#

Ukrayna ve Rusya´dan Enerji Güvenliği ve Yönetimi Dersleri

Dr. Tuncay Babalı (*)

Yılbaşından bu yana dünya Ukrayna ve Rusya arasında çıkan doğalgaz fiyat anlaşmazlığı ve enerji sunumunda meydana gelen aksaklıkları pek çok yönüyle tartışıyor. Bu olay enerji güvenliği ve yönetimi konularında öteden beri dile getirilen bazı hususları tekrar değerlendirmek ve tartışmak bakımından aslında iyi bir fırsat oluşturmuştur.

Enerji 19 ve 20nci yüzyıllarda da pek çok savaş ve çatışmanın temelinde yeralmıştı, dolayısıyla “enerji=siyaset ve güç” mantığıyla 21nci yüzyılda da bazı çevrelerin “büyük oyun” olarak adlandırmayı tercih ettikleri büyük siyasaların en temel ögesi olmayı sürdürecektir.

Ukrayna ve Rusya arasında yaşanan ve Orta Asya ve Hazar havzasının üretici ülkeleri ile Balkanlarda ve Orta Avrupa ile Batı Avrupa’da pek çok ülkeyi etkileyen ve halen de etkilemeye devam eden son olay üzerinde kronolojik olarak durmaya gerek olmadığı düşünülmektedir. Rusya’nın Ukrayna’ya sağladığı doğalgazın fiyatını yeni yılda bin metreküp için 50 dolardan 230 dolara çıkartmak istemesi ile bu yılın ilk günlerinde patlayan kriz Ukrayna’nın Rusya’nın istediği fiyatı vermeye razı olmasıyla üç günde sona ermiştir. Beyaz Rusya aynı gaza 47 dolar öderken Gürcistan ve Ermenistan 2005 yılında aynı gaza 110 dolar ödemiştir.Ukrayna geçen yıl bin metrekübüne 50 dolar ödediği Rus gazına bu yıl tam 230 dolar ödemeyi kabul etmesine mukabil Kazak ve Türkmenlerden alınan gaza 95 dolar ödeyecektir. Ancak bu para sanıldığı gibi Kazak ve Türkmenlere gitmemektedir. Olay Rusların Kazaklardan ve Türkmenlerden 50 doların altına (46-48 dolar) aldığı gazı Ukrayna’ya satmasından ibarettir. Her yıl doğalgazdan 50 milyar dolar gelir elde eden Rusya Federasyonu bu meblağın 9 milyar dolarını yalnız Türkmen gazından elde etmekte, Türkmenistan’ın Rusya’ya sattığı gazdan elde ettiği toplam gelir ise ancak 3,5 milyar dolarda kalmaktadır (1). Halihazırda Kazaklar ve Türkmenler gazı satacak mevcut başka güzergahları olmadığı için Rusya güzergahına mahkum durumdadırlar.

Bu ilk krizde Rusya’nın zorlu kış şartlarının tam ortasında vanayı kapatması çok anlamlı bulunmuştur. Bu krizin ardından Ocak ayı ortalarında Avrupa’ya olan sevkiyat bu kez “kötü hava koşulları ve aşırı soğuklar” gerekçesiyle aksamıştır. Öte yandan, Gürcistan ve Ermenistan’a olan Rus doğalgazı ve elektrik sevkiyatı da 22-23 Ocak’ta Kuzey Osetya’da meydana gelen patlamalardan sonra kesintiye uğramıştır. Tıpkı Ukrayna’da olduğu gibi Gürcistan ve daha az olmak kaydıyla Ermenistan’da da halk bu kesintileri ülkelerinin Batı yanlısı tutumlarının cezalandırılması olarak değerlendirilmekte ve Rusya’ya tepki göstermektedirler. Son olaylar Rusya’nın sahip olduğu dünyanın en zengin doğalgaz ve ikinci büyük petrol kaynaklarını, Soğuk Savaş sonrası dönemde yitirdiği saygınlığı ve gücü yeniden yakalayabilmek için dış politikasında etkili jeostratejik bir kart olarak kullanmaya kararlı olduğu yolunda uluslararası basında sıklıkla yer alan iddiaları destekler niteliktedir. Bu iddialarda da yer verildiği gibi, böylece 2004 sonunda “turuncu devrim”le batı yanlısı bir rejimin işbaşına geldiği Ukrayna, Rusya için ilk fırsat olan bu kış “cezalandırılmış” olmaktadır. Rusya bu davranışı ile “kendi çıkarları hilafına hareket eden ülkelere karşı pazarlık etmiyor ve fiyatı dayatıyor” eleştirilerini de haklı çıkartmıştır (2).

Türkiye’nin durumu

Son tartışmalar sırasında devlet sırrı olduğu için açıklanamayan Rusya’dan alınan doğalgazın fiyatı Rus Gazexport yöneticileri tarafından bin metreküp için 260 dolar olarak açıklanmıştır. Sonradan bu rakam yalanlansa da bu yıl ödenecek miktarın 245-55 dolar arasında olacağı tahmin olunmaktadır. 2005 yılı faturası olarak basına BOTAŞ’a atfen yansıyan haberlerde Rusya’ya bin metreküp’e 243 dolar ödemede bulunacağımız, İran’a ise aynı miktar için 236 dolar ödeyeceğimiz ifade olunmaktadır. Bu fiyatlar yalanlanmamıştır. Aynı dönem için aynı miktar gaza yukarıda da ifade edildiği gibi Gürcistan 110 dolar, Yunanistan 207 dolar, Almanya 217 dolar, Avusturya 221 dolar ödemektedir (3).

Hatırlanacağı üzere 2003-2004 yıllarında Enerji Bakanlığı tarafından yürütülen müzakerelerle iki ayrı kontratla Ukrayna-Romanya-Bulgaristan üzerinden gelen batı hattı ile Mavi Akım hattından alınan doğalgazın üç ayrı fiyatı birleştirilmiştir. Ancak bu son fiyat dünya petrol fiyatlarına endekslenmiş bir formülle hesaplanmaktadır. Yani dünyada petrol artarken bizim de ödeyeceğimiz gaz fiyatı doğal olarak artmaktadır. Ayrıca sözkonusu fiyat hesaplaması üç yılda bir gözden geçirilecektir.

Ukrayna krizinde Avrupa ülkeleri ve kurumları ortak bir tepki ortaya koymuşlardır. AB Dış Politika Yüksek Komiseri Javier Solana’dan, AGİT dönem başkanlığına, NATO yetkililerinin yanısıra İngiltere, Fransa, Almanya ve ABD, dozu farklı olsa da Rusya’yı genelde eleştiren açıklamalarda bulunmuşlardır. Avrupa’nın Norveç ve Cezayir’e ilaveten üçüncü ve en ağırlıklı ana doğalgaz tedarikçisinin Rusya olmasından dolayı doğalgaz arzında başgösterebilecek ilave kesintiler Avrupa’da ciddi endişelere sebep olmuştur. Zira, Rusya tek başına Avrupa’nın doğalgaz talebinin %25’ini temin etmektedir. 2005 yılında 31,5 milyar metreküp doğalgaz tüketen Türkiye’nin ihtiyacı olan doğalgazın 22 milyar metreküpü, yani %65’i Rusya Federasyonu’nca sağlanmaktadır. Bir başka deyişle 2006’da kontratlar gereği alacağımız 36 milyar metreküplük gaz gereksinimimizin %65’ine tekabül eden 22 milyar metreküp (14 milyar batı hattından, 8 milyar metreküp te Mavi Akım’dan) gaz doğrudan Rusya’dan alınacaktır (Bknz. Tablo). Enerji Bakanı’nın ifadeleriyle tedbir alınmaması durumunda bu oranın 2015’de %80’e çıkması beklenmektedir (4). Böyle bir tablo gerçekleştiği takdirde enerji arz güvenliği ve yönetiminden bahsetmek oldukça güç olacaktır.

Tablo: Doğalgaz alım anlaşmaları ve 2006 yılı kontratları

Alım Anlaşmaları 2006 Kontratı

Rusya (Ukrayna Hattı)
Rusya (Karadeniz Hattı)
İran
Türkmenistan**
Azerbaycan
Nijerya (likitgaz-LNG)
Cezayir (likitgaz-LNG) 

6+8*
16
10
16
6.6
1,2
4

6+8
8
8,6
0
0
1,3
4,4

Toplam

67,8

36,3

*Türkiye 18 Eylül 1984’te Sovyetler Birliği ile yapılan 25 yıl süreli anlaşmayla 1987’den itibaren yılda 6 milyar metreküp doğalgaz alımını taahhüt etmiştir. Ayrıca, Rusya Federasyonu ile 10 Aralık 1996 tarihli ikinci bir anlaşma ile 23 yıl süre ile 8 milyar metreküp doğalgaz ithaline başlanmıştır. Bu iki anlaşmanın öngördüğü toplam 14 milyar metreküplük hat Ukrayna, Moldova, Romanya, Bulgaristan üzerinden Tekirdağ’a ulaşmaktadır.
**Türkmenistan doğalgaz alımı Hazar Geçişli Doğal Gaz Projesi’nde (HDGP) halen devam eden belirsizlik nedeniyle henüz gerçekleşememiştir. Kaynak: BOTAŞ

Bu son kriz Avrupa ülkeleri bakımından Kremlin’in enerji alanında gerçek niyeti konusunda endişeleri arttırmış, Putin’den kaynaklanan ve enerjide devletçi bir politika izleyen yaklaşımları nedeniyle Gazprom’un artık güvenilir bir ortak olmadığı yönündeki kanaatleri de güçlendirmiştir. AB Enerji Bakanları üç gün süren krize rağmen olağanüstü toplanarak gaz sunum hatlarını çeşitlendirmek konusunda görüş birliği içinde olduklarını kamuoyu ile paylaşmışlardır. Bu durumda daha 2000 yılında kabul edilen Beyaz Belge “White Paper” adlı yayında “Southern Gas Ring” olarak adlandırılan “Güney gaz kuşağı”nın vazgeçilmez yapı taşı olarak bahsedilen Türkiye daha da ön plana çıkmaktadır.

Her kriz bir fırsattır, iyi yönetildiği takdirde!

Ülkemiz açısından Ukrayna, Rusya ve akabinde İran kaynaklı doğalgaz akışında soğuk havaların da etkisiyle yaşanan bu krizin ardından muhakkak önemli dersler çıkartılmaktadır. Bu bağlamda akla gelen bazı tedbirleri şu şekilde sıralamak mümkündür:

1) Bir an önce nükleer enerji dahil hidroelektrik ve ülkemizin çok zengin olduğu linyit kömürü ağırlıklı santraller inşa edilmelidir. Bu tür santrallerin inşası dört-beş yıl almaktadır. Oysa doğalgaz çevrim santralleri iki yılda kurulabilmektedir. Son yıllarda artan sözkonusu çevrim santrallerinde üretilen elekrik yıllık tüketimimizin %42’sine ulaşmıştır. Bağımlılığı arttıracak bu kolaycılığın tuzağına düşmemek gerekir. Mali açıdan da hesap ortadadır: Uluslararası Enerji Ajansı verilerine göre doğalgazdan elektrik üretimi maliyeti (bir kw) 10 sent iken kömürden elde edilme maliyeti iki-üç sent, hidro kaynaklardan elde edilmesi maliyeti ise sadece yarım senttir.

2) Öte yandan, gaz depolama projelerine hız vermek gerekmektedir. Silivri Değirmenköy’de 1,6 milyar metreküplük gaz depolama tesisi gecikmelerle ancak Haziran’da devreye girebilecektir. AB kredisi ile yapılan bu tesiste bir kriz anında ancak üç hafta idare edecek gaz depolanabilir. Kontratlar gereği almak ya da ödemek durumunda olduğumuz gaz miktarı ve tüketimimiz dikkate alındığında Tuz Gölü altında inşa edilmesi düşünülen gaz depolama tesislerine en kısa sürede ihtiyacımız vardır. Yaklaşık 20 yıl önce doğalgazla tanışan ülkemizde depolama tesislerinin ihmal edilmiş olması aslında enerji ve kaynak sunum güvenliği kavramlarının yeterince özümsenememiş olmasından kaynaklanmaktadır.

3) Avrupa ve ülkemiz için Rusya’ya bağımlılığa önemli bir alternatif getirecek olan Türkmenistan-Azerbaycan-Türkiye-Avrupa doğalgaz hattı olarak bilinen HGDP için uluslararası konjonktür hiç bu kadar elverişli hale gelmemişti denilebilir. Zira Türkmenistan lideri Türkmenbaşı’nın Rusya ile mevcut doğalgaz satış anlaşmasından (2003 yılında 25 yıllığına imzalanan anlaşma) ve aldığı fiyattan memnun olmadığı da bilinmektedir. Niyazov’un Ocak ayı sonunda Moskova’ya gerçekleştirdiği ziyaret sonrasında 2007 yılından itibaren Gazprom’un tercihi olan 25 yıllık kontrat imzalama konusunda yoğun baskı altında olduğu da keza uluslararası kamuoyu tarafından bilinmektedir. İşte tam bu ortamda adıgeçen proje için varolduğu bilinen ABD ve AB desteği ile artık harekete geçilmelidir. HGDP’ni şu dönemde hayata geçirmeyi makul ve mantıklı kılan bir diğer etmen de Bakü-Tiflis-Erzurum (BTE) hattı ile göstermiş olduğu neredeyse mükemmel tamamlayıcılıktır. Bilindiği üzere Türkiye’nin Türkmenistan ile 1999 yılında imzaladığı yıllık 16 milyar metreküp doğalgaz alım anlaşması bulunmaktadır. Azerbaycan’ın Şahdeniz doğalgaz sahasından da BTE hattı ile 2007 yılından itibaren 6,6 milyar metreküp doğalgaz alınması öngörülmektedir. Oysa sözkonusu hattın kapasitesi 22 milyar metreküptür. Dolayısıyla 2007 yılında hattın devreye girmesi ile Şahdeniz’den tam kapasite doğalgaz üretimine geçilene kadar ve projenin kapasite azalımına geçeceği 2016 yılından sonra Türkmen gazı için imzalanan miktar kadar (15 milyar metreküp) atıl kapasite imkanı bulunmaktadır. Rusya’nın Hazar geçişine çevresel nedenlerle karşı çıkması ve Hazar’ın statüsünü gerekçe göstermesi de özellikle Mavi Akım projesi ve geçen yıl sonunda imzalanan Baltık denizi altından Almanya’ya uzanacak doğrudan hat dikkate alındığında inandırıcılığı tartışılır hale gelmiştir. Öte yandan Hazar’ın statüsü konusunda da Azerbaycan, Kazakistan ve Rusya Federasyonu 2003 yılı Mayıs ayında anlaşmaya varmışlarken Türkmenistan’ın da aynı kriterlerle anlaşmaya yanaşmayacağı iddia edilemez. Böyle bir projenin gerçekleşmesi önemli bir doğalgaz üreticisi olan Özbekistan ve Hazar açıklarındaki dev petrol ve doğalgaz sahası Kaşagan dikkate alındığında Kazakistan için çok değerli alternatif bir ihrac hattı olabilecektir. Ayrıca bu hattın başta Azerbaycan olmak üzere Türkmenistan’ın komşuları ile ve tüm bölge ülkelerinin ve güzergah ülkelerinin birbirleri ile karşılıklı bağımlılıklarını arttırarak güçlü bir siyasi diyaloğa da zemin hazırlayacağı ileri sürülebilir.

4) Rusya’ya müzahir bazı kesimlerce ileri sürüldüğü gibi Türkmenistan’ın mevcut üretimi ve Ukrayna ve Rusya’ya yıllık satış taahhütleri düşünüldüğünde HGDP’ne ayırabileceği gazının olmadığını iddia etmek gerçekçi değildir. Zira Türkmenistan’ın kanıtlanmış rezervleri (71 tcf ya da 2 trilyon metreküp) ve potansiyel gaz rezervleri (159 tcf ya da 4,5 trilyon metreküp) dikkate alındığında bu projeyi ticari kılabilecek doğalgaz kaynağına fazlasıyla sahip olduğu görülecektir (US Energy Information Agency ve BP 2005 World Energy Outlook çalışmasına göre 2004 üretimi yılda 2,07 tcf - 59 milyar metreküp-bcm; 2010 da ise 4,24 tcf - 120 milyar metreküp-bcm). 2006 yılında Ukrayna ve Rusya ile sırasıyla 30 ve 40 milyar metreküp gaz satışına ilişkin sözleşmesi bulunan Türkmenistan’ın 2010 yılında ulaşacağı belirtilen üretim miktarı da HGDP’nin bugünden somut adım atılmak kaydıyla gerçekleşme aşamasında bir kaynak sıkıntısı yaşamayacağı anlaşılmaktadır. Ayrıca, Türkmenistan’ı sadece Rusya güzergahından gaz ihrac etmeye itmek fiyat pazarlıkları bakımından Türkmenistan’ın elini zayıflatacaktır. Öte yandan Rusya’nın mevcut doğalgaz nakil hatları sistemi Türkmenistan’dan gelecek ilave kapasiteyi kaldıracak durumda değildir. Sistemin böyle ilave kapasite için görünebilir gelecekte ciddi bir yatırım politikası da bulunmamaktadır. Esasen Özbekistan hattı ile Rusya üzerinden gazını satabilen Türkmenistan’ın bu hattan gaz ihracı günde 200 milyon metreküp olması gerekirken Ocak ve Şubat ayları ortalaması 122-123 milyon metreküpte kalmaktadır. Çünkü mevcut hat dolu ve kapasitesi şimdiden yetersizdir. Putin, bu gerçeklerden hareketle Türkmenbaşı ile yaptığı son görüşmesinde hem gaz satışını garanti altına almak hem de kapasite sıkıntısı yaşamamak için Kazakistan, Özbekistan ve Kırgızistan ile yaptıkları gibi ortak bir şirket kurarak, Özbekistan’ı by-pass ederek Hazar kıyısından doğrudan Rusya’ya ulaşacak 30-50 milyar metreküplük (bcm) yeni bir boru hattı inşasını önermiştir. Putin bu hattan gelecek Türkmen ve Kazak gazı ile (Hazar kıyı sularındaki dev Kaşagan sahasından) Mavi Akım’ın kapasitesini artırarak Türkiye üzerinden Avrupaya gaz satmayı amaçlamaktadır.

5) Türkiye tarafından vakitlice HGDP’nin yanısıra başta Irak olmak üzere (5) Mısır ve ileride Suriye doğalgazının da Ceyhan’a getirilip bir bölümünü ticari katma değeri çok yüksek olan sıvılaştırılmış doğalgaz üretimi (LNG) santralinde işlemesi ve kontrat yükümlülüklerimizden kurtulacağımız 2010’ların ortasına kadar spot piyasada dünya pazarlarına satılmasını, geri kalan bölümün ise Avrupa’ya Türkiye-Bulgaristan-Romanya-Macaristan-Avusturya hattı olan Nabucco projesi ve Türkiye-Yunanistan-İtalya hatları ile Avrupaya satılmasını sağlayacak somut adımlar atılmalıdır. Türkiye’nin enerji terminali (energy hub) olma iddiasını somutlaştırması bakımından bu projelerin hayata geçiriliş tarihlerinin (şimdilik 2009, 2012 tarihleri verilmektedir) öne çekilmesi hayati önemi haizdir. Bu bağlamda sözkonusu hatların geçtiği ülkeleri de yürütülecek diplomaside yanımıza almalı, onların da katkılarından istifade etmeliyiz. 170 milyar metreküplük Avrupa doğalgaz pazarında (2005 yılı tüketim rakamıdır) söz sahibi olmanın yolu yürütülecek bu diplomasiye bağlıdır.

6) Ayrıca, Rusya’ya bağımlılıktan rahatsızlık duyan Ukrayna, Polonya ve diğer AB ülkelerinin Ukrayna’dan Polonya’ya uzanan Odessa-Brody-Gdansk hattını Türkiye’den gelecek petrol ve paralelinde inşa edilebilecek doğalgaz hattına (Güneyden-Kuzeye) bağlamaya sıcak bakacakları söylenebilir. Esasen böyle bir hattın inşaı tüm bu ülkelerin deklare edilmiş enerji politikaları ile de uyum arzeden bir yaklaşım olacaktır. Bu konuda da orta vadeli bir planlama içine girmek Türkiye’nin güçlü ve süreklilik arzeden bir enerji terminali olmasına önemli bir katkı sağlayacaktır. Ülkemiz bakımından “terminal” olmak keyfiyeti önemlidir. Zira enerji terminali olmanın “köprü” ve “by-pass” hattı rolü oynamaktan çok farklı bir işlevi vardır. Terminal olma kimliğinden kaynaklanan güç, politika geliştirebilme ve bunu uygulayabilme kabiliyeti, köprü ve by-pass hattı olmaya nazaran çok daha fazladır. Köprülerden her iki tarafa pek çok mal, sermaye, hizmet ve insan geçmektedir, ancak bunların köprünün kendisine ciddi bir faydası olduğunu iddia etmek güçtür.

7) Diğer taraftan Rusya açısından Mavi Akım’ın varlığı ayrı bir güvence oluşturmaktadır. Uzun vadede Ruslar, artık transit ülke olarak güvenemedikleri Ukrayna’ya alternatif bir güzergahtan Avrupa ve Orta Doğu’ya (İsrail) doğalgaz satmayı istemektedirler. Son kriz de gösterdi ki böyle bir alternatife sahip olmak Rusya açısından da akıllıca bir seçenek. Burada Türkiye’nin dikkatli olması gereken nokta, son doğalgaz kontrat devri ihalelerinde de görüldüğü gibi bu yıl içinde 26’dan 75’e çıkacak doğalgaza sahip illerde gaz dağıtım işinde Gazprom’un onaylamadığı firmaların dağıtım işine giremeyecek olması şartının diğer kontratlara yaygınlaşmaması ve miktar artışlarına gidilmemesidir. Aksi bir yaklaşım istenmeyen sonuçlar doğurabilir. Böyle bir durumda doğalgazda Rusya’ya bağımlılığın tutsaklığa dönüşmesi kaçınılmaz olacaktır.

8) AB enerji belgelerinde de öngörüldüğü gibi rüzgar, jeotermal, biokitle ve güneş gibi yenilenebilir enerji kaynaklarını daha fazla önemseyerek bu alanlarda kapasite arttırımına gidilmelidir. Bu bağlamda GAP’ın tamamlanmasının hızlandırılması önemlidir.

9) Türkiye geç kaldığı nükleer enerjiye bir an önce geçmelidir. Bu bağlamda Fransa gibi ülkelerin tecrübelerinden yararlanarak özel sektörle çalışılmalıdır.

10) Enerji sunum güvenliği bakımından Türkiye uluslararası örgütlerden de yararlanmalıdır. Bu bağlamda kuruluş amacına da uygun olarak Karadeniz’de ekonomik işbirliğine enerji hatları taşımacılığını da katacak Karadeniz Ekonomik İşbirliği örgütünden daha aktif yararlanılabilir. Bu örgüt krizlerin aşılmasında ve karşılıklı anlayışın hakim kılınmasına katkıda bulunacak önemli bir platform rolü üstlenebilir.

11) Enerji sunum güvenliği bakımından yararlanılabilecek en önemli platformların başında kesintisiz ve çeşitlendirilmiş enerji arzı teminini hedefleyen Enerji Şartı Sözleşmesi kurumu gelmektedir. Görünen o ki; Rusya, enerjide AB ile ilişkilerini Enerji Şartı Sözleşmesini imzalamış olmakla birlikte onaylamayarak, dolayısıyla devre dışı bırakarak, ikili ilişkilerle yürütmek, bir başka deyişle sunumda tek söz sahibi olarak kalmak istiyor. Enerji Şartı Sözleşmesi için üç yılda bir başkan seçimleri yapılmaktadır. Enerji Şartı Sözleşmesi Aralık 2005’te yeni başkanını seçmiştir. Belçika, Fransa, Hollanda, Bulgaristan ve Türkiye başkanlığa aday olmuştur. Türkmenistan Aşkabat Büyükelçimiz Sayın Hakkı Akil’in seçilmesi kuvvetle muhtemel adaylardan biri olarak katıldığı oylama, oy kullanma hakkı olmamasına rağmen Rusya’nın girişimleri ile şekillenmiştir. Rusya’nın desteklediği Belçikalı Pier Menier başkan seçilmiştir. AB ve diğer üye ülkeler Rusya-Ukrayna krizinin çözümünde Enerji Şartı Sözleşmesi Başkanı Menier'in kimden yana ve nasıl bir tavır alacağını merakla beklemektedir. Şaşırtıcı bir şekilde Menier kriz sonrası yaklaşık iki ay suskun kalmış herhangi bir açıklamada bulunmaktan kaçınmıştır.

Dünya enerji sektörü büyük bir satranç oyunu gibi. Oyuna gelmemek için de büyük düşünüp planlı, programlı, akıllı hamleler yapılmalı. Aksi takdirde enerji olmadan büyümek, kalkınmak ve rekabetçi bir aktör olmak sözkonusu değildir. Edilgen olmadan etkin olmanın yolu bu yaklaşıma ve bu yaklaşımla uyumlu siyasalara bağlıdır.

(1) US Energy Information Administration, Country Briefings 2006; BP Statistical Review of World Energy (2005). The report provides data on world energy, including production, consumption, and trade.

(2) The Economist, Jan 5th, 12th, 26th issues; IHT Jan 13, 17, 22, 27 & FT February 5,6,7,8, 2006 coverage. Radikal, Cumhuriyet, Milliyet, 2005 Ocak ayı ikinci yarısında yayımlanan haberlerden; Ayrıca Zaman (English version) 1 Şubat 2006 http://www.zaman.com/?bl=economy&alt=&hn=29281. Enerji Bakanı tarafından Bakanlığının 2006 yılı Bütçe görüşmeleri sırasında yaptığı sunumdan. www.enerji.gov.tr Irak doğalgaz kaynaklarının üç trilyon metreküp olduğu tahmin olunmaktadır. US Energy Information Administration, Country Briefings 2006; BP Statistical Review of World Energy (2005)

(*) Başkatip, Cumhurbaşkanı Özel Kalem Müdür Yardımcısı