değerli arkadaşlar; Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğiyle ilgili stratejisi nasıl gidiyor, neredeyiz, onunla ilgili gazeteci arkadaşımız bir soru yöneltti. Biliyorsunuz, her seçimden sonra Cumhurbaşkanımız, meşruiyeti halktan tekrar devraldıktan sonra, temel dış politika ilkelerini ortaya koyuyor. 2023 Mayıs Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden hemen sonra Kabine’nin kurulmasını müteakiben Cumhurbaşkanımız özellikle Avrupa Birliği üyeliği konusunda Türkiye’nin stratejik hedefinin, arzusunun devam ettiğini ve Dışişleri Bakanlığı’nın ve Bakanı’nın bu konuda elinden geleni yapması gerektiği talimatını da verdiler. Bu bizim halktan aldığımız meşruiyetle ortaya koyduğumuz resmi politika ve bu konuda da ciddiyiz, samimiyiz, atılması gereken adımlar var. Tabii bu tek taraflı bir eylem değil, Avrupa Birliği’ne de bu konuda -az önce sayın meslektaşım da söyledi- her iki tarafa da düşen yükümlülükler var. 2007’ye kadar zamanın bir ruhu vardı, ondan sonra değişen bir Türkiye-Avrupa Birliği ilişkiler manzumesi var. Ama bugün yakın geçmişimizden ders çıkartarak Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinde artık zamanın ruhuna uygun yeni bir stratejik çerçeveyle, yeni bir bakış açısıyla bir bütünleşme sağlanması gerekiyor. Bu konuda ifade ettiğim gibi Cumhurbaşkanımızın iradesi tam, hükümet olarak da biz bu konuda elimizden geleni yapma konusunda kararlıyız.

Türkiye’nin Avrupa Birliği’nden beklentisi, Avrupa Birliği’nin özellikle siyasi irade olarak Türkiye’nin üyeliği konusunda -ki az önce Sayın meslektaşım ifade ettiler, onun için de ayrıca teşekkür etmek istiyorum- hiçbir çekinceleri olmadığını niyet bazında net bir dille ifade etmeleri gerekiyor. Tabii ki uygulamada karşılanması gereken kriterler var, yapılması gereken profesyonel çalışmalar var, teknik çalışmalar var, siyasi çalışmalar var, onlar tabii ki yapılacak. Ama biliyorsunuz, onun daha da gerisinde olan asıl niyeti ortaya koymak. Avrupa Birliği şöyle bir durumda olduğu zaman; “gerekli şartları karşıladığı zaman Türkiye’yle beraber Avrupa Birliği içerisinde olma konusunda benim hiçbir sıkıntım yok, tam tersine bundan memnun olurum” iradesi oluştuğu zaman, ben özellikle iki taraftan donmuş olan başlıkların bir an önce açılıp hayata geçeceğine inanıyorum. Bu konuda, ifade ettiğim gibi, Cumhurbaşkanımızın iradesi var, Avrupa Birliği’nde de seçimlerden sonra başta Almanya olmak üzere yeni Avrupa dinamiğinde, yeni Avrupa ruhunda hükümetlerin buna tekrar önem verdiğini görüyoruz.

Biz her zaman söyledik değerli arkadaşlar: Coğrafya önemlidir, Türkiye şu anda Avrupa’da işgal ettiği coğrafyayla, Avrupa Birliği ülkeleriyle aynı havayı teneffüs etmekte, aynı bölgede bulunmakta. Bizim başka coğrafyalara bakan unsurlarımız da var, ama Avrupa’da beraber oluşturacağımız bir ittifak, beraber oluşturacağımız bir çekim merkezi bizi dünyanın geri kalanına daha az bağımlı hale getirir. Aksi takdirde Türkiye gibi bir güç Avrupa gibi bir güçle birleşmediği zaman -bizim birliğimizden bir süper gücün ortaya çıkması mümkün- diğer türlü her iki taraf da kendi bağımlılıklarıyla devam ederler. Bizim stratejik değerlendirmelerimiz var, zaman zaman da ifade ediyorum; eğer Türkiye zamanında Avrupa Birliği’ne üye olsaydı belki Brexit olmayacaktı, belki Avrupa Birliği bugün krizler karşısında daha dayanaklı olacaktı. Ama zamanın bir ruhu var, her ülkenin kendi iç politikası var, iç politik dinamikleri var, toplumların evrime uğrayan ideolojileri var, siyasi algıları var, zamanla bunların bazen olgunlaşması, bazen belli bir noktaya gelmesi gerekiyor. Ama bugün geldiğimiz noktada, daha iyi bir noktada olduğumuzu düşünüyorum, daha umutluyuz. Türkiye-AB ilişkilerinde karşılıklı stratejik olgunlukla önümüzdeki engelleri aşarak, daha net hedefler koyarak gideceğiz.

Bugünkü görüşmelerde karşılıklı entegrasyon niyetlerimizi ortaya koyarken, aynı zamanda paralelinde atılması gereken adımlar neler var; bunlar Gümrük Birliği meselesi, vize serbestisi konusu ve AB-Türkiye ilişkilerini daha da güçlendirecek diğer konuları da ele aldık. Bu konuda -daha önce de söyledim- atacağımız adımları atacağız.

Ben tekrar bu konuya olan ilginiz için teşekkür ediyorum.

* Interpress deşifresidir.