#

Tuna Nehri'nde Seyrüsefer ve Türkiye

Tuna Nehri'nde Seyrüsefer ve Türkiye

Büyükelçi Ender ARAT


I- Tuna, Avrupa Kıtası'nın En Uzun Uluslararası Nehri

Tuna Nehri, Almanya'nın güneyinde Karaormanlar bölgesinde Brege ve Brigach dağ ırmaklarının 678 m yükseklikteki Donaueschingen'de birleşmesiyle meydana gelir. Donaueschingen'den Karadeniz'e döküldüğü Sulina limanına kadar uzunluğu 2779 km'dir. Bunun 2415 km'si üzerinde seyrüsefer yapılmaktadır. Tuna Nehri coğrafi bakımdan üçe ayrılır: Kaynağından Gönyü'ye kadar Yukarı Tuna (988 km), Gönyü'den Turnu Severin'e kadar Orta Tuna (860 km) ve buradan nehir ağzı Sulina kadar Aşağı Tuna (931 km). Kaynağından denize döküldüğü noktaya kadar Almanya, Avusturya, Slovakya, Macaristan, Hırvatistan, Yugoslavya, Bulgaristan, Romanya, Moldova ve Ukrayna olmak üzere toplam 10 ülkenin topraklarını katetmektedir.

Tuna Nehri havzasının yüzölçümü 817.000 km2, uzunluğu 1690 km, eni ise 820 km'dir. Bu hidrografik havzada değişik uzunlukta 120 kadar ırmak ve nehir Tuna'yı beslemektedir. Bunlar arasında 500 km'den daha uzun olanlar İnn (505), Drava (893), Tisza (966), Sava (861), Morava (563), Olt (542), Siret (726) ve Prut (950)'dur.

Yüzyıllar boyunca siyasi ve teknik nedenlerle mahalli düzeyde kalan Tuna Nehri üzerindeki seyrüsefer, 17. ve 18. yüzyıllarda gelişen deniz ticaretini ellerinde tutan büyük devletlerin denizlerle bağlantılı içsulara yönelmeleri üzerine dikkatleri çekmeye başlamıştır. İlk kez 1815 Viyana Kongresi'nde kabul edilen bir seri kararla (Madde 108'den 117'ye kadar), uluslararası nehirlerin seyrüsefere müsait bölümlerinde ticari seyrüseferin serbest olduğu ve hiç kimsenin bu imkandan mahrum bırakılmayacağı hükme bağlanmıştır. Bu ilke kararlarının, nihayet buharlı gemilerle seyrüseferin başlaması ve Kırım Savaşının (1853-1856) sona ermesiyle uygulamaya konduğunu görmekteyiz. Nitekim 1856 Paris Antlaşmasıyla Tuna'ya sahili bulunan 4 devletin, Osmanlı ve Avusturya İmparatorlukları ile Bavyera ve Vürtenberg Krallıklarının, müşterek komisyon halinde Tuna üzerindeki nehir trafiğini liberal esaslara göre düzenlemesi kararlaştırılmış ve Sulina'dan önce İsaccea'ya, sonra Braila'ya kadarki Aşağı Tuna bölgesi için "Tuna Avrupa Komisyonu", geri kalan kısım için ise "Tuna Uluslararası Komisyonu" kurulmuştur.

Merkezini Galatz'ta açan "Tuna Avrupa Komisyonu"na yalnız kıyıdaş ülkeler değil, Fransa, İngiltere, Prusya (Almanya) ve harbe katıldığı için Sardunya (İtalya) da katılmıştır. Bu Komisyon Aşağı Tuna üzerindeki nehir trafiğiyle ilgili çeşitli teknik, hukuki ve sıhhi ortak koşulların tesisi ve iyileştirilmesinde etkin bir rol oynamış, özellikle nehir ağzında yığılmış olan kumların temizlenmesini ve Sulina kanalının, bugün de olduğu gibi, 24 ayak (7,31m) derinlikte stabilize edilmesini gerçekleştirerek Tuna Nehrini uluslararası trafiğe ve deniz gemilerine açmıştır. Müteakiben nehir üzerinde mal ve yolcu nakli giderek artmış, Tuna Avrupa'da nakliyecilik bakımından önemli bir yol haline gelmiştir.

Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra, 1921'de imzalanan Paris Sözleşmesi ile Tuna üzerinde uluslararası trafik modernleştirilmiş, seyrüsefer serbestliğinin garanti altına alınması ilkesi olduğu gibi muhafaza edilmiştir.

II- Tuna Üzerinde Trafik Rejimine İlişkin 1948 Belgrad Sözleşmesi

1948'de toplanan Belgrad Konferansı'nda Tuna üzerinde trafiği düzenleyen yeni bir sözleşme kabul edilmiştir. Özellikle Sovyetler Birliği'nin ısrarlı tutumu üzerine Tuna'ya kıyıdaş olmayan ülkeler, Türkiye ve Fransa, sözleşmenin dışında bırakılmıştır. Buna mukabil Tuna Nehri üzerinde seyrüseferin tüm ülkelerin vatandaşlarına, ticari gemilerine ve mallarına serbest ve açık olacağı ilkesi kabul edilmiştir. Başka bir deyişle, 1948 Sözleşmesi ile tesis edilen Tuna Nehri üzerinde seyrüsefer ile ilgili rejim, nehre kıyıdaş olan ve olmayan ülkeler diye herhangi bir ayırım yapmamaktadır. Tarihte ilk kez Tuna Komisyonu'nun yetkileri tüm Tuna Nehri'ni kapsayacak şekilde genişletilmiştir. Halen bu sözleşme hükümleri geçerlidir.

Tuna Nehrine sahildar 7 ülke, Bulgaristan, Çekoslovakya, Macaristan, Romanya, Sovyetler Birliği, Yugoslavya ve Ukrayna tarafından 18 Ağustos 1948'de imzalanan Belgrad Sözleşmesi, onay işlemlerinin tamamlanmasını müteakip 11 Mayıs 1949 tarihinde yürürlüğe girmiştir. İkinci Dünya Savaşı sonrası meydana gelen siyasi ve ekonomik bölünmelere rağmen Tuna Komisyonu, Belgrad Sözleşmesi uyarınca nehir üzerinde seyrüseferin düzenlenmesi ve ülkeler arasında işbirliğini başarıyla gerçekleştirmiş; kaydedilen teknik gelişmelere uygun olarak seyrüsefer şartlarının iyileştirilmesine ve taşımacılığın modernleştirilmesine hizmet etmiştir.

Avusturya 7 Şubat 1960 tarihinde Belgrad Sözleşmesi'ne katılmıştır.
1990'li yılların başında Doğu ve Merkezi Avrupa'da meydana gelen siyasi ve ekonomik değişiklikler sonucu yeni bağımsız ülkelerin ortaya çıkması üzerine, 1993 yılında yapılan 51. Tuna Komisyonu toplantısında Tuna'ya kıyıdaş tüm ülkelerin Komisyon çalışmalarına katılmaları kararı alınmıştır. O tarihten itibaren Almanya, Hırvatistan ve Moldova gözlemci sıfatıyla çalışma grupları, uzman toplantıları ve Komisyon oturumlarına katılmaya başlamışlardır. Aynı oturumda; Sözleşmeyi değişen siyasi şartlara uygun hale getirmek, Sözleşmeye katılma şartlarını ve üyelerin niteliklerini belirlemek amacıyla siyasi bir konferans hazırlıklarını yapması için bir komite tesis edilmiştir. "Tuna'da İşbirliği Sorunlarıyla İlgili Siyasi Konferans Hazırlık Komitesi" olarak adlandırılan bu komiteye; Almanya, Hırvatistan ve Moldova, Komisyon'da gözlemci statüsünde olmalarına rağmen, Komisyon üyeleri ile eşit statüde katılmışlardır.
Siyasi Konferans Hazırlık Komitesi 18-22 Ekim 1993'de Budapeşte'de, 21-25 Mart 1994'de Kişinev'de, 19-23 Eylül 1994 Mamaia'da, 23-29 Mayıs 1995'de Moskova'da, 18-22 Mart 1996'da Bratislava'da ve son olarak 23-27 Haziran 1997'de Kiev'de çalışmalarını yürütmüştür. Kişinev'de yapılan ikinci toplantıda işbirliğinin güçlendirilmesi ve genişletilmesi arzusu teyid edilirken, bu işbirliğinin temelini seyrüseferin teşkil ettiği, seyrüseferin serbest olduğu ve işbirliğinin bu temel üzerinde siyasi, ekonomik ve ekolojik alanlarda geliştirileceği vurgulanmıştır. İşbirliği konularının farklılıkları dolayısıyla, çalışmaların ayrı çalışma gruplarında yürütülmesi ihtiyacı duyulmuş ve "Tuna'da seyrüsefer sorunlarıyla ilgili Çalışma Grubu" (ÇG.1) ile "Genişleme doğrultusunda diğer işbirliği alanlarıyla ilgili Çalışma Grubu" (ÇG.2) adlı iki çalışma grubu kurulmuştur. Komisyon ve Hazırlık Komitesi'nin çalışmaları sonucunda, Tuna üzerinde seyrüsefer rejimiyle ilgili 1948 Sözleşmesi'ne ek bir protokol ve bununla ilgili bir imza protokolü hazırlanmıştır. 26 Mart 1998'de Budapeşte'de imzalanan bu Ek Protokolün 1. Maddesinde Federal Almanya Cumhuriyeti'nin 1948 Sözleşmesine akid taraf olarak katıldığı, Sözleşmenin imzacıları ve onların ardılları arasında Hırvatistan ve Moldova da zikredilerek bu üç ülkenin Tuna Komisyonuna tam üye olmaları sağlanmıştır. Ek Protokolün diğer maddelerinde Komisyonun her üye ülkenin birer temsilcisinden oluştuğu, bütçeye her üye ülkenin yıllık eşit katkıda bulunacağı teyid edilmiş ve resmi çalışma dilleri Fransızca ve Rusça'ya Almanca da eklenmiştir.

ÇG.2 çerçevesinde yürütülen çalışmalarda; altyapının güçlendirilmesi, ticaretin artırılması, finansman, enerji, turizm, çevre, mevzuat uyumu ve istatistik alanlarında işbirliği yapılabileceği ortaya konmuş, bu listenin daha da geliştirilmesi üzerinde mutabık kalınmıştır. Ancak Yugoslavya'nın sebep olduğu savaş nedeniyle ÇG.2'nin çalışmaları askıya alınmış, müteakiben Hazırlık Komitesi'nin faaliyeti de kesintiye uğramıştır.

Yugoslavya'da demokratikleşme yönünde kaydedilen gelişmeler üzerine, Tuna'da işbirliğiyle ilgili Siyasi Konferans'ın hazırlanması için görüşmelere yeniden başlanması, 2-10 Nisan 2001 tarihlerinde Budapeşte'te yapılan Tuna Komisyonu'nun 59. olağan Genel Kurul toplantısında önerilmiştir. 29-31 Ekim 2001 tarihlerinde Budapeşte'de toplanan Hukuki ve Mali İşler Çalışma Grubu, 1993-1997 arasında gerçekleştirilen 6 Hazırlık Komitesi toplantısında ortaya konan görüşleri ve varılan mutabakatları yeniden değerlendirerek Komisyonun 2002 yılında yapılacak 60. Genel Kurul toplantısına Hazırlık Komitesi'nin tekrar faaliyete geçmesi tavsiyesinde bulunmuştur. Bu arada Avusturya ve Romanya'nın girişimiyle Tuna Nehri'ne kıyıdaş 13 ülke arasında yeni bir işbirliği süreci başlatılmıştır. Bu ülkelerin Dışişleri Bakanları ile AB Komisyonu ve İstikrar Paktı yetkililerinin 27 Mayıs 2002 tarihinde Viyana'da yaptıkları "Tuna İşbirliği Sürecini Başlatma Konferansı"nda, yeni kurumlar ihdas etmeden, Tuna havzasındaki ülkeler arasında mevcut çok yönlü ilişkilerin geliştirilmesi ve yoğunlaştırılmasına yeni bir ivme verilmesi kararlaştırılmıştır. Yayımlanan deklarasyonda Tuna nehrinde işbirliğinin; ulaşım, çevre, turizm alanlarında, ayrıca kültürel ve bölgesel alanlarda somut projelerle destekleneceği açıklanmıştır.

Tüm bu gelişmelerden, tarihi nehir seyrüsefer kuruluşu olan Tuna Komisyonu'nun yeni üyelerle ve yeni görev alanlarıyla genişlemesini görüşecek ve karara bağlayacak Diplomatik Konferansın hazırlıklarıyla ilgili çalışmaların bir süre daha devam edeceği anlaşılmaktadır.

III- Tuna Komisyonu ve Türkiye

Türkiye, Tuna nehrine kıyıdaş olmamakla beraber, çevresel ve ekonomik açıdan bu nehirden en çok etkilenen havzada yer almaktadır. Türk Boğazları, 1992'de açılan Main-Tuna kanalıyla bütün Avrupa'yı katederek Karadeniz'e ulaşan Ren-Main-Tuna su yolunun Akdeniz'e çıkışını sağlayan tek seyrüsefer yoludur. Tuna ile Karadeniz havzaları seyrüsefer açısından bir devamlılık arzetmenin yanısıra, ekonomik işbirliği bakımından da birbirleriyle bağlantılıdır.

Bu nedenlerle Türkiye, 1990'ların başından itibaren Avrupa'da meydana gelen köklü değişiklikler sonucunda Tuna Komisyonu'nun münhasıran bir seyrüsefer kuruluşu olmaktan çıkarılıp, ulaştırma, ekonomi, ticaret ve çevre konularıyla da ilgili geniş bir bölgesel işbirliğine dönüştürülmesi girişimlerini dikkatle izlemiş ve genişleyerek önemi daha da aratacak olan bu işbirliğinin içinde yeralmak istemiştir. Bu çerçevede 1993 yılında başlayan Diplomatik Konferans hazırlık toplantılarına katılmak ve Komisyon üyesi olmak için resmi girişimlerde bulunmuştur. Bu arada Yunanistan, Fransa, Hollanda, Gürcistan, Çek Cumhuriyeti, Kazakistan ve ABD'nin de Tuna Komisyonu çalışmalarına ilgi gösterdikleri görülmüştür. AB Komisyonu ise 1995 yılından itibaren gözlemci sıfatıyla çalışmaları izlemeye başlamıştır.

Tuna Komisyonu'nun genişleme çalışmalarının ilk aşamada nehre kıyıdaş ülkeler Almanya, Hırvatistan ve Moldova'nın kabulüyle sonuçlanması ve diğer ülkelerin üyeliklerinin, ancak Yugoslavya'nın depoziter ülke olması nedeniyle Belgrad'da toplanacak yeni bir uluslararası konferansta 11 Komisyon üyesinin alacağı kararla mümkün olabileceğinin ortaya çıkması üzerine Türkiye, tam üyelik talebini saklı tutarak, gözlemci üye olma başvurusunda bulunmuştur. Türkiye'nin bu başvurusu, Fransa'nın münhasıran gözlemci olma talebiyle birlikte Komisyon Genel Kurulunun 2 Nisan 2001 tarihli toplantısında kabul edilmiş; böylece iki ülke oy hakkına sahip olmaksızın toplantıları izleme imkanı elde etmiştir. Ren Seyrüsefer Merkez Komisyonu da aynı tarihten itibaren gözlemci sıfatıyla Tuna Komisyonu'nun çalışmalarını izlemeye başlamıştır. Müteakiben 22 Haziran 2001 günü Budapeşte'de ilk ortak toplantısını yapan Tuna Komisyonu ve Ren Seyrüsefer Merkez Komisyonu bir ad hoc komite kurarak kapsamlı işbirliği başlatma kararı almışlardır. Bu arada Hollanda ve Çek Cumhuriyeti de gözlemci olmak için Tuna Komisyonu'na yazılı müracaatta bulunmuşlardır.

Türkiye bir yandan Tuna Komisyonu'na üye olma çalışmalarını yürütürken, bir yandan da "Avrupa'da İç Sular Yoluyla Yük Taşınmasına İlişkin Sözleşme"nin hazırlık çalışmalarına katılmıştır. "Budapeşte Sözleşmesi" olarak adlandırılan bu sözleşme 22 Haziran 2001 tarihinde 11 ülke tarafından imzalanmıştır. Türkiye'nin bu Sözleşmeye katılması için hazırlıklar tamamlanmak üzeredir.

IV- Türk Gemilerinin Tuna Üzerinde Taşımacılığa Başlaması

Tüm bu gelişmeler Avrupa'da iç sularla ilgili kapsamlı bir işbirliğinin hızla gelişmekte olduğunu göstermektedir. Türkiye bu işbirliğinin içinde aktif bir şekilde yeralarak katkılarda bulunmak istemekte, bunun için gerekli akdi zemini hazırlamaktadır.

Ancak Türkiye'nin halen içsularda seyrüsefer yapan hiçbir gemisi bulunmamaktadır. Oysa dış ticaretini ağırlıklı olarak Avrupa ülkeleriyle yapan Türkiye, Tuna üzerinde taşımacılığa biran önce başlayarak hem ulaşım yollarını çeşitlendirmeli, hem de Avrupa'da giderek gelişen nehir taşımacılığından pay almalıdır. Nehir taşımacılığı; Türk armatörler için yeni bir gelir kaynağı yaratmakla kalmayacak, 1/3 daha düşük olan nakliye masrafı nedeniyle bazı ihraç ürünlerimize önemli bir rekabet gücü de kazandıracaktır. Türkiye'nin yalnız Almanya'ya yönelik yılda 700 bin ton olduğu hesaplanan seramik ihracatının nehir yoluyla nakledildiğini düşünmek bile konunun önemini kanıtlamaktadır.

Öte yandan Tuna nehrinin Novi Sad'daki köprü yıkıntıları ve mayınlar nedeniyle iki yıldır bu bölgede seyrüsefere kapalı olması, başta Bulgaristan ve Romanya olmak üzere, birçok Balkan ve Orta Avrupa ülkesinin nehir gemisi işleten şirketlerini zora sokmuş, bazılarının iflasına yol açmıştır. Tuna'nın savaş artıklarından temizlenmesinin bu yıl sonuna kadar tamamlanması beklenmektedir. Dolayısıyla Türk deniz nakliyecilerinin Tuna ülkelerinin şirketleriyle ortaklıklar tesis ederek bu sektöre girmeleri için gerek zemin gerek zaman bakımından müsait bir ortam bulunmaktadır. Elbette Denizcilik Müsteşarlığımız ile Deniz Ticaret Odalarımızın da bu gelişmeleri dikkate alarak Avrupa'da gerek Tuna gerek Ren havzasında seyrüseferle ilgili mevzuatı derlemeye başlaması ve eleman yetiştirmesi önem arzetmektedir.

Dipnot
* T. C. Budapeşte Büyükelçisi.