#

Türkiye Cumhuriyeti Ve Almanya Federal Cumhuriyeti Dışişleri Bakanları Abdullah Gül Ve Frank-Walter Steınmeıer’in Himayelerindeki Türkiye-Almanya İşbirliği Projesi

Sorunlar ve Meydan Okumalar

Son yıllarda dünyada, kültürel ve dinsel çizgiler temelinde kutuplaşma eğilimi giderek artmaktadır.

Özellikle, 11 Eylül saldırıları ve sonrasındaki terör ve şiddet eylemleri (örn. Londra, İstanbul ve Madrid bombalamaları, Van Gogh cinayeti) güvensizlik ve korku iklimine yola açmıştır.

Karikatür krizi, bir kez daha karşılıklı saygı, duyarlılık ve farklı kültürler hakkındaki bilgi eksikliğini öne çıkarmış ve Batıdaki İslam korkusu ve İslam dünyasındaki Batı karşıtlığının endişe verici boyutlarını ortaya koymuştur.

Giderek daha fazla kişi, kültürlerarası çatışmanın kaçınılmaz olduğuna ve barış içinde birlikte yaşam için “diğer” tarafın değerlerini değiştirmesi gerektiğine inanmaya başlamıştır. Bu yaklaşım uluslararası toplumu tehdit etmekte ve bir kısır döngüyü beraberinde getirmektedir. Taraflar arasında giderek büyüyen uçurum, onları işbirliği yerine karşı karşıya gelmeye itmekte, diğer taraftan diyalog ve ortak çaba eksikliği varolan önyargıları derinleştirmekte ve tarafları birbirinden daha da uzaklaştırmaktadır.

Terörizm, organize suçlar ve militan radikal hareketler gibi ortak tehditlere karşı mücadelede işbirliği bahsekonu kutuplaşmanın ilk kurbanı olmaktadır. Bu iklimin, farklı kültürel ve dinsel kökenlere sahip kişileri barındıran ülkelerdeki entegrasyon siyasetine olumsuz etkisi hissedilmekte, açık ve hoşgörülü bir toplum ortaya çıkarma çabaları sekteye uğramaktadır.

Bu durumda, bir kültürü diğerine karşı öne sürme, bir kültürün diğerine üstünlüğünü iddia etme veya “kültürlerarası çatışma” ortamı oluşturma çabalarına karşı ortak hareket etmek arzusundayız. Sözkonusu ideolojiler nedeniyle, kısa zamanda tüm tarafların kaybedeceği bir çatışma ihtimali ortaya çıkmakta, aynı zamanda, karşı karşıya bulunduğumuz sorunlara ortak çözümler üretilmesi engellenmektedir.

Neden Türkiye ve Almanya?

Türkiye ve Almanya arasında uzun bir geçmişi olan köklü bir ilişki bulunmaktadır. İki ülke arasındaki tarihsel dostluk bağları, NATO’ya üye olmamız, yakın ekonomik ilişkilerimiz ve çok sayıda Türk vatandaşının Almanya’ya göç etmesiyle daha da güçlenmiştir.

Biz, farklı kültürel ve dinsel kökenlere sahip insanların barış ve karşılıklı saygı çerçevesinde yaşadığı, özgür, hoşgörülü ve adil bir toplum vizyonunu paylaşıyoruz.

Türkiye’nin büyük çoğunluğu Müslüman bir nüfusa sahip olması, onun Avrupa-Atlantik kurumlarına, ortak değer ve idealler temelinde tam anlamıyla entegre olmasını engellememiştir. Tam aksine, laik bir devlet düzenine ve çok kültürlü bir topluma sahip olan Türkiye, farklı kültür ve dinlerin harmonisi ve İslam, demokrasi ve çağdaşlığın uyumu için bir sembol olma potansiyelini taşımaktadır. Katılım müzakareleri aşamasına gelmiş olan Türkiye’nin AB üyelik süreci, ortak değer ve ilkelere bağlılığını güçlendiren bir ivme kazandırmaktadır. Avrupa kurumlarına tamamıyla entegre olmuş ve Avrupa değerlerini paylaşan çağdaş bir Türkiye, kültür ve dinin bölücü bir unsur olmadığı bir dünya için güçlü bir söylem sağlayacaktır.

Diğer taraftan, Almanya da, sadece ekonomik ve siyasi açılardan değil, aynı zamanda sosyal ve kültürel bakımdan da Avrupa’da özel bir konuma sahiptir. Aralarında Türkiye’nin de bulunduğu, dünyanın çeşitli bölgelerinden milyonlarca göçmene ev sahipliği yapan Almanya, farklılığın kaynaştırılacağı ve ortak Avrupalılık kimliğinde farklı kültürlerin bağdaşacağı bir örnek model olma sorumluluğu ve potansiyelini taşımaktadır.

Amaçlar

Toplumlar arasındaki kültürel ve dinsel farklılıkların varlığını inkar etmemekle birlikte, sözkonusu farklılıkları bizleri bölücü birer unsur olarak değil, karşılıklı saygı ve hoşgörü ile yaklaşıldığında zenginleştirici öğeler olarak algılıyoruz.

Avrupa modeli farklılıkların kabullenilmesi temelinde kurulmuştur. Avrupa ülkeleri demokrasi, iyi yönetişim, hukukun üstünlüğü, evrensel, bölünmez ve karşılıklı bağımlı insan hakları gibi temel değerleri savunurlar. Bahsekonu değerlerin evrensel düzeyde benimsenmesi ve tüm insanların ve ulusların bu değerlerden eşit şekilde yararlanması Avrupa Birliği’nin siyasi öncelikleri arasındadır.

İnanıyoruz ki insanoğlu kültürel farklılık ve çoğulculuğa hoşgörüyle yaklaşamazsa, barışçıl gelişme için imkan bulunmamaktadır.

Ancak, yaratıcılık ve işbirliği temelinde bir diyalog süreci başlatarak, küreselleşmeyi anlamlı ve olumlu bir şekilde etkileyebiliriz. Bu şekilde, kültürel farklılıkları barışçıl yöntemlerle değerlendirebilir, daha da önemlisi, kökendeki sorunları çözebiliriz.

Bu nedenle, ülkelerimiz arasında tesis edilecek faal işbirliğiyle, tüm dünyaya kültürlerarası çatışmanın kaderimiz olmadığı, barış, güvenlik, istikrar ve refaha uzanan bir başka yolun bulunduğu mesajını vermeyi arzuluyoruz. İkili düzeydeki başarılı entegrasyon ve işbirliği projelerinin uluslararası camia için örnek teşkil edeceğini umuyoruz.

Ayrıca, adalet, özgürlük ve eşitlik gibi temel değerlerle ilgili ortak bir tartışma sürecinin gerekli olduğuna inanıyoruz. Adalet arayışı, her iki ülkenin de felsefi geleneklerinin değişmez temalarından biri olmuştur. Etik, dinsel, hukuki, sosyal ve seküler kavramlarla ilgili fikir alış-verişi, Hristiyan ve İslami kültürel mirasa sahip ülkeler arasındaki anlayışın gelişmesine katkı sağlayabilecektir.

Bu girişime, Almanya’da özgür bir şekilde yaşayıp çalışamazken kendisine kucak açan Türkiye’nin konukseverliğinin, cömertliğinin ve hoşgörüsünün bir göstergesi olarak, Ernst Reuter ismini koyduk.

Somut Önerilerimiz

Geçtiğimiz aylarda, Türk ve Alman Hükümetleri karikatür krizinden kaynaklanan gerginliğin giderilmesi için ortak çaba sarfetmişlerdir. Bild ve Hürriyet gazetelerinde, iki Dışişleri Bakan tarafından ortak kaleme alınan makale her iki ülkede de olumlu yankılar uyandırmıştır. Bu, bizleri, her iki tarafta da varolan önyargı ve yanlış kanılarla mücadele ederek anlaşmazlıkların giderilmesine katkıda bulunacak ikili projeler geliştirmeye yöneltmiştir.

Sözkonusu amaca hizmet edebilecek, iki ülke Dışişleri Bakanı’nın desteklediği mevcut projeler incelenmiştir. Bu çerçevede, Almanya’daki Türklere hizmet vermek üzere görevlendirilen imamlar için hazırlık programları ve Tarabya’da her yıl düzenlenen diyalog konferansı sayılabilir. Bu bağlamda aşağıda sayılan alanlarda işbirliği imkanları bulunduğu değerlendirilmektedir:

1. Medya Alanında İşbirliği

Son karikatür krizi, küreselleşen dünyada medyanın önemini ön plana çıkarmıştır: Başta yazılı, görüntülü medya kurumları, film yapımcıları ve internet olmak üzere medya araç ve kuruluşlarının kültürel temaslar üzerinde belirleyici etkisi bulunmaktadır. Küresel düzeyde varlık gösteren medya kuruluşları tarafından yaygın bir şekilde dağıtılan ve defalarca tekrarlanan görüntüler gerçek olaylarla eş tutulur hale gelmiştir. Bazı durumlarda, sözkonusu görüntüler çarpıtılmış veya basite indirgenmiş olsa da gerçek olarak kabul görmektedir. Karmaşık konuların gereğinden fazla basite indirgenerek yansıtılmasının getirdiği riskler geçtiğimiz aylarda belirginleşmiştir. Modern medya araçlarının sorumlu bir anlayışla kullanılması yönündeki fırsatlar ender olarak değerlendirilmiştir.

Biz, bu nedenlerle, karşılıklı anlayış ve iletişimin sağlamlaştırılması için toplumlarımız hakkındaki bilgilerin yaygınlaştırılmasını sağlayacak ortaklıkların kurulmasını teşvik ediyoruz. İki ülke Dışişleri Bakanları, iki ülke medya kurumları arasında kurulacak bağımsız ortaklıkların himayesini üstlenmeye hazırdır. Sözkonusu işbirliği, Gazeteci Ağı veya Türkiye ile yeni Uluslararası Gazeteci Programı çerçevesinde gerçekleştirilecek gazeteci değişimi şeklinde de olabilecektir.

(a) Basılı Medya

Bild ve Hürriyet’in baş editörleri tarafından sergilenen örnek benzeri, ortak makalelerin yayınlanmasına tam destek veriyoruz. İlgili gazetelerin yayıncıları ve baş editörlerince gazeteler arasındaki işbirliğinin arttırılması için mevcut olanakların araştırılmasını öneriyoruz.

Ortak makaleler yayınlanması, partner gazeteler tarafından diğer ülke gazetecilerinin düzenli aralıklarla fikir ve haberlerini yayınlayabilecekleri köşeler ayrılması ve iki Bakan tarafından sağlanabilecek arka plan bilgilerine yer verilmesi karşılıklı anlayışın geliştirilmesi için değerli araçlardır.

Özellikle, iki ülkedeki gençleri hedef alan girişimlere ön ayak olmaları yönünde gazetecileri teşvik ediyoruz. Örneğin, okul gazetelerinin ortak olarak desteklenmesi, gençlere diğer kültürle ilgili daha nüanslı bir bakış ve daha fazla bilgi kazandırmak hususunda anahtar rol oynayabilecektir.

Sözkonusu girişimlerde yer alma yönündeki davetimiz Avrupa fikrine şüpheyle bakan medya kuruluşları için de geçerlidir.

(b) Radyo, TV, Internet

Benzeri bir model radyo ve TV’ye de uyarlanabilir. Sözkonusu amaca hizmet eden “Qantara.de” tarzı girişimleri destekliyor ve yayın kuruluşlarıyla bahsekonu girişimlerin ikili planda daha da geliştirilmesi için çalışıyoruz. İki ülke siyasetçilerinin bahsekonu işbirliği projelerini geliştiren medya kuruluşlarına mülakat vermek suretiyle bu kuruluşlara desteğe hazır olduklarını göstermelerini öneriyoruz. İşbirliği aynı zamanda, ortak kuruluşlar tarafından hazırlanan pogramların yayınlanması veya ortak programlar üretilmesi şeklinde de gerçekleşebilir. ARTE kanalı tarafından yayınlanan ve kültürümüzde bize yabancı gelen yaşam tarzlarını gösteren “Carambolage” programı benzeri programların, kültürel yanlış anlamaların esprili bir şekilde giderilmesine katkıda bulunduğu düşünülmektedir. Benzeri programların yayınlanması desteklenmektedir.

(c) Düzenli Medya Konferansları

Değişik ülkelerden medya temsilcilerinin bir araya gelerek gazetecilik etiği konusunda görüş alış-verişinde bulunmalarının önemi büyüktür. Bu anlayışla, Türk ve Alman medya kuruluşları arasında kurumsallaşmış ilişkiler tesis edilmesinin toplumlarımız arasındaki anlayışın geliştirilmesine önemli katkıları olacağı değerlendirilmektedir. Önümüzdeki Kasım ayında “Siyaset ve Medya: Gazetecilerin ve Medya Kuruluşu Sahiplerinin Sorumluluğu” başlıklı ikili bir konferans planlıyoruz. Medyanın özellikle, aşırı grupların kültürel ve dinsel farklılıkları istismar etmeleriyle mücadeleyi öncelikli bir konu olarak ele alması gerektiği düşünülmektedir. Bu amaçla, ülkelerimizdeki medya kuruluşlarını (özellikle yerel medya kuruluşları) bahsekonu meseleyle ilgili ortak konferanslar düzenlemeye teşvik ediyoruz.

(d) Olumlu Etkileşime Odaklanılması

Günümüzde, mensubu bulunulan medeniyet dışındaki medeniyetlere bakış açısı daha ziyade çatışmacı bir nitelik taşımaktadır. Ancak, durum geçmişte her zaman böyle olmamıştır.

Gerçekten de, bilimsel, kültürel ve entellektüel çalışmalarda farklı medeniyetler arasında gerçekleştirilen sayısız olumlu işbirliği ve etkileşim örneği bulunmaktadır. Örneğin, çoğu kez, Müslüman alim ve bilimadamlarının buluşlarının Batı medeniyetinin ilerlemesinde oynadığı rol unutulmaktadır. Medya ve düşünce kuruluşlarını sözkonusu katkıları ön plana çıkarmaya davet ediyoruz.

(e) Medya ve İletişim Fakülteleri Arasında Kurumsal İşbirliği

Medya endüstrisinin gelecekteki üyeleri arasında, üniversite eğitimleri sırasında iyi bir ortak çalışma ilişkisi kurulmasının, Türk ve Alman medyası arasında çok ihtiyaç duyulan karşılıklı işbirliği ve anlayışı kolaylaştıracağı söylenebilecektir.

(f) Geniş Planda Yaratıcı Sektörler

İki ülkede gerçekleştirilen kültürel organizasyonlar mükemmel bir seviyededir ve desteğimizi haketmektedirler. Özellikle kitlesel medya kuruluşları arasında diyaloğu geliştiren ve gazetecilik etiği alanında ortak anlayışı arayan girişimleri memnuniyetle karşılıyoruz. Medya endüstrileri bağlamında, kültürel anlayışa katkıda bulunan TV ve radio yapımlarına veya filmlere ödül verilmesini öneriyoruz.

Caz veya diğer müzik dallarındaki etkinliklerin veya başka kültürel faaliyetlerin ortak himayesinin üstlenilmesi, Hükümetlerimizin bu girişime bağlılığını gösteren ilave adımlar olacaktır. Film sektöründe ortak faaliyetler desteklenmektedir. Bu bağlamda, film sektörü tarafından, Alman-Türk filmleriyle ilgili bir konferans düzenlenmesi teşvik edilmektedir.

2. Gençlik Değişimi:

Yanlış algılamalar ve önyargılarla mücadele erken yaşlarda en başarılı sonuçları vermektedir. Çocuklar ve gençler, başlangıçta yargılarını evde ve okulda edindikleri bilgiler temelinde oluşturmaktadırlar. Diğer kültürle doğrudan temas, onların diğer kaynaklardan öğrendikleri bilgiyi tamamlayabilir veya yanlış bilgiyi düzeltebilir.

(a) Kardeş Okullar,

Öğrenci ve öğretmen ağlarının genişletilmesi sözkonusu temasın sağlanması yönünde en iyi yöntemdir. Herşeyden önce, çabalar Almanya’da Türkiye’nin AB üyeliğine karşı olan veya şüpheyle yaklaşan grupları hedef almalıdır. Türkiye’de ise, Avrupa ile herhangi bir bağı bulunmayan gruplar hedef olarak seçilmelidir. Bu nedenle, kardeş okul projelerinin ve öğretmen değişim programlarının sayısının mümkün olduğunca arttırılması memnuniyetle karşılanacaktır.

(b) Ders Kitaplarının Gözden Geçirilmesi

Daha az basit ancak bir o kadar hayati bir adım, iki ülke okullarında okutulan ders kitaplarında iki ülkenin nasıl yansıtıldığının gözden geçirilmesidir. Ders kitapları sadece diğer ülkeyi öğrenen öğrenciler tarafından değil genel kamuoyu tarafından da okunabilmektedir. Diğer ülke hakkında olası kalıplaşmış ifadelerin yerine, değişik yaş gruplarına göre hazırlanmış, doğru bilgilerin konulmasıyla, öğrencilerin diğer ülke hakkında daha nüanslı ve fazla bilgi edinmesi sağlanmış olacaktır. Her iki taraftaki yetkili ve kurumları bu alanda daha fazla işbirliği konusunda temasa geçmeye davet ediyoruz.

3. Daha İyi Entegrasyon

Avrupa’da yaşayan Müslümanların özellikle geçtiğimiz dönemde ortaya çıkan karikatür krizinden ve genel olarak da kültürel yanlış algılamalardan en fazla etkilenen kesim olduğu açıktır. Göçmenlerin bulundukları ülkelerle ilişkilerinin karşılıklı algılamalar üzerinde belirgin bir etkisi olduğu göz önünde bulundurulduğunda, konunun bu yönüne özel önem verilmesinin gerekliliği anlaşılacaktır.

Almanya’daki Türk vatandaşları ve Türk kökenlilerin dikkate değer sayısı hesaba katıldığında, onların entegrasyonunun kolaylaştırılması hususunda gerçekleştirilecek ikili işbirliğinin çok yararlı olacağı görülecektir. Sözkonusu amaca dönük olarak aşağıdaki projelerden yararlanılabileceği düşünülmektedir:

(a) Dil Öğrenme Yeteneği

Almanya’daki göçmen ailelerine mensup bireylerin Almanca diline hakim olmalarının belirleyici bir önemi vardır. Göçmen ailelerin çocuklarının eğitim imkanlarından eşit ölçüde faydalanabilmeleri açısından bu konu özellikle önem arzetmektedir. Buna ilaveten, Türkçe anadil kursları ve Alman orta öğretim kurumlarında Türk kültürü ve tarihi konusunda destekleyici eğitim programlarından yararlanılması entegrasyonu hızlandıracak ve kültürlerarası diyaloğa imkan sağlayacaktır. Berlin’deki “Europa-Schule” okulu gibi Türkçe ve Almanca müfredata sahip çift dilde eğitim veren okullar, farklı kökenlere sahip kişilerin birbirlerini tanımasına imkan sağlaması açısından iyi örnekler teşkil etmektedirler.

(b) En İyi Uygulamaların Belirlenmesi:

Mevcut entegrasyon politikalarının eksikliklerinden bahsetmek gözde bir davranış biçimidir. Ancak, başarılı örnekler ve son derece etkili stratejilerin varlığı da görmezlikten gelinmemelidir. Tam aksine bu örnekler, özellikle medya tarafından öne çıkarılmalı ve gerekli durumlarda bu başarı hikayelerinden dersler alınmalıdır.

En iyi uygulamaların belirlenmesine yönelik çalışma ve araştırmalar gerçekleştirilmesi yararlı bir araç sağlayacaktır. Sözkonusu çalışmaların sadece etkin entegrasyon politikalarına odaklanmaması, aynı zamanda Alman toplumuna tam anlamıyla entegre olmuş ve diğerlerine örnek teşkil edebilecek şahsiyetlerin hikayelerini de irdelemesi yararlı olacaktır.. Onların kişisel tecrübeleri ve tavsiyeleri mutlak suretle dikkate alınmalıdır.

Başarılı entegrasyon çabalarının ödüllendirilmesi ve başarılı örnekler vasıtasıyla Almanya’daki Türk toplumunu daha fazla entegrasyon ve uyum yönünde motive etmenin yöntemleri bulunmalıdır.

(c) Göçmenlerin Bulundukları Ülkeye Yaptıkları Katkı Konusunda Araştırmalar

Göçmenler genel olarak, bulundukları ülkeye ekonomik ve sosyal yük olarak algılanmaktadır. Ancak, Almanya’daki Türk asıllı işadamları tarafından üretilen ekonomik girdi rakamları farklı bir resme işaret etmektedir. Bu rakamlara gore, Türk asıllı işadamları, üçte biri Alman, 300 binden fazla kişiye istihdam olanağı sağlamaktadır.

Bu nedenle, sözkonusu alanda kapsamlı bilimsel araştırmalar gerçekleştirimesi, mevcut yanlış algılama ve Almanya’daki Türk toplumu aleyhindeki olumsuz efsanelerin ortadan kaldırılması yönünde yararlı olacaktı. Sözkonusu araştırmaların, ekonomik yönü, istatistik ve verilere dayalı olacağı cihetle göreceli olarak kolay olacaktır. Ancak, Türk toplumunun Almanya’ya katkılarının tüm yönleriyle kavranabilmesi için, özellikle sosyal ve kültürel alanlarda daha derin bir analiz yapılması şarttır.

(d) Eğitim Malzemeleri Hazırlanması:

Alman toplumunu ve Almanya’daki Türk toplumunu entegrasyon konusuna karşı daha faal bir yaklaşım benimsemeleri yönünde motive etmek amacıyla yazılı ve görsel malzemeler hazırlanması yararlı olacaktır.

Türk toplumuna yönelik olarak hazırlanacak eğitim malzemelerinin, başarılı entegrasyondan elde edilebilecek faydaları gösteren, Alman kanunları uyrarınca sahip oldukları hak ve sorumluluklara değinen ve Alman toplumuna entellektüel ve sosyal alanlarda nasıl katkıda bulunulabileceğini anlatan bilgiler içermesinde fayda görülmektedir. Özellikle, Türk sivil toplum kuruluşları bu yönde faal ve olumlu roller üstlenmeye teşvik edilmelidir.

(e) Almanya’daki Türk Toplumu Arasından İmam Yetiştirilmesi

Almanya’ya gönderilen imamlar için kültürel anlayış ve dil yetisinin geliştirilmesi yönündeki tüm çabaları takdirle karşılıyoruz. Almanya’da İslam teolojisi alanında eğitim verilmesi yönündeki girişimleri teşvik ediyor ve bu konudaki Türk-Alman işbirliğini destekliyoruz. Eğer Almanya’daki Türk toplumu içerisindeki gençlere hem Almanya hem Türkiye’de dini eğitim alma imkanı verilip, sonrasında Diyanet Türk İslam Birliği (DİTİB) çatısı altında görevlendirilme olanağı sağlanırsa, her iki din hakkında da bilgiye sahip olacak bu gençlerden kültürlerarası diyaloğun desteklenmesi yönünde yararlanılabilecektir.

(f) Sivil Toplum Kuruluşlarının Kapasitelerinin Geliştirilmesi

Hükümetler tarafından hangi adımlar atılırsa atılsın, kültürlerarası diyaloğun geliştirilmesi için bu adımların sivil toplum örgütleri tarafından sahiplenilmesi ve desteklenmesinin önemi tartışılmazdır. Halkların benimsemediği ve arka çıkmadığı projelerin hiçbiri fark yaratmaz.

Özellikle, dini ve kültürel ayrımcılığa karşı mücadele eden sivil toplum kuruluşları tam desteğimizi hakketmektedirler.

4. Akademik İşbirliği

Akademik çevrelerde, yabancı kültür hakkındaki algılayışın iyileştirilmesi, ders kitaplarının revize edilmesinin yolunu açabilir ve genel kamuoyu nezdinde diğer kültürlere karşı daha nüanslı ve bilgili bir bakış açısını hakim kılabilir. Bu yönde, halihazırda, desteği hakeden bazı projeler bulunmaktadır.

(a) Üniversiteler Arası İşbirliği

Berlin Humboldt Üniversitesi ve Ankara Ortadoğu Teknik Üniversitesi, enstitüler, fakülteler ve rektör yardımcılarının 1.5 senelik çalışması sonucunda, iki üniversite arasındaki sosyal bilimler alanındaki işbirliğini kurumsallaştırma kararı almışlardır. Bu kapsamda, 4 yıldan bu yana Almanca-Türkçe ortak seminerler düzenlenmektedir. Bu işbirliği, Türkiye Yüksek Öğretim Kurumu (YÖK) tarafından diğer üniversitelere de “en iyi uygulama” olarak tavsiye edilmektedir. Bu çabalar en yüksek seviyede siyasi desteği hakketmektedir.

(b) Bir Alman Üniversitesinde Çağdaş Türkiye Araştırmaları Kürsüsü Kurulması

Doğu geleneğiyle güçlü bağlara sahip olması, Türkiye’yi evrensel değerler temelinde iddialı bir modernleşme yolu izlemekten alıkoymamıştır. Günümüzde, demokratik ve laik bir devlet yapısı içinde, canlı ve hareketli bir toplum yaratılması yönünde Türkiye’nin elde ettiği başarılar bize gelecek için umut vermektedir.

Ülkelerimiz arasında varolan kökleri derine giden ilişkilerimiz, bazı durumlarda Türkiye’deki reform çabalarını destekleyici roller üstlenmiştir. Buna karşın, ne yazık ki Almanya’da kapsamlı bir yaklaşımla çağdaş Türkiye araştırmaları yapma konusunda uzmanlaşmış çok az akademik kurum ve kuruluş bulunmaktadır. Çağdaş Türkiye konusundaki Alman akademisyen ve uzmanların sayısının azlığı da bu gerçeğe işaret etmektedir.

Alman üniversitelerinde Türkiye araştırmaları bölümlerinin kurulması sadece, kültürel araştırmaların seviyesini yükseltmekle kalmayacak, aynı zamanda toplumlarımız arasındaki anlayışın geliştirilmesine katkıda bulunacaktır. Buna ek olarak, Türkiye’nin AB üyelik sürecinde katettiği mesafeyle Almanya’da çağdaş Türkiye araştırmalarına olan ilginin giderek arttığına inanıyoruz. Türkiye’deki Almanya araştırmalarının sayısının arttırılması ve Türk öğrencilerin bu alandaki uzmanlıklarının geliştirilmesi de memnuniyetle karşılanacaktır.

(c) Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Bünyesinde Misafir Profesörlük Kurulması

Alman Akademik Değişim Servisi’nin Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi bünyesinde, lisans veya lisans üstü seviyede bir misafir profesörlük kurmasını teşvik ediyoruz. Bu girişimin amacı, teoloji, İslam araştırmaları, dinsel sosyoloji ve felsefe alanlarında Türk-Alman akademik değişimin yoğunlaştırılması, aynı zamanda Türkiye’deki dini araştırmalar alanında gelecek araştırmacıların yetiştirilmesi olacaktır.

Alman İslam uzmanı bilim kadını Annemarie Schimmel’in Ankara Üniversitesi’nde yaptığı önceki çalışmaları, misafir profesörlük kurulması hususunda referans olarak alınabilecektir.

Bunlar bazı somut önerilerdir. Başka öneriler de bunu izleyebilir. Her iki ülkedeki kamu kuruluşlarını ve sivil toplum kuruluşlarını, iş dünyasını, bilimadamlarını ve sanatçılarını bu projenin geliştirilmesi yönünde gayret ve yaratıcı fikirlerini esirgememeye davet ediyoruz. Hep birlikte, bir kabusa benzeyen kültürlerarası çatışma senaryosunun gerçekleşmesini engelleyebiliriz. Hep birlikte, kültür ve dinin insanları bölücü bir etkisinin bulunmadığı bir dünya için çalışabiliriz.