#

Bakanlığı Takip Edin:

Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun Türkiye-Avrupa Birliği Ortaklık Konseyi Toplantısında yaptığı konuşma, 15 Mart 2019, Brüksel

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- … ve yaralılara acil şifalar diliyoruz. Yeni Zelanda halkına ve Müslüman alemine başsağlığı diliyoruz.

Biraz önce Dışişleri Bakanı “Winston Peters’la da görüştük, Türkiye olarak kendilerine destek vermeye hazır olduğumuzu söyledik. Ve bu anlamda Yeni Zelanda Başbakanı Ardern’in yapmış olduğu sağduyulu açıklamayı da memnuniyetle karşıladığımızı da vurgulamak isterim. Ve bir an önce soruşturmanın da neticelenmesini bekliyoruz ve kendilerine de bu yöndeki düşüncelerimizi aktardık.

Fakat şunu özellikle söylemek isterim: Bu terör saldırısından maalesef olayı gerçekleştiren bu alçaklar kadar, yabancı düşmanlığını, İslamofobik eğilimleri ve Müslümanlara karşı nefret dilini körükleyen sorumsuz siyasetçiler ve altını çizerek de söylüyorum ve basın yayın organları da sorumludur. Ve bu olaydan herkesin çıkarması gereken dersler vardır. Burada özellikle Avrupa Birliği’nden ve Avrupa ülkelerinden Müslümanlara karşı ve dinimize karşı saldırıları ve nefret dilini ifade özgürlüğü olarak ve demokrasi olarak nitelendirmemelerini ve önlem almaları gerektiğini hatırlatmak isterim. Son yıllarda çok sayıda Müslümanlara yönelik saldırı, dinimize yönelik, Peygamberimize yönelik saldırılara karşı maalesef “bu ifade özgürlüğüdür” açıklamasını bu Avrupa içindeki sözde dayanışma anlayışıyla yapıldığını çok gördük ve bu eğilim devam ederse buna benzer olayların önüne geçemeyiz herkesin bundan ders alması gerekiyor. Yeni Zelanda’da yaşayan vatandaşlarımız var, o bölgede yaşayan 2 tane vatandaşımızın da yaralandığını üzüntüyle öğrendik. Mustafa Boztaş ve Zekeriya Tuya. Bir tanesi ameliyattan çıktı, diğeri de hastaneye kaldırıldı hayati tehlikeleri yok şu anda aldığımız bilgiye göre. Yine o bölgede yaşayan üçüncü vatandaşımızla ilgili de yine Büyükelçiliğimiz ve arkadaşlarımız bilgi almaya çalışıyor bu bilgileri de paylaşmak istedim. Sadece vatandaşlarımıza değil, tüm yaralılara bir kere daha acil şifalar diliyoruz.

Bugünkü toplantımızı tamamladık ve 4 yıl aradan sonra bu toplantının gerçekleştirilmesi kendi başına anlamlıdır, ama içeriği de dolu bir toplantı oldu. Her konuda hemfikir olmasak da düşüncelerimizi samimi bir şekilde karşılıklı olarak paylaşma imkanımız oldu. Ve toplantı öncesi gerçekleştirdiğimiz gayri resmi kahvaltıda da bölgesel konuları da değerlendirme imkanı bulduk. Ve özellikle bölgesel konularda zaten Avrupa Birliği’yle görüşlerimizin büyük oranda örtüştüğünü söylemek isterim.

Ve bu vesileyle, Avrupa Birliği’ni ve değerli arkadaşım Federica’yı dünkü Suriye Konferansı için bir kere daha tebrik etmek istiyorum, son derece başarılıydı. Biz de katıldık, düşüncelerimizi tüm dünyayla paylaştık. Ve Birleşmiş Milletler’e de ayrıca katkıları için çok teşekkür ediyoruz.

Özellikle Ortaklık Konseyi Toplantısında bugün üye devlet temsilcilerinin de katılımıyla Türkiye’nin müzakere sürecini ve ortaklık anlaşması temelinde ilişkilerimizdeki mevcut durumu gözden geçirdik. Katılım müzakereleri çerçevesinde Türkiye’nin katılım sürecine olan bağlılığının altını çizdik. Avrupa Birliği’nin 18 Mart Türkiye-AB mutabakatına dair yükümlülüklerini yerine getirmesi ve özellikle üzerinde anlaştığımız 5 faslın açılışına ilişkin hazırlıkların tamamlaması konusundaki beklentilerimizi bir kere daha tekrarladım.

Türkiye olağanüstü halin özellikle kaldırılmasını takiben reform gündemine geri döndü ve Türkiye’nin normalleşmesi için Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın liderliğinde Hükümetimiz, Kabinemiz ve kurumlarımız gerekli adımları atıyorlar. Ağustos ve Aralık 2018’de yapılan Reform Eylem Grubu toplantıları, siyasi reformların sürdürüleceğine ilişkin açık bir mesaj verdi. Ve bu bağlamda özellikle yargı, temel haklar ve özgürlükler alanlarına özel önem veriliyor. Ve burada Avrupa Birliği’nin de güvenilir bir çıpa görevini üstlenmesi gerektiğini hatırlatmak isterim. Elbette Türkiye Avrupa Birliği’nden gelen yapıcı eleştirilere karşı duyarsız kalmaz ve Avrupa Birliği’nin her önerisini samimiyse dikkate alır, değerlendirir, çünkü bu süreci birlikte yürütüyoruz. Ama çiftçe standart ve ikiyüzlülük olduğu zaman da bunu kabul etmemiz mümkün değil. Dolayısıyla Türkiye’deki devam eden yargı süreçleriyle ilgili biraz önce söylediğiniz ifadeleri de kabul etmem mümkün değil. Çünkü yargı Türkiye’de bağımsızdır ve yargı süreci Türkiye’de işler, anayasaya bireysel başvuru hakkı dahil, yani iç hukuk yolu herkes için açıktır ve Türkiye Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine üyedir ve tüm yargı süreçleri de, alınan kararlar da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine götürülebilir, yani Türkiye’de hukuk yolu işliyor.

Tutukluluk süresi, yargılamanın uzun sürmesi gibi konular tüm Avrupa’nın da gündemindeki sorunlardır, zaten yargı reformu stratejisiyle tüm bu konuları da ele alıyoruz, bunları da halletmemiz gerekiyor. Ama Türkiye’deki bir iddianameyle ilgili önyargılı bir şekilde yorum yapmanız doğrudan yargıya müdahale anlamına gelir. Siz burada bir teröristin iade edilmesi konusunda bile biz bir talepte bulunduğumuz zaman ne diyorsunuz? Yargı böyle karar verdi, yani azılı bir teröristi bile Türkiye’ye verirken işi yargıya atıyorsunuz. İşte şu içinde bulunduğumuz Belçika’da son günlerde yargının PKK terör örgütüyle ilgili verdiği kararları ibretle izliyoruz. PKK, Avrupa Birliği tarafından da terör listesine alınmıştır, ama Belçika’daki yargı adeta PKK’yı aklamak için çaba sarf ediyor. Şimdi bunu yargının bağımsızlığı olarak değerlendiriyorsunuz, ama Türkiye’de bir şey olduğu zaman Türkiye’ye ders verir nitelikte açıklamalar yapmaya çalışıyorsunuz, doğrudan yargıya müdahale ediyorsunuz. Hani yargının bağımsızlığı ilkesi? Hani hukukun üstünlüğü ilkesi? Bırakın yargı kararlarını versin, kabul edersiniz-etmezseniz, severseniz-sevmezseniz, bazen benim de hoşlanmadığım kararları yargı verebiliyor, doğal, çünkü benim niyetime veya arzuma göre vermez, hukuka göre verir. Biz zaten yargı reformu stratejisiyle ve kapsamlı bir reform çalışmamızla sorunlu alanları da inşallah halletmek için kararlılığımız var. Türkiye’nin içinden geçtiği bu zorlu süreçten sonra Türkiye’nin tekrar reformcu kimliğine dönmesi Avrupa Birliği tarafından da görülmeli ve desteklenmelidir, çünkü bu süreçte sürekli Avrupa Birliği’yle de zaten iletişim halindeyiz.

Tabii burada ekonomik kriterlerle ilgili de yine birlikte neler yapabileceğimizi de görüştük ve karşılıklı çıkar anlayışıyla adımların atılması gerekiyor. 2019 yılında Romanya Dönem Başkanlığında bir Türkiye-AB zirvesinin gerçekleştirilmesini önemli buluyoruz. Bu anlamda da Romanya Dönem Başkanlığına da çok teşekkür ediyoruz tüm çabaları için.

Terörle mücadele her iki taraf için de önemlidir ve bu konularda çifte standarttan uzak, dayanışma anlayışıyla terörle mücadelemizi sürdürürsek hem Türkiye, hem de Avrupa Birliği güven içinde olur. Çünkü Türkiye’nin güvenliği Avrupa’nın geri kalanının güvenliğinden ayrı tutulamaz ve Avrupa Birliği’nin Türkiye’nin güvenlik sınamalarını anlamasını ve PKK, YPG, PYD, DEAŞ; FETÖ ile mücadelemize destek vermesini bekliyoruz. Ve o terör örgütlerinin Avrupa ülkelerindeki faaliyetlerine de artık Avrupa Birliği’nin ve üye ülkelerin müsamaha göstermemesi gerekiyor.

Vize serbestisiyle ilgili şu anda 6 kriter kaldı ve bu kriterlerle ilgili birlikte müzakereleri sürdürüyoruz ve önümüzdeki süreçte bunu da birlikte halledeceğimizi düşünüyorum.

Yine Türkiye göç yönetimi konusunda üzerine düşen yükümlülüklerini yerine getirmektedir. AB’nin de özellikle gönüllü insani kabul programını hayata geçirmesini bekliyoruz. Bazı AB üye ülkelerinin göçmen almak istemediğini ve diğer ülkeleri de zor duruma bıraktığını görüyoruz. Bu konuda elbette Avrupa Birliği daha kararlı bir tutumla özellikle gönüllü yerleşim konusunda adım atılmasını sağlayabilir ve bu sürece destek veren AB üyesi ülkelere de ayrıca çok teşekkür ediyorum. Özellikle burada Almanya ve Hollanda’ya da huzurlarınızda çok teşekkür ediyorum.

Yine Gümrük Birliği’nin güncellenmesi her iki tarafın yararınadır ve görüyoruz ki Avrupa Birliği üyesi ülkelerin yarısından çoğu Türkiye’den daha fazla faydalanacaktır bu güncellemeden. Ama bazı ülkelerin sadece siyasi saiklerle ve önyargılarla, Türkiye karşıtlığıyla bunu engellemeye çalıştığını görüyoruz. Ve sanki bir üyelik müzakeresi gibi bugüne kadar konulmayan, üç tur görüşmelerde hiç gündeme gelmeyen konuları da gündeme getirmeye başladıklarını görüyoruz. Yani Türkiye-AB hangi alanda ilerleme yapsa bakıyoruz bazı ülkeler hemen set kurmaya çalışıyor. Ama burada ahde vefa önemlidir ve karşılıklı çıkar sağladığımız alanlarda bu kısır döngü içinde kalarak ve vizyon eksikliği içinde davranışlardan vazgeçilmesi gerekiyor.

Diğer taraftan IPA fonlarının özellikle kesilmesi ya da kesinti yapılması da, gerçekten yani ne diyeyim, bize göre ciddi bir davranış değildir. Bu Türkiye ekonomisine zarar vermez, ama özellikle Türkiye’de reform alanlarıyla ilgili IPA fonlarından kesintiye uğratılması, 23. ve 24. fasılların açılmasına izin verilmemesi gibi reform ve diğer konularda Avrupa Birliği’nin samimiyetini sorgulamamıza sebep oluyor, halkımız bunu sorguluyor. Dolayısıyla böyle Avrupa Birliği’nin kendisini küçük düşürücü adımlardan da vazgeçmesi gerektiğini vurgulamak isterim.

Avrupa Parlamentosunun özellikle aldığı kararı kabul etmemiz mümkün değil. Her ne kadar tavsiye niteliğinde olsa bile biraz önce söylediğim sebeplerden dolayı aşırı akımların ve ideolojilerin kurban olmaya başlayan Avrupa Parlamentosunun sağduyulu bir karar aldığını söylememiz mümkün değil. Ama ilk defa bu olumsuz, kabul edilemez raporun aleyhine oy verenlerin belli bir zamandan bu yana sayısının arttığını görmek de esasen Avrupa Parlamentosu içinde de bu söylediğim akımları sorgulamaya başlayan sağduyulu siyasetçi sayısının da arttığının bir göstergesidir. Dolayısıyla biz burada ahde vefa ilkesi çerçevesinde hareket edilmesini bekliyoruz, Türkiye ile imzalanan anlaşmalara herkesin sadık kalması gerekiyor ve Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerine vizyoner bir açıdan hepimizin bakması, önümüzdeki süreçte ilişkilerimizin daha sağlıklı geçmesine ve şu anda birlikte çalıştığımız alanlarda mesafe kat etmemize vesile olur diye düşünüyorum. Bu anlamda bugünkü toplantı son derece faydalı oldu.

Ben hem Federica, hem de Johannes’a bu verimli toplantı için teşekkür ediyorum ve yine Romanya Dönem Başkanlığına da ayrıca teşekkürlerimi sunuyorum.