#

Türkiye - Suriye Siyasi İlişkileri

Köklü tarihi, kültürel ve insani bağları paylaştığımız ve 911 km ortak karasınırına sahip olduğumuz Suriye’de, 2011 yılı Mart ayından bu yana devam eden ve çok sayıda masum insanın hayatına mal olan olaylar, gerek Suriye’nin, gerek ikili ilişkilerimizin, gerekse bölgemizin gündemini yeniden belirlemiştir. Suriye’nin toprak bütünlüğünün ve birliğinin korunması, ülkede akan kanın durması ve Suriye halkının meşru taleplerinin karşılanmasına yönelik demokratik reform ve dönüşüm sürecinin barışçıl bir şekilde sonuçlandırılması, Suriye’deki gelişmeler karşısında ülkemizin ilk günden bu yana izlediği politikanın temel parametrelerini oluşturmaktadır.

Suriye’deki ihtilafın başlangıcından çok önce, halkın demokrasi, hürriyet, insan hakları, iyi yönetişim ve hukukun üstünlüğü gibi evrensel değerlere sahip olma özlemi karşısında gerekli adımların atılması ve reformların zamanlıca gerçekleştirilerek geçiş sürecinin sağlıklı bir şekilde tamamlanması amacıyla, Suriye’deki yönetime her seviyede müteaddit kereler samimi telkinlerde bulunulmuştur. Ancak, tüm bu çabalarımıza rağmen, Esad rejimi, halkın meşru taleplerini silah zoruyla bastırmaya çalışarak, ülkeyi gün geçtikçe daha da derinleşen bir bunalıma sürüklemiştir. Fiilen meşruiyetini kaybetmiş bulunan ve sivil halka karşı kimyasal silah kullanılması da dâhil olmak üzere iktidara tutunmak için her yola başvurmakta beis görmeyen rejimin, ayrım gözetmeksizin sürdürmekte olduğu şiddet eylemleri sonucunda 200 bine yakın Suriyeli hayatını kaybetmiştir. Bu sayı her geçen gün artmaya devam etmektedir. Ülke içinde yerlerinden edilmiş 6,5 milyon kişinin durumu, yardıma muhtaç kişilerin sayısının 9 milyonu, komşu ülkelere sığınan Suriyelilerin sayısının ise 2,5 milyonu aşması ve 150 milyar Dolara ulaşan ekonomik tahribat, bu trajedinin vahametini daha da artırmaktadır.

Ülkemiz, bir yandan rejimin zulmünden kaçan Suriyelilerin yaralarının sarılması için gerekli insani yardımı sağlamakta, diğer yandan da Suriye’deki ihtilafın en kısa zamanda barışçıl bir şekilde sona erdirilmesi amacıyla uluslararası camiayla işbirliği ve eşgüdüm halinde girişimlerini sürdürmektedir. Bu çerçevede, Suriye’deki şiddet ortamından kaçarak ülkemize gelen ve geçici koruma altına alınan Suriyelilerin sayısı 700 bini aşmıştır. Bu kişilerin 220 bin kadarı ülkemizdeki 22 barınma merkezinde misafir edilmektedir. Bu bağlamda yaptığımız harcamalar 2,5 milyar ABD Doları civarındadır. Öte yandan, Suriye içinde yerlerinden edilmiş ve yardıma muhtaç kişiler için Kızılay tarafından sınırın sıfır noktasında insani yardım çalışmaları yürütülmektedir.

Suriye halkıyla dayanışmasını sürdüren ülkemiz, insani ve vicdani sorumluluğunu yerine getirerek, bu zor günlerinde Suriyeli kardeşlerimizin acılarını bir nebze olsun azaltabilmek için imkânları dâhilinde her türlü yardımı sağlamaktadır. Bununla birlikte, boyutları her geçen gün ağırlaşan bu insani krize Suriye sınırları içerisinde çözüm bulunması önem taşımaktadır. Bunun için, başta BM Güvenlik Konseyi olmak üzere, uluslararası toplumun üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmesi gerektiği her vesileyle vurgulanmaktadır.

İhtilafa barışçıl bir çözüm bulunabilmesi amacıyla bugüne kadar yürütülen tüm uluslararası girişimlerde aktif olarak yer alan ülkemiz, Suriye’de yaşanan mezalimin daha da tırmanmasını ve komşu ülkelere daha fazla yayılmasını engellemek amacıyla, çözüm sürecini olabildiğince hızlandırmak yönünde gerekli her türlü yapıcı çabayı sarf etmektedir. Bu bağlamda ülkemiz, Suriye Halkının Dostları Grubu üyesi ülkelerle istişarelerini sürdürmüş, ihtilafa bölgesel sahiplenme çerçevesinde çözüm üretilmesi için tüm bölge ülkeleriyle temaslarını yoğunlaştırmış ve BM Güvenlik Konseyi ve Genel Kurulu'nun Suriye konusunda harekete geçmesi için yapılan girişimlerde öncü rol oynamıştır.

Halkın meşru talepleri doğrultusunda, Suriye’nin yeniden inşasına ilişkin geçiş sürecinde sorumluluk alacak etkin ve kapsayıcı bir muhalefetin ortaya çıkması yönündeki çabalara da tarafımızdan destek verilmektedir. Bu bağlamda, ülkemizin de öncülüğünde teşkil edilen Suriye Halkının Dostları Grubu’nun Aralık 2012’de Marakeş’te düzenlenen dördüncü toplantısında, Suriye Ulusal Koalisyonu, 114 ülke ve 13 uluslararası kuruluş tarafından Suriye halkının meşru temsilcisi olarak tanınmıştır. Ayrıca, demokrasilerin temel unsurunun, çoğulculuk ve çoğulculuğun gerektirdiği etkin bir muhalefetin mevcudiyeti olduğu anlayışı doğrultusunda, Suriyeli muhalif gruplarla temaslarımız, hiçbir siyasi, etnik, dini veya mezhep grubunun çıkarı ve bu gruplar arasında herhangi bir ayırım gözetilmeksizin sürdürülmektedir. Her hal ve karda, mevcut ihtilafın çözümünü Suriyeliler tayin edecek ve Suriye’nin geleceğine Suriye halkı karar verecektir. Türkiye, uluslararası camianın diğer üyeleriyle işbirliği içinde, bu süreçte Suriye halkına verdiği desteği kararlılıkla devam ettirecektir.

Suriye’deki mevcut durum, ülkemiz başta olmak üzere, bölgesel ve uluslararası güvenlik ve barış açısından ciddi tehdit oluşturmayı sürdürmektedir. Geçiş sürecinin Suriye halkının meşru beklentileri doğrultusunda ve kısa zamanda sonuçlandırılamaması, ülke içinde etnik ve mezhepsel temelde ayrışma ve şiddet sarmalının genişleyerek, bölge geneline yayılma riskini de artırmaktadır. Son dönemde, özellikle sınırlarımıza yakın bölgelerde rejim destekli aşırıcı ve terör unsurlarının müdahil oldukları çatışmaların sınır bölgemizdeki yerleşim birimlerimize olumsuz yansımalarının artmakta olduğu, keza Suriye sınırında artan kaçakçılık faaliyetleri nedeniyle güvenlik güçlerimiz ile kalabalık Suriyeli gruplar arasında arbede ve çatışmaya dönüşebilen gerginliklerin yaşanmakta olduğu gözlenmektedir. Suriye'deki ihtilafın ülkemize yönelik yarattığı muhtemel tehditler karşısında gereken tedbirler ilgili kurumlarımızca hassasiyetle alınmaktadır.

Rejimin 21 Ağustos 2013 tarihinde Şam’ın kırsal bölgelerine yönelik olarak düzenlediği saldırılarda kimyasal silah kullanması sonucunda, aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu 1.400'ün üzerinde kişi hayatını kaybetmiş, 5.000'nin üzerinde kişi ise yaralanmıştır. Uluslararası alanda büyük tepkiye neden olan sözkonusu saldırıların açıklığa kavuşturulmasını teminen ülkemizin de desteğiyle başlatılan girişim neticesinde konu BM’nin gündemine taşınmış, BM Araştırma Misyonu tarafından yürütülen inceleme sonucunda 16 Eylül 2013 tarihinde yayımlanan raporda, Şam kırsalında kimyasal silah olarak kabul edilen sarin gazının karadan karaya roketler vasıtasıyla ve geniş çaplı olarak kullanıldığı tespit edilmiştir. Raporda yer alan kimyasalların niteliği ve kullanılış şekli, sözkonusu eylemin sorumluluğunun rejime ait olduğunu kuşkuya yer bırakmayacak şekilde ifşa etmektedir. ‎

Suriye’deki kimyasal silahların imhası konusunda kabul edilen BM Güvenlik Konseyi’nin 2118 sayılı Kararında, rejime ait kimyasal stokların imhası sürecinde temel sorumluluk Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü’ne (KSYÖ) verilmiş, Kararda öngörülen hükümlerin ihlali durumunda gerekli tespitin KSYÖ tarafından BM Genel Sekreteri ile birlikte yapılacağı belirtilmiş ve bu bağlamda BM Şartı'nın VII. Bölümüne atıfta bulunulmuştur. 2118 sayılı BM Güvenlik Konseyi kararı doğrultusunda yürütülen süreç kapsamında tüm kimyasal tesis, silah, mühimmat ve imkânların imha edilmesi gereken son tarih 30 Haziran 2014 olarak belirlenmiştir. Buna karşın, rejimin sorumluluğunda bulunan, kimyasalların ülke dışına sevkiyatının takvimde öngörülen süreler içinde gerçekleştirilmemesi nedeniyle, mevcut durum itibariyle takvimde gecikme sözkonusudur. Ayrıca, 15 Mart 2014 tarihine kadar imha edilmesi gereken Suriye’deki 12 kimyasal silah üretim tesisinin fiziksel imha süreci de henüz başlamış değildir. Ülkemiz, rejime ait kimyasal stok ve üretim merkezlerinin imhası sürecini yakından takip etmekte ve rejimin süreci daha fazla geciktirmesine fırsat verilmeden, sürecin şeffaflık içinde tamamlanmasını savunmaktadır.

Ülkemizin de etkin katkılarıyla sürdürülen uluslararası girişimler neticesinde, Suriye’deki ihtilafın çözümü amacıyla düzenlenen Suriye Uluslararası Konferansı’nın (Cenevre-II) açılışı, 22 Ocak 2014 tarihinde İsviçre'nin Montrö kentinde BM Genel Sekreteri'nin ev sahipliğinde gerçekleştirilmiştir. Sayın Bakanımız başkanlığında bir heyetle katılım sağlanan ve 30 Haziran 2012 tarihinde Cenevre'de düzenlenen "Suriye Eylem Grubu" toplantısının devamı niteliğini taşıyan Konferansa, rejim ve muhalefet heyetlerinin yanısıra, ülkemizin de aralarında bulunduğu toplam 39 ülke ile Arap Ligi, AB ve İslam İşbirliği Teşkilatı tarafından iştirak edilmiştir. Montrö’de gerçekleştirilen açılışın ardından, muhalefet ve rejim heyetleri arasında BM/AL Suriye Ortak Özel Temsilcisi Brahimi arabuluculuğunda 24-31 Ocak 2014 tarihlerinde Cenevre’de gerçekleştirilen dolaylı görüşmelerin ilk turunda ağırlıklı olarak gündem üzerinde durulmuş ve görüşmelerden somut bir sonuç alınamamıştır. Dolaylı görüşmelerin 10-15 Şubat 2014 tarihleri arasında gerçekleştirilen ikinci turunda da taraflar gündeme ilişkin tutumlarını korumuşlar, bu çerçevede rejim heyeti terörle mücadele, muhalefet ise Geçiş Yönetimi konularının öncelikli olarak ele alınması gerektiğini ileri sürmüşlerdir. Rejimin uzlaşmaz tutumu ve Cenevre Bildirisi temelinde siyasi geçiş hedefini reddeden yaklaşımı nedeniyle görüşmelerde ilerleme sağlanamamıştır. BM ve Arap Ligi'nin Suriye Ortak Özel Temsilcisi Brahimi, 13-14 Mart 2014 tarihlerinde BM Güvenlik Konseyi ve BM Genel Kurulu'nda verdiği brifinglerde, rejimin Cenevre II sürecindeki uzlaşmaz ve katı duruşuna dikkat çekmiş, müzakere sürecinde muhalefet heyeti üyelerine karşı aldığı bazı yasal önlemlerin müzakerelere gölge düşürdüğünü belirtmiştir.

Suriye'deki insani durum hakkında Avustralya, Lüksemburg ve Ürdün tarafından BM Güvenlik Konseyi'ne sunulan karar tasarısı, Konsey'in 22 Şubat 2014 tarihinde gerçekleştirdiği açık oturumda oybirliği ile kabul edilmiştir. 2139 sayılı Karar, gecikmiş olmakla birlikte, gerek Güvenlik Konseyi’nde Suriye’deki ihtilaf konusunda oybirliğiyle alınan ilk karar olması, gerek tüm kesimler açısından bağlayıcı nitelik taşıması, en önemlisi de Suriye halkının yaralarının bir an evvel sarılabilmesi bağlamında atılmış olumlu bir adımdır. Bununla birlikte, Karara ivedilikle işlerlik kazandırılması ve kararın ihlali halinde gerekli yaptırımların zaman kaybedilmeden uygulanması elzemdir. Bu çerçevede, kuşatmaların derhal kaldırılması, sivillere yönelik saldırılara son verilmesi, sınır-ötesi yardım operasyonlarının sevkiyat açısından elverişli tüm sınır kapılarından gecikmeksizin ve herhangi bir engellemeye maruz kalmadan icra edilmesi önem taşımaktadır. Sözkonusu karar çerçevesinde, BM’nin Türkiye’den Suriye’ye ilk sınırötesi yardımı 20 Mart 2014 tarihinde Nusaybin sınırı üzerinden Kamışlı’ya geçen konvoyla gerçekleştirilmiştir.

Suriye’deki ihtilafın barışçıl şekilde nihai bir çözüme kavuşabilmesi için öncelikle, rejimin şiddet ve baskı politikalarına son vermesi ve elini kana bulamış yöneticilerin bir an önce görevlerini terk etmeleri gerekmektedir. Temennimiz, Suriye’deki mevcut altyapıyı ve kamu kurumlarını koruyacak işleyebilir bir demokratik geçiş sürecinin başlaması ve Suriye halkının meşru talep ve beklentileri doğrultusunda, etnik köken, din ve mezhep ayrımı yapılmaksızın tüm Suriye vatandaşlarının temel hak ve özgürlüklerinin eşitlik temelinde anayasal güvence altına alındığı, hür ve demokratik bir sistemin barışçıl bir şekilde tesisiyle sonuçlandırılmasıdır. Türkiye, bu zor dönemde Suriye halkının yanında kararlılıkla durmayı sürdürecek, Suriye’nin ulusal birliği ve toprak bütünlüğünün korunmasını temel hedefleri arasında muhafaza edecektir.