#

Bakanlığı Takip Edin:

Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun TBMM Bütçe Görüşmelerinde Yaptığı Konuşma, 14 Aralık 2020, Ankara

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Çok teşekkür ediyorum. Sayın Başkan, çok kıymetli milletvekilleri, milli egemenliğimizin 100. yıldönümünde Gazi Meclisimize hitap etmekten ayrı bir gurur duyuyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu vesileyle Cumhuriyetimizin banisi Gazi Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere tüm gazi ve şehitlerimizi de rahmetle, minnetle anıyorum. 2021 bütçemiz hayırlara vesile olsun.

Geçen ay Plan ve Bütçe Komisyonunda dış politikamızla ilgili kapsamlı bir sunuş yaptım. Milletvekillerimizden gelen soruları cevaplamaya çalıştık ve daha sonra yazılı bir şekilde de cevabımızı ilettik. Keza kitapçığımızda da dış politikamızın detayları ve dış politika duruşumuz kapsamlı bir şekilde anlatılıyor. Burada tek-tek konuları sizlere anlatmak yerine genel bir dış politika vizyonumuzu sizlerle paylaşmaya çalışacağım ve bu vesileyle de dış politikamız üzerine görüşlerini belirten tüm siyasi parti gruplarına ve milletvekillerine de çok teşekkür ediyorum.

Dış politikamızın detaylarına girmeden önce İzmir ve Antalya’da ağırlıklı olmak üzere sel felaketi oldu, iki vatandaşımızın hayatını kaybettiğini öğrendik. Vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyoruz. Giden can geri gelmez, ama vatandaşlarımızın uğradığı zararlar her zaman olduğu gibi tespit edilir ve gereği de inşallah yapılacaktır.

Çok kıymetli milletvekilleri, Saygıdeğer Başkan, gerçekten bugün dünya köklü bir değişimden geçiyor. Bunu hem küresel düzeyde, hem de bölgemizde hep birlikte yaşıyoruz. Ve pandemi bu dönüşümü çok hızlandırdı, artık dünya çok kutuplu. Birden fazla güç odağı kendi çıkarları doğrultusunda gelişmelere yön vermeye çalışıyor. Bölgesel sahiplenme dolayısıyla önem kazandı. Keza büyük güçler arasındaki rekabet giderek sertleşiyor, bu rekabet vekalet savaşları, ticaret ve enerji savaşlarına kadar çok geniş bir yelpazede yaşanıyor. Artık haklının değil güçlünün geçer akçe haline geldiğini görüyoruz. Zengin ve yoksul toplumlar arasındaki uçurum derinleşiyor, küresel gelişmişlik farkları ve refah eşitsizliği, iklim değişikliği gibi konular artık kimsenin kayıtsız kalamayacağı noktaya geldi. Gerçekten öyle bir düzen var ki biraz önce saydığım sorunların gerisinde kalan tüm grupların bunları düzeltmesi ya da açığı kapatması mümkün görünmüyor. Çatışmalar da ne yazık ki hep aynı coğrafyalarda yaşanıyor. Ve çatışmaların, sorunların büyük bir bölümü de yine maalesef bizim coğrafyamızda seyrediyor. Ve özellikle Batıda da popülizm, İslam karşıtlığı, ırkçılık ve yabancı düşmanlığının ciddi boyutlara ulaştığını görüyoruz. Biraz önce pandeminin dönüşümü hızlandırdığını söylemiştim, sadece dönüşümü hızlandırmıyor, maalesef var olan sorunları daha da derinleştirdi.

Peki, bu gelişmeler karşı Türkiye olarak ne yapıyoruz, onları sizlerle paylaşmak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, bizler dünyanın böylesine kökten değiştiği bir ortamda olaylara seyirci kalmıyor, girişimci ve aktif bir dış politika izliyoruz. Bugün Türkiye olmadan veya Türkiye’ye rağmen Suriye, Libya, Doğu Akdeniz, Kafkaslar, Afganistan, Irak gibi dosyalarda atılamıyorsa bu Türkiye’nin aktif dış politikasının sonucudur.

Biz herkesin bizi sevmesini beklemiyoruz, ama herkesin Türkiye’nin haklarına saygı duymasını bekliyoruz. Ayrıca, Türkiye artık küresel bir aktördür, herkes de buna saygı duymasını öğrenecektir. Eğer biz bugün biraz önce anlatmaya çalıştığım gelişmelere karşı sessiz kalırsak, seyirci kalırsak, başkalarının kurguladığı oyunların peşinde gitmek zorunda kalırız ya da o senaryoları yaşamak zorunda kalırız. Biz artık Türkiye olarak gerektiğinde oyun kurucuyuz, ama yeri geldiği zaman da ülkemizin menfaatlerine karşı oyun kuranların oyunlarını da bozuyoruz. Dolayısıyla güçlü olmak zorundayız ve kendi hikayemizi yazmak zorundayız.

Bu bilinçle nasıl bir dış politika yürütüyoruz? Her şeyden önce cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin getirdiği dinamizmle saha ile masayı uyum içinde kullanmayı öğrendik. Diplomasi bizim her zaman önceliğimizdir. Sorunları müzakereyle ve kazan-kazan ilkesi çerçevesinde çözme arzumuz her zaman vardır. Ancak diplomasinin yetersiz kaldığı yerde sahada boy, mevcudiyet göstererek tekrar diplomasiyi ve barışçıl çözümü zorluyoruz. Yani burada Sayın Hişyar Özsoy’un söylediği gibi, masada kalabilmek için sahada mevcudiyet göstermiyoruz, masanın çalışmadığı yerde sahada da gücümüzü göstererek tekrar herkesin masaya dönmesini sağlıyoruz ve buna da mecburuz. Aksi halde sorunlar daha da büyür, bizim de çözemeyeceğimiz noktalara gelir.

Örnekler vermek istiyorum, Suriye’de sınırlarımızın hemen ötesinde bir terör devleti kurulmasın diye müzakere ve diyaloğu çok zorladık. Ama gördük ki müzakereden ve diyalogdan anlamayanlar var. O zaman ne yaptık? Sahaya indik ve teröristleri sınırımızın öbür tarafından temizledik, kendi göbeğimizi kendimiz kestik.

Keza Libya’da başından bu yana siyasi çözümden yana rol üstlendik ve Suheyrat Anlaşmasına bizzat katıldım. İstanbul’da, Moskova’da, Berlin’de ve diğer platformlarda siyasi çözüm için çaba sarf ettik. Fakat Libya’da istikrarı istemeyenler ve diyalogdan anlamayanlar savaşı devam ettirmek istedi. İşte o zaman da Yüce Meclis’imizin verdiği yetkiyle sahaya indik ve tekrar herkesi siyasi çözüm masasına geri getirdik, bu Türkiye’nin sayesinde oldu. Ve bu sayede kardeş kanının dökülmesini de engellemiş olduk Libya’da.

Doğu Akdeniz’de başından beri diyaloğu ve hakça paylaşımı savunduk. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve biz herkes kazansın dedik. Karşılığında hep tek taraflı politikaları gördük ve yine sahada bayrak gösterdik. Diyalog ve hakça paylaşım çağrımızı sahadaki attığımız adımlarla destekledik. Ülkemizin ve Kıbrıs Türk’ünün hakkını sonuna kadar korumaya devam edeceğiz.

Şimdi burada Sayın Engin Altay Grup Başkanvekilimiz de Kıbrıs’ta 1974 ruhundan bahsetti. Biz tüm bu adımları atarken Komisyonda da söylediğim gibi, samimiyetle söylüyorum, biz 1974 ruhuyla hareket ediyoruz. Biz rahmetli Ecevit’in ruhuyla, biz rahmetli Necmettin Erbakan’ın ruhuyla, biz rahmetli Alparslan Türkeş’in ruhuyla hareket ediyoruz ve o ruhu yaşatıyoruz. Ama maalesef üzülerek söylüyorum ki, Kapalı Maraş’ı açmamızı bile sizin mensuplarınız sorguladılar, bizi suçladılar.

BİR MİLLETVEKİLİ- Sayın Bakan, tümünü açın…

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Hayır, hepsini elbette, envanter çalışması yapıyoruz. Uluslararası hukuka uygun bir şekilde olması gerekiyor, BM kararlarına uygun bir şekilde olması gerekiyor. Orada herkesin mülkiyeti var, mülkiyet haklarına saygılı bir şekilde yapmanız lazım, her şeyin bir zamanı var. Ama ilk attığımız adım konusunda da sizlerden doğrusu destek beklerdik.

Aynı şekilde Yukarı Karabağ’da sevgili milletvekilleri, 30 yıldır diplomasi ve müzakere dedik. Olmayınca bu sefer can Azerbaycan sahaya indi ve hakkı olanı, meşru olanı aldı can Azerbaycan. Aksi takdirde kim bilir daha nice 30 yıllar beklemek zorunda kalacaktı. Ve şimdi bölgesel barışın temellerini hep birlikte atıyoruz.

Burada da Sayın Ünal Çeviköz’ün bazı söylemleri oldu, onlara da cevap vermek durumundayım. Azerbaycan’a öncelikle ta başında verdiğimiz desteği maalesef sorguladınız, hem de Ermenistan’ın diliyle, hem de Türkiye’yi burada eleştirenlerin diliyle sorguladınız, bunu hiç yakıştıramadım. Hele hele bir eski mensubumuza –samimi söylüyorum- yakıştıramadım. Yok işte Suriye’den onu götürüyor, yok bunu götürüyor. Burada biz her zaman can Azerbaycan’ın yanında tüm imkanlarımızla olmak durumundaydık ve olduk. Azerbaycan’ın da zaten kendi topraklarını alacak gücü vardı. Fakat o olabilir, farklı düşünceleriniz olabilir, siz muhalefetsiniz, biz iktidarız.

Ama şunu sormak istiyorum Sayın Çeviköz- Rusya’yla imzaladığımız bu gözlem merkezleriyle ilgili anlaşmaların gizli olduğunu size kim söyledi? Peki, Azerbaycan’dan gizlediğimizi kim söyledi? Biz Rusya’yla iki tane protokol imzaladık ve her ikisinde de taslağı önce Azerbaycan’a gönderdik, Azerbaycan olur verdikten sonra imzaladık, gizlediğimizi kim söyledi size, kim söyledi? Yani burada Azerbaycan’a tüm bu destekleri…

Ayrıca yeriyle ilgili de ne dedik, anlaşmada ne var? Azerbaycan’ın gösterdiği yerde merkezimizi kuracağız dedik.

Değerli milletvekilleri, bu süreçte Azerbaycan’a destek verirken, aynı zamanda o mahcubiyetten de ülkemizi kurtardık.

Özetle, biz, önce her zaman masadan ve diyalogdan yana olduk, bundan sonra da böyle olmaya devam edeceğiz. Çıkarlarımız neredeyse oraya gittik, ülkemizin, milletimizin çıkarlarını korumak için çalıştık, ancak sahada da her zaman barışı ve adaleti sağladık.

Değerli milletvekilleri, naif değiliz, reel politiği çok iyi biliyoruz. Dış politikada, siyasette duygu vardır, ama özellikle dış politikada her şeyin sadece duygularla gitmediğini çok iyi biliyoruz. Dolayısıyla gerçekçi bir dış politika izlemeye çalışıyoruz. Burada kalıcı husumetlerin olmadığını sizler de, dış politikayı biraz bilen herkes bilir, tüm derslerimizde bizlere bunları da öğrettiler. Fakat milletimizin çıkarı neyse ona yönelik dış politika belirlemek ve uygulamak da bizlerin, sizlerin, hepimizin görevidir.

Dış politikada sorunlar yok mu? Var. Dış politika dikensiz gül bahçesi değil ki, her yerde sorun var. Aynı şekilde diplomasiyi yürütürken sorunlarla karşı karşıya kalabilir misiniz, zorluklarla karşı karşıya kalabilir misiniz? Evet, kalırız, biz de kalıyoruz, ama bizim görevimiz bunları aşmaktır, bunun için çaba sarf etmektedir. Dolayısıyla bir ülkeyle yaşadığımız zaman ne olur sayın milletvekilleri, bizi eleştirin, evet, ama ne olur burada her şeyin sorumlusu olarak Türkiye’yi göstermeye çalışmayın. Bütçede de söyledim, ne kadar sorun varsa, hangi ülkeyle sorun yaşıyorsak mutlaka ve mutlaka Türkiye haksız, AK Parti iktidarı haksız, Cumhur İttifakı haksız, bu anlayıştan kurtulalım. Yani bize gerçekten muhalif olun, bakın Türkiye düşmanlığı yapıyorsunuz demiyorum, ama bize muhalif olurken ne olur ve ne olur Türkiye’ye ve milli çıkarlarımıza da muhalif olmayalım, ama bize muhalif olun, bizi eleştirin.

Örneğin Rusya’yla adımlar atıyoruz, hemen eksen kayması yaşıyor diyorsunuz. Arkasından biz Ukrayna’nın ve Gürcistan’ın NATO üyeliğini destekliyoruz, bu sefer de bütçede olduğu gibi bizi Batıcı diye suçluyorsunuz, bir karar vermek lazım.

BİR MİLLETVEKİLİ- Siz karar verin ya.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Bunun dengesini çok iyi güdüyoruz biz. Biz kararımızı verdik, uyguluyoruz, kararlı, dengeli bir şekilde götürüyoruz, siz de bunu anlayın.

Şimdi Rusya’yla da anlaşamadığımız noktalar var, Kırım konusunda, Ukrayna konusunda, Gürcistan konusunda, Suriye’de, Libya’da anlaşamadığımız noktalar var, bazen farklı taraflarda olmanın avantajını da yaşıyoruz müzakerelerde olsun, işte Anayasa Komisyonunun toplanmasında olsun, birçok alanda bunun faydasını da görüyoruz, ama anlaşamadığımız noktalarda da yine ortak çıkarlarda buluşmaya devam etmemiz lazım. Diğer taraftan ülkemizin siyasi, ekonomik, enerji, turizm gibi ortak çıkarları var iki ülkenin, bu temelde de ilişkileri herkesle geliştirmemiz lazım. Aynı şekilde biz gerçekten bu konularda da sizden yapıcı ve tutarlı eleştiriler bekliyoruz, bunu samimi bir şekilde söylüyorum.

Bakın sizlere veya kişilik haklarınıza saldırmıyorum. Gayet samimi bir şekilde siz de düşüncelerinizi söylediniz, ben de söylüyorum.

Şimdi bazı NATO müttefiklerimiz diyor ki, Türkiye’yi NATO’dan çıkartalım, birkaç ülke bunu söylüyor. Ben NATO’nun en güçlü ülkelerinden bir tanesiyim, en çok katkı sağlayan ülkelerden bir tanesiyim, dolayısıyla ben neden NATO’dan çıkayım? Biz hiç kimsenin çıkmasını istemeyiz, ama NATO’nun beyin ölümü gerçekleşti diyen varsa, bizim oradaki gücümüzden rahatsız olan varsa, çıkmak istiyorsa onlar çıksın, ama biz onların da çıkmasını istemeyiz.

Aynı şekilde Avrupa Birliği çifte standart uyguluyor mu bize? Uyguluyor. Bizim de yapacağımız, yaptığımız çok sitemler var mı? Var. Siz de bizi eleştirebilirsiniz, bizim de eksikliklerimiz var bu süreçte, biz de öz eleştiri yapıyoruz. Ama bunlar var diye şimdi tüm Avrupa’yla, Avrupa Birliği’yle, Avrupa ülkeleriyle bağlarımızı koparmak gerçekçi mi? Gerçekçi değil. Ticari ilişkilerimiz var, enerji var, göç var, başka konular var, vize serbestisi var. Dolayısıyla bu konularda da tabi ki ilişkilerimizi geliştirerek sorunları aşmak ya da sorunları aşarak ilişkilerimizi geliştirmek istiyoruz. Dolayısıyla hakkımız olan yerlerde gerekli gördüğümüz adımları bu doğrultuda atmak bizim görevimiz, tıpkı Doğu Akdeniz’de olduğu gibi. Ve yine Akdeniz’de hak ve menfaatlerimizden bize yaptırım gelecek diye veya Avrupa Birliği eleştirecek diye vazgeçmemiz de söz konusu olamaz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, Türkiye bugün hem sert, hem de yumuşak gücünü çok dengeli bir şekilde, faydalı bir şekilde kullanıyor, dolayısıyla küresel bir akıllı güç olmuştur Türkiye Cumhuriyeti. Sert güç unsurlarını tüm sahada kullanırken, yumuşak gücümüzden de aynı şekilde sonuna kadar faydalanıyoruz.

Örnekler vermek istiyorum, Türk Hava Yollarının bayrağımızı taşıdığı uzak kıtalardan TİKA’mızın yardım elini uzattığı ücra köylere, Türk Maarif Vakfımızın eğitim verdiği dersliklerden Kızılay’ımızın yardım kolileri dağıttığı mülteci kamplarına, Türkiye burslarından Balkanlar’da din görevlilerimizin okuttuğu mevlitlere veya ata yadigarımız mirasımızın korunmasına kadar her yerde insana dokunuyoruz.

Türkiye’yi diyorsunuz ki militarist politika izliyor. Ama Türkiye biraz önce anlattığım insani dış politikasının yanında artık akıllı güç dedik ya, yumuşak güçte de önemli bir aktör. Bugün arabuluculukta Türkiye bir dünya markası oldu. Bugün AGİT’de, Birleşmiş Milletler’de, İslam İşbirliği Teşkilatlarında arabuluculuk eşbaşkanlıklarını farklı ülkelerle yürüten kimdir? Türkiye Cumhuriyeti’dir. Niye farklı ülkeler değişirken Türkiye hep arabuluculukta eşbaşkanlığı yürütüyor? Artık İstanbul’da sayın milletvekilleri, arabuluculuk konusunda yabancı diplomatlara ders veriyoruz, kurslar veriyoruz, bizde eğitim alıyorlar, bu, Türkiye’nin gücüdür.

Diğer taraftan, bakınız sadece coğrafyamızda değil Somali’de, Filipinler’de, Mali’de, Venezuela gibi uzak coğrafyalarda da biz dürüst ve adil arabulucu olarak saygı görüyoruz ve katkı sağlıyoruz. Kavgacı ve militarist bir dış politika izlemiyoruz, bunu da buradan söylemek isterim.

Değerli milletvekilleri, günlük sorunlar var, bu sorunlarla boğuşuyoruz. Bugünün sorunlarını çözerken geleceğe yönelik vizyonlar da ortaya koymamız lazım. Nasıl bir gelecek biz bekliyor? Pandemi sonrası nasıl bir dünya bizi bekliyoruz? Coğrafyamızdaki sorunları çözer miyiz, çözemez miyiz? 5 yıl sonra, 10 yıl sonra neler olacak, bunlara da kafa yormamız gerekiyor. Biz dolayısıyla gündelik değil vizyoner bir dış politika izlemeye çalışıyoruz.

Pandemi döneminde herkes dijitalleşmeden, dijital diplomasiden bahsediyor, oysa biz dijital diplomasiye 2 yıl önce başlamıştık. Pandemi başladığı zaman herkes panik halindeyken biz altyapısı güçlü bir ülke olarak dijital diplomasiye hazırdık ve bunu da daha önce bütçede de söylediğim gibi çok etkin bir şekilde kullandık. Ayrıca, 20 yıllık iktidarımızın güçlenen kurumlarımız sayesinde ve Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliği sayesinde pandemi döneminde tahliyeler, tıbbi malzemeye erişim, salgınla mücadele ve küresel işbirliğinde Türkiye öncü bir ülke olmuştur.

Öte yandan Bakanlığımızca hazırlanan kitaplar, iki tane kitap da ve diğer raporlar da dünyadaki ilk stratejik öngörü çalışmaları arasında yer aldı. İki tane kitap, Kovid Sonrası Küresel Sistem Eski Sorunlar, Yeni Trendler, Kovid-19 Sonrası Dünya İş Birliği mi, Rekabet mi? Bir tanesi Türk Aydın düşünür yazarlarının görüşleri, bir tanesi de dünyanın en saygın aydın, yazar, eski devlet adamları, Nobel ödüllü yazarların düşünceleri, rica ettik bizim için yazdılar. Siz diyorsunuz ki, Türkiye’yi kimse takmıyor, Türkiye’nin itibarı yok. Dünyanın en önemli yazarları, aydınları biz rica ettiğimiz için gelecekle ilgili düşüncelerini bize gönderdiler. Yani bu öyle gurur duyulacak bir şey değil ama, önemli, bu vizyonu ortaya koymak önemli.

Sayın milletvekilleri, -süremiz de azaldı- çalışmalarımızın odağında her zaman milletimiz var, dolayısıyla yurt dışında da soydaşlarımıza ve vatandaşlarımıza her iyi hizmeti vermek için çalışıyoruz, konsolosluk hizmetlerimizin kalitesini arttırmak için çalışıyoruz, daha önce bunları anlatmıştık. Şimdi yapay zekayla Hızır uygulamasıyla da 24 saat vatandaşlarımıza ve soydaşlarımıza hizmet vereceğiz. Keza Balkanlardan Kırım’a, Çin’den Irak’a kadar soydaşlarımızın hak ve menfaatlerini korumaya devam edeceğiz.

Sonuç olarak, zorluklar var, ama fırsatlar da var, bunları iyi bir şekilde değerlendirmemiz gerekiyor. Biz özetle diplomasiyi sonuna kadar etkin bir şekilde kullanmaya devam edeceğiz ve bu doğrultuda da gücümüzü milletten alıyoruz ve tabi ki yüce milletimizin, milletimizin yetkisinin iradesinin tecelli ettiği Yüce Meclis’imizden alıyoruz.

Bakınız sizlere bir şey okuyacağım, Türk dış politikasının dostlarımız tarafından nasıl göründüğünü anlatmak için. Türkiye dünya çapında bağımsız siyaset yürüten bir ülkedir. Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan sayesinde dünya çapında güç merkezi haline gelmiştir. Türkiye birçok ülkede hakkı, adaleti koruyor, ezilmiş hakların çıkarlarını savunuyor. Bugün Erdoğan Türkiye’si dünya için bir örnektir. Bağımsızlık, mertlik, cesaret örneğidir ve gelişmişlik örneğidir. Bu sözler benden ya da partimizden, bir mensubundan değildir. Bu sözler Perşembe günü ziyaret ettiğimiz Bakü’de can Azerbaycan’ın Cumhurbaşkanı Sayın Aliyev tarafından basına verilmiştir. Kaldı ki, sadece Sayın Aliyev değil, tüm dünyadaki duygular budur. Hal böyleyken bazı milletvekillerimizin de eleştirilerine de yine buradan cevap vermek istiyorum. Bakınız savunma sanayiyle ilgili yorumlarınızı görüyorum çok üzülüyorum. Bugün dünyanın en büyük firmaları Eurosam, Fransa, İtalya, Airbus, 5-6 ülke F-35 tedarikçe zorluk çekiyoruz, ama 9 ülke ortak. Savunma sanayinde dışa bağımlı olmak yerine küresel sermayeyi getirerek ülkemizde üretimi güçlendirmekten rahatsız olmayın bu ülkeyi satmak değildir, ne olur bunlara tevessül etmeyelim, milletimiz de bunun ne olduğunu çok iyi bir şekilde görüyor.

Diğer taraftan Yunus Emre’ye Sayın Milletvekiline şunu sormak istiyorum, şunu söylemek istiyorum, dayatma olabilir, zorluklarla karşılaşabiliriz, ama bugün kimse Türkiye’nin kolunu bükmeye çalışamaz. Tam tersi bize doğrultulan Doğu Akdeniz’deki rotaları da, kolları da biz büküyoruz bundan emin olun.

Dışarıdan atamalara itiraz ediyorsunuz, ama 1965’te çıkan bir yasa OECD’ye de en uygun kişiyi atadık ve tüm çalışmalarını OECD üzerine yapan bir Profesörümüzü atadık siyasi bir tercih değildir.

Şimdi burada arkadaşlarımızın söylediği, yani biraz önce grup başkan vekilinin söylediği üzere Meclisimizde bir Yezidi milletvekilimizi var. Meclisimiz de bir Yezidi milletvekilinin olmasından mutluluk duydum ülkemizin zenginliğini gösteriyor. Ama Yezidiler konusunda gerçekten Sayın Milletvekiline Felaknas Uca’ya bir soru sormak istiyorum. Siz Sincar’da Yezidiler şimdi çektiğini ne çektiğini biliyor musunuz? Yezidi kardeşlerimiz önce DEAŞ’tan çekti doğru, Keldaniler de çekti, Aramiler de çekti. Fakat siz Nobel ödüllü ve DEAŞ’tan kurbanı Naira Murad’ı dinlediniz mi? Naira Murad bana ve herkese şunu söyledi, DEAŞ gitti PKK geldi, şimdi PKK Ezidilere zulüm ediyor. Bana da dedi ki, Sayın Milletvekili ne olur operasyonlarınızı durdurun, çünkü PKK bizim çocuklarımızı Sincan Dağına götürüyor, siz uçaklarınızı gönderince kendileri saklanıyor bizim çocuklarımızı öne atıyor, ölen bizim çocuklarımız dedi. Naira Murad’a sorun, bana inanmıyorsanız Naira Murad’a sorun. Siz bir Ezidi olarak bunu sorgulayabiliyor musunuz? Neden Aramilerin Suriye’de çektiği zulme duyarsız mı kalıyorsunuz? Siz Almanya’da büyümüşsünüz orada parlamenterlik de yaptınız Dünya Aramiler Kongresi Başkanına Johny Messo’ya ve diğerlerine sorun lütfen PKK’nın Kürtlere, Yezidilere, aynı şekilde Keldanilere, aynı şekilde Aramilere ve oradaki mazlumlara nasıl zulüm ettiğini onlardan bir dinleyin lütfen. Okulları nasıl kapattığını dinleyin onlardan, rica ediyorum sizden. DEAŞ da teröristtir, alçak bir terör örgütüdür, PKK’da alçak bir terör örgütüdür. Ama siz bunun ikisini de söylerseniz ben size saygı duyarım.

Ve son olarak yine mensubumuz Ünal Çeviköz’e öncelikle bütçemiz yetersiz dedi verdiği destek için Ahmet Erozan’a özür dilerim, çok teşekkür ediyorum. Siz de müsteşar yardımcılığı yaptınız hiçbir zaman ödenek sıkıntımız olmadı. Ne zaman Maliye Bakanlığımızdan ödenek istediysek ilave siz de İMAD’dan sorumluydunuz hepsi geldi… fakat İsrail’e büyükelçi atamadık, atasaydık yayınlardık, atadığımız zaman olur.

Peki, şunu sormak istiyorum Sayın Erozan, yılın ikinci yarısında biz alacağız dediniz hayır ola, ne oluyor? Sizde mi Biden’dan umut bekliyorsunuz yoksa? Ülkede seçim yok, seçim olsa da iktidarın size verilmeyeceğini biliyorsunuz yoksa darbe beklentiniz mi var nereden devir alacaksınız, kimden devir alacaksınız, neye göre devir alacaksınız? Yani bunu samimi soruyorum ne demek ikinci yarısında ben devir alacağım sizden devir alacağım? Gelip Bakanlığımızda bizimle çalışmak istiyorsanız, yardım etmek istiyorsanız kapımız açık biz de geliriz partinize sizinle her türlü dış politikada beraber çalışırız.

Sayın Başkanım.

OTURUM BAŞKANI- Selamlayalım Sayın Bakan.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Değerli milletvekilleri, gerçekten dış politika yoğun bir mesai gerektirir ve bizim arkadaşlarımızla beraber biz yoğun çalışıyoruz. Bizim milletvekillerimiz gibi parlamenter diplomasisinde diplomatlarımız da her alanda çok yoğun çalışıyorlar ve insana dokunuyorlar. Bugün NATO’da NATO’nun geleceği hakkında rapor hazırlayan 10 diplomattan birisi bizim arkadaşımız. Bugün gemide ilacı biten vatandaşa ilacını ulaştıran da bizim diplomatımız. Ve BM Genel Kurul gibi, UNESCO Genel Konferansı gibi önemli noktalarda da bizim arkadaşlarımız var. Tüm arkadaşlarıma huzurlarınızda, sizin huzurunuzda teşekkür ediyorum. Sizlere de parlamenter diplomasi olarak ve bütçemize verdiğiniz destek olarak çok çok teşekkür ediyorum. Saygılar sunuyorum, sağ olun.