Değerli meslektaşım,
Türk- İtalyan dostluk ailesinin seçkin üyeleri,
Değerli dostlar,
2004 yılında başlayan Türk-İtalyan Forumu’nun, bu yıl dördüncüsünü gerçekleştirmenin mutluluğunu yaşıyoruz. Artık geleneksel bir çerçeve kazanan böyle bir toplantı vesilesiyle sizlere hitap edebilmekten kıvanç duymaktayım.
Türk-İtalyan Forumu, her iki taraftan seçkin katılımcılar arasında duygu ve düşünce birliğinin oluşturulmasına ve sürdürülmesine imkan veren ortak bir aile haline gelmiştir. Türk-İtalyan Forumları artık bir başarı öyküsü oluşturmaktadır. Bu başarının onuru İtalya’dan Limes düşünce dergisi ve UniCredit Bankası ile Türkiye’den Bakanlığımın Stratejik Araştırmalar Merkezi’ne ve kuşkusuz Türk ve İtalyan Hükümetlerine ait bulunmaktadır.
Değerli dostlarım,
Türkler ve İtalyanların ortaklaşa paylaştıkları duygu ve düşüncelerin kökleri tarihin derinliklerine kadar uzanmaktadır. Tarihi bulgular, Anadolu ve İtalya arasındaki ilişkilerde birbirini tamamlayıcı sıcak bağların egemen olduğunu ortaya koymaktadır.
Roma İmparatorluğu ile Anadolu’nun birleşmesi neticesinde Avrupa jeopolitik ve jeokültürel doğal sınırlarına kavuşmuştur. Bu birleşme, Roma devletini küresel bir güç yapmıştır. Tarihte halk bu birleşmeyi “ Bütün Yollar İstanbul’dan Çıkar, Bütün Yollar Romaya Varır.” şeklindeki özdeyiş ile tanımlamıştır. Bu özdeyiş aynı zamanda Avrupa coğrafyasının iskeletini ortaya koymaktadır.
Bu tarihi gerçek, günümüzde bizi ister istemez Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri konusunda anlamlı bir sonuca götürmektedir. Avrupa Birliği Türkiye’yi Avrupa Birliği üyeliğe kabul etmesinden sonra küresel bir güç haline gelecektir.
Tarihte Türkiye ve İtalya, yedi tepeli başkentleri barındıran ülkeler olmuşlardır. Ülkelerimiz için Anadolu, Ege, Akdeniz değerleri ve Avrupa kavramının özünü oluşturan Roma Hukuku İlkeleri ortak miras olmuştur. Oysa birçok Avrupa ülkesi için ise tüm bu değerler ve ilkeler sadece bir esin kaynağı olabilmiştir.
Öte yandan, birer Avrupa kavramı olan Anadolu ve Küçük Asya’nın, bugünün modern Türkiyesine dönüşmesinde İtalya’nın katkılarına atıfta bulunmak istiyorum. Bu katkıların ekonomik, siyasi, kültürel ve felsefi boyutları bulunmaktadır.
Venedik, Cenova, Pisa ve Floransa gibi şehirlerin Osmanlı İmparatorluğu topraklarında yer alan kolonilerinin Türkiye’den Avrupa’ya yaptıkları ticaret, Osmanlı İmparatorluğu’nun Avrupa ekonomisi ile entegre olmasında belirleyici rol oynamıştır. Bu şehir devletlerine Osmanlı İmparatorluğu tarafından ticari ayrıcalıklar tanınması belki de Avrupa’da ilk defa Tek Pazar veya Serbest Pazar gibi yapıların ortaya çıkmasına yol açmıştır.
İtalya ve Osmanlı İmparatorluğu arasında kültürel etkileşim her dönemde canlı bir seyir izlemiştir. Venedik’i Rönesans’ın merkezlerinden biri haline getiren sanatçılardan ünlü İtalyan ressam Bellini’nin yaptığı Fatih Sultan Mehmet Portresi bunun anlamlı bir simgesini oluşturmaktadır. Bellini’nin bununla da kalmayarak, daha sonra yaptığı İskenderiye tablosunda kendini resmederken boynunda Fatih Sultan Mehmet’in kendisine hediye ettiği kolyeyi çizmesi ayrı bir sembol taşımaktadır.
Avrupa’nın karanlık bir çağdan geçtiği 15. yüzyılda İstanbul’a davet edilen sanatçıların listesine İtalyan madalyon sanatçısı Costanzo da Ferrara’nın ismini ekleyebiliriz. Muhtemelen Costanza da Ferrara da yaratıcılığını metaller üzerine yansıtırken, aynı işi kağıt üstünde yapan Türk minyatür ustalarıyla evrensel bir yarış, ama en önemlisi karşılıklı etkileşim içindeydi.
İtalya’dan Avrupa’ya dalga dalga yayılan Rönesans ve Aydınlanma dönemleri Osmanlı İmparatorluğu’nu da kapsama alanı içine almıştır. Bunun sonucunda, Osmanlı İmparatorluğu’nda idari yapı, edebiyat, felsefi hayat ve güzel sanatlarının tüm kolları yeni dönemden etkilenmiştir.
Osmanlı İmparatorluğu’nun geç dönemlerinde ise İstanbul’un mimari dokusu içinde bazı semtler ve binaların İtalyan mimarisinin izlerini kazandığını bilmenizi isterim.
Öte yandan, 60’lı yıllarda Pepino de Capri, Mina, Mario Zelinotti gibi İtalyan şanatçıların Türkçe olarak okudukları melodiler Türk halkının hafızasında canlılığını korumaktadır.
Değerli dostlarım,
Türkiye her zaman Avrupa’nın tarihi, siyasi ve kültürel coğrafyasının ayrılmaz bir parçası olmuştur. Bu bakımdan Türkiye’yi AB içinde görmek istemeyen çevrelerin, bu coğrafyanın doğal dinamiklerini değiştirme şansı bulunmamaktadır.
Antik çağda Anadolu’nun Efes ve Millet gibi şehirleri ve çok sayıda düşünür ve sanatçıyı barındırmış olması önemlidir. Bilahare Avrupa’nın temel değerleri Anadolu kültür güneşinin ışınlarında yaşam kaynağı bulmuştur. Bugün de, Avrupa’nın fikir, sanat ve kültür anlamında yeni hamleler yapmasında ve yeni ufuklara açılmasında, Anadolu’ya yani Türkiye’ye ihtiyacı bulunduğuna inanıyorum.
Esasen, kültür tarihinde renkli ve canlı alışveriş söz konusu olduğunda sınırlar anlamını yitirir. Rönesans ve Aydınlanma çağlarının pırıltısını taşıyan bir Avrupa’nın, diğer kültürleri dışlamak yerine bunların ışık ve renklerini içine almasına izin vermesi gerektiğini düşünüyorum. Bu anlamda, Türkiye’nin Birliğe üyeliğinin sağlayacağı katkılar evrensel düzeyde yankı bulacaktır.
Avrupa tarihinden Osmanlı İmparatorluğu çıkarıldığında geçmişte Avrupa’yı hatırlamak mümkün olmayacaktır. Bir örnek verecek olursam, 16. yüzyılda Habsburg hanedanına karşı duran Fransa, İngiltere, Hollanda ve Protestan dünyasına Osmanlı İmparatorluğu’nun verdiği siyasi ve mali destek sayesinde anılan dönemde Avrupa güç dengesinin oluştuğunu hatırlatmak isterim.
Sayın katılımcılar,
AB’nin geleceğine ilişkin güçlü ve vizyoner politikalar henüz vücut bulmamıştır. Avrupa Birliği, birikimler, gelenekler ve kültürlerin kaynaştığı bir çeşitlilik ve birarada yaşama projesi olmalıdır. Bu projeye Türkiye’nin üyeliğinin kıtamızın ötesine taşan yansımaları olacaktır. Türkiye’nin üyeliği değişik kültürlerin evrensel bilinç etrafında birleşmesi, çatışma yerine barış ve dayanışmanın egemen olması anlamına gelmektedir.
Bu itibarla, AB ile Türkiye arasında müzakerelerin başlatıldığı 3 Ekim 2005 tarihi Avrupa coğrafyası ve değerleri açısından bir dönüm noktası olmuştur. Artık Türkiye’nin AB üyelik süreci geri dönülemez bir aşamaya ulaşmış bulunmaktadır
Kuvvetle vurgulamalıyım ki Avrupa’nın küresel güç haline dönüşmesinde Türkiye’nin AB üyeliği vazgeçilmez bir rol oynayacaktır. Böylece paylaştığımız değerlerin Türkiye’yi çevreleyen coğrafyalara yansıması ve bu coğrafyalarda AB’nin etkin konum kazanması mümkün olabilecektir. Kısaca Avrupa siyasi, ekonomik ve askeri açıdan yepyeni bir döneme girecektir.
Türkiye’nin genç ve eğitimli nüfusu ve dinamik ekonomik yapısı, Avrupa ekonomisine güç katacak ve ölçek kazandıracaktır.
Türkiye olarak AB’ye üyelik sürecinin uzun soluklu güçlüklerle dolu bir yol olduğunun bilincindeyiz. Ancak, Avrupa’nın doğal dengesine Türkiye olmaksızın kavuşamayacağını biliyoruz ve bu nedenle, biz bu yolun bir başarı öyküsüyle sonuçlanacağından emin bulunuyoruz.
Türkiye, bu anlayışla Kopenhag Kriterlerinden kaynaklanan yükümlülüklerini tam olarak yerine getirmeye kararlıdır. Bu amaçla Türkiye’nin gerçekleştirdiği reformlar, başkalarınca sessiz devrim olarak nitelendirilmektedir. İtalya, bu süreçte Türkiye’ye istikrarlı bir destek ve katkı sağlamıştır. Bu destek ve katkı Türk halkının gönlünde yer etmiştir. İtalya’nın bu değerli destek ve katkılarının önümüzdeki dönemde de devam edeceğine inanıyoruz.
Öte yandan, Türkiye’nin önüne sonradan konulan ve hakkaniyet ölçüleriyle bağdaşmayan suni engellerin aşılmasında, Türkiye’nin dostlarından destekten de öte yüksek sesli bir mücadele sergilemelerini beklemekteyiz.
Değerli dostlar,
Bugün Türkiye ve İtalya iki dost, ortak ve müttefik ülkedir. İki ulus ortak insani ve demokratik değerler etrafında birleşmiştir. Akdeniz’in kuzey kıyılarında yer alan ülkelerimizin sahip oldukları stratejik coğrafi konumları, buna bağlı olarak geliştirdikleri Akdeniz vizyonu, AB’nin geleceğine dair benzer yaklaşımları, transatlantik ilişkilere atfettikleri önem ilişkilerimize doğal bir temel kazandırmaktadır.
Akdeniz havzası kültürlerin kesişme noktasıdır ve istikrar içinde olduğu dönemlerde evrensel medeniyete çeşitlilik ve hoşgörüye dayanan renkler ve değerler katmıştır. Tıpkı İtalya gibi Türkiye de Avrupalı olmanın yanı sıra Akdeniz kültürünün de önde gelen aktörleri arasında yer almaktadır. Bu itibarla, ülkelerimiz Akdeniz’in bir işbirliği ve istikrar denizi haline dönüşmesini görev olarak bilmektedir. Bu anlayışla ülkelerimiz Barcelona Süreci, Akdeniz Forumu, NATO’nun Akdeniz Diyaloğu Girişimi gibi bölgesel işbirliği çerçevelerinin güçlendirilmesine önem atfetmektedir.
Değerli katılımcılar,
Türkiye ve İtalya arasındaki siyasi ilişkiler ikili düzeyde olsun, uluslararası düzeyde olsun, sağlam temeller üzerinde gelişmektedir. Kuşkusuz siyasi ilişkilerimizin ulaştığı bu seviye, iki ülke arasında kültürel, ticari ve ekonomik işbirliğini de güçlendirmektedir. Bir bütün olarak bakıldığında ikili ilişkilerimiz bütün boyutlarda gelecek için büyük bir gelişim potansiyeli sunmaktadır.
İtalya, Türk ekonomisi açısından katkısı vazgeçilemeyecek değerli bir ortaktır. Türkiye’nin AB ile Gümrük Birliği’ne girmesi ile ekonomik ve ticari ilişkilerimiz parlak bir performans sergilemeye başlamıştır. Ticaret hacminde yıllık iki rakamlı yüzde artışlar birbirini izlemektedir. Bu tablo, İtalya’nın Türk ekonomisinin ihtiyaç duyduğu girdi ve yatırım mallarının önemli bir tedarikçisi konumunda bulunan bir ticaret ortağı olduğunu ve Türk ekonomisi için önemli bir ihracat pazarı sunduğunu göstermektedir.
İtalyan firmalarının, Türkiye’deki doğrudan yatırımları da gerçekten önemlidir. Türkiye’de doğrudan yatırım yapan İtalyan firmalarının sayısı 450’yi geçmiş bulunmaktadır.
ATAK helikopter projesi, savunma sanayinde işbirliğimize yeni perspektifler kazandırmıştır.
Kısaca, İtalya’nın tarihte olduğu gibi günümüzde de, Türk ekonomisinin Avrupa ile bütünleşmesinde öncelikli bir yere sahip olduğu görülmektedir.
Bu vesileyle ekonomik ve ticari alandaki işbirliğimizin sadece ikili düzeyde değil, üçüncü ülkelere yönelik olarak da sürmesi yönünde dileğimi özellikle ifade etmek isterim. Balkanlar, Kafkasya, Orta Asya, Orta Doğu ve Akdeniz bölgelerinde ekonomik ortam giderek serbestleşmekte ve böyle bir işbirliği için değerli imkanlar ortaya çıkmaktadır.
Değerli katılımcılar,
Türkiye, Kuzey-Güney, Doğu-Batı eksenli enerji koridorlarının kesişme noktasında yer almaktadır. Türkiye, Avrasya, Hazar ve Orta Doğu bölgelerinde Avrupa’ya ve dünyaya petrol ve doğal gaz sevkiyatında kilit bir rol oynamaktadır.
Bu itibarla, Türkiye ve İtalya’nın enerji nakil sektöründe yürüttükleri ortak projeler, Avrupa enerji tedarik kaynaklarının ve güzergahlarının çeşitlendirilmesine stratejik önemde katkılarda bulunmaktadır.
Bilindiği üzere, Rus doğalgazını, Karadeniz’in altından Türkiye’ye taşıyan Mavi Akım Doğal Gaz Hattı, İtalya’nın katkılarıyla gerçekleşmiştir. Öte yandan, Bakü-Tiflis-Ceyhan Ham Petrol Boru Hattı’ndaki işbirliğimiz de bir başarı öyküsüdür.
Güney Avrupa Gaz Ringi, enerji alanında sürdürdüğümüz işbirliğinin bir başka unsurudur. Türkiye-Yunanistan-İtalya doğal gaz enterkonektörü ile Hazar doğal gazı ilk defa Rusya dışında ülkelerden Avrupa’ya ulaşacaktır.
Türkiye ile İtalya arasındaki enerji işbirliğine son dönemlerde Samsun-Ceyhan Petrol Boru Hattı Projesi de eklenmiştir.
Değerli dostlar,
Ülkelerimiz arasında her alanda ilişkilerin yanısıra insani temasların da gelişmekte, bunu görmek bizleri memnun etmektedir. Kuşkusuz bu bağların ve karşılıklı anlayışın daha da güçlenmesinde, özellikle üst düzey ziyaret ve temasların artırılmasında yarar bulunmaktadır. Bu çerçevede, halklarımızın temsilcileri olan milletvekillerimizin karşılıklı temaslarının önemini vurgulamak isterim. Bu temaslar, Türk ve İtalyan halklarının birbirlerini daha iyi anlayabilmeleri açısından değerli katkılar sağlayacaktır.
Konuşmamın sonunda ilişkilerimizde eksiklik teşkil eden önemli bir konuya değinmeden geçemeyeceğim. İtalya, Türkiye’de sempati gören bir ülkedir. İtalyan kültürü, estetiği ve yaşam biçimine ülkemizde belirgin bir ilgi söz konusudur. Buna karşılık, Türkiye’nin İtalya’da aynı görünümü sunduğunu söylemek güçtür. İtalyan kamuoyunda ve basınında ülkemizle ilgili önemli bir bilgi ve algılama açığı bulunmaktadır. Bunun bir ölçüde bizden kaynaklanan eksikliklere ve bir ölçüde ise yanlış bilgilere dayandığının bilincindeyiz.
Türkiye, bu eksikliğin telafisi için üzerine düşeni yerine getirmeye hazırdır. Ancak İtalyan dostlarımızın bu konuda duyarlılık göstermesi bizleri mutlu edecektir.
Türk-İtalyan Forumu, bu eksikliğin telafi edilmesine katkıda bulunmaktadır. Bu itibarla her iki tarafın gönül ve düşünce önderleri arasında dostane bir diyalog kanalı oluşturan Türk-İtalyan Forumu’nun devamlılık arz etmesi önemlidir. Bu Dördüncü Forum nicelerinin izlemesini diliyor, Forum vesilesiyle sizlere hitap etmekten içten bir mutluluk duyuyorum.
Gelecek sene 5. Türk-İtalyan Forumu’nun sunacağı Akdeniz sıcaklığında İtalyan dostlarımızı yeniden kucaklayabilme dileğiyle sözlerime son veriyor ve çalışmalarınızda başarılar diliyorum.