İyi Günler Sayın basın mensupları, bugün biraz sonra Pakistan’a ve Afganistan’a resmi bir ziyarette bulunacağım. Pakistan Cumhurbaşkanı Şah Mahmut Kureyşi ve Afganistan Dışişleri Bakanı Rengin Spanta’nın davetiyle 9-10 Haziran tarihlerinde Pakistan’da, 11-13 Haziran tarihleri arasında da Afganistan’da bulunacağım. Bu gezilerin birkaç yönü var, bunları sizinle paylaşmak isterim.
Birincisi her iki ülke de Türkiye’nin tarihi olarak son derece derin ilişkilere sahip olduğu, bugünkü gelişmelerini yakından takip ettiği, gelecekteki seyirleri, gelecekteki gelişmeler konusunda da mümkün olan en ciddi katkıyı yapmaya çalıştığı iki dost ve kardeş ülke. Zaten bildiğimiz gibi Dışişleri Bakanlığına gelen Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlarının çoğu, Afganistan-Pakistan gibi ülkeleri ziyaret takvimlerinin ilk aylarında, ilk haftalarında yapmak isterler. Ben de bu vesileyle bu iki ülkeye bir ziyarette bulunacağım. Ayrıca bu iki ülkenin son dönemde yaşamakta olduğu gelişmeler göz önünde bulundurulduğunda, bu ziyareti birlikte yapmamızın özel bir anlamı var. Hem iki ülkeye tek tek destek vermek, hem de iki ülkenin son günlerde karşı karşıya kaldığı zorluklar konusunda Türkiye’nin yapabileceklerini sahada görmek ve kendileriyle istişare etmek amacına dönüktür ziyaretim.
Türkiye’nin her iki ülkeye olan katkıları, desteği açıktır. Ve her iki ülke de Türkiye için özelde Güney Asya’nın, genelde Asya dengelerinin en kritik, stratejik iki dost ve müttefik ülkesidir. Bu çerçevede yapılabilecek her türlü yardımı Türkiye yapmaya hazırdır. Bu noktada bir eylem planı çerçevesinde de yardımlarımızı koordine etmeye çalışıyoruz. Her şeyden önce, Pakistan’daki gelişmeler esnasında evlerinden olmuş olan, yerlerinden edilmiş olan üç milyona yakın insana insani yardım ulaştırmak için geçtiğimiz haftalarda Sayın Başbakanımızın talimatıyla çok kapsamlı bir yardım iletme programı başlatılmıştır. Gerek Kızılay gerek TİKA, sivil toplum kuruluşlarımız bütün imkânlarıyla Pakistan’daki kardeşlerimizin yanındadır ve bu çalışmalar devam edecek.
Bunun dışında malum Türkiye bu ay Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Dönem Başkanı’dır. Önümüzdeki bir buçuk yıl içerisinde de Konsey üyeliği devam edecektir. Başta Afganistan olmak üzere bölgeyle ilgili her konuda Türkiye kendisini birinci derecede tarihi bir sorumluluğa sahip ülke olarak görmektedir. Ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi üyeliğimiz esnasında her iki ülkeye desteğimizi sürdüreceğiz.
Üçüncüsü yine bu çerçevede önümüzdeki aylarda, Pakistan’ın Dostları Grubu toplantısını Türkiye’de gerçekleştireceğiz. Pakistan’ın Dostları Grubu malum Pakistan’daki gelişmelere, Pakistan’daki demokrasiye ve ekonomik kalkınmaya katkıda bulunmak üzere oluşturulmuş bir gruptur. Türkiye önümüzdeki aylarda bu grubun toplantısına ev sahipliği yapacak.
Dördüncü bir unsur, yine bu eylem planımız çerçevesinde Türkiye, Afganistan ve Pakistan arasında başlatılan üçlü mekanizma. Geçen sene sonunda Aralık ayında ve 1 Nisan’da son olarak bir araya gelmişti. Bu üçlü mekanizmanın Bakanlar düzeyinde bir toplantısını en kısa zamanda gerçekleştireceğiz.
Beşinci olarak Afganistan’ın komşularıyla ilgili yine 1 Nisan 2009 tarihinde yapılan zirvede alınan karar çerçevesinde, Afganistan ve komşularını kapsayan bir toplantıyı organize etme amacını güdüyoruz. Daha önce Irak’ta yaptığımız gibi, Irak’ın geleceği konusunda komşuların ortak bir tavırda birleşmesini temin ettiğimiz gibi, şimdi de Afganistan’la Afganistan’ın komşuları arasında gerek Afganistan gerekse bölgeyle ilgili ortak bir bilincin oluşmasına katkıda bulunmak üzere bu çalışmayı yapacağız.
Yine altıncı olarak bu kez Afganistan Bölgesel Ekonomik İşbirliği Konferansı RECCA’nın toplantısının hazırlıklarına başladık. 2010 yılında, önümüzdeki yıl, bu toplantıyı gerçekleştireceğiz ve nihayet ISAF’ın önümüzdeki dönemde Kabil Merkez Komutanlığını da Türkiye’nin üstlenmesi bekleniyor. Şimdi bu çerçevede baktığımızda gördüğünüz gibi, Türkiye diplomatik olarak, ekonomik olarak, güvenlik ve askeri olarak hatta sosyal ve kültürel olarak alanda her türlü faaliyetin içindedir. Her şeyden önce, buradan herhalde 70 milyon Türk’ün ifadesini de Afganistanlı ve Pakistanlı kardeşlerimize iletmek istiyorum ki 70 milyon onların yanındadır, onların kaderleriyle ilgilidir. Bizler bu 70 milyonun hislerini Afganistan’a ve Pakistan’a taşıyacağız. Ayrıca Türkiye’nin özel konumu dolayısıyla Pakistan ve Afganistan’da bizim için herhangi bir grup ayırımı, herhangi bir etnik ya da mezhep ayrımı söz konusu değildir. Bütün Afganistanlılar, bütün Pakistanlılar çok aziz kardeşlerimizdir. Gelecekleri bizim geleceklerimizdir, geçmişlerinin bizim geçmişlerimiz olduğu gibi.
Bu çerçevede de Pakistan’da sadece Dışişleri Bakanı Şah Mahmut Kureyşi ile değil, başta Cumhurbaşkanı Zerdari, Başbakan Gilani olmak üzere ana muhalefet partisi lideri Navaz Şerif ve ilgili bütün taraflarla görüşmeler yapacağım. Ve bütün bu taraflara da mesajımız Pakistan’ın birliği ve esenliği için birlikte çalışma konusunda güçlü bir irade sergilemeleri olacak. Afganistan’da 20 Ağustos’ta seçimler yapılacak. Bu seçimlere giden süreçte başta Karzai olmak üzere diğer adaylar Abdullah Abdullah, Eşref Gani ve diğer bütün yetkililerle görüşmeler yapıp, bu seçim sürecinin sıhhatli bir şekilde işlemesini temin etmeye dönük çabalarımızı sürdüreceğiz. Bütün bu faaliyetler neticesinde elde edeceğimiz gözlemlerle, intibalar sonrasında da daha neler yapılabileceği konusunda, özellikle insani yardım konusunda daha neler yapılabileceği konusunda kapsamlı bir çalışma programı hazırlayıp bunu Türkiye’de döndükten sonra değerlendirileceğiz.
Peki, herhangi bir soru?
SORU: Efendim Pakistan ile Afganistan’ı aslında bir araya getiren, bu soruna işaret eden aslında Türkiye’ydi. Ondan sonra bu zirveler her yerde yapılmaya başlandı. Amerika’da, geçenlerde de bu Tahran’da da yapıldı. Ama oradaki sorun Taliban’ın sorunu olunca, bu bir iç sorun, bir işgal sorunu olduğu için, bu iki ülke işbirliği yeterli midir bu süreç için? Bir de, eskiden de söylediğiniz bir şey var. Bölgede birkaç tane seçim var, birbirlerini etkileyecek bu seçimler. Lübnan’da seçimler yapıldı ve Hükümet kazandı. İyi bir başlangıç mıydı sonraki seçimler için?
SAYIN BAKANIMIZIN CEVABI: Birinci sorunuzla ilgili çok açık bir hususu ifade etmek istiyorum. Daha önce birçok yerde benzer tecrübeleri yaşadık. Artık bu küreselleşme çağında hiçbir toplumun kaderi bir diğerinden bağımsız değil, özellikle birbiriyle komşu olanların. Şimdi Irak’ta veya başka bölgelerde yaşadığımıza paralel olarak Pakistan’la Afganistan’ın kaderini birbirinden ayırmak mümkün değil. Burada olması gereken şeyler aşama aşama öncelikle Afganistan’ın ve Pakistan’ın kendi ulusal birliklerini, ulusal mutabakatlarını güçlendirmeleri, güçlü bir siyasi iradeleri sergilemeleri gerekiyor. Daha sonra bu iki ülkenin tarihi bağları, bu iki ülke arasındaki etnik akrabalıklar da göz önünde bulundurulduğunda, bu iki ülkenin liderlerinin, yöneticilerinin ortak bir eylem planını bir araya getirmesi lazım.
Bu da yetmiyor, üçüncü olarak bu ülkelerle ve bu ülkelerdeki iç gelişmelerle doğrudan ilgili olan komşuların ve çevre ülkelerin mobilize edilmesi gerekiyor. Ve son olarak, dördüncü, uluslararası toplumun ilkeli, kararlı bir tutum sergilemesi gerekiyor. Şimdi biz bütün bu aşamalarda varız. Pakistan’da ya da Afganistan’da toplumsal dokunun neresine giderseniz gidin bir Türkiye dostluğu vardır. Hangi Pakistanlıyla, hangi Afganistanlıyla konuşursanız konuşun, hangi kökenden, hangi siyasi akıma mensup olmuş olurlarsa olsunlar bilirler ki Pakistan ve Afganistan’ın geleceğiyle ilgili olarak Türkiye her türlü fedakarlığı her zaman yapmaya hazırdır.
Şimdi Türkiye bu noktada olduğu gibi, üçlü zirveyi biz 2007’de ilk olarak başlattığımızda, ki o zamanki Dışişleri Bakanımız şimdiki Cumhurbaşkanımız Sayın Abdullah Gül’ün bir Afganistan ziyaretinde ortaya çıkan bir fikirdi bu, biz şundan çok emindik: Bu ülkelerin dostlukları esas alındığında ve Türkiye’nin ağırlığı esas alındığında, böyle bir fikir mayası tutacak bir fikirdir. Şimdi Türkiye bu iki, bu zirvelerde olduğu gibi komşu ülkelerin tümüyle de yakın ilişkileri olan bir ülke. Bir de Türkiye açıkçası bu bölgede herhangi bir çıkarın tarafı değil, yani şu veya bu çatışmanın, bir çıkar ilişkisinin tarafı değil.
Biz Güney Asya’nın ve Güney Asya ile Orta Asya’yı bağlayan Afganistan koridorundaki gelişmelerin mümkün olduğu kadar en kısa zamanda istikrara kavuşmasından fayda umarız. Bugün artık Pakistan’daki gelişmeler sadece bir ülkenin gelişmeleri değil. Bütün Asya’yı ilgilendirecek, Asya dengelerini etkileyecek bir gelişmedir. Hatta küresel dengeleri etkileyebilecek bir gelişmedir. Bu noktada Türkiye Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi üyesi olarak da bu konuyla doğrudan ilgilidir. Elimizden gelen her türlü çabayı göstermekte en ufak bir tereddüt söz konusu olmayacaktır.
Lübnan seçimlerine gelince, çok büyük bir memnuniyetle müşahede ettik Lübnan’daki seçimleri. Dün akşam seçim neticeleri alınır alınmaz Sayın Fouad Siniora ile bir telefon görüşmem oldu. Kendisi aradılar ve kendi seçim zaferini ilettiler. Aynen Afganistan, Pakistan gibi, Lübnan’daki bütün taraflar da bizim kardeşlerimizdir, dostlarımızdır. Mezhebi ve dini, etnik kökenleri ne olursa olsun.
Biz iki şeye çok sevinçliyiz: Birincisi seçim süreci. Seçime giden süreçte son derece açık, şeffaf bir kampanya döneminin yürütülmesi ve en ufak bir gerginliğin yaşanmaması. İkincisi hiç kimsenin üzerinde tartışma doğurmayacağı şekilde şeffaf ve demokratik bir seçimin gerçekleşmesi. Onun için de Türkiye katkıda bulunmuştur. Bildiğiniz gibi Türkiye’den de gözlemciler Lübnan seçimlerinde yer almıştır. Şimdi bu iki aşama, kritik aşama geçildikten sonra ulaşılması gereken hedef, temsil kabiliyeti yüksek, Lübnan toplumunun beklentilerini karşılayacak bir hükümetin en kısa zamanda oluşması ve Lübnan’ın geçtiğimiz yıllardaki yaralarının, bir tarafın kazanması diğer tarafın kaybetmesi gibi bir konjonktürel değerlendirmenin ötesinde, sarılmasıdır. Türkiye böyle bir çaba içerisinde her zaman Lübnan halkının yanında olmaya devam edecek. Bu gelişmenin bölgedeki diğer gelişmeleri de olumlu yönünde etkileyeceği kanaatindeyim. Daha önce birçok kez vurguladığım gibi, bu sene yapılacak her seçimdeki olumlu gelişme de, olumsuz gelişme de diğer süreçleri etkileyecektir. Lübnan’daki olumlu seyir eminim diğer bölgeleri de, bölgedeki diğer seçimleri ve süreçleri de olumlu yönde etkileyecektir.
SORU: Ermenistan Dışişleri Bakanı’nın Gürcistan’da yaptığı bir açıklama var. Türkiye-Ermeni ilişkileri bugün artık farklı bir düzleme geçti, top Türkiye’de şeklinde bir ifadesi var. Türk Dışişleri Bakanı olarak bu açıklamayı paylaşıyor musunuz? Türkiye Ermenistan sürecinde hangi noktada?
SAYIN BAKANIMIZIN CEVABI: Sayın Clinton’la Vaşington’da yaptığım görüşmeden sonra da bu konudaki kararlılığımızı ifade etmiştim. Türkiye bütün komşularıyla olduğu gibi, Ermenistan’la ilişkilerini de en kısa zamanda en sağlıklı bir zemine oturtma iradesindedir. Yine birçok kereler vurguladığımız gibi, yani bu arzunun, iradenin gerçekleşmesi için Güney Kafkasya’daki bütün gelişmelerin, Lübnan meselesi veya Afganistan’da görüldüğü gibi benzeri şekilde, bütün süreçlerin birbirlerini etkilediği göz önünde bulundurulursa, Güney Kafkasya’nın genelinde bu bölgenin bir refah istikrar ve barış bölgesi haline dönüşmesi için Azeri-Ermeni sürecindeki gelişmeleri de yakinen takip ediyoruz. Petersburg toplantısını ve o toplantıda başta Rusya olmak üzere Minsk Grubu’nun gösterdiği gayretleri takdir ediyoruz ve bu gelişmelerin bölgemiz için çok olumlu bir yönde seyredeceğini düşünüyoruz.
Topun bizim sahamızda olmasına gelince: Biz bu süreçleri birçok kere daha önce yaşadık. Sahalarda dolaşan bir top değil, ortak bir geleceğimiz var ve bu birlikte inşa edeceğimiz gelecek Türkiye’nin Azerbaycan’ın, Ermenistan’ın, Gürcistan’ın, Rusya’nın bölgedeki aktörlerin ve diğerlerinin. Dolayısıyla saha da ortak, top da ortak, çabalar da ortak. Ancak o zaman geleceği inşa ederiz. Güçlü bir şekilde inşa ederiz. Bu ortak iradeyi hepimizin iyi niyetle göstermesi lazım ve herkesin bu süreçlerin olumsuz bir yönde seyretmesine sebep olacak davranışlardan uzak durması lazım. Ümitvar, olumlu bakıyoruz ve bu süreçler sonunda, dediğim gibi, bölgenin bir barış güvenlik ve istikrar havzası haline dönüşmesini bekliyoruz.
SORU: Sayın Bakanım Avrupa Parlamentosu seçimlerinde aşırı sağ ve Türkiye karşıtlarının performansında bir yükseliş oldu. Ortaya çıkan tablo Türkiye’nin AB sürecini nasıl etkileyecektir? Olumsuz bir gelişmenin yaşanabileceğinden endişeleniyor musunuz?
SAYIN BAKANIMIZIN CEVABI: Şimdi her şeyden önce bu demokratik kültürün bir sonucu. Biz ortaya çıkan tabloyu saygıyla karşılıyoruz. Avrupa Parlamentosu seçimleri Avrupa’da çok köklü bir şekilde yerleşmiş olan demokratik teamüllerin bir sonucudur. Avrupa Parlamentosu içindeki tablo değişimi göz önünde alındığında da, ilkesel olarak bir şeyi vurgulamakta fayda var. Bir de bu seçimlerle ilgili bir hususu:
Türkiye Avrupa Birliği ilişkileri artık Parlamento dengelerinin değişmesiyle değişebilecek nitelikten uzaklaşmıştır. Bu Parlamento dengeleri tabii ki bizim için önem taşır. Ancak sürecin kendisi, doğası böylesi denge hesaplarının dışında, tamamıyla akitlere, karşılıklı mutabakatlara dayalı son derece teknik bir şekilde yürümesi gereken, siyasi tercihlerin mümkün olduğu kadar, olabildiğince az etkili olacağı bir süreç olarak görülmesi gerekir. O zaman Avrupa Birliği-Türkiye süreci başarıya ulaşır. Tabloya bakıldığında da, aynı tabloda Yeşillerin de çok güçlendiğini görüyoruz. Yani tek bir kanadın güçlendiğine bakmamak lazım. Birçok kanat Avrupa Birliği içindeki gelişmelere paralel etkisini gösteriyor. Üzücü olan tek şey, belki katılımın biraz düşük olması. Yani Avrupa’nın geleceği açısından belki üzerinde düşünülmesi gereken tek kaygı verici husus budur. Diğer konularda biz muhataplarımız kim olursa olsun, ilkeli, kararlı ve geçmiş mutabakatlara dayalı tutumumuzu sürdüreceğiz.
SORU: Efendim, NATO Genel Sekreteri’nin Ankara’daki temasları çerçevesinde Genel Sekreter’in NATO’nun yeni bir strateji planı düşündüğünü ve Türkiye’nin de bu plan çerçevesinde etkin rolünü beklediklerini söylediği öğrenildi. Bize biraz bu plandan bahsetmeniz ve tam olarak Türkiye’den beklentinin ne yönde olduğunu söylemeniz mümkün mü?
SAYIN BAKANIMIZIN CEVABI: Şimdi malum NATO, Soğuk Savaş sonrasında süratle kendini yenileme çabası içinde olan bir uluslararası örgüt. Dolayısıyla her an kendisini güçlendirmek için bir reform sürecinden geçmektedir. Bu yeni strateji çerçevesinin, yeni NATO stratejisinin yeniden ele alınması, yeni son günlerde olan gelişme değil. Uzun zamandır alt yapısı hazırlıkları süren ve son 60. zirvede de gündeme gelen bir konudur. Türkiye, NATO’nun en önemli ülkelerinden birisi olarak, en çok katkı veren ülkelerinden birisi olarak, tabii NATO’daki her yeni gelişmeyle doğrudan ilgilidir. Ve bu konuda en fazla katkıyı verebilecek ülkelerin başında gelmektedir.
Ben de NATO Genel Sekreteri’yle son derece yapıcı çok kapsamlı bir görüşme gerçekleştirdim. Kendisiyle bu çerçevedeki görüşlerimizi paylaştık. Hangi hususlarda Türkiye’nin hem katkıda bulunabileceğini hem de hangi hususlarda özellikle belli bir perspektif ilkesel yaklaşım içerisinde olunduğunu kendileriyle paylaştık. Bizim için NATO’nun mutabakata dayalı, üye ülkelerin güvenliğini sağlayan ve üstlendiği misyonu en etkili şekilde, operasyon anlamında en etkili şekilde sürdürebilecek bir yapıda kendini yenilemesi zaten bir zorunluluktur. Bu katkıları da sürdüreceğiz. Ancak tabi detayları bu kâğıtla ilgili, bu çalışmalarla ilgili detayları paylaşabilmem mümkün değil. Fakat ilkesel olarak biz bu sürecin içindeyiz. En etkin aktörlerinden biriyiz ve her zaman bu Genel Sekreter’e de, ki döneminin sonundadır, yeni Genel Sekreter’e de NATO’nun daha da güçlendirilmesi konusunda yapabileceğimiz katkıyı yapacağız. Bu konuda da her zeminde istişarelerimiz sürüyor.
Peki, çok teşekkürler.