Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan'ın Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani ile Ortak Basın Toplantısı, 6 Ağustos 2026

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Değerli basın mensupları, hepiniz Bakanlığımıza hoş geldiniz.

Bugün Ankara’da çok kıymetli bir misafirimizi ağırlamaktayız. Suriye Dışişleri Bakanı, değerli mevkidaşım, kardeşim ve uzun zamandır arkadaşım olan Sayın Esad Hasan Şeybani’yi heyetiyle beraber Ankara’da ağırlıyoruz. Kendilerine bir kez daha Ankara’ya hoş geldiniz diyorum. Türkiye zaten sizin ikinci vatanınız.

Bildiğiniz gibi, Suriye’de devrimden bu yana kardeşlerimizle her fırsatta görüşüyoruz. Sürekli devam eden ziyaretler var ve aynı zamanda yapısal hale getirilmiş ortak çalışma gruplarımız ve mekanizmalarımız var. Çok sık bir araya gelerek, haberleşerek bu kurduğumuz mekanizmalarımızın çalışmasına yönelik bilgi alışverişinde ve koordinasyon faaliyetlerinde bulunuyoruz.

Yaptığımız çalışmalarda Suriye’nin giderek daha istikrarlı bir hale geldiğini ve ülkelerimiz arasındaki iş birliğinin derinleştiğini anbean izlemekteyiz. Bu durum bölgemizin ve ülkelerimizin geleceği bakımından da bizlere, çok şükür, umut vermekte.

Suriye’deki olumlu tablo, bölgesel sahiplenme anlayışıyla hep beraber hayata geçirdiğimiz müşterek gayretlerimizin neticesinde olmuştur. Daha önce de zaman zaman altını çizdiğimiz gibi, Türkiye’yle Suriye’nin refah ve istikrarını birbirinden ayrı görmemiz mümkün değil. Aramızda sadece 900 küsur kilometrelik bir sınır değil, ortak bir tarih, ortak bir kültür ve ortak bir gelecek var. Şam, Halep ve Hama daha zengin ve daha güvenli olduğunda bizler bunu Gaziantep’te, Mersin’de ve İstanbul’da hemen hissediyoruz. Aynı şekilde Suriye’nin herhangi bir köşesinde vuku bulan istikrarı bozucu faaliyetler Türkiye için de bir tehdit şekil etmekte. Bu anlayışla terörle mücadele, savunma ve güvenlik alanlarında yürüttüğümüz iş birliğini ve eş güdümü daha da derinleştireceğiz.

Suriye’de devam eden entegrasyon sürecinin kesintiye uğramadan nihayete erdirilmesi, ülkemiz açısından önem ve önceliğini korumaktadır. Bütün silahlı unsurların ve sözde yapılanmaların merkezi ve meşru bir ulusal yapı altında bütünleşmesi, Suriye’nin birliği ve bölgemizin istikrarı bakımından zaruridir.

Değerli basın mensupları, Suriye’yle ekonomik ilişkilerimizi de yeni dönemin ihtiyaçlarına uygun şekilde geliştirmekteyiz. İkili ticaret hacmimizi artırmak gayesiyle; gümrük süreçlerinin kolaylaştırılması, sınır kapılarının kapasitesinin artırılması, bankacılık kanallarının işletilmeye başlanması ve ulaştırma altyapılarımızın birbiriyle uyumlu hale getirilmesi şu anda önceliklerimiz arasında, ekiplerimiz bunlarla ilgili çalışıyor.

Kamu kurumlarımız ve özel sektörümüz Suriye’nin yeniden imarına, enerji altyapısının geliştirilmesine ve ulaştırma sisteminin rehabilitasyonuna katkı sunmak için de çalışmaktalar.

Bölgesel projelerin de bu hususta önemli rol oynayacağını değerlendiriyoruz. Bu kapsamda somut bir örnek vermek gerekirse; Türkiye, Suriye, Ürdün ve Suudi Arabistan arasında başlattığımız kara yolu ve demir yolu bağlantısallık girişimi bu açıdan fevkalade önemli. Bu stratejik girişimin en kısa zamanda hayata geçirilmesi için çalışmalara başladık ve liderlerimizin aldığı karar neticesinde de devam edeceğiz.

Değerli arkadaşlar, ikili ilişkilerimizde çok sayıda somut proje hızla ilerlemekte. Şam’da Türk Okulu açılmasına ilişkin izin süreçlerini tamamladılar, burada kendilerine teşekkür ediyoruz. Bu okulun yeni öğretim yılına yetişmesini hedefliyoruz. Türkiye-Suriye Ortak Üniversitesi’nin kurulması için de çalışmalar hızlandı.

Sağlık sektörü, Suriye’yle en yoğun çalışma yürüttüğümüz alanlardan biri. Çok sayıda hastane projesinin yanı sıra Suriye’nin sağlık altyapısını inşa etmek için çalışmaktayız. Bu alandaki mutabakat muhtırası, bildiğiniz gibi, Sağlık Bakanımızın Haziran ayındaki Suriye ziyareti esnasında imzalanmıştı.

Aynı zamanda, Suriye’nin küresel finans sistemine entegrasyonuna da katkı sağlamaya çalışıyoruz. Suriye Merkez Bankası’nın Merkez Bankamız nezdinde Türk Lirası hesabı açmasına imkan tanınması bu bakımdan çok önemli bir adım teşkil etmiştir. Önümüzdeki dönemde de Türkiye-Suriye ilişkilerini daha ileri taşıma hedefi doğrultusunda yeni projeleri hayata geçireceğiz.

Bugünkü toplantımızda ayrıca bölgesel konuları da el alma imkanımız oldu. Amerika ile İran arasında müzakerelere geri dönülebileceğine ilişkin açıklamalardan tabii ki memnuniyet duyuyoruz. Bir an önce ateşkesin yeniden sağlanmasını ve Hürmüz Boğazı’nın açılmasını ümit ediyoruz; bu konudaki katkılarımıza da devam edeceğiz. Gelinen noktada görüşmeleri desteklemeyi sürdürüyoruz.

Bu vesileyle, bir hususun altını çizmek isteriz: Suriye savaş boyunca bölgemizde istikrarın korunmasına katkı sunan bir ülke olarak ortaya çıkmıştır. Özellikle bunu not etmek gerekiyor. Dolayısıyla Suriye’nin güvenliğinin ve huzurunun korunması, bölge ülkeleri olarak hepimizin ortak sorumluluğudur.

Diğer taraftan, İsrail’in Suriye’nin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü hedef alan saldırıları, ülkenin istikrarına yönelik en ciddi tehditlerden biridir. Uluslararası toplum; İsrail’in işgalci zihniyeti karşısında tepkisini daha güçlü şekilde ortaya koymalıdır, 1974 tarihli Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması’na riayet edilmesi ve Suriye’nin egemenliğine saygı gösterilmesi için gerekli baskıyı uygulamalıdır.

Değerli arkadaşlar, kıymetli meslektaşımla Filistin ve Lübnan’daki durumu da kapsamlı bir şekilde ele aldık. Biliyorsunuz, Lübnan kendilerinin sınır komşusu; orada olan her şey kendilerini de yakından ilgilendirmekte, bizi de ilgilendirmekte. Barış Planı’nın ikinci aşamasının yol haritası üzerinde mutabık kalındığı Amerika Başkanı Sayın Trump tarafından duyurulmuştu. İsrail’in buna rağmen saldırılarını sürdürmesi, Netanyahu’nun barış istemediğini bir kez daha ortaya koymuştu. İsrail hükümeti barış çabalarını sabote etmeyi ve Filistinlileri Gazze’den koparmayı hedeflemekte, bu hedefi de değişmedi. Mümkünse Gazze’yi Filistinsiz bir yer haline, onların yaşayamayacağı bir yer haline getirmeye çalışmakta. Ancak, Netanyahu bu politikasında başarılı olamayacak; Gazzeliler Gazze’de yaşamaya, geleceklerini inşa etmeye devam edecekler. Nitekim işgalci İsrail’in karşısında, ana yurtlarına sahip çıkan cesur Filistinliler ve gerçekleri giderek daha iyi anlayan uluslararası toplum bulunmakta. Gelinen noktada Gazze’de ateşkesin kalıcı hale getirilmesi, Barış Planı’nın ikinci aşamasına geçilmesi ve yeniden imar sürecinin başlatılması dışında bir seçenek yoktur.

Öte yandan, Netanyahu hükümetinin Batı Şeria’da ve Kudüs’te de terör eylemlerini yoğunlaştırdığını görmekteyiz. Dün Amman’da, bildiğiniz gibi, önemli bir toplantı gerçekleştirdik. Burada, İslam dünyasından yirmiye yakın ülkenin katılımıyla, İsrail’in Mescid-i Aksa’yı hedef alan mütecaviz eylemlerine karşı kolektif olarak alınabilecek tedbirleri görüştük. Aynı zamanda Kudüs’te Müslümanlara ait kutsal mekanların tarihi statükosunun ihlal edilmesine yönelik güçlü tepkimizi gösterdik ve bu mekanların yasal hamisi konumundaki Ürdün’e desteğimizi vurguladık.

Diğer taraftan, bölgemizin içinde bulunduğu sınamalardan biri de Lübnan’dır. İsrail’in saldırgan ve yayılmacı emellerini tatbik ettiği Lübnan’da binlerce masum katledilmiş; bir milyonu aşkın sivil yerlerinden, evlerinden olmuştur. Bölgemizin huzuru için Lübnan’daki güvenlik ve istikrar ortamının tesisi kritik önem taşımaktadır. Bu kapsamda, Lübnan ve Suriye ilişkilerinin normalleşmesi ve iş birliği alanlarının değerlendirilmesi adına atılan adımları da memnuniyetle karşılıyoruz; kardeşimle bu konuyu da detayıyla konuştuk.

Yeni dönemde Suriye artık sorunların değil, çözümlerin kaynağı olan bir ülkeye dönüşmekte elhamdülillah. Bölgedeki kardeşlerimizle beraber tesis ettiğimiz iş birliği masalarında Suriye’nin de yer alması açıkçası bizlere gurur vermekte. Önümüzdeki dönemde de hem ikili ilişkilerimizi hem de bölgesel barış ve güvenliği daha ileri noktalara taşımak için kardeşimle birlikte çalışmaya devam edeceğiz.

Bu duygu ve düşüncelerle ben kendisine tekrar hoş geldiniz diyorum ve sözü kendisine veriyorum.

SURİYE DIŞİŞLERİ BAKANI ESAD HASAN ŞEYBANİ-[SİMULTANE TERCÜME]

https://www.youtube.com/live/xRzA4hfPv8M?si=m7sGSZjzTLxU2LL_&t=560

SORU- İki sorum olacak. Öncelikle Suriye Dışişleri Bakanı Şeybani’ye yönelteceğim: Türkiye ile Suriye arasında her alanda olduğu gibi ticaret alanında da bir ivme yakalandı. Türkiye’nin Suriye’ye ihracatının bu yılın ilk çeyreğine göre, aynı döneme göre yüzde 26 arttığını görüyoruz. Bu noktada Türkiye ile Suriye arasındaki ikili ticarette hedefiniz nedir ve bu hedefe ulaşmak için ne gibi adımlar atmayı planlıyorsunuz?

Bir sonraki sorum da Bakan Fidan’a olacak: Efendim, Gazze’deki barış sürecine ilişkin son gelişmeleri nasıl değerlendirirsiniz? Amman’da önemli bir toplantı gerçekleştirildi. İsrail’in Batı Şeria’daki işgal faaliyetlerine verdiği destek ve Kudüs’teki kutsal mekanlara yönelik eylemleri siz nasıl yorumlarsınız?

Teşekkürler.

SURİYE DIŞİŞLERİ BAKANI ESAD HASAN ŞEYBANİ- [SİMULTANE TERCÜME]

https://www.youtube.com/live/xRzA4hfPv8M?si=6RJA6NveIggRk5Fi&t=1030

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Değerli arkadaşlar, Gazze Barış Planı’nın uygulanmasına yönelik çalışmalarımız, biliyorsunuz, çok yoğun şekilde devam etmekte. Dışişleri Bakanlığımız, Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanlığımız bu konuda ortak bir şekilde çalışmakta. Hem taraflarla yapılan görüşmeler hem hazırlanması gereken stratejik açılımlar ciddi bir gayret gerektirmekte.

Çok şükür, bugüne kadar biz arabulucu sıfatımızla yapmamız gereken ve imkansız gibi gözüken birçok konuyu açıkçası yoğun bir gayret içerisinde yaptık. Tabii burada Cumhurbaşkanımızın oynadığı kritik liderlik rolünün altını da çizmek gerekiyor. Fakat, bu rolü oynarken de hep şunu bildik: Biz, ne kadar imkansız görünse de bazı konuların çözüme bağlanması, kabul edilmesi özellikle Filistin tarafından, bu ilerletilirken İsrail’in bundan her zaman kaçacağını, zihnindeki asıl hedefi değiştirmediğini, dolayısıyla uluslararası toplumun ve ilgili aktörlerin bu konuda tetikte olması gerektiğini hep biliyorduk ve altını da çiziyorduk. Şimdi geldiğimiz noktada, özellikle ikinci aşamaya geçişte, İsrail'in ayak sürüdüğünü görüyoruz. Çünkü hiçbir şekilde kendisini belli bir sürecin neticesinde Filistin’den çekilmeye, Gazze’den çekilmeye itecek ve Gazze’nin tekrar Gazzeliler tarafından yönetileceği bir durumu görmek istemiyorlar. Halbuki Barış Planı, belli şartlar tamamıyla karşılandığında bunun olmasını öngören bir plandı.

Şimdi bunun uygulanmasında ortaya çıkan sorunlar ve buna ilişkin alınması gereken tedbirler konusunda dün Amman’da hem geniş katılımlı toplantıda, hem de artık “Bölgesel Dörtlü” olarak bilinen grubumuzla yaptığımız toplantıda, Pakistan-Türkiye-Mısır-Suudi Arabistan toplantısında da bu konuyu çok detaylı bir şekilde ele aldık. Burada Eylül’e kadar atılması gereken bir dizi adım var, diplomatik adım. Onları karara bağladık, inşallah onları atacağız. Eylül’de de tekrar belki bu konuda geniş kapsamlı bir liderler düzeyinde toplantı olabilir. Geçtiğimiz bir yıl içerisinde Barış Planı’nın uygulanmasına yönelik atılan adımlar, buradaki ihlaller ve uluslararası toplum ve bu anlaşmaya destek veren aktörler buna yönelik ne yapabilir, bunun çok detaylı bir şekilde görüşülmesi gerekiyor.

Bizim şu anda Gazze’deki yürüyen süreçle ilgili bir dezavantajımız da tabii ki Körfez’de devam eden çatışma durumu ve Hürmüz Boğazı’ndaki küresel etki gösteren durum. İran ile Amerika arasındaki müzakerelerin bir sonuca bağlanamamış olması da açıkçası hem bölge ülkelerinin hem uluslararası toplumun dikkatinin bir noktada Gazze’ye yoğunlaşmasını engelliyor. Ama biz, ifade ettiğim gibi, Türkiye olarak bütün platformlarda oraya yönelik dikkatimizi de olabilecek en yüksek düzeyde tutmaya devam ediyoruz, çalışmalarımız devam ediyor. Kurumlarımızla beraber oraya has çalışan Genel Müdürlüklerimiz, arkadaşlarımız, ekiplerimiz var; burada bir sıkıntı yok.

İnşallah, İran ve Amerika arasındaki müzakereler bugün iyi bir haberle neticelenir. Dün bu konuyu da detaylı bir şekilde ele alma imkanımız oldu Amman’da ilgili arkadaşlarımızla beraber. Konu Boğaz’la ilgili, açıkçası biraz komplikasyon içermekte, teknik detayları çok. Tabii Umman’ın da oynaması gereken bir rol var. Haritayı gözünüzde canlandırdığınız zaman bir ucunda İran’ın, bir ucunda Umman’ın ama ortada da uluslararası seyre açık, uluslararası suların olduğu bir geçişten söz ediyoruz. Günün sonunda etkilenebilir bir yer. Burası hangi mekanizmayla ve hangi yöntemle geçici süreyle açık tutulacak, bu çalışılıyor. Tabii geçici bir süreyle anlaşmaya varılması önemli. Bir, petrolün akması gerekiyor ki dünyadaki petrol fiyatları, enerji fiyatları yükselmesin. İkincisi, bu kalıcı bir anlaşmaya imkan veren bir süreci de ortaya çıkarsın. 60 günlük bir süreç konuşuluyor; 60 günlük süreç içerisinde de, eğer iyi çalışılırsa, taraflar arasında kalıcı bir anlaşmaya ulaşılır. Boğaz dışındaki diğer konularda prensipte, özellikle nükleerle ilgili belli prensip anlaşmalarında mutabık kalmaların olduğunu biliyoruz. Dolayısıyla, her iki taraf da bu konuda samimi irade koydukları takdirde kalıcı bir anlaşmaya ulaşılabilir. Ama öncelikle Boğaz’la ilgili sorunun halledilmesi lazım. O konudaki katkılarımızı da devam ettiriyoruz.

Gördüğünüz gibi değerli arkadaşlar, aslında bölgede bütün sorunlar birbiriyle ilişkili hale geldi. Şimdi, biraz daha yukarıdan bakıp, biraz daha yukarıya çıkıp oradan baktığınız zaman gördüğünüz sorun… Biz Türkiye olarak diplomasimizi hayata geçirirken de bu sorunlar arasındaki bağlantıyı görüp bölgesel sahiplenme mekanizmasını yine bölgesel müttefiklerimizle, dostlarımızla hayata geçirerek sorunlarımıza sahici manada sahip çıkmak... Tabii ki bunu yaparken uluslararası toplumla, uluslararası müttefiklerimizle, uluslararası organizasyonlarla gerekli olan dayanışmayı göstereceğiz. Ama sorun bugüne kadar hep, biliyorsunuz, çözümü hep dışarıdan beklemek oldu. Artık bölge eskisinden daha bilinçli bir şekilde sorunlarına “bölgesel sahiplenme” anlayışıyla, ki bu Türkiye'nin öne çıkardığı bir kavram oldu, Cumhurbaşkanımızın liderliğini yaptığı bir duruş oldu… Bu sorunlarla bu yaklaşımla mücadele konusunda artık bir bilinç hali var. Bu konuda atılacak hem yakın dönemdeki adımların hem gelecekteki adımların bölgeye daha fazla istikrar ve barış getireceğine, uluslararası toplumun üzerinden yük alacağına, uluslararası toplumun istikrarına katkı sağlayacağına ben yürekten inanıyorum. Çünkü bölgemizin inanılmaz bir kapasitesi var: İnsan kapasitesi, medeniyet kapasitesi, coğrafyası, kaynakları, enerji kaynaklarından zaten bahsetmiyorum. Bütün bunlar barış ortamı içerisinde hayata geçtiği zaman istikrarsızlık ortadan kalkacak. Tabii burada istikrarın düşmanı olan, barışın düşmanı olan, başta İsrail olmak üzere, yayılmacı emellerini gerçekleştirmek isteyen aktörlerin olduğunu da görüyoruz. Orada da yeterince gözümüz açık; atılması gereken adımlar, yapılması gereken tespitler, onlar da yapılıyor.

Tekrar ilginiz için teşekkür ediyorum.

* Interpress deşifresidir.