#

Türkiye - Suriye Siyasi İlişkileri

Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkiler, Suriye’nin Hatay üzerindeki iddiaları, su konusu ve Suriye’nin PKK terör örgütüne olan desteği gibi sorunlar nedeniyle 1998 yılına kadar düşük seviyede seyretmiştir. 20 Ekim 1998 tarihinde imzalanan Adana Mutabakatı ilişkilerde bir dönüm noktası teşkil etmiştir. Bu mutabakatla PKK’ya karşı işbirliği tesis edilmiş, ardından siyasi, ekonomi, kültür ve güvenlik gibi birçok alanda ilişkiler gelişmeye başlamıştır.

2000 yılında Beşar Esad’ın göreve gelmesiyle iki ülke liderleri Suriye-Türkiye arasındaki ilişkilerin ilerlemesine önem verdiklerine işaretle, karşılıklı üst düzey ziyaretler artmıştır. İlişkilerin geliştirilmesi yolunda 2009 yılında Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi’nin (YDSK) tesis edilmiş, bu konuda bir ortak bildiri imzalanmış, YDSK ilişkilere yeni bir ivme kazandırmıştır. YDSK ilk toplantısını 13 Ekim 2009 tarihinde Gaziantep ve Halep’te gerçekleştirmiştir. Her iki taraftan 10’un üzerinde Bakanın katıldığı bu ilk toplantıyı 23 Aralık 2009 tarihinde Başbakan düzeyinde gerçekleştirilen Konsey toplantısı takip etmiştir. 23 Aralık 2009’da Şam’da düzenlenen YDSK toplantısında siyaset, ticaret, güvenlik, kültür, sağlık, tarım, çevre, ulaşım, eğitim ve su alanlarında Türkiye ve Suriye arasında toplamda 50 adet anlaşma ve mutabakat muhtırası imzalanmıştır.

Bakan ve Başbakan düzeyindeki müteakip YDSK toplantıları sırasıyla 2-3 Ekim 2010 tarihlerinde Lazkiye’de, 20-21 Aralık 2010 tarihlerinde ise Ankara’da düzenlenmiştir.

Türkiye ve Suriye arasında gelişen ilişkilerin ikili ticaret, yatırım ve turizme de olumlu yansımaları olmuştur. 1 Ocak 2007 tarihinde yürürlüğe giren Serbest Ticaret Anlaşması ikili ticaret hacminde artışa katkı sağlamıştır.

10 Haziran 2010 tarihinde İstanbul’da gerçekleştirilen 3’üncü Türk-Arap İşbirliği Forumu çerçevesinde yayınlanan bir ortak bildiriyle, Türkiye, Suriye, Ürdün ve Lübnan arasında Yüksek Düzeyli Dörtlü İşbirliği Konseyi (YDDİK) kurulmuştur. YDDİK ile dört ülke arasında malların ve kişilerin serbest dolaşımını öngören bir serbest ticaret alanı oluşturulması amaçlanmıştır. Dörtlü İşbirliği Konseyleri başkanlarının öncülüğünde ticaret ve yatırım işbirliğinin artırılması hedefi ile “Levant İş Forumu” oluşturulmuş ve sözkonusu Forumun sekretaryası 18 Ekim 2011 tarihinde Beyrut’ta faaliyete geçmiştir. YDDİK’nın faaliyetleri, Suriye’de Mart 2011’de başlayan gelişmeler nedeniyle durmuştur.

Türkiye’nin Suriye İhtilafına Yaklaşımı

Suriye’de 2011 yılı Mart ayında başlayan olaylar büyük bir ihtilafa dönüşmüş, bu olaylar gerek Suriye’nin, gerek bu ülkeyle ikili ilişkilerimizin ve bölgenin gündemini yeniden belirlemiştir.

911 km kara sınırına sahip olduğumuz Suriye’nin içinde bulunduğu ihtilaf, bugüne kadar çok sayıda masum insanın hayatına mal olmuş ve ülkemizi önemli sorumluluk ve sınamalarla karşı karşıya bırakmıştır.

Suriye’nin toprak bütünlüğünün ve birliğinin korunması, ülkede akan kanın durması ve Suriye halkının meşru taleplerinin karşılanmasına yönelik demokratik reform ve dönüşüm sürecinin barışçı bir şekilde sonuçlandırılması, Suriye’deki gelişmeler karşısında ülkemizin ilk günden bu yana izlediği politikanın temel parametrelerini oluşturmaktadır.

Suriye’deki krizin başlangıcından çok önce, Orta Doğu coğrafyasında kaçınılmaz olacağını öngördüğümüz tarihi dönüşüme Suriye’nin uyum sağlayabilmesi ve gerekli reformları zamanlıca gerçekleştirerek geçiş sürecini sağlıklı bir şekilde tamamlayabilmesi amacıyla, Suriye Yönetimi’ne her seviyede ve müteaddit kereler samimi telkinlerde bulunulmuştur. Ancak, tüm bu çabalarımıza rağmen Esad rejimi, halkın demokrasi, hürriyet, insan hakları, iyi yönetişim ve hukukun üstünlüğü gibi evrensel değerlere sahip olma özlemi karşısında gerekli adımları atmamış ve bu yöndeki talepleri silah zoruyla bastırmaya çalışarak, ülkeyi gün geçtikçe daha da derinleşen bir bunalıma sürüklemiştir. Fiilen meşruiyetini kaybetmiş bulunan ve sivil halka karşı kimyasal silah kullanılması dahil olmak üzere, iktidarda kalmak için her yola başvurmakta beis görmeyen rejimin, ayrım gözetmeksizin sürdürmekte olduğu şiddet eylemleri sonucunda bugüne kadar 400.000’den fazla Suriyeli hayatını kaybetmiştir. Bu sayı gün geçtikçe artmaya devam etmektedir. Komşu ülkelere sığınan 5 milyona yakın Suriyelinin yanısıra, ülke içindeki 7 milyon civarında yerlerinden edilmiş kişilerin durumu, nüfusun yarısından fazlasının yerlerinden olduğu gerçeği ışığında bu trajedinin vahametini ortaya koymaktadır.

İhtilaf çerçevesinde rejimin, mezhepçilik ve etnik ayrımcılığa dayalı politikaları bölgesel istikrarsızlığı tetiklemekte, tehditlerin yeni bir boyut kazanmasına sebep olmaktadır. Bu politikalar nedeniyle bölgede DEAŞ ve diğer aşırılık yanlısı gruplar zemin kazanmıştır. Gelinen aşamada, DEAŞ’ın bölgesel ve uluslararası barışı tehdit eder bir noktaya ulaşması, bu sorunla küresel mücadeleyi gerektirmiş ve ABD’nin öncülüğünde DEAŞ’la mücadele Uluslararası Koalisyonu kurulmuştur. Uluslararası Koalisyon tarafından Eylül 2014’ten bu yana, DEAŞ’ın Suriye içindeki mevzilerine hava harekatı düzenlenmektedir.

DEAŞ meselesi Türkiye için de öncelikli bir ulusal güvenlik tehdididir. Başından bu yana Uluslararası Koalisyon’un aktif bir üyesi olan Türkiye, koalisyonun harekatına milli imkan ve yetenekleriyle katkı sağlamaktadır. 24 Temmuz 2015 tarihinden itibaren de Türk Silahlı Kuvvetleri, Birleşmiş Milletler (BM) Şartı’nın 51’inci maddesi uyarınca meşru müdafaa hakkı temelinde ve ilgili BM Güvenlik Konseyi kararları gereğince Suriye içindeki belirli DEAŞ unsurlarını hedef almakta, Suriye topraklarından ülkemize gelen saldırılara angajman kuralları çerçevesinde mukabele etmektedir.

Ülkemiz bir yandan rejimin zulmünden, DEAŞ ve diğer terör örgütlerinin eylemlerinden kaçan Suriyelilerin yaralarının sarılması için gerekli yardımı sağlamakta, diğer yandan da Suriye’deki ihtilafın en kısa zamanda barışçı bir şekilde sona erdirilmesi ve bölgede aşırıcı ve terörist örgütlerin yayılmasının önlenmesi amacıyla uluslararası camiayla işbirliği ve eşgüdüm halinde girişimlerini devam ettirmektedir.

İhtilafa barışçı bir çözüm bulunabilmesi amacıyla bugüne kadar yürütülen tüm uluslararası girişimlerde aktif olarak yer alan Türkiye, Suriye’de yaşanan şiddetin daha da tırmanmasını ve komşu ülkelere yayılmasını engellemek amacıyla, çözüm sürecini olabildiğince hızlandırmak yönünde gerekli her türlü çabayı sarf etmektedir. Ülkemiz ihtilafa siyasi çözüm bulunması amacıyla Viyana toplantılarının zeminini hazırlamış ve Suriye konusunda fikirdaş ülkelerle ve Uluslararası Suriye Destek Grubu üyesi ülkelerin katılımıyla düzenlenen toplantılara iştirakle gerekli yönlendirmelerde bulunmuştur. 18 Aralık 2015 tarihinde BM Güvenlik Konseyi de ilk defa siyasi çözüm yolunda belli bir takvim öngören bir karar almıştır. Suriye’de bir siyasi geçişin çerçevesini belirleyen 2012 Cenevre bildirisini temel alan 2254 sayılı bu karar kapsamında, muhalefet ve rejim heyetlerinin BM’nin gözetiminde Cenevre’de bir araya gelmesi öngörülmüştür.

Türkiye’nin yürüttüğü yoğun diplomasi trafiği neticesinde, 2015 Aralık ayında Riyad’da oluşturulan Suriye muhalefeti Müzakere Yüksek Kurulu temsilcileri 2016 Ocak ayında Cenevre’de başlayan dolaylı görüşmelere Suriye muhalefetini temsilen katılmıştır. 2016 Haziran ayı itibariyle rejimle muhalefet arasında üç tur dolaylı görüşme gerçekleştirilmiştir.

Rejimin tutumu nedeniyle siyasi süreç kısa zamanda tıkanma noktasına gelmiştir. Siyasi sürecin önündeki tıkanıklıkların aşılması amacıyla, Uluslararası Suriye Destek Grubu 11 Şubat’ta Münih’te ve 17 Mayıs’ta Viyana’da birer toplantı gerçekleştirmiştir.

Münih’te yapılan toplantı sonrasında 26 Şubat günü BM Güvenlik Konseyi’nde oybirliğiyle Suriye’de ateşkesin veçhelerini de ortaya koyan 2268 sayılı karar kabul edilmiştir. Neticede, 27 Şubat itibariyle DEAŞ, El Nusra ve BM tarafından terör örgütü olarak kabul edilen grupların dışarıda bırakıldığı bir ateşkes “Çatışmaların Durdurulması” adı altında, muhalefetin de onayıyla uygulanmaya başlanmıştır. Bu ateşkese Rusya’nın hava saldırıları da dâhil edilmiştir. Ancak “Çatışmaların Durdurulması Mutabakatı” rejim ve destekçilerinin sürekli, sistematik ve artan şiddetteki ihlalleri nedeniyle 2016 Haziran ayı itibariyle çökme noktasına gelmiştir.

Mevcut gelinen noktada ülkemiz Suriye halkının insanlık dramının sona ermesi ve demokratik meşruiyeti haiz yeni bir yönetimin inşa edilmesi amacıyla uluslararası toplumu harekete geçirme gayretindeki ülkeler ile aynı safta yer almaktadır.

Tabiatıyla, halkın meşru talepleri doğrultusunda Suriye’nin yeniden inşasına ilişkin geçiş sürecinde sorumluluk alacak etkili ve kapsayıcı bir muhalefetin ortaya çıkması yönündeki çabalara da tarafımızdan destek verilmektedir. Mevcut siyasi süreçte muhaliflerin temsili bakımından referans olarak kabul edilen 8-10 Aralık 2015 tarihlerinde yapılan Riyad Toplantısı’na gereken destek verilmiştir. Ayrıca, Suriye Halkının Dostları Grubu’nun Aralık 2012’de Marakeş’te düzenlenen dördüncü toplantısında, 114 ülke ve 13 uluslararası kuruluş tarafından Suriye halkının meşru temsilcisi olarak tanınan ve Suriye muhalefetinin merkezi ve omurgasını temsil eden Suriye Ulusal Koalisyonu İstanbul merkezli olarak çalışmalarına devam etmektedir. Demokrasilerin temel unsurunun, çoğulculuk ve çoğulculuğun gerektirdiği etkili bir muhalefetin mevcudiyeti olduğu anlayışı doğrultusunda, Suriyeli muhalif gruplarla temaslarımız, hiçbir siyasi, etnik, dini veya mezhep grubunun çıkarı ve bu gruplar arasında herhangi bir ayırım gözetilmeksizin sürdürülmektedir. Mevcut krizin çözümünü Suriyeliler tayin edecek ve Suriye’nin geleceğine Suriye halkı karar verecektir. Türkiye bu süreçte Suriye halkına verdiği desteği sürdürmektedir.

Elbette ki, ülkemizin Suriye halkına desteği bağlamında Suriyeli Türkmenler özel ve öncelikli konumu haizdir. Ülkenin asli kurucularından olan ve zulme karşı direnişin ön saflarında yer alan Türkmenlerin Suriye’nin geleceğinde hak ettikleri yeri alabilmelerini teminen destek çalışmalarımız sürmektedir.

Nitekim, 2014 yılındaki Cenevre-II görüşmelerinde ve BM'nin 2015 yılında Suriyelilerle yaptığı istişarelerde Türkiye’nin destek ve gayretleriyle hazır bulunan Suriyeli Türkmenler 2254 sayılı BMGK kararı kapsamındaki Cenevre sürecinde de temsil edilmektedir.

Suriye'nin farklı bölgelerinden gelen Türkmen temsilcilerin 29-31 Mart 2013 tarihlerinde Ankara'da toplanarak Suriye Türkmen Meclisi'ni (STM) ihdas etmeleri, akabinde STM’nin kapsayıcılığının ve temsil tabanının genişletilmesi amacıyla, lojistik ve idari düzenlemeleri Bakanlığımız tarafından üstlenilen İkinci Genel Kurul Toplantısının 9-10 Mayıs 2014 tarihlerinde Ankara’da yapılması, Türkmen siyasi hareketinin temel kilometre taşlarını oluşturmaktadır. Türkmenlerin Suriye muhalefetince oluşturulan yapılanmalarda layıkıyla temsil edilmeleri sağlanmaktadır.

Ülkemiz, Suriye’deki gelişmelerin ulusal güveliğimiz bağlamında taşıdığı risk ve tehditleri de göz önünde bulundurarak, bu risk ve tehditlere karşı her türlü hazırlığını yapmaktadır. Nitekim Türkiye’nin gerekmesi halinde, uluslararası hukuktan kaynaklanan meşru müdafaa hakkını kullanmaya hazır olduğu ortaya koyulmakta ve sınırlarımız ile vatandaşlarımızın temel hak ve menfaatlerini korumak amacıyla uluslararası hukuk uyarınca gereken bütün tedbirler alınmaya devam edilmektedir. Ülkemize yönelik Suriye kaynaklı çeşitli sınır olayları karşısında, Türk Silahlı Kuvvetlerince uluslararası hukuk çerçevesinde gerekli karşılık verilmektedir.

Suriye’deki ihtilafın gerek iç çatışmalar, gerek bölgesel güvenlik bağlamında önemli bir diğer boyutu da rejimin elinde bulunan, halka karşı kullanılan ve güvenlik tehdidi oluşturmaya devam eden rejimin kimyasal silah envanteri ve depolarıdır. Rejimin sahip olduğu kimyasallarla ilgili olarak ciddi bildirim eksikliklerine tevessül ettiği yolunda kuvvetli şüpheler devam etmekte, bu şüphelerin açıklığa kavuşturulması ve Suriye'de devam eden kimyasal silah kullanımının önlenmesi yolundaki çabalar Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü (KSYÖ) tarafından sürdürülmektedir. Diğer taraftan, Suriye’de kimyasal silah kullanan tarafların tespitine ilişkin bir mekanizma tesisine dair BM Güvenlik Konseyi’nce 7 Ağustos 2015 tarihinde alınan 2235 sayılı karar çerçevesinde KSYÖ-BM Ortak Soruşturma Mekanizması (Joint Investigative Mechanism-JIM) oluşturulmuş ve JIM çalışmalarına 2015 Kasım ayında başlamıştır. Ülkemiz, rejimin kimyasal silah kullanımı vakalarını yakından takip etmekte ve uluslararası denetim mekanizmalarının işletilmesine katkı sağlanmaktadır.

Suriye’deki ihtilafın barışçı şekilde nihai bir çözüme kavuşabilmesi için öncelikle, rejimin şiddet ve baskı politikalarına son vermesi ve elini kana bulamış yöneticilerin bir an önce görevlerini terk etmeleri gerekmektedir. 30 Eylül 2015’ten bu yana Rusya Federasyonu’nun (RF) Suriye’de yürüttüğü askeri harekat durumu daha da karmaşık bir hale getirmiştir. RF’nin, terörle mücadele kisvesi altında Suriye’de muhalifleri, hastane, okul, cami, resmi binalar, pazar yeri gibi sivil yerleşim alanlarını vurmaya ve muhalifleri hedef almaya devam etmesi, krizi daha da içinden çıkılmaz bir hale getirmektedir. RF saldırılarında büyük oranda muhalifleri hedef almıştır. RF’nin DEAŞ’a düzenlediği kısıtlı sayıda taarruzların somut bir etkisi olmamıştır. Türkiye, sivillere yapılan bu saldırılara sessiz kalmamış, bunları her fırsatta kınamış, uluslararası toplumun da bu saldırılara artık dur demesi yönünde çağrılarda bulunmuştur.

Temennimiz, yeniden ivme kazanmış olan siyasi sürecin işletilerek Esad’ın görevi bırakacağı gerçek bir geçiş sürecinin başlatılması, bu sürecin de Suriye halkının meşru talep ve beklentileri doğrultusunda, etnik köken, din ve mezhep ayrımı yapılmaksızın tüm Suriyelilerin temel hak ve özgürlüklerinin eşitlik temelinde anayasal güvence altına alındığı, hür ve demokratik bir sistemin barışçı bir şekilde tesisiyle sonuçlandırılmasıdır. Türkiye, bu zor dönemde Suriye halkının yanında kararlılıkla durmayı sürdürecek, Suriye’nin ulusal birliği ve toprak bütünlüğünün korunmasını temel hedefleri arasında muhafaza edecektir.

Halen ülkemizdeki barınma merkezlerinde misafir edilmekte olan Suriyelilerin sayısı 260 bin civarındadır. Ülkemize sığınan toplam Suriyeli sayısı 2,7 milyonun üzerindedir. Suriyelilerin ihtiyaçları Hükümetimizce karşılanmaktadır Ülkemizdeki Suriyeliler için harcanan meblağ AFAD verilerine göre 11 milyar Dolar’ı aşmış olup, ülkemize yönelik ikili ve çok taraflı yardımların toplamı ise 455 milyon Dolar’da kalmıştır.

Suriye rejiminin ülkemiz üzerinden Suriye’nin kuzeyindeki bölgelere insani yardım erişimini kısıtlaması nedeniyle, uluslararası hukuka uygun olarak, sınırın sıfır noktasında insani yardım dağıtımı uygulaması yapılmaktadır. Yardım kabul merkezlerinde depolanan yardım malzemeleri Türk Kızılayı aracılığıyla Suriye’ye sevk edilmektedir.

Diğer taraftan, 2139, 2165 ve 2258 sayılı BMGK Kararları çerçevesinde BM ülkemiz üzerinden Suriye’ye sınır-ötesi insani yardım sevkiyatı gerçekleştirmektedir. Ülkemiz, BM’nin sözkonusu operasyonları için gerekli kolaylığı göstermektedir.