#

Bakanlığı Takip Edin:

Sayın Bakanımızın İİT 13. İslam Zirvesi Dışişleri Bakanları Konseyi Toplantısındaki Konuşması, 12 Nisan 2016, İstanbul

Kıymetli Bakanlar,

Sayın Genel Sekreter,

Değerli Kardeşlerim,

13. İslam Zirvesi Dışişleri Bakanları Konseyi Toplantısı vesilesiyle sizleri misafir etmekten memnuniyet duyuyorum.

Kıtaları ve gönülleri birleştiren İstanbul’a hoş geldiniz.

Bugün, dünyamız en çok, adalete ve barışa ihtiyaç duyuyor.

Bu zor dönemde bütün insanlığın, ama en fazla İslam Âleminin, birlik ve dayanışma sergilemesi lazım.

Bu çerçevede, 13. İslam Zirvesi’nin temasını “Adalet ve Barış için Birlik ve Dayanışma” olarak belirledik.

Zirve’de alacağımız kararların, tüm dünya için hayırlara vesile olmasını diliyorum.

Kıdemli Memurlarımız, Zirve sonuç belgelerini hazırladılar.

Müzakereleri uzlaşmacı bir anlayışla, yapıcı bir şekilde yürüten tüm heyetleri kutluyorum.

Zirve organizasyonu ve sonuç belgelerinin hazırlanmasında sağladıkları destekten dolayı Sayın Genel Sekreter ve Genel Sekreterlik çalışanlarına ayrıca teşekkür ediyorum.

Nihai Bildiri; barış, güvenlik, istikrar ve refahımızı etkileyen sorunlara yönelik ortak tutumumuzu sergiliyor.
İslam Âlemi’nin küresel meseleler karşısındaki duruşunu gösteriyor.

Nihai Bildiriyle ayrıca; kurumsal, hukuki ve siyasi konularda önemli bazı kararlar alıyoruz.

Teşkilatımızın ortak davası olan, Filistin ve Kudüs meselelerine dair ayrı bir karar kabul ediyoruz.

Kuşkusuz, Zirve’nin en önemli başarılarından biri, önümüzdeki 10 yılın yol haritasını çizen “İslam İşbirliği Teşkilatı 2025:Eylem Programı” belgesinin kabul edilecek olmasıdır.

Eylem Programı’nda yer alan hedeflerimize işbirliği ve dayanışma ruhu içinde ulaşacağımıza inanıyorum.
Türkiye olarak, bu hususta, gerekli tüm sorumluluğu üstleneceğiz.

Ayrıca, Zirve Dönem Başkanlığımız süresince, üye ülkeler ve Sayın Genel Sekreterle işbirliği içinde, İslam Âleminin karşı karşıya olduğu sorunlara çözüm arayacağız.

Müslüman ülkelerin, küresel meselelerde daha fazla söz sahibi olması için çaba harcayacağız.

Değerli Kardeşlerim,

Bu Zirve’yi, küresel ve bölgesel sorunlar bakımından son derece hassas bir dönemde gerçekleştiriyoruz.

Maalesef, böylesi bir süreçte, İslam Âlemi kendi içinde birçok anlaşmazlık yaşıyor.

Kardeş kavgaları, büyük acılara yol açıyor. Mezhepçilik, ümmetimizi bölüyor.

İç savaşlar ve silahlı çatışmalar, barış ve huzurumuzu tehdit ediyor.

Terörizm ve aşırıcı akımlar, istikrarımızı hedef alıyor.

Sonuçta en büyük zararı, masum Müslümanlar görüyor.

Bu durumu kabul edemeyiz. Bu tablo karşısında sessiz kalamayız.

Her şeyden evvel, ayrımcı politikalara “dur” dememiz lazım.

Mezhepçi bir anlayışla, farklı düşüncede olanlara zulmetmek, kabul edilemez. Bunun dinimizde yeri yoktur.

Yaşananlara sırtımızı dönmek de günahtır.

Mezhepçilik fitnesini ortadan kaldırmak, Müslümanlar olarak hepimizin sorumluluğudur.

Bu konuda herkese çağrıda bulunuyoruz.

Geçmişin acılarını artık geride bırakalım. İslam Âleminin mutluluğu için çalışalım.

Bu Zirve, inşallah bazı yaraların sarılmasına vesile olur.

Değerli Dostlarım,

Kendi aramızda yaşadığımız sorunlar, Müslümanların dünya çapında karşılaştıkları problemlere eğilmemize engel oluyor.

Tüm dünyada, İslam’a ve Müslümanlara yönelik ön yargılarda ciddi bir artış var.

İslamofobi, ırkçılık ve yabancı düşmanlığı güçleniyor.

Bunun sonucunda, kardeşlerimiz dışlanıyor; haksızlıklara, şiddete maruz kalıyorlar.

Müslüman dünyası artık kendi içinde ciddi bir özeleştiri yapmalıdır.

Birlikte yaşama kültürünün en güzel örneklerini veren İslam coğrafyasının, neden bu duruma düştüğünü hep birlikte sorgulamalıyız.

İhtiyacımız olan şey daha fazla bölünme değil; daha fazla birlik ve dayanışmadır.

Aksi takdirde, yaşadığımız sorunlar artarak devam edecek.

Bölgemizin dışından gelen güçler, bizlere kendi politikalarını dikte etmeye çalışacak.

Değerli Kardeşlerim,

Birlik ve dayanışmamızı artırmamız gereken sorunların başında terör geliyor. Bu illet, coğrafyamızda korkuyu ve nefreti egemen kılmayı hedefliyor.

Din, mezhep ve etnik köken temelinde bizi birbirimize düşürmeye çalışıyor.

Ne yazık ki, bazı terör örgütleri, yüce dinimizin adını kullanmaya cüret ediyorlar. Böylece, Müslümanlara verdikleri zarar daha da artıyor.

İslam “barış” demektir. Dinimizin, cinayet şebekeleri tarafından istismar edilmesine izin vermiyoruz, vermeyeceğiz.

Bir gerçeği hiç bir zaman unutmamak lazım: Terörün dini, milliyeti veya mezhebi yoktur.

Bu çerçevede, İslam Âlemi olarak, hiçbir ayırım gözetmeden, terörizme karşı topyekûn karşı durmamız gerekiyor. Bu, tüm Müslümanlar için bir görevdir.

Değerli Arkadaşlarım,

Terörizmle mücadele ederken, öncelikli olarak şu soruyu da sormamız lazım: Terörizmin yayıldığı bataklığı nasıl kurutabiliriz?

Sorunun kaynağı, ne yazık ki çok uzakta değil.

Dünya tarihinin yaşadığı en büyük acılardan birine, hemen yanı başımızda, Suriye’de tanıklık ediyoruz.
Esad rejiminin uyguladığı zulüm, insanlık adına bir utanç tablosu haline geldi.

Hayatını kaybeden yaklaşık 500 bin kişi; evlerinden koparılan 12 milyon insan; ülkesinden ayrılmak zorunda kalan 5 milyon kardeşimiz, hepimizin yürek acısı oldu.

DAEŞ ve PYD gibi terör örgütleri, Suriye’deki kaos ortamından faydalanıyorlar.

Bu ülkede yakaladıkları fırsattan istifade ederek, bölgemizin huzur ve istikrarına büyük zarar veriyorlar.
İslam dünyası olarak, Suriye’deki gidişata bir son vermemizin zamanı çoktan geldi.

Suriye’ye barışı geri getirmek için var gücümüzle çalışmalıyız.

Bu değişimin, halkına zulmeden ve mezhepsel farklılıkları körükleyen Esad’la olamayacağı ortadadır.

Temennimiz, Cenevre Bildirisi temelinde, Suriye halkının beklentilerine cevap verecek gerçek bir siyasi dönüşümün en kısa sürede hayata geçirilmesidir.

Değerli Kardeşlerim,

Suriye’deki durumun körüklediği felaketlerden biri de göç krizidir.

Türkiye olarak, Suriyeli mazlumlara yardım eli uzatmayı, insanlık görevi olarak gördük.

Kardeşlerimize bu zor zamanlarında sahip çıkmaya devam edeceğiz.
 
Umut yolculuğuna çıkan bu çaresiz insanların, göçmen kaçakçılarının elinde perişan olmalarını da engellemeye çalışıyoruz.

Bu amaçla, Avrupa Birliği’yle önemli bir işbirliği çerçevesi geliştirdik.

Bu konuyu Mayıs ayında İstanbul’da ev sahipliği yapacağımız BM 1. Dünya İnsani Zirvesi’nin gündemine de getireceğiz.

Düzensiz göçle mücadele konusunda İslam Âlemi’ne de önemli görevler düşüyor.

Bugün, ülkesini terk etmek zorunda kalan milyonlarca insanın büyük çoğunluğunu, ne yazık ki Müslümanlar oluşturuyor.

Bu kardeşlerimizi ülkelerinden ayrılmaya zorlayan koşulları ortadan kaldırmamız gerekiyor. Aksi takdirde, insani ve İslami sorumluluklarımızı yerine getirmemiş oluruz.

Değerli Dostlarım,

Coğrafyamızdaki sorunların temel sebeplerinden biri de, Filistin halkının maruz kaldığı zulümdür.
Ne yazık ki, Filistin’deki işgal hala devam ediyor.

Bir milletin, namluların gölgesinde yaşamaya mahkûm edilmesi, tüm insanlık için bir utanç kaynağıdır.

Filistinlilerin kendi devletlerine sahip olma hakkından mahrum bırakılmalarının hiçbir haklı gerekçesi yoktur.

Bu tarihi adaletsizlik giderilmediği müddetçe, bölgemizde istikrar sağlanması mümkün değildir.

Kalıcı barış için tek yol, 1967 sınırları dâhilinde, başkenti Doğu Kudüs olan, bağımsız ve egemen bir Filistin’dir.

Bugün, BM Merkezlerinde dalgalanan Filistin bayrağı, özgürlüğün, dayanışmanın ve zulme karşı direnişin sembolüdür.

Halen, Filistin Devleti’ni 137 ülke tanımış durumda. Bu sayıyı artırmak için çalışmalıyız.

Türkiye, Filistin’e her alanda verdiği desteği, İslam İşbirliği Teşkilatı Kudüs Komitesi üyesi olarak, daha da etkin biçimde sürdürecektir.

Değerli Kardeşlerim,

Yakın ilgi göstermemiz gereken meselelerden biri de Yukarı Karabağ sorunudur.

Kısa bir süre önce, Ermenistan’ın başlattığı saldırı sonucu, temas hattında ciddi bir çatışma yaşandı.
Ermenistan’ın işgali devam ettiği müddetçe, çatışma riski sürecektir.

Yukarı Karabağ ihtilafının, ilgili BM Güvenlik Konseyi kararları, Azerbaycan’ın toprak bütünlüğü, egemenliği ve uluslararası tanınmış sınırları çerçevesinde, bir an evvel çözüme kavuşturulması gerekiyor.

İİT olarak biz de gerekli girişimlerde bulunmalıyız. Bu bağlamda, Yukarı Karabağ konusunda bir temas grubu oluşturulması, son derece önemli bir adım olacaktır.

Değerli Arkadaşlarım,

Müslümanların sorunlarıyla ilgilenmek ve onlarla dayanışma sergilemek, bizim en önemli sorumluluğumuzdur.

Bizim desteğimizi bekleyen Müslüman halklardan biri de Kıbrıs Türk toplumudur.

Türkiye ve Kıbrıs Türk tarafı olarak, Kıbrıs sorununa adil, kalıcı ve kapsamlı bir siyasi çözüm bulunması için çaba gösteriyoruz.

Bu yöndeki iyi niyetli çabalara destek vermeyi sürdürüyoruz.

Kapsamlı çözüm müzakereleri, 2015 yılının Mayıs ayından beri devam ediyor.

Önemli bir fırsat yakaladık. Bundan yararlanılmasını ümit ediyoruz. Çünkü bu aynı zamanda son fırsattır.

Kıbrıs Türklerinin maruz bırakıldığı haksız izolasyonların hafifletilmesi için, İslam ülkelerinin aktif desteğine ihtiyaç var.

Bu desteğin, İslam İşbirliği Teşkilatı’nın karar ve bildirileri uyarınca hayata geçirilmesini temenni ediyoruz.
Değerli Kardeşlerim,

İslam Alemi olarak, bizleri birbirimizden uzaklaştıran, ümmetimizi bölen fitneleri ortadan kaldırmamız gerekiyor.

Bizleri birleştiren ortak değerlerimizi ön plana çıkarmalıyız.

Daha fazla bölünme, daha fazla sorun istemiyoruz.

Bunu gerçekleştirmek, acı çeken milyonlarca kardeşimize karşı vazifemizdir.

Sorumluluğumuz büyüktür.

Başarımız bütün İslam Âleminin başarısı olacaktır.

Dünyanın dört bir yanından gelen siz değerli meslektaşlarımı, kardeşlerimi İstanbulumuzda ağırlamaktan büyük mutluluk duyuyoruz.

Gelin; kıtaları kavuşturan, medeniyetleri birleştiren bu şehirden, tüm dünyaya, adalet, barış, birlik ve dayanışma mesajı verelim.

Hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.