Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun İsviçre Dışişleri Bakanı Ignazio Cassis ile Ortak Basın Toplantısı, 14 Ağustos 2020, Bern

İSVİÇRE DIŞİŞLERİ BAKANI IGNAZİO CASSİS- Hanım efendiler, beyefendiler, sayın basın mensupları, sevgili meslektaşım, sevgili mevkidaşım, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu, sevgili dostum, davetimize icabet edip İsviçre’ye geldiğiniz için çok teşekkür ediyorum ziyaretiniz için. Bugün sizi bende ağırlamak benim için büyük bir mutluluk.

Bu resmi ziyaretiniz, benim geçen yıl Türkiye’ye yaptığım ziyaretin iadeyi ziyareti. Geçen yıl Temmuz ayında Ankara’yı ziyaret etmiştim ve bu fırsatla iyi ilişkilerimizi daha da yoğunlaştırmaya karar vermiştik düzenli görüşmeler yoluyla. İşte bunu göstermek ve bu güzel iradeyi uyguladığımızı da göstermek için bugün Türk mevkidaşım İsviçre’de bulunuyor.

İsviçre ile Türkiye çok uzun yıllardır yakın ilişkiler içerisinde ve çok boyutlu farklılaşmış ikili ilişkiler içerisinde. İsviçre’de geniş çaplı bir Türk diasporası, 130 binden fazla Türk kökenli kişi yaşamakta. Bu sayede açık ve yapıcı bir diyalog oluşturabildik çok farklı konularda, en hassas konularda bile.

Türkiye, dünya çapında öncelikli bir ortak İsviçre için. Genel yabancı siyasetimiz stratejisi bağlamında Türkiye’yi öncelikli bir ortak olarak görüyoruz. Güvenlik ve göç gibi önemli konularda, ekonomi konularında ve çok taraflılık konularında çok yakın ilişkiler içerisindeyiz. İki ülkemiz aynı zamanda çok yoğun ekonomik ilişkiler içerisinde. İsviçre, Türkiye’de önemli bir yatırımcı, 16 binden fazla istihdam yaratmakta. 300’den fazla İsviçre şirketi hâlihazırda bütün Türkiye’de faaliyet göstermekte. İşte ilişkilerimizi yoğunlaştırma iradesi çerçevesinde bugün ikili bir ilişki gerçekleştirme, kültür varlıklarının korunması bağlamında bir ikili anlaşma gerçekleştirme konularını görüştük ve ayrıca serbest ticaret EFTA Anlaşmasının gözden geçirilmesi, güncelleştirilmesini görüştük ve bazı konuları netleştirdik, örneğin vatani hizmet, askeri hizmet konularında çeşitli kanun değişiklikleri oldu çünkü Türkiye’de bu konuda.

Çok uzun tarihlerden beri süre gelen iyi ilişkilerimiz sayesinde çok samimi ve açık bir görüşme yapabildik, çok teşekkür ediyorum sevgili dostum Mevlüt.

İnsan haklarına saygı, ifade ve görüş özgürlüğüne saygı veya gazetecilerin çalışmaları gibi hassas konularda da çok samimi konuşabildik. Bir İsviçreli gazetenin akreditasyonu konusunda görüşebildik ki bunu bekliyorduk.

Ayrıca, tabii ki hukuk devleti ve bazı kaygılarımızdan da bahsedebildik temel özgürlükler konusunda.

Kısaca konsolosluk düzeyindeki konulara da değindik. Çifte vatandaşların bazen olabilen konuları konusunda ve bu bağlamda bu sabah bu konuda da birkaç kelime görüşme yaptık.

Ve tabii ki pandemi krizi konusuyla açtık çalışmalarımızı bu sabah ki bu İsviçre’yi çok yakından ve Türkiye’yi de oldukça kuvvetli bir şekilde etkileyen bu pandemi ki bizi etkilemeye devam edecek, vatandaşlarımızın hayatını etkilemeye devam edecek.

Ekonomik ilişkilerimiz bu konuda çok fazla etkilenmedi, şimdilik çok güzel gidiyor, olumlu gidiyor. Fakat İsviçre sene sonunu bekliyor, bakalım ihracat, sanayi gibi konularda, alanlarda acaba pandeminin olumsuz etkileri olacak mı diye bakacağız.

Öncelikle Türkiye’ye teşekkür de etmek istiyorum, çok güzel ve kıymetli bir işbirliği gösterdiniz. Türkiye’de kalmış olan 300’den fazla İsviçreli turistin Türkiye’den İsviçre’ye dönebilmesini sağlayabildiniz çok kıymetli işbirliğiniz sayesinde.

Ayrıca, bölgesel konulardan da söz ettik, Suriye konusundan söz ettik, Libya’dan bahsettik, İsrail-Filistin konusundan ve Kıbrıs konusundan bahsettik.

Hatırlarsınız belki, geçen yıl İsviçre bu konuda yardım ve desteğini önermişti Türkiye’ye, aynı zamanda Yunanistan’a da ve Kıbrıs Cumhuriyetine de bu konularda, bu ilişkiler konusunda ve hidrokarbür ve araştırma çalışmaları konusunda yardımcı olabileceğimizi belirtmiştik, bütün yıl boyunca da bu konudaki düşüncelerimizi daha da ileriye taşıdık. Ve bu yaz olanları gördünüz, Avrupa Birliği’nin bir müdahalesi söz konusu oldu, bu konuları da konuştuk ve yeni destek imkânları düşündük tırmanın azaltılması için, gerginliklerin azaltılması için Türkiye ve çevre ülkeler konusunda, yani Yunanistan, Kıbrıs ve Avrupa Birliği arasındaki gerginliğin azaltılması konusunda.

Bizler Türkiye’nin göç yönetimi konusundaki çabalarını çok desteklemeye devam ediyoruz. Türkiye 4 milyon göçmeni ağırlıyor kendi topraklarında ve bize çok önemli temel bir yardım sağlıyor bu sayede, bir güvenlik supabı gibi aslında Türkiye bu göç konularında. Ve bu konuda bir istikrar, durumun istikrarı, Libya’daki durumun da istikrarı bu konuyu etkileyecek.

Tabii ki Akdeniz’den geçen göçmenlerin göç yolunu da bu şekilde çözebilmeyi ümit ediyoruz. Bu şekilde her türlü yasa dışı göçü artık durdurmak amacımız bu, tabii ki Avrupa Kıtasında hiç kimsenin istemediği bir durum.

Ben burada durayım, size bir kez daha teşekkür edeyim Sayın mevkidaşım dostum Mevlüt. Bize zaman ayırdınız, İsviçre’yi ziyaret ettiniz, bize şeref verdiniz. Sözünüzü tuttunuz, yılık görüşmelerle, düzenli görüşmelerle ilişkilerimizi yoğunlaştıracağız, daha sonra öğle yemeğinde de çalışmaya devam edeceğiz.

Çok teşekkür ediyorum geldiniz için.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Çok teşekkür ediyorum.

Öncelikle Bakan Cassis’e, sevgili dostum Ignazio’ya yaptıkları davet için ve sıcak misafirperverlik için gönülden teşekkür ediyorum.

Özellikle Bakan Cassis’in, sevgili dostum Ignazio’nun geçen sene Türkiye’ye yaptığı çok güzel ziyaretin karşılığı olarak bugün İsviçre’de Bern’de bulunmaktan mutluluk duyuyorum. Ve aramızdaki bu diyalogun ve işbirliğinin her düzeyde devam etmesi arzusundayız iki taraf olarak. Geçen yılki ziyarette konuştuğumuz konuların takibini yıl içinde yapmıştık, yaklaşık 1 sene önceydi ve bundan sonraki süreçte de farklı konularda nasıl adımlar atacağımızı bugün değerlendirme fırsatı bulduk. Ve bundan sonra daha düzenli ve daha sık bir şekilde bir araya gelmemiz lazım sadece Dışişleri Bakanları olarak değil her düzeyde.

Diğer taraftan, iki ülke arasındaki bağlar gerçekten tarihi ve çok boyutlu. Türkiye’yi de yakından ilgilendiren Lozan, Londra’yla birlikte anılan Zürih Anlaşmaları gibi, Kıbrıs’ı da ilgilendiriyor, önemli anlaşmalar İsviçre’de geçmişte imzalandı.

Burada yaşayan vatandaşlarımız bizim için önemli bir dostluk köprüsüdür. Ve bugün tabii konsolosluk meselelerini de ele alma fırsatı bulduk. Ve terörle mücadele konusunda da birlikte nasıl işbirliğimizi artırırız, bunları da konuştuk. Çünkü burada yaşayan vatandaşlarımıza yönelik özellikle FETÖ ve PKK destekçilerinin veya üyelerinin ciddi taciz ve saldırıları var, ayrıca Zürih Başkonsolosluğumuza da sürekli PKK’lıların fiziki saldırıları var. Bu konuda birlikte adım atmamız gerekiyor.

Ayrıca, ikili ticaret hacmimiz geçen yıla göre pandemiye rağmen yüzde 30 arttı. Bu süreçte bu yıl için gerçekten inanılmayacak bir rakam, ama rakamlar ortada. Bu da iki ülke arasındaki ekonomik ilişkilerin büyük ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor ve bu ticaret hacmini daha da arttırmamız gerekiyor. Bu EFTA Serbest Ticaret Anlaşmasının onaylanmasından sonra daha da artacak. Tabii bu arada İsviçre lehine ciddi bir açık var, bu açığı da dengelememiz lazım daha sağlıklı gidebilmesi için. Bunu dengelemenin yollarından bir tanesi de yatırımları arttırmak. İsviçre’nin Türkiye’deki yatırım miktarı 919 firma var şu anda, 3 milyar Doları aştı. Türk firmalarının İsviçre’deki yatırım miktarı ise 1 milyar Dolar. Burada da bizim lehimize bir fark var. Dolayısıyla bunları arttırarak, dengeleyerek birlikte götüreceğiz, bunun modalitelerini bugün konuştuk.

Ve geçen sene 310 bini aşkın İsviçreli ülkemizi ziyaret etti turist olarak. Pandemiden etkilendik, hepimiz etkilendik. Ama pandemi döneminde bile İsviçre’den turistler Türkiye’ye geliyor. Ve özellikle bu süreçte İsviçre’nin Türkiye’yi riskli ülkeler grubuna dahil etmemesi önemli. Ve İsviçre’den Türkiye’ye gelen turist sayısının bu aylarda her gün arttığını görüyoruz. Uçak seferleri sayısında da artış var. Burada güvenli ve sağlıklı turizm için birlikte çalışmamız lazım ve bu konuda tecrübe paylaşımı yapmaya devam etmemiz lazım.

Ayrıca, Türk vatandaşlarının da İsviçre’yi ziyaret edebilmesi gerekiyor, bu henüz gerçekleşmiş değil. Bu konuda da talebimizi ilettik.

Diğer taraftan pandemi döneminde de işbirliğimiz oldu ve özellikle tahliyeler konusunda biz İsviçre’yi destekledik. İsviçre’deki vatandaşlarımızın ki 360 vatandaşımızı tahliye ettik, tahliyesinde bize çok destek oldular, çok teşekkür ediyorum.

Diğer taraftan, basınla ilgili konularda, düşünce özgürlüğü, basın özgürlüğü, Türkiye’nin bu konularda bir problemi yok. Önemli olan, burada teröristlerle diğerlerinin ayırt edilmesidir, darbecilerle. Türkiye’de akreditasyonla ilgili izlenen bir süreç var ve bu sadece İsviçreli gazeteciler için geçerli değil dünyanın neresinde olursa olsun Türkiye’de çalışmak için gelenler için geçerli. Bu prosedürden sonra akreditasyon işlemleri yapılıyor. Bahsettiğiniz İsviçreli gazete için de bu süreç tamamlandı ve akreditasyon verildi. Kendisi Türkiye’de basın özgürlüğü çerçevesinde tabii ki çalışmaya devam edecektir.

Diğer taraftan, bölgesel konuları da birlikte ele aldık. İsviçre’nin bölgesel konularda, küresel konularda dengeli bir ülke olduğunu, objektif olduğunu biliyoruz. O nedenle İsviçre’den herhangi bir arabuluculukla ilgili ya da herhangi bir başka bir inisiyatifle ilgili teklif geldiği zaman biz prensip olarak buna evet diyoruz. Akdeniz’le ilgili, Kıbrıs’la ilgili de geçen sene önerileri olmuştu ve biz bu konularda İsviçre’nin tekliflerine evet dedik. Zorlukları da kendilerine aktardık. Bugün bunlardan neyi kastettiğimizi daha iyi görebiliyoruz son gelişmelerden sonra. Türkiye olarak biz Doğu Akdeniz’de, Kıbrıs’ta hep yapıcı adımlar attık, bunların karşılığını maalesef görmedik. Dolayısıyla biz de kendi adımlarımızı haklarımızı korumak için attık. Türkiye hiçbir zaman gerginliğin arttırılmasından yana olmamıştır, her zaman uzlaşı için çaba sarf etmiştir. Ama diplomasi de bir tabir var, tango için iki kişi lazım. Dolayısıyla sizin tek taraflı adımlarınız karşılık bulmazsa, o zaman bunun bir anlamı olmuyor. Bunu da son zamanlarda gerek Rum Kesimin, gerekse Yunanistan’ın politikalarında maalesef görmüş olduk.

Suriye konusunda görüş alışverişinde bulunduk, son gelişmeler hakkında bilgi verdim. Aynı şekilde Doğu Akdeniz konusundaki gelişmeler hakkında da bugün yaptığımız toplantılarda bilgilendirme yaptık. Ve AB ülkelerine, P5 ülkelerine gönderdiğimiz mektupları da Ignazio’ya takdim ettik ve orada Türkiye’nin tezleri, ayrıca son gelişmeler hakkında bilgiler mevcut. Yine Libya’da siyasi bir süreç için, kalıcı bir ateşkes için çaba sarf ediyoruz.

Diğer taraftan hepimizi ilgilendiren göç konularında daha samimi bir işbirliği yapmamız gerekiyor, Avrupa Birliği de işin içinde olması gerekiyor. Örneğin Libya’dan bize herhangi bir kaçak göçmen gelmiyor, ama Avrupa’ya geliyor. Avrupa’ya kaçak göçmen gelmemesi için Libya’nın kapasitesini güçlendirmek adına biz iki tane bot veriyoruz ve yedek motorlarla beraber, çünkü kaçakçılar bu botlara saldırıyor, etkisiz hale getiriyor. Neden? Bu ortak bir sorun. Hepimizin dünyada bir sorun. Pandemiden sonra bu sorunla daha çok mücadele etmek durumunda olacağız, birçok insan değişik sebeplerden dolayı evlerini terk edecek. Aynı şekilde Lübnan’daki gelişmeler konusunda da Lübnan’a destek olmamız lazım. Yaptığımız ziyarette hangi destekleri verebileceğimizi söyledik. Ayrıca, ticaretin Lübnan’la devam etmesi gerekiyor. İsviçre için de önemli, limanların işletmesi ya da yeniden yapılması dahil tüm bu konularda işbirliğine hazırız.

Sonuçta gerek ikili meseleler bakımından, gerekse ilişkilerimiz bakımından, gerekse bölgesel konular açısından son derece verimli toplantılar gerçekleştirdik. Ignazio’nun söylediği gibi çalışma yemeğinde bazı konuları ele alacağız, konuştuğumuz bazı konularda da biraz daha detaylı konuşma imkânımız olacak.

Ben tekrar hem daveti için, hem de bu fırsat için çok çok teşekkür ediyorum.

SORU- Sayın Bakan, Doğu Akdeniz’de sular iyice ısındı, herkes orada meydana gelebilecek bir çatışmadan korkuyor. Yunanistan ve Fransa ortak bir tatbikat başlattı, sizin de kişisel girişimleriniz var. Avrupa Birliği bakanları da bugün olağanüstü toplanacak. Bu konudaki düşüncelerinizi alabilir miyiz? Teşekkür ederim.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Çok teşekkür ediyorum. Evet, maalesef gerginlik arttı, ama bu gerginliğin sorumlusu Türkiye değildir ve Yunanistan’dır özellikle. Biz faaliyetlerimizi, özellikle sondaj faaliyetlerimizi başlatmak için 2018 yılına kadar sabırla bekledik. Oysa hem Yunanistan, hem de Rum Kesimi 2000’li yıllardan itibaren Türkiye’yi dışlayıcı tek taraflı bu faaliyetleri sürdürdüler, başlattılar. Örneğin Rum Kesimi 2011’de sondajlara başlattı, biz 2018’de başlattık.

Sonuçta Türkiye hem Kıbrıs Türk halkının, hem de kendi haklarının korunması için adım atmak durumunda kaldı, attık. Fakat bu süreçte son zamanlarda gerek Avrupa Birliği’nin ve bazı Avrupa Birliği ülkelerinin, özellikle şu anda AB Konsey Başkanının, yani Dönem Başkanı Almanya’nın ricası üzerine biz iyi niyet gösterisinde bulunduk ve diplomasiye bir alan açmak için faaliyetlerimizi geçici olarak durdurma konusunda ricaları olmuştu. Bu konuyu zaten Cumhurbaşkanımız da açıkladı. Ve biz burada gerçekten iyi niyet gösterisinde bulunduk, diyalog ve diplomasiyi her zaman biz savunuruz. Fakat tam böyle bu süreç içerisinde Yunanistan Almanya, Borrell, diğer ülkelerden habersiz gitti Mısır’la bir anlaşma imzaladı. Tam böyle önümüzdeki diplomasiyle ilgili süreçte neler yapabileceğimizi açıklayacağımız bir dönemde yaptı, bu iyi niyetle bağdaşmaz. Anlaşmanın içeriğiyle ilgili ben kendi tezimi savunurum. Anlaşmanın içeriğinden bağımsız olarak bu ülkeler ve AB böyle bir çaba sarf ederken Yunanistan’ın ki biz zaten uyarmıştık AB ülkelerini ve Almanya’yı, Yunanistan’dan göreceksiniz negatif adımlar gelecek diye, bizi haklı çıkarttı. Yunanistan’ın böyle bir adım atması kabul edilemez. Dolayısıyla bu süreçte şu anda geldiğimiz noktada suçlanacak bir ülke varsa o da Yunanistan’dır. Biz de tabii ki bu anlaşmadan sonra tekrar sismik araştırma gemimiz Oruç Reis’i bölgeye gönderdik, kendi kıta sahanlığımıza gönderdik, kimsenin alanına değil ve 2000’li yıllarda esasen ilan ettiğimiz kıta sahanlığına. Ayrıca, 2009 ve 2012’de ruhsat verdiğimiz alanlara gönderdik. Yani kıta sahanlığımızın batı sınırlarını Libya’yla anlaşmadan önce belirlemiştik, o bölgede değil. Daha önceki belirlediğimiz ve lisans verdiğimiz alanlara.

Şimdi biz tabii ki tırmanmayı istemeyiz, ama Yunanistan’ın da aklıselim davranması lazım. İki gün önce akşam yaptığı gibi Oruç Reis Gemimizi taciz etme gibi girişimlerde bulunmasın, bunun karşılığını alır. Biz her zaman diplomasiden yanayız, biz her zaman siyasi diyalogla barışçıl yoldan tüm meselelerin hallinden yanayız. Cumhurbaşkanımız da ne dedi, tüm ülkelerle oturup Doğu Akdeniz’de herkesin kabul edebileceği hakça paylaşım konusunda işbirliğine ve anlaşmaya varız dedi. Ama Yunanistan şunu diyorsa, kuralları ben belirlerim, ondan sonra gel oturalım diyorsa, bu böyle işlemez, bunu da hem masada, hem sahada işlemeyeceğini gösterdik, gösteriyoruz.

Yani burada çok komik şeyler var, ben uzatmak istemiyorum, zaman kısıtlı, ama Yunanistan’ın bu maksimalist yaklaşımlardan vazgeçmesi lazım. Meis adası Türkiye’ye, Kaş’a, benim şehrim Antalya’ya 2 kilometre uzaklıkta, Yunanistan ana karasına 580 kilometre uzaklıkta ve 2 kilometrekarelik küçücük bir adacık. Yunanistan bu adacık için 40 bin kilometrekare kıta sahanlığı istiyor. Hangi uluslararası hukukta, denizcilik hukukunda bu var? Yani artık Avrupa Birliği’nin de Yunanistan’ı şımartmak yerine, koşulsuz destek vermek yerine aklıselim düşünmeye davet etmesi gerekiyor yani bu konuları çözmek istiyorsak.

Bu arada İsviçre’nin gayet dengeli, objektif, iyi niyetli teklifleri oldu arabuluculuk için veya bazı inisiyatifler için. Biz prensip olarak tamam dedik, okey dedik. Bunları da inşallah önümüzdeki süreçte çalışmaya devam edeceğiz.

Burada Fransa’nın özellikle gerginliği arttırıcı adımlardan da kaçınması gerekiyor, yani böyle kabadayılıkla bir yere varamazlar. Gerek Libya’da, gerek Suriye’de, kuzeydoğu da Irak’ta devlet kurdurma çalışmaları, Akdeniz’de. Yani Avrupa Birliği’nin böyle güvenilir bir örgüt olarak diyaloğu ve diplomasiyi desteklemesi gerekiyor. Bu tür adımların da bir etkisinin olmayacağını Türkiye üzerinde bunu da söylemek isterim.

Teşekkür ediyorum.

SORU- Çok teşekkürler. Kısmen aslında soruma cevap vermiş oldunuz. Hepimizi kaygılandıran bir soru, meslektaşımın Türk meslektaşımın sorusuna eklemleyeyim, Akdeniz de gerginlikler var, aynı zamanda Türk sınırlarının dışında Suriye’de, Libya’da da bulunuyorsunuz Sayın Bakan Türkiye olarak. Peki, ne cevap veriyorsunuz? Türkiye bir askeri güç oluşturacak mı, bu konuda kaygılanan kişilere ne cevap vermek istersiniz? Ortadoğu’da askeri güç olacak mı Türkiye?

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Çok teşekkür ediyorum.

Türkiye her şeyden önce hiçbir ülkenin toprağında gözü olmayan bir ülkedir. Türkiye gittiği yere ecdadımız gibi adalet götürür ve gittiği her yerde de adalet için, barış için çaba sarf eder.

Bizim yanı başımızda Suriye’de, Suriye’deki barış için ve özellikle 4 milyon Suriyeli göçmen artı 7 milyon içerideki yerinden edilmiş insanlar için yaptığımız çabaları görmezden gelip Türkiye Suriye’de dereniz bu Türkiye’ye haksızlık olur. Yanı başımızda bizi tehdit eden, yüzlerce insanımızı oradaki saldırılarla –Suriyeliler dahil bizde yaşayan- öldüren terör örgütüne karşı yani teslim olmamızı beklersiniz, o da çok yanlış, hayalci bir tutum olur. Biz, bize yönelik bir tehdit olduğu zaman, gerek Irak’ın kuzeyinde, gerekse Suriye’de biz bununla mücadele ederiz.

Şimdi benim sorum şu: Suriye’de DEAŞ’la Türkiye mücadele ederken, Suriye ve Irak’ta 4 bine yakın DEAŞ’lı teröristi etkisiz hale getirirken, yabancı terörist savaşçıları yakalayıp gereken işlemi yaparken ülkelerine iade ya da içeride Türkiye çok iyi. Ama PKK’yla mücadele yaparken Türkiye Suriye’de, bu çifte standarttan kurtulduğumuz zaman zaten kendi kendimize bu soruların cevabını objektif bir şekilde vermiş oluruz.

Diğer taraftan, biz Libya’da kimle çalışıyoruz? Meşru Hükümetle. Yani BM tarafından kabul edilen, Libyalılar tarafından imzalanan anlaşmayla işbaşına getirilen meşru Hükümetle çalışıyoruz. Bugün Türkiye’nin desteği olmasaydı bu savaş Trablus için de şehir içinde bir savaşa dönüşecekti ve 10 sene daha devam edebilirdi. Bugün Hafter bile ateşkes diyebiliyorsa, öncesi demiyordu Moskova’da ve yine Berlin’de, bugün diyebiliyorsa bu sahadaki dengenin sağlanmasındandır. Biz iki ülke arasındaki meşru anlaşmalar çerçevesinde Libya Hükümetine teknik destek veriyoruz, eğitim veriyoruz, danışmanlık veriyoruz vesaire. Dolayısıyla bizim oralarda gidip de askeri konuşlanmayla ülkeyi ele geçirme gibi bir derdimiz yok. Buraların siyasi istikrarı ve buraların barışı hepimiz için önemlidir. Biz bunun için çaba sarf ediyoruz.

Siz Hafter’e destek veren Fransa başta olmak üzere Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri, hatta Moskova da şimdi destek veriyor Wagner Grubuyla, bunlara meşru olmayan birisine niye destek veriyorsunuz diye sormak yerine, Türkiye’nin barış için ve ateşkesin tesisi için çabalarını görmezden gelip sorgulamaya kalkarsanız Türkiye’ye haksızlık etmiş olursunuz. Bizim tüm bu konulardaki tutumumuz açık, net, şeffaf ve uluslararası hukuk çerçevesinde.

Ayrıca, her ülke kendi çıkarlarını, haklarını korumakla mükelleftir ve Türkiye olarak, Türkiye Cumhuriyeti olarak ve hükümetlerimiz olarak bizim de yapmaya çalıştığımız budur. Bizim kimsenin hilafına bir çaba içinde olmamız söz konusu olmaz. Ama Türkiye’nin tüm bu konulardaki katkıları, ayrıca insani konularda ve göç konusunda -Ignazio’ya çok teşekkür ediyorum üstlendiği sorumluluklar için- ancak Türkiye’ye teşekkür edilmelidir.

Çok teşekkür ediyorum.

SORU- Sayın Bakanım, hoş geldiniz. Sabah Gazetesi Mehmet Çek.

Efendim, dün ABD’li yetkililer tarafından İsrail ile Birleşik Arap Emirlikleri arasında ilişkilerin normalleştirilmesi yönünde bir bildiri yayınlandı, dünyada bunu değişik tepkiler var. Türkiye’nin bu konudaki değerlendirmesini alabilir miyiz efendim? Teşekkür ederim.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Çok teşekkür ediyorum. Bu konuyu da kısaca Ignazio Cassis’le biraz önce değerlendirdik. Her şeyden önce bu anlaşmanın yanlış olup-olmadığına bakmak için, Filistin’in tepkisine bakmak lazım ve Filistin çok şiddetli bir şekilde karşı çıktı, hatta büyükelçisini Abu Dabi’den çekti. Dolayısıyla bu anlaşmayı desteklemek mümkün değildir. Esasen bu anlaşmanın amacı, bugün hepimizin ölü doğdu dediğimiz sözde yüzyılın anlaşmasını desteklemek için Amerika’nın artık yönlendirmesi diyelim, arabuluculuğu diyelim, baskısı diyelim, ne derseniz deyin, Amerika’nın öncülüğünde yapılmış bir anlaşmadır, amacı da yüzyılın anlaşmasına destek olmaktır.

Bu anlaşma aynı şekilde iki devletli çözümü adeta ortadan kaldırmaya yöneliktir. Diğer taraftan, bu anlaşma Birleşik Arap Emirlikleri’nin de üyesi olduğu Arap Ligi’nin ve Arap Barış Planının ki İslam İşbirliği Teşkilatı da bunu desteklemiştir, tek taraflı ortadan kaldırılmasını amaçlıyor. Yani burada gerçekten baktığımız zaman Birleşik Arap Emirlikleri, Abu Dabi tek taraflı bir şekilde bu Arap Barış İnisiyatifini ortadan kaldırmaya çalışıyor. Yani bunun Filistin davasına hizmet eden bir anlaşma olmadığını kolaylıkla söyleyebiliriz. Zaten Abu Dabi Yönetimi yıllardır Filistin Yönetimini zayıflatmak için, Dahlan’ı işbaşına getirmek için her türlü oyunları çevirdiler. Orayı zayıflatıyor, niye? İsrail’in bu planına destek olmak için, yani işgal planına destek olmak için yapıyor. Ve diğer bazı Arap ülkelerine de özellikle Filistin konusunda sesinizi fazla çıkarmayın diye de her zaman baskı yapan bir ülke. Yani bölgenin istikrarsızlığı için sürekli çaba sarf eden bir ülke. Dolayısıyla kendi çıkarları için ya da kendi çıkarları uğruna Filistin davasına ihanet ettiğini de açık net bir şekilde söylüyoruz. Zaten biz yaptığımız Bakanlık açıklamasıyla da bu konulardaki tutumlarımızı tüm dünya kamuoyuyla paylaşmış bulunuyoruz.

SORU- Serbest Ticaret Anlaşmasından bahsettiniz, peki İsviçre neden bunu uygulamıyor şimdilik ve insan hakları durumuyla bağlantılı mı, bu onun ön koşulu mu?

İSVİÇRE DIŞİŞLERİ BAKANI IGNAZİO CASSİS- Bugün bundan bahsettik gerçekten, Serbest Ticaret Anlaşmasının güncelleştirilmesi söz konusu. Ama şu anda hâlihazırda Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde görüşülüyor, bunun Meclis imzasından geçmesi gerekiyor. Bu Meclis imzasından geçtiği andan itibaren de iki ülke arasında notifikasyonu ve uygulanması uygulanacak. Ama bir sonraki adım TBMM tarafından imzalanmasıdır. Koşullar konusuyla, tabii Türkiye’de bunun imzasının koşulları nedir, bu konuda Sayın Bakana sözü vereyim.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Teşekkür ediyorum. Bunun, yani buradaki İsviçre’deki insan haklarıyla ya da Türkiye’deki insan haklarıyla bir ilgisi yoktur. Aramızda bir anlaşma vardır, bugünün şartlarında bunun revize edilmesi gerekiyor yeni dünyada yeni gelişmeler, yeni ürünler piyasada. Dolayısıyla ticaretimizi arttırmak için de önemli. Evet, İsviçre onay sürecini tamamladı, ama henüz Norveç’e bildirimde bulunmadı. Türkiye’de de Komisyondan geçti, Genel Kurulda onaylanması gerekiyor ve bu süreci takip ediyoruz. Kısa bir süre içinde Türkiye’de de onaylanacak. Dolayısıyla aynı anda depozitör ülke olarak Norveç’e bunu bildirmiş olacağız ve böylelikle de uygulamaya geçmiş olacak.