Suriye'nin Siyasi Görünümü

Suriye bağımsızlığını kazandığı 1946’dan 1970 yılına kadar darbeler ve karşı darbelerin yaşandığı istikrarsız bir dönem geçirmiştir. 1963 yılında Arap Sosyalist Baas Partisi darbeyle yönetimi ele geçirmiş, 1966 ve 1970 yıllarında ise parti içi darbeler yaşanmıştır. 1970 yılındaki darbeyi gerçekleştiren dönemin Savunma Bakanı Hafız Esad, önce kendini Başbakan ilan etmiş, ardından 1971 yılında düzenlenen ve tek aday olarak katıldığı referandumda Cumhurbaşkanı olmuştur.

Cumhurbaşkanı Hafız Esad’ın 10 Haziran 2000 tarihinde ölmesi üzerine, o sırada 34 yaşında olan oğlu Beşar Esad’ın Cumhurbaşkanı olabilmesi için anayasada değişiklik yapılarak Cumhurbaşkanlığı yaş sınırı 40’tan 34’e indirilmiş ve Beşar Esad 10 Temmuz 2000, 27 Mayıs 2007 ve 3 Haziran 2014 tarihli seçimlerde ardarda üç kez Cumhurbaşkanı seçilmiştir.

Beşar Esad’ın iktidara gelmesinden hemen sonra Suriye’de demokratikleşme, insan hakları ve ifade özgürlüğü alanlarında kısa süren nispi bir açılım dönemi yaşanmıştır. “Şam Baharı” olarak adlandırılan bu dönem 2001 Şubat ayında iki bağımsız milletvekilinin (Mumin Homsi ve Riyad Seif) siyasi reformlar talep etmeleri nedeniyle “yasadışı olarak anayasayı değiştirmeye teşebbüs suçu”ndan yargılanarak hapse atılmalarıyla son bulmuştur. Bu tarihten itibaren Esad, Suriye’nin dış politikada karşılaştığı sorunları da ileri sürerek siyasi reformlardan uzaklaşmıştır. Ülkede demokrasi ve reform talep eden çok sayıda muhalif 2005 Ekim ayında “Şam Deklarasyonu”nu imzalamış; ancak, bu muhaliflerden de bir kısmı daha sonra hapse girmiş, bir kısmı ise ülkeyi terketmek zorunda kalmıştır.

2011 yılı başında Tunus ve Mısır’da başlayan ve “Arap Baharı” olarak adlandırılan süreç Suriye’yi derinden etkilemiştir. Suriye’de halkın özlemini duyduğu hak ve özgürlüklere sahip olmak amacıyla başlattığı ve ilk olarak Daraa’da meydana gelen gösteriler, 16 Mart 2011 tarihinden itibaren ülke geneline yayılmış, güvenlik kuvvetlerinin ve paramiliter güçlerin (Şebbiha) başvurdukları şiddetin etkisiyle Suriye kendisini kırılması zor bir şiddet sarmalının içinde bulmuştur.

Bölgesel ve uluslararası alanda ihtilafın barışçı şekilde çözüme kavuşturulmasını teminen ortaya koyulan çeşitli plan ve yol haritalarını uygulamaya yanaşmayan rejim, daha özgür ve demokratik bir Suriye özleminden beslenen meşru talep ve beklentileri dile getiren halkı “ülkenin barış ve istikrarını bozmayı amaçlayan teröristler” olarak nitelemiş ve bu talepleri şiddet kullanarak bastırmak yoluna gitmiştir. Barışçı göstericilerin üzerine ateş açmak suretiyle başlattığı şiddet politikasını, bilahare tank, roketatar ve top gibi ağır silahlar kullanarak tırmandıran rejim, savaş uçakları ve helikopterle havadan yaptığı saldırılarla da yerleşim yerlerini ayırım gözetmeksizin vurmuştur. Rejimin 21 Ağustos 2013 tarihinde Şam’ın kırsal bölgelerine düzenlediği saldırılarda kimyasal silah kullanması sonucunda aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu 1.400'ün üzerinde kişi hayatını kaybetmiş, 5.000'in üzerinde kişi ise yaralanmıştır. Son olarak 4 Nisan 2017 tarihinde benzer bir kimyasal silah saldırısı İdlip’e bağlı Han Şeyhun köyünde gerçekleşmiştir.

Rejimin şiddetinin yolaçtığı kıyım ve tahribat neticesinde, 500 binden fazla Suriyeli hayatını kaybetmiş, 6 milyon civarında kişi ülke içinde yerlerinden edilmiş, 5 milyona yakın Suriyeli komşu ve diğer ülkelere sığınmıştır.

Bölgesel ve uluslararası güvenlik ve barış açısından ciddi tehdit oluşturmayı sürdüren ve aradan geçen altı yılı aşkın sürede insanlık suçu işlemekte sınır tanımadığını da defalarca kanıtlayan rejim, halkın ve uluslararası toplumun nezdinde meşruiyetini yitirmiştir.

Bu bağlamda, halkın meşru talepleri doğrultusunda, Suriye’nin yeniden inşasına ilişkin geçiş sürecinde sorumluluk alacak etkili ve kapsayıcı bir muhalefetin ortaya çıkması yönündeki beklenti ve çabalar doğrultusunda, ülkemizin de öncülüğünde teşkil edilen Suriye Halkının Dostları Grubu’nun Aralık 2012’de Marakeş’te düzenlenen toplantıda Suriye Ulusal Koalisyonu (SUKO) 114 ülke ve 13 uluslararası kuruluş tarafından Suriye halkının meşru temsilcisi olarak tanınmıştır. Öte yandan, Aralık 2015’te kurulan ve silahlı muhalif grup temsilcileriyle birlikte SUKO’nun da temsil edildiği Müzakere Yüksek Kurulu, Ocak 2016’dan bu yana BM arabuluculuğunda Cenevre’de yürütülmekte olan siyasi müzakere sürecinde muhalefeti temsil etmektedir.