#

Dışişleri Bakanı Sayın Ahmet Davutoğlu’nun ABD Dışişleri Bakanı John Kerry ile Ortak Basın Toplantısı, 7 Nisan 2013, İstanbul

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU- Değerli basın mensupları, Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanı Sayın John Kerry’yi  hemen hemen bir ay içinde ülkemizde ikinci kez ağırlamaktan büyük gurur ve mutluluk duyuyoruz. Kendisine ve heyetine bir kez daha hoşgeldiniz diyorum. Bildiğiniz gibi Türkiye ile Amerika Birleşik Devletleri arasında çok köklü stratejik ortaklık ilişkileri vardır. Sayın Obama döneminde bu stratejik ortaklık “model ortaklık” olarak tanımlanmış ve hem ikili ilişkiler, hem bölgesel ve küresel sorunlar konusunda çok güçlü istişare mekanizmaları oluşturulmuştur. Bunun en canlı göstergesi, Dışişleri Bakanları olarak bizim çok sık aralıklarla yüz yüze görüşmemiz ve hemen hemen her hafta, bazen bir hafta içinde birkaç kez telefon görüşmesi yapmamız. Çünkü bu dönemde, tarihin bu kadar hızlı aktığı bir dönemde, Türkiye ile Amerika Birleşik Devletleri’nin ortak meseleleri var, uluslararası sorunlar konusunda istişare etme ihtiyacı hissettikleri birçok konu var. Bu konuların doğrudan görüşülmesi sorunların çözümüne büyük katkı sağlamaktadır.

 

Sayın Kerry’nin son Ankara ziyaretinde bütün bölgesel konuları kapsamlı bir şekilde ele almıştık. Daha sonra telefon temaslarıyla bu konularda önemli mesafeler de alındı. Türkiye-İsrail ilişkileri konusunda Sayın Kerry’nin ve Sayın Obama’nın da doğrudan destekleri, katkılarıyla elde edilen netice bunların çarpıcı bir göstergesi.

 

Bir ay içinde yine bölgemizde önemli gelişmeler oldu. Özellikle Ortadoğu Barış Süreci bağlamında Sayın Kerry’nin Sayın Obama’yla birlikte yaptığı ziyaret sonrasında yeni bazı düşünceler, bazı yaklaşımlar söz konusu oldu. Telefon görüşmelerimiz esnasında bütün bu konuları tekrar ele almanın gerektiği hususunda mutabık kaldık.

 

Sayın Kerry’nin bu ziyaretinde önce Ortadoğu Barış Süreci ve iki devletli çözüm bağlamında atılacak adımlar konusunu ele aldık. Dün de ben Sayın Mahmut Abbas ve Sayın Halit Meşal ile telefon görüşmeleri gerçekleştirmiştim, özellikle Filistin’deki iç uzlaşı süreci bağlamında.  Sayın Kerry buradan İsrail ve Filistin’e gidecek ve daha önce mutabık kalınan çerçevede temaslarını sürdürecek. Kendisi bu konudaki düşüncelerini bize aktardı, ben de Sayın Abbas’la özellikle Katar’da yaptığım görüşmede edindiğim fikirleri, düşünceleri kendisiyle paylaştım.

 

Ümit ederiz, önümüzdeki dönemde Filistin sorunu konusunda iki devletli çözüm bağlamında - 1967 sınırlarında - yeni bir süreç başlar ve bu süreç  - sadece süreç olmakla kalmaz - netice alıcı, netice odaklı bir diplomatik etkinliğe dönüşür. Türkiye bu konuda takip ettiği ilkeli politikayı sürdürecektir. İki devletli çözüm bağlamında atılacak her adımı destekleyeceğiz, çözüm sürecine katkıda bulunmaya çalışacağız. Başta Sayın Kerry olmak üzere ABD’yle de temaslarımız sürecek.

 

Sayın Başbakanımızın Washington ziyaretini tabii ele aldık. Washington ziyaretinde de bütün bu konular kapsamlı bir şekilde ele alınacak. Biraz sonra da Sayın Başbakanımızla görüşeceğiz.

 

Filistin meselesi dışında, Ortadoğu Barış Süreci dışında Suriye konusunu - tabii beklendiği gibi - yine kapsamlı şekilde ele aldık ve en kısa süre içinde Suriye Dostları Grubunun bir çekirdek grup toplantısını yapmanın gerektiği konusunda da mutabık kaldık. Bunun hazırlıklarını başlatacağız. Çünkü Suriye’de Mart ayı maalesef son 2 yılın en kanlı ayı oldu. 7 bine yakın Suriyeli hayatını kaybetti. Uluslararası toplumun bu konuda tereddüt etmesi halinde Beşar Esad bunu bir zafiyet olarak algılamakta ve daha büyük saldırılara yönelmektedir. O bakımdan, küresel bir güç olarak ve Birleşmiş Milletler sistemindeki etkin rolü dolayısıyla Amerika Birleşik Devletleri’nin tutumu büyük bir önem taşıyor. Türkiye de komşu ülke olarak bu konuda özel bir role sahip. Son Arap Ligi toplantısında da bu konuları ele almıştık. Ben bu konulardaki intibalarımızı Sayın Kerry’le paylaştım ve birlikte bir çekirdek grup toplantısının faydalı olacağı kanaatine ulaştık. Bu çerçevede de önümüzdeki dönemdeki adımlarımızı gözden geçirdik.

 

Yine Irak konusunu ortak ilgi alanımız olarak ele aldık. Irak’ın toprak bütünlüğü etrafında, bütün tarafların katıldığı, güç ve kaynak paylaşımına dayalı bir siyasi diyalog sürecinin Irak için zaruri olduğu konusunu paylaştık. Türkiye için Irak’ın toprak bütünlüğü temel bir ilkedir. Ancak, Irak’ta hükümet yapılanmasının bütün tarafları içine alacak şekilde ve demokratik bir ortamda gerçekleşmesi de büyük önem taşıyor. Bu konuda istişarelerimize devam edeceğiz.

 

Ayrıca, Kıbrıs konusunu ele aldık. Zaten telefon görüşmelerimizde de Kıbrıs konusunda daha kapsamlı bir istişare ihtiyacını vurgulamıştık. Çünkü Güney Kıbrıs’ta yapılan seçimler sonrası bir fırsat penceresi açılmış durumda. Bunun doğru değerlendirilmesi lazım. Eğer bu fırsat penceresi doğru değerlendirilirse ve psikolojik faktörler ya da ekonomik krizlerle gölgelenmezse, Kıbrıs’ta kalıcı bir barış için harekete geçmenin tam vakti olduğu kanaatindeyiz. Bu kalıcı barış, hem iki taraf arasında - Kıbrıs Türkleri ve Kıbrıs Rumları arasında - barışı tesis edecek, hem Türkiye-Yunanistan ilişkilerinin ve Doğu Akdeniz’de önemli bir problemin çözümüne zemin hazırlayacak, hem de NATO-Avrupa Birliği ilişkileri başta olmak üzere Transatlantik ekseninde önemli bir rahatlama sağlayacak. O bakımdan, Amerika Birleşik Devletleri’nin bu konuyla yakından ilgilenmesini beklediğimizi bir kez daha ben Sayın Kerry’e ifade ettim. O da zaten bu konunun gerçekten bir fırsat penceresi oluşturduğu hususunda benzer kanaate sahip olduğunu ifade ettiler. Bu konuda da çalışmaya devam edeceğiz.

 

Ayrıca, Kafkasya’daki dengeler, Mali, Somali ve Asya’daki bazı konular üzerinde de çok kısa atıflarda bulunduk, ama bütün bu konuları ele almaya devam edeceğiz. Kafkasya konusunda tabii Türkiye-Ermenistan ilişkileri de dahil olmak üzere çok daha kapsamlı bir istişare ihtiyacı var. Minsk sürecinin ivme kazandırılması ve Azerbaycan’ın işgal altındaki toprakları konusunda  mesafe alınması konusunu daha önce ele almıştık, bugün de ilerleyen görüşmelerde bu konular üzerinde görüşmeye devam edeceğiz.

 

Ben tekrar kendilerine hoş geldiniz diyorum.

 

İstanbul her zaman Sayın Kerry’nin atıfta bulunduğu bir şehirdir. Tekrar tekrar İstanbul’a, Türkiye’ye bekliyoruz; tekrar hoş geldiniz.

 

ABD DIŞİŞLERİ BAKANI JOHN KERRY - İstanbul’da – çok hızlı bir şekilde ilerleyen ve başarılara imza atan Türkiye’nin bu tarihi, inanılmaz şehrinde - bulunmak benim için büyük ayrıcalık. Bugün çok sayıda yeni sınamalarla karşı karşıya bulunduğumuz yeni dünyada Türkiye’nin önemli bir ortak olduğunu ve olmaya devam ettiğini konuştuk. Sayın Dışişleri Bakanı daimi ve cömert misafirperverliğiniz için teşekkür ediyorum. Haklısınız, sık görüşüyoruz, belki haftada iki kez ve bunun yararlı olduğunu düşünüyorum. İsrail’i ziyareti sırasında Başkan Obama’nın misyonunu tamamlaması yönünde sizin ve Başbakanınızın çalışmaları nedeniyle sizlere müteşekkirim. Bunun önemli bir adım olduğunu düşünüyorum ve çabalarınıza teşekkür ediyorum. Elbette, bu misyonun tamamlanmasını bekliyoruz.

 

Sayın Dışişleri Bakanı, sanırım biliyorsunuz, başta ABD Dışişleri Bakanlığı ailesi olmak üzere ABD halkı zor bir 24 saat geçirdi. Dün, çok parlak ve cesur genç bir kadını, genç bir diplomatı kaybettik. Kendisini Afganistan’daki korkunç bir saldırıda kaybettik ve bugün çok üzgünüz. Sayın Bakan, Anne Smedinghoff  25 yaşındaydı.  Bu trajedide iki farklı değerler bütünü arasındaki farkın görülebilmesi bakımından tüm dünya için sert bir karşıtlık olduğunu düşünüyorum.

 

Bir tarafta dün sabah kalkarak öğrencilere kitaplar götürmek üzere yola çıkan, hiç tanımadığı çocuklara bilgi götürmek, geleceklerini inşa edebilmelerine yardımcı olmak isteyen bencil olmayan, idealist bir genç kadın, Anne var. Anne ve beraberindekilere eğitmek ya da yardım amaçlı değil, yok etmek amacıyla güne uyanan Taliban saldırdı. Cesur bir Amerikalı hiç tanımadığı ancak yardım etmeye mecbur hissettiği öğrencilerin kendi dillerinde yazılmış kitaplarla eğitim görmeleri konusunda kararlı bir şekilde yola çıkmıştı ve kendilerine tamamen yabancılara ölüm saçmaya kararlı korkak teröristlerle karşılaştı.

 

Bunlar vatandaşlarımızın sadece Afganistan’da değil dünyanın tehlikeli diğer bölgelerinde - “yok saymanın (nihilizm)”, içi boş bir yaklaşımın hayat vermek yerine hayat almayı tercih ettiği bölgeler - de karşı karşıya olduğu zorluklar. Terörist ne başardı? Bu korkaklık, bu nihilizm kendisine ne kazandırdı? Çocuklarını toprağa vermek zorunda kalan bir ailenin acısı; bir ulusun, diplomasi mensupları, askerleriyle birlikte daha da güçlenen kararlılığı; kendilerine yardımcı olabilmeleri için insanlara yardım etme görevinin devam ettirilmesi yönündeki azim.

 

Dün, terörizmin en rezil yüzünü gördük, ancak, ABD’nin terörizmin karşısında sinmediğini ve sinmeyeceğini bütün dünyanın an itibariyle öğrenmiş olduğunu ümit ediyorum, öğrenmemiş ise zamanla öğrenecektir. Yolumuza devam edeceğiz, ilerleyeceğiz, diğer insanların yaşamlarını iyileştirme yönündeki çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Onur, fırsat, ilerleme gibi dünyanın her yerindeki insanlarla evrensel insani değerleri paylaştığımızı bilerek tehlikeli bir yolculuğa çıktık çünkü dünyanın her yerindeki kardeşlerimize ümit vermenin önemine inanıyoruz.

 

Öyleyse, bu trajedinin mirasının ne olacağına karar vermek şimdi bize düşüyor.  Başkalarının yok etmeyi hedeflediği yerlerde, ortak geleceğimizin aydınlatılması amacıyla - başkaları şiddetle karartmayı denese bile - güçlü bir kararlılık göstermeyi hedefliyoruz. Dün sabah kalktığında Anne’nin misyonu buydu ve bu sabahtan itibaren Tanrı’nın bize tercih yapma fırsatı tanıdığı sürece her gün bu bizim de misyonumuz olacaktır. 

 

Dışişleri Bakanlığımız  için doğru kişinin  Anne de karşılık bulduğunu vurgulamak istiyorum. Zeki ve yetenekliydi, kendisini ülkesine adamıştı. Sadece birkaç gün önce kendisiyle tanışma fırsatım olmuştu. Ben Afganistan’dayken, ekibimin bir parçasıydı. Çok çalışan ve diğerleri daha iyi şartlarda yaşasın diye hayatını tehlikeye atan biriydi. Kalplerimiz, dün konuşma fırsatı da bulduğum Anne’in anne ve babasıyla ve onu yaşatan kız kardeşleri ve erkek kardeşiyle, Şikago’daki arkadaşları ve meslektaşlarıyla, Dışişlerinde ilk yurtdışı hizmeti yaptığı Karakas’ta ve Kabil’de. Ve ayrıca, bugün çalışmaktan ve meslektaşlarım demekten onur duyduğum ABD Dışişleri Bakanlığı’nın tüm mensuplarına üzüntümü ve taziyelerimi iletiyorum.

 

Sayın Dışişleri Bakanı, bu değerli genç kadın hakkında birkaç söz söyleme ayrıcalığını bana verdiğiniz için teşekkür ederim. Fakat O sizin ve benim yaptığımız işin merkezinde. Hepimiz insanlara huzur ve fırsat sağlamaya çalışıyoruz. Sayın Dışişleri Bakanı bugün  Türkiye ve Birleşik Devletler’in çok zor meselelerle mücadelede nasıl kararlı olduğundan bahsettiniz. Ve bu yüzden Türkiye’ye yeniden geldim, bazıları bunun çok yakın olduğunu söyleyecektir, ama gerçekten, çok yakın değil, çünkü barış yeteri kadar hızlı ele alınamaz. Suriye’de, Ortadoğu’da insanların yerlerinden olmaları üzerinden çok fazla zaman geçti. Bu zorluklar gerçek ve halklarımız benzersiz bir işbirliği fırsatına sahipler. Sayın Başkan Obama ve Amerikan Halkı adına Türkiye’nin sunduğu olağanüstü işbirliği için teşekkür ediyorum. 

 

Bugün, Dışişleri Bakanı ve ben dünkü saldırı ve uzun yıllardır Türkiye’nin başına bela olmuş şiddet de dahil olmak üzere terörizmin tüm formlarıyla mücadeleye yönelik yürüttüğümüz çalışmaları ele aldık. Türk Hükümeti'nin terörü barışçıl yollarla sona erdirme yönündeki çalışmalarını takdirle karşılıyoruz. Ve sanırım, PKK’nın silahları bırakma konusundaki taahhüdünden hepimiz memnunuz, Sayın Dışişleri Bakanı ve Başbakan, bunu gerçekleştirmek için sarfettiğiniz gayret  ve çalışmalarınızı saygıyla karşılıyoruz. Bu diplomasi ve liderliğin en iyi örneğidir.

 

Bildiğimiz gibi, hiçbir barış süreci kolay değildir. Bu her zaman cesaret ve kararlılık, katliam ve güvensizlik yıllarının üstesinden gelmenin açıkça söylenilmesi için iyi niyet gerektirir, bulunulan aşamada bundan farksız değil. Zor adımlar gerekiyor, ama Dışişleri Bakanı ve ben, kalıcı barışın tüm Türkiye vatandaşlarının hayatlarını iyileştireceğinden ve bölgedeki diğer insanların hayatlarında da bir etki yaratacağından eminiz. Türkiye Anayasasının yeniden yazılması, bu ortak geleceğe zemin hazırlamak için gerçekten mükemmel bir fırsat. Ve Dışişleri Bakanına, kendisinin bana bir çok defa ifade ettiği gibi, bu sürecin merkezinde uluslararası haklar ve temel özgürlüklerin korunması olmasını ve bu ülkenin büyük gücünün bir parçası olan çok çeşitliliğine Anayasanın saygı duymasını ve yansıtmasını umut ettiğimizi belirttim.

 

Dışişleri Bakanı ve ben, kendisinin de bahsettiği üzere Suriye hakkında konuştuk. Türk Hükümetinin Esad rejimine yaptığı ısrarlı baskı için – her ikimiz de tekrar tekrar belirttik ki kendisi gitmeli- Dışişleri Bakanına teşekkür ediyorum. Türkiye ayrıca, bu krizin mültecilerine karşı son derece cömert davrandı ve binlerce mülteciyi kabul etti, sınırlarını açık tuttu, artan insani krize cevap vermeye çalışmak için mümkün olan herşeyi yaptı. ABD ve Türkiye, Suriye’de barışçıl geçişe yönelik ortak amaç için işbirliği yapmaya devam edecektir.

 

Son olarak, mutabık kaldığımız şeyi söylememe izin verin, bugün burada görüştüklerimizi ele almak için yakın dönemde Suriye çekirdek grubu toplantısını gerçekleştirmeyi istiyoruz, ayrıca bu özel konunun sorunlarına ilişkin yaklaşımın daha etkili bir şekilde koordinesine çalışmayı da.

 

Başkan Obama ve benim, Başbakan Erdoğan ve Başbakan Netanyahu ve Başkan Obama arasındaki telefon görüşmesinin gerçekleştirilmesi konusunda gösterdikleri liderlik için minnettar olduğumuzu bugün yine belirttim. Türkiye ve İsrail ABD’nin önemli müttefikleridir. Ve umut ediyoruz ki, ülkeler arasında normalleşmenin yeniden tesisi için varılan anlaşma daha büyük bir işbirliğine giden yolu açacaktır. Böylelikle, Dışişleri Bakanının da belirttiği gibi hepimiz barışı ilerletmek ve barış sürecinin bir parçası olmak için birlikte çalışabiliriz.

 

Sayın Dışişleri Bakanı, bu zor zamanda beni kabul ettiğiniz ve ağırladığınız için bir kez daha teşekkür ederim. Sizinle çalışmaya ve ilişkilerimizi güçlendirmeye devam etmeyi dört gözle bekliyorum. Enerjik ve yaratıcı diplomasiniz için müteşekkiriz, - önce de ifade ettiğim gibi - kritik meselelere ilişkin olarak birlikte yapabileceklerimiz ve bahsettiğiniz yol rotası konusunda ortaya koyduğunu vizyon için size çok minnetttarız. Sizinle çalışmaya devam etmeyi sabırsızlıkla bekliyorum. Teşekkür ederim.           

 

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU- Sorulardan önce ben tekrar söz almak istiyorum.

 

Önce Sayın Kerry’nin bahsetmesini istedim, bekledim. Biz de Türkiye olarak, Türk halkı adına Anne Smedinghoff’un Afganistan’da hayatını kaybetmesi dolayısıyla taziyelerimizi sunmak istiyoruz, hem ailesine, hem Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanına ve Yönetimine. Genç bir diplomat hanımdı.

 

Birçok terör saldırısında diplomatlarını kaybetmiş bir ülke olarak bu acıyı en iyi Türkiye Cumhuriyeti Devleti yetkilileri, bizim diplomatlarımız, bizim Bakanlığımız bilir. Biz böyle acılı bir günde burada buluşmaktan bir taraftan mutluluk duyarken, bir taraftan da bu hüznü yaşadık.

 

Ben de bütün milletimiz adına aileye ve Amerika Birleşik Devletleri’ne taziyelerimi sunuyorum.

 

Her zaman da teröre karşı - özellikle de diplomatlara yönelik terör eylemleri konusunda - hep aynı dayanışma bilinci içinde davranacağımızı bir kez daha teyit etmek istiyorum.

 

ABD DIŞİŞLERİ BAKANI JOHN KERRY- ABD halkı adına çok teşekkürler Sayın Dışişleri Bakanı.

 

SORU- Sayın Kerry, sizin Türkiye’den ve İsrail-Türkiye ilişkileri açısından, normalleşme süreci sağlanması açısından hangi adımların atılmasını bekliyorsunuz ve böyle bir zaman çizelgesi söz konusu mu? Ve aynı şekilde Türkiye’de bu süreçle ilgili olarak ortaya konulmuş olan ...ilgili olarak neler söyleyebilirsiniz ve bununla birlikte karşılıklı ilişkiler konusunu ne şekilde değerlendirirsiniz? Ve aynı şekilde, dün gerçekleşen İran’la olan müzakereler konusunda neler söyleyebilirsiniz?

 

ABD DIŞİŞLERİ BAKANI JOHN KERRY- Öncelikle sorunun ikinci bölümünü cevaplayayım, sonra diğerine geri döneyim. Almatı ile ilgili olarak, Bayan Cathy Ashton ve Müsteşar Wendy Sherman’ın açıklığa kavuşturdukları üzere  Almatı’da yapılan görüşmelerin sonucu olarak hala bazı görüş ayrılıkları mevcut. Ve sanırım,  bu farklılığı biraz olsun kapatabiliriz diye ümit edebilirdik. Ancak bunu yapabilmek için kapı hala açık, ve evet aslında konuşmalara devam etmek ve ortak bir zemin arayışı içinde olmak çok önemli.

 

Başkan Obama’nın açıkça belirttiğini düşünüyorum ve bugün ben de tekrarlayacağım, bu sonsuz bir süreç değil. Bu saat ayarıyla oynar gibi değiştirebileceğiniz bir şey değil. Konuyu sadece geciktirilebilirsiniz ve konuşuyor olmak için konuşabilirsiniz. Bu konuda bizim arzumuz, İran’a defaatle tekrarladığımız gibi diplomatik yollarla çözülmesi yönündedir ancak bu seçenek gerçekten İranlıların takdirindedir. Pek çok ülkede olduğu gibi şayet sizin barışçıl bir nükleer programınız varsa bunun barışçıl olduğunu tüm dünyaya kanıtlamanız zor değildir. Diğer tüm ulusların yaptığı gibi.

 

İran’ın giderek kendisini izole edilmiş ve yaptırımlara maruz kalıyorken bulmasının nedeni uluslararası gereksinimleri yerine getirmemek ve nükleer programlarıyla ilgili doğrulama yapılmasını reddetmek yönündeki tercihleridir. Ayrıca, sadece belirli bir felsefeden, bir dinden, ABD’den ibaret olmayan uluslararası toplum, Birleşmiş Milletler çatısı altındaki biraraya gelen ülkeler, İran barışçıl bir nükleer programa sahip ise bunu dünyaya duyurmak adına rasyonel adımlar atmasını istiyor. Şimdi bizim beklediğimiz budur.

 

Ancak, daha önce söylediğimi yeniden tekrar etmek istiyorum, bu sonsuz bir süreç değildir. Biz Almatı sürecinde fikir ayrılıklarının azaltılmasını ümit ediyoruz. Diplomasi zahmetli bir iştir; sabır gerektiren bir iştir. Ve bazı konuları çözmek istiyorsanız zaman ayırmanız gerekmektedir. Açıkça, seçimler var. Bu İran siyaseti açısından seçenekleri daha karmaşık bir hale getirmiştir. Ve biz bunun farkındayız. Fakat devam edeceğiz, Başkan Obama diplomatik kanalların açık tutulmasında kararlı. P5 +1 süreci vasıtasıyla müzakereleri sürdürmeye devam edeceğiz. Ayrıca diplomatik çözüm yönünde ümitlerimizi sürdüreceğiz.

 

Şimdi, İsrail-Türkiye ilişkileriyle ilgili olarak,  Başbakan’ın programının ne olması gerektiği ya da  süreçle ilgili Türkiye’nin taleplerinin neler olacağı konusu,  koşulları ve şartları ABD’nin belirlediği bir konu değildir. Söyledik, yine söylüyoruz, Ortadoğu'nun istikrarı için önemli olan, bizatihi barış süreci bağlamında kritik olan Türkiye-İsrail ilişkilerinin tam anlamıyla rayına oturduğunu görmek istiyoruz. İlişkilerin yeniden tam anlamıyla rayına oturması için anlaşmanın tazminat boyutunun yerine getirilmesi, Büyükelçilerin geri dönmesi ve ilişkilerin tümünün benimsenmesi gereklidir. Ama bunun zamanlamasını tartışmak bize düşmez, bu tarafların kendi bilecekleri bir iştir. Yakında bir toplantı yapılacak, ben burada her iki tarafın da iyi niyetli davranacağından eminim.

 

Dışişleri Bakanı tarafımdan sorulan bir soruya cevaben her türlü zafer havasının önüne geçmek için adımlar attıklarını bana açıkça ifade ettiler. Bu Hükümetten gelmedi. Aslında, Hükümet sınırlı bir tepki verdi, ve bunun herkesçe not edilmesinin  önemli olduğunu düşünüyorum. Bana göre Türkiye Hükümeti hassas ve düşünceli bir tepki verdi, - Dışişleri Bakanı da bu konuda kendi görüşlerini belirtecek – Türk Hükümeti çok çalıştıkları bu süreci bir yapı taşı olarak görmek istiyor. Dışişleri Bakanı Davutoğlu ve ben bunun mümkün olabileceğinden emin olmak için birlikte çok çalıştık. Ve Birleşik Devletler Başkanı, Türkiye Başbakanı ve İsrail Başbakanı hepsi bir hedef için telefon görüşmesinde bir araya geldiler.

 

Şimdi, bir ya da iki veya birkaç kişi konuşsa ve yorum yapsa,  bu meseleye ilişkin olarak, her iki tarafın da yaptığı tercihlerin arkasındaki cesareti ve faydayı gölgeleyemez. Ve umarım insanlar  barış ihtimalleri, ilişkiler ve geçmişi geçmişte bırakma gibi daha büyük amacı görürler. Şimdi, aileler için, onlara, bir şekilde yanlış olduğunu düşündüğünüz bir yolla insanların hayatlarını kaybetmesinin ne olduğunu bildiğimizi söylemek isterim. Ve bununla baş edebilecek çözümlerimiz mevcut. Türk Hükümeti bu konuda çok sıkı bir şekilde çalışıyor. O ailelere taziyelerimizi iletiyoruz, ve ümit ediyoruz ki önümüzdeki günlerde bu meseleyi uygun bir şekilde çözebilir ve geride bırakabiliriz. Böylelikle karşı karşıya bulunduğumuz daha geniş çaptaki stratejik zorlukları ele alabiliriz.

 

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU- Kısaca bir yorum yapmak gerekirse, her şeyden önce gerçekten Sayın Obama ve Sayın Kerry’nin çabaları önemli bir sorunun aşılmasına büyük katkıda bulundu. O günlerde çok yoğun bir diplomatik trafik yaşadık. Yine telefon görüşmeleriyle, doğrudan temaslarla birçok kişinin umutsuz olduğu bir anda önemli bir gelişme sağlandı.

 

Bu konuda herkesin şu hususun farkında olması lazım; Mavi Marmara’da yaşanan bir acı var. Bu acının telafi edilmesi, psikolojik olarak bütün tarafların dikkatli olmasıyla ilgilidir. Ben ailelerle bir görüşme yaptım. Görüşmede bu acının, yaşanan bu büyük acının ailelerde ne kadar derin izler bıraktığını bizzat müşahede ettim.

 

Önemli olan, bundan sonra rasyonel, ama ilkeli adımlar atarak bu bahsedilen 3 temel şart hususunda ilerlemeler sağlamak. Özür konusu aşıldı, şimdi tazminatla ilgili görüşmeler yapılacak. Bunun psikolojik faktörlerden uzak bir şekilde yürütülmesi önemli. Türkiye’nin tazminatlar konusunda herhangi bir maddi desteğe ihtiyacı yok ama ortada işlenen bir suçun bir şekilde hesap sorulabilirlik çerçevesinde değerlendirilmesi gereği var, accountability çerçevesinde. Sonra da ambargoların kaldırılması hususunda - ki yine bu konuda da taahhütler var - birlikte çalışacağız.  Gazze ve Batı Şeria’da, bütün Filistin’de hayat şartlarının iyileştirilmesi ve ambargoların kaldırılması konusunda bir sürecin işlemesi öngörülüyor.

 

Bunlar aslında Sayın Kerry’nin, Sayın Obama’nın yürütmekte olduğu Ortadoğu Barış Süreci’yle ilgili inisiyatifleri de destekleyici mahiyettedir. Yeni bir psikolojik ortam oluşturmaya dönük adımlardır. Tabii bu psikolojik ortamda her zaman değişik yorumlar, değerlendirmeler olabilir. Olması bu anlamda doğaldır. Ancak nihai kertede Türkiye ilkeli bir politika takip etmiştir, bundan sonra o ilkeli politikasını sürdürecektir.

 

Ümit ederiz ki, önümüzdeki dönemde geri kalan süreçler de sağlıklı bir şekilde işler ve bütün taraflar bu konuda kazançlı, yapıcı bir tutum sergiler ve mesafe alma imkanı olur.

 

Tekrar katkıları dolayısıyla Sayın Kerry’e, Sayın Başkan Obama’ya teşekkür ediyoruz.

 

SORU-Her iki dışişlerine bakana da olacak sorum. Baktığımızda, Türkiye Ortadoğu’da barış süreciyle ilgili olarak daha etkin bir rol oynayacak gibi gözükmekte bu süreçte. Türkiye’nin katkısı ne şekilde olabilir bu süreçte Hamas ve uluslararası topluluğun beklentileri bağlamında ele alacak olursak? Gazze’ye yönelik Başbakan Erdoğan’ın bir ziyaretiyle ilgili olarak haberler söz konusuydu ve bu süreçte Türkiye’nin katkıları ne şekilde olabilir buradaki barış süreciyle ilgili olarak?

 

Suriye süreciyle ilgili olarak yine önümüzdeki süreçte neler bekleye biliriz?

 

ABD DIŞİŞLERİ BAKANI JOHN KERRY- Bir önceki soruda olduğu gibi öncelikle ikinci kısmından başlayayım. Suriye’yle ilgili olarak, yapmadığımız veya benim haberdar olmadığım askeri strateji veya planlar hakkında konuşmayacağım. Söylentileri işittim. Buna benzer farklı konularda birçok görüş duyuyorum. Size şunu söylemek isterim ki, Dışişleri Bakanı Davutoğlu ve ben, Esad rejiminden geleceğe geçiş amacıyla ortamın yaratılması bağlamında olması gereken şeylerin bazıları hakkında açık ve net bir görüşe sahibiz. Ve biz ikimiz, ülkelerimiz, liderlerimiz, Obama, Başbakan Erdoğan bu geçişin gerçekleştirilmesine büyük önem veriyoruz. Ve bunun asgari şiddetle olması için en etkin yolları araştırıyoruz; çok hızlı bir geçiş olmalı, çünkü bu husus, insani durum, ülkedeki yaşam kayıpları ve Lübnan, Türkiye ve Ürdün’deki mülteciler üzerinde derin bir etkiye sahip.

 

Bu nedenle, umudumuz gelecek haftalarda durumun daha da netleşmesi. Buradan İsrail’e gittikten sonra  Orta Doğu’dan ayrılıyorum. Bakanlar toplantısı için Londra’ya gideceğim ve orada Suriye hakkında bazı görüşmeler yapacağız. Ve sonra akabinde, Dışişleri Bakanı ve ben, konuyu takip etmek ve seçeneklerin neler olabileceğine odaklanmak için yakın bir zamanda bir çekirdek grup toplantısının düzenlenmesinde ilke olarak mutabık kaldık.

 

Sanırım bu sürecin sonuç vermesine olanak sağlamamız gerekiyor. Ama şunu söylemek kafi ki, Başkan Esad’ın hesapları değişsin ve ümit ettiğimiz asıl amaç - barışçıl geçiş - gerçekleştirilebilsin diye hiçbirimiz baskının artırılması gereği konusundaki tutumumuzdan geri adım atmadık. Şimdi, bu mümkün olmayabilir, ama eğer olmazsa, durup Esad’ın Suriye halkına yaptıklarını yapmaya devam etmesine kesinlikle izin vermeyeceğiz.

 

Türkiye’nin barış sürecindeki rolüne gelince, bir görüşme yaptık – Sayın Başbakan ile yapacağımız görüşmeye de geciktim, gecikme için kendisinden özür diliyorum- Türkiye birçok yönden barış sürecine önemli katkılar sağlayabilir ve anahtar bir rol oynayabilir. Mavi Marmara meselesinin çözümü ve özürden tazminat ve diğer adımlara geçilmesi konusunda aldığı kararla sürece halihazırda katkıda bulunmuş durumda. Bunlar önemli ilk adımlar.

 

Ama bunun akabinde, Dışişleri Bakanının birkaç dakika önceki ekonomik konularla ilgilenmesi ihtiyacına yönelik ifadelerini işittiniz. Batı Şeria, Gazze, ikisinin de dönüşüme ihtiyacı var. Şimdi, açıkçası, bariz nedenlerden dolayı Gazze ile ilgilenmek Batı Şeria’dan daha karmaşık, ama Türkiye, belki sürecin bu unsurunun geçişinde çok yardımcı olabilir, Batı Şeria ekonomisinin dönüşümüne yönelik çabalarımızın güçlendirilmesine yardımcı olabilir. Önümüzdeki birkaç gün içinde yapacağım görüşmelerden sonra bu konuda söyleyecek daha çok şey olabilir.

 

Ama Türkiye, sadece arazideki dönüşüm konusunda değil, halklar arasında bir barış iklimi yaratılmasına yardımcı olunmasında da çok merkezi olacaktır. Türkiye’nin düşüncesi ve Başbakanın PKK bağlamında gösterdiği liderlik ve yine barış süreci bağlamında gösterebileceği liderlik elzem. Ve birçok açıdan Türkiye gibi güçlü, kudretli, enerjik ve dönüşüme açık bir ülkenin bir ortak olarak bu süreçte etkili olabileceğini düşünüyorum.

 

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU- Türkiye’nin Ortadoğu Barış Süreci’ndeki rolü, aslında bölgenin tarihi bir süreçten geçerken yeniden yapılanmasındaki rolünün bir parçasıdır. Türkiye her zaman bölgede yaşayanların tümünün haklarına, onuruna, özgürlüklerine saygı duyulan ve herkesin güvenliğinin teminat altına alındığı, bu anlamda da güvenli sınırlar içinde Filistin’in özgürlüğüne kavuştuğu - 1967 sınırları içerisinde bir Filistin devletinin doğduğu - bir çözümü her zaman desteklemiştir, bundan sonra da destekleyecektir.

 

Ortadoğu’da eğer düzen olacaksa, bu düzenin belki de en ayrılmaz parçası sürdürülebilir sınırlar içinde bir Filistin devletinin doğuşudur. Tüm Ortadoğu barış süreçleri nihai kertede iki devletli çözüm temelinde - böyle bir devletin altyapısının kurulmasına dönük - olmalıdır. Türkiye bu konuda hem Filistinli taraflarla ilişkilerini derinleştirmiş, hem başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere ilgili tüm uluslararası aktörlerle temaslarını sürdürmüştür. Bundan sonra da, gerek doğrudan yürütülen müzakerelerde, gerekse herhangi bir şekilde yeniden bir süreç başlatılacaksa o süreçlerde nasıl bir yapıcı katkı bizden beklenirse bunu yerine getirecektir. Ama temel hedef, hiç vazgeçemeyeceğimiz hedef, 1967 sınırları içinde bir Filistin devletinin en kısa sürede kurulmasıdır, yaşayabilir şartlarının sağlanmasıdır. Bu olması halinde - ki yine Amerika Birleşik Devletleri’yle ortak vizyonumuzdur iki devletli çözüm - bölgedeki genel değişimle birlikte, yeni demokrasilerin güçlendirilmesiyle birlikte, bölgede siyasi diyaloğa, karşılıklı saygıya, ekonomik karşılıklı etkileşime ve karşılıklı bağımlılığa dayalı ve çok kültürlülüğe dayalı yeni bir Ortadoğu doğacaktır. Hepimizin temel hedefinin bu olması gerektiğini düşünüyoruz. Bu konuda da bu vizyon çerçevesinde çalışmalarımızı sürdüreceğiz.

 

Sayın Başbakanımızın Gazze ziyareti de böyle vizyonun parçasıdır. Bu anlamda hem Sayın Başbakanımızın Gazze’ye yapacağı ziyaret, hem bölgede yeni momentumda başlatılacak süreçler birbirine alternatif veya birbirine zarar verici süreçler değildir. Aksine birbirini tamamlayan ve nihai kertede Filistin’in yaşayabilir bir devlet olarak kurulmasına dönük adımlar olarak telakki etmek icap eder.

 

Suriye konusunda değerli dostumun, Sayın Kerry’nin söylediklerini ben de teyiden söylüyorum. Türkiye ile bütün ilgili aktörler arasında hep istişare oldu. Amerika Birleşik Devletleri’yle de yoğun istişareler içinde olduk, bölge ülkeleriyle. Arap Ligi Zirvesi’nde Arap Ligi’yle birlikte tavır aldık. Şimdi bir an önce yapmaya çalışacağımız  - bugün karar verdiğimiz - çekirdek grup toplantısında da temel hedefimiz, Suriye’de çoğulcu, demokratik bir yapı içinde güçlü ve ayakları üstünde bir Suriye’nin doğuşunu temin edecek bir geçişin sağlanması. Bu konuda da Türkiye elinden bütün katkıyı yapmıştır, bundan sonra da yapmaya devam edecektir.


Teşekkürler.