#

OECD Ülkelerinde Emeklilik Sistemlerinin Karşılaştırması

Selamet Yazıcı (*)

Giriş

OECD ülkelerinin önümüzdeki yıllarda karşı karşıya bulunduğu en önemli zorluklardan birisi, emeklilik sistemleri ile ilgili sorunların çözülmesidir. Nüfusları hızla yaşlanan OECD ülkelerinin, emeklilik sistemlerine ilişkin dengeleri yeniden kurmaları ve sistemin mali olarak sürdürülebilirliğini sağlamaları gerekmektedir. Nitekim son yıllarda pek çok OECD ülkesinde yapılan emeklilik reformlarının ana nedeni, yaşlanan nüfusla bağlantılı olarak, sistemin finansal açıdan sürdürülebilirliğine ilişkin endişelerdir. Bununla birlikte, emeklilik sisteminde reform yapmak, oldukça zor ve kamuoyundan gelen baskılar nedeniyle genellikle geciktirilen bir iştir. Bu nedenle bazı ülkeler, emeklilik kazanımlarında kısıntıya gitmek veya çalışma sürelerini uzatmak gibi zor olan çözümlerin yerine; genç iş gücü göçü, çalışan kadın sayısının artırılması ve verimliliğin artırılması gibi tedbirler almayı tercih etmektedir. Bu tedbirler, çözümüne katkı sağlamakla birlikte çoğu zaman yeterli olamamaktadır.

Emeklilik sistemleri konusunda ülkeler arasında karşılaştırmalar yapmak, reform seçeneklerinin sağlıklı bir şekilde tartışılabilmesi için faydalı bir yöntemdir.  Ancak bu konuda pek çok zorluk da bulunmaktadır. Ülkelerin emeklilik sistemlerinin karmaşıklığı, emeklilik yaşlarındaki farklılıklar, farklı zorunlu hizmet süreleri, gelir ve gelir artışı hesaplama metotları, hayat beklentisindeki farklılıklar ve benzeri unsurlar, karşılaştırma yapmayı zorlaştıran başlıca faktörlerdir. Bu faktörler dikkate alınmadan yapılan değerlendirmeler, diğer ülkelerin emeklilik sistemleri konusunda, genellikle yanlış sonuçlara varılmasına yol açabilmektedir. 

OECD, tüm bu hususları dikkate alarak, ülkeler arası karşılaştırma yapmak üzere yeni bir çalışma yapmıştır. Söz konusu çalışma, mevcut emeklilik politikalarının bugünkü sonuçlarından ziyade gelecekteki etkilerini değerlendirmektedir; ayrıca bu politikaların, hem ekonomik hem de sosyal amaçlarını dikkate almaktadır. Çalışma, sadece zorunlu emeklilik programlarını kapsamakta olup, ülkemiz için SSK düzenlemelerini esas almaktadır. 2002 yılı itibari ile üye ülkelerde geçerli olan düzenlemelere göre oluşturulan modeller, 30 üye ülkenin her birinde, bugün çalışmaya başlayan birini ele alarak, mevcut kuralların bu kişi emeklilik yaşına gelene kadar yaklaşık 40 yıl değişmeyeceğini varsaymaktadır.

Aşağıda, söz konusu OECD çalışmasının sonuçları, hem genel olarak hem de ülkemiz açısından özet olarak ele alınmaktadır.

Emeklilik Programlarının Amacı

Genel anlamda, emeklilik programlarının iki temel amacı bulunmaktadır: Yaşlılıkta yoksulluğun önlenmesi ve çalışanların yaşam standartlarını emeklilik döneminde de korumalarına yardımcı olunması. Birinci amaca ulaşmak için emeklilik programlarında, düşük   ücretli   emekliler  lehine  yeniden gelir dağıtımı politikaları uygulanmaktadır. İkinci amaca ulaşmak için ise, çalışırken alınan ücret, belli bir düzeyde ikame edilerek, yeterli bir emekli maaşı sağlanmaya çalışılmaktadır

OECD ülkelerinin çoğu, genel emeklilik politikalarında yukarıda belirtilen her iki amacı da gözetmekle birlikte, iki amaç arasındaki önem dengesi bakımından ülkeler arasında büyük farklılıklar bulunmaktadır. OECD çalışmasında, ülkelerin bu amaçları ne kadar karşıladıklarını ölçmek ve ülkeler arasında karşılaştırmalar yapmak için çeşitli göstergeler kullanılmaktadır. Bu göstergelerin en önemlileri şunlardır: 1- İkame oranı, 2- Nispi emeklilik geliri düzeyi, 3- Emeklilik serveti.

Emeklilik Göstergeleri

İkame Oranı (Aylık Bağlama Oranı)

İkame oranı, emeklilik politikaları analizinde en çok kullanılan göstergelerden birisidir. Bu gösterge, emeklilik kazanımlarını, hayat boyunca alınan bireysel gelirlerin ortalamasının bir oranı olarak ölçer ve sistemin, emekli olan bir çalışanın kişisel yaşam düzeyini ne kadar koruduğunu gösterir. Diğer bir anlatımla ikame oranı, bağlanan emekli aylığının, çalışma hayatı boyunca alınan ücretlerin belli bir yöntem ile bugüne uyarlanması sonucu hesaplanan kişisel ortalama aylığa oranıdır.

İkame oranı, brüt ve net olarak iki farklı oran şeklinde hesaplanmaktadır. Hem brüt, hem de net ikame oranlarında üye ülkeler arasında önemli farklılıklar bulunmaktadır. OECD ortalaması alındığında, ortalama ücret (1) grubunda bulunan bir kişinin ortalama brüt ikame oranı, çalışma süresi boyunca aldığı aylıkların ortalamasının %57’si olarak hesaplanmaktadır. Üye ülkeler içinde, en yüksek brüt ikame oranına, %102 ile Lüksemburg sahip bulunmaktadır. Bu oran, brüt emeklilik ücretinin, emeklilik öncesi brüt ücretten daha yüksek olduğu anlamına gelmektedir. Türkiye ise %87 oranı ile ikinci sırada yer almaktadır. Brüt ikame oranı %75’i geçen diğer ülkeler ise şunlardır: Yunanistan, İspanya, İtalya, Avusturya ve Macaristan. Buna karşın, sadece temel emeklilik hizmeti sunan ve ücretle ilişkili zorunlu bir emeklilik programı olmayan İrlanda, %31 ile en düşük brüt ikame oranına sahip ülkedir.    

Ortalama gelir grubunda bulunan bir çalışan için %57 olan OECD ortalama brüt ikame oranı, düşük ücretli (ortalama ücretin yarısı kadar kazanan) çalışan için %73 ve yüksek ücretli (ortalama ücretin iki katı kadar kazanan) çalışan için %48 olarak hesaplanmaktadır. Bu oranları, düşük ücretlilere yönelik koruyucu politikaların bir sonucu olarak değerlendirmek mümkündür. 

Diğer taraftan, brüt ikame oranları ile net ikame oranları arasında, farklı vergi düzenlemeleri nedeniyle önemli farklılık olabilmektedir. Gelir vergisi ve sosyal güvenlik kesintisi yüksek olan ülkelerde, net ve brüt oranlar arasındaki ayrım daha büyük olmaktadır. Gelir vergisi ve sosyal güvenlik kesintileri çıkarılarak bulunan net ikame oranları, brüt ikame oranlarından; düşük ücretlilerde %17, ortalama ücretlilerde %22 ve yüksek ücretlilerde %27 oranında daha yüksek çıkmaktadır. Buna göre, OECD ortalaması alındığında, ortalama ücret grubunun ortalama net ikame oranı %69, düşük ücretlilerin %84 ve yüksek ücretlilerin %59 olmaktadır.

Üye ülkeler içinde, en yüksek net ikame oranlarına, yine Lüksemburg sahip bulunmaktadır. Ortalama ücretlilere göre bakıldığında, net ikame oranı %75’i geçen diğer ülkeler sırasıyla şunlardır: Türkiye, Yunanistan, Avusturya, Macaristan, İtalya, İspanya, Hollanda, Portekiz ve Finlandiya (Grafik). Genel olarak, sadece asgari ve temel emeklilik olanağı sunan ülkelerin, ikame oranları en düşük olan ülkeler olduğu görülmektedir.

(Farklı ücret düzeylerinde ülkelere göre net ikame oranları grafiği için tıklayınız.)

İkame oranlarında ülkeler arasındaki sıralama, ücret gruplarına göre farklılık gösterebilmektedir. Bu farklılık, emeklilik ödemelerinde, kişisel ücret düzeyi ile kurulan ilişkinin derecesine, asgari aylık ve tavan aylığı gibi düzenlemelere bağlı olarak gerçekleşmektedir. Türkiye, Lüksemburg, Portekiz ve İsveç gibi ülkelerde, düşük ücretlilere, ortalama ücret grubundakinden belirgin şekilde daha yüksek brüt ikame oranı sağlandığı görülmektedir. Türkiye’nin yüksek ücretli grubu sıralamasındaki yeri, tavan aylığın, ortalama aylığın iki katından daha az olması nedeniyle ve Yunanistan ve İtalya gibi ülkelerde aylık tavanlarının yüksek olması nedeniyle aşağı düşmektedir. Ayrıca, İrlanda ve Yeni Zelanda gibi emeklilik öncesi ücretlerle bağlantı kurmayan sistemler, yüksek kazanç grubundakilere en az cömert olanlardır.

Nispi Emeklilik Geliri Düzeyi

Düşük ücretli çalışanlar, özel emeklilik olanaklarından daha az yararlanabilmekte ve emeklilikte ek gelir kaynağı oluşturabilecek kişisel varlıklardan genellikle yoksun bulunmaktadırlar. Bu nedenle de bu grupta yer alanlar, emeklilik açısından daha hassas bir durumdadırlar. Düşük ücretli çalışanların emeklilik açısından durumunu daha iyi değerlendirebilmek ve sistem içinde ne kadar korunduklarını anlayabilmek için, yukarıda tanımlanan ikame oranından başka bir göstergeye daha, yani nispi emeklilik geliri düzeyine ihtiyaç vardır. Bu gösterge, kişisel emeklilik ücretlerini, ikame oranındakinden farklı olarak, hayat boyu bireysel ücretlerin ortalaması yerine, ekonominin tümündeki ortalama ücretlerin bir oranı olarak ölçer. Diğer bir deyişle, nispi emeklilik geliri düzeyi, emeklilik kazanımlarının sosyal uygunluğunun bir ölçüsüdür ve bir emeklinin, ülkedeki ortalama çalışan kazancına kıyasla ne kadar emekli ücreti aldığını gösterir.

İkame oranı yüksek olmakla birlikte, düşük ücret grubunda yer alan bir çalışanın, emekli olunca, ekonomi genelindeki ortalama ücret düzeyine göre hala düşük bir emeklilik ücreti alması olağandır. Nitekim OECD’de düşük ücretliler için hesaplanan net ikame oranı, ortalama olarak %84 olmasına karşın, bazı üye ülkelerde düşük ücretlilerin emeklilik aylıkları hala çok düşük düzeyde bulunmaktadır. Örnek olarak; Meksika, Slovakya, ABD, Almanya ve Polonya’da, düşük ücretlilerin emeklilik aylıkları, ortalama ücretin dörtte biri veya daha azı düzeyindedir (Türkiye’de bu oran %50 düzeyinde bulunmaktadır).

Bu durum genellikle, emeklilik katkı payları ile emeklilik kazanımları arasında güçlü bir ilişkinin bulunduğu ve gelirin yeniden dağıtımının asgari düzeyde tutulduğu bir yapının beklenen bir sonucudur. Bununla birlikte, emeklilik sistemleri genellikle “cömert” olarak tanımlanan bazı ülkelerde sistemin, düşük ücretliler için aynı ölçüde cömert bulunmadığı da görülmektedir.    

İtalya, Polonya ve Macaristan gibi bazı ülkelerde son yıllarda yapılan emeklilik reformları, emeklilik katkı payları ile kazanımlar arasında daha yakın bir ilişki kurmayı amaçlamış olup, yeniden dağıtıma ilişkin özellikler sistemden çıkarılmıştır. Emeklilik sisteminin, fonları yeniden dağıtarak emeklileri fakirlikten korumaya odaklanmaması durumunda, gelir durumuna bakılarak yapılan sosyal yardım ödemeleri, düşük ücretli çalışanların emeklilik gelirlerinde daha belirgin bir rol oynamaktadır. Bu tür programlar, tüm OECD ülkelerinde farklı şekillerde olsa da bulunmaktadır ve emeklilere asgari bir gelir düzeyi sağlamaktadır. OECD ortalaması alındığında, meslek sahibi bir çalışan için asgari emeklilik geliri, ortalama gelirin yaklaşık %29’u olarak hesaplanmaktadır.

Toplam Emeklilik Serveti

Konuya, emeklilere verilen taahhütlerin ne kadar yeterli olduğunun yanı sıra, bu taahhütlerin aynı zamanda ödenebilir olup olmadığı açısından bakıldığında, bu soruya yanıt bulabilmek için “emeklilik serveti” adı verilen bir başka göstergeye ihtiyaç duyulmaktadır. Bu gösterge, emeklilik süresince yapılacak tüm emeklilik ödemelerinin bugünkü değeri olarak hesaplanmaktadır ve bir emeklinin alması beklenen ücretlerin indirgenmiş toplam değerini vermektedir. (2) Emeklilik serveti hesabı; emekli aylığı ödeme düzeyini, ödemeye hak kazanılan yaşı, yaşam beklentisini ve emekli ücretlerindeki artışın neye endekslendiğini dikkate almaktadır.
 
Ortalama ücret düzeyinde kazanan bir çalışan ele alındığında, Lüksemburg en yüksek emeklilik servetine sahip olan ülke olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu ülke için emeklilik serveti; erkek için ortalama yıllık kazancın 18 katı, kadın için ise (hayat beklentisi daha yüksek olduğundan) 22 katı olarak hesaplanmaktadır (Tablo). Lüksemburg’u sırasıyla; Yunanistan, Macaristan, İspanya ve Avusturya takip etmektedir. Ortalama ücret düzeyinde bir çalışan için en düşük emeklilik serveti, ortalama yıllık kazancın yaklaşık 5–6 katı ile Yeni Zelanda, İngiltere, ABD, İrlanda ve Meksika’da bulunmaktadır. Türkiye, 11 kat rakamı ile emeklilik serveti düzeyinde, OECD ortalaması olan 8,9’dan daha iyi bir tablo sergilemektedir. Çeşitli ücret düzeylerine göre hazırlanmış aşağıdaki tabloda, ortalama olarak en yüksek orana sahip 5 ülke ve en düşük orana sahip 5 ülke ile OECD ortalaması ve ülkemizin durumu görülmektedir.

Tablo: Ücret gruplarına göre, erkek çalışan için brüt emeklilik serveti (ekonomi genelindeki ortalama yıllık kazancın katı olarak)

 

Ortalama ücretin çarpanı olarak bireysel ücret

0,5

0,75

1

1,5

2

Türkiye

6,1

8,5

11

15,9

18,2

OECD ortalaması

5,7

7,2

8,9

12,1

14,8

Lüksemburg

10,3

14,3

18,3

26,2

34,1

Yunanistan

6,3

9,4

12,6

18,9

25,2

Macaristan

6,1

9,1

12,2

18,3

24,4

İspanya

6,1

9,1

12,2

18,3

23

Avusturya

6

9

11,9

17,9

19,6

Yeni Zelanda

5,7

5,7

5,7

5,7

5,7

İngiltere

5

5,2

5,5

6,6

6,7

ABD

3,5

4,5

5,5

7,1

8

İrlanda

5,4

5,4

5,4

5,4

5,4

Meksika

2,6

3,7

4,8

7

9,1

Emeklilik yaşı, emeklilik serveti hesabını etkileyen en önemli faktörlerden birisidir. OECD ülkelerinin çoğunda emeklilik yaşı 65,  İzlanda ve Norveç’te 67’dir. Emeklilik yaşı 65’in altında olan ülkeler ise şunlardır: Çek Cumhuriyeti, Macaristan, Slovakya, Fransa, Kore ve Türkiye. Türkiye’de, 1999 yılında yapılan düzenleme sonrasında, emeklilik yaşı kadınlarda 58 ve erkeklerde 60 olarak belirlenmiştir. 58 yaş, OECD ülkeleri içinde en düşük emeklilik yaşıdır. Aslında Türkiye’nin en düşük emeklilik yaşına sahip olması, nispi olarak düşük hayat beklentisinin olağan bir sonucudur. Ancak Türkiye’de de hayat beklentisi yükselmektedir. (3) Bu gerçekten hareketle, yeni hazırlanan “Emeklilik Sigortası Kanunu Tasarısı”nda, 2036 yılından başlamak üzere emeklilik yaşının, kademeli olarak artırılması öngörülmektedir.

Emeklilik yaşının ödemeler üzerindeki etkisi değerlendirildiğinde, çarpıcı bir tablo ortaya çıkmaktadır. Baz emeklilik yaşının 65 olarak alındığı, OECD ortalama hayat beklentisinin geçerli kabul edildiği ve emeklilik aylıklarının fiyat değişimlerine endekslendiği bir senaryoda ortaya çıkan sonuç şu şekildedir: Emeklilik yaşı 65 yerine 64 olarak belirlenirse, uzun dönemli ödeme yükü %3,5 oranında artmaktadır; 58 olarak belirlenirse %24,5 oranında artmaktadır. Benzer şekilde emeklilik yaşı, 65 yerine 66 olarak belirlenirse ödeme yükü %3,5 oranında azalmaktadır.

Emeklilik yaşının mali etkilerini, Fransa örneği biraz daha çarpıcı bir şekilde sunmaktadır. Fransa’da brüt ikame oranı, OECD ortalamasının altında olmasına karşın, (4) Fransa için emeklilik serveti, OECD ortalamasının üzerinde bulunmaktadır. (5) Bunun başlıca nedeni, Fransa’da hayat beklentisi OECD ortalamasının biraz üzerinde olmasına rağmen, (6) emeklilik yaşının 64 olan OECD ortalamasının altında, 60 yaş olarak uygulanıyor olmasıdır.

Ülkeler arasında hayat beklentisindeki farklılıkların da emeklilik serveti üzerindeki etkisi oldukça önemlidir. Daha uzun hayat beklentisi, emeklilik ödemelerinin de daha uzun bir süre yapılacağı anlamına gelmektedir. OECD’de en düşük hayat beklentisine sahip beş ülke Macaristan, Meksika, Polonya, Slovakya ve Türkiye’dir. Buna karşın en yüksek hayat beklentisine sahip beş ülke Japonya, İzlanda, Norveç, İsveç ve İsviçre’dir. Ödenebilirlik açısından değerlendirildiğinde ve diğer şartlar aynı kalmak koşulu ile oluşturulan bir senaryoda; en düşük hayat beklentisine sahip beş ülkenin, OECD ortalaması düzeyinde hayat beklentisine sahip Almanya, İtalya ve İngiltere gibi ülkelere kıyasla, %10 oranında daha çok emeklilik ödemesinde bulunma imkânının olduğu hesaplanmaktadır. Buna karşılık, uzun hayat beklentisi, emeklilik sistemi üzerindeki yükü artırmakta olup, en uzun hayat beklentisine sahip beş ülkede emeklilik serveti, aynı senaryoda, OECD ortalamasından yaklaşık %8 daha yüksek hesaplanmaktadır. Bu hesaplamalar, hayat beklentisindeki farklılıkların mali etkileri konusunda açık bir fikir vermektedir.

Son olarak, emekli maaşlarının artışında kullanılan endeks de, diğer değişkenlerde olduğu gibi, sonucu önemli şekilde etkileyebilmektedir. Emekli maaşlarının, fiyatlardaki artışa endekslenmesi yerine, ortalama ücretlerdeki artışa endekslenmesi (her yıl %2 reel ücret artışı varsayımı altında), emeklilik servetinin %20 daha fazla olması anlamına gelmektedir. Ancak, sadece ücret artışlarına bağlı bir endeksleme artık ender görülen bir durumdur. Bunun yerine ülkeler,  fiyat endeksi veya fiyat ve ücret karışımı endeksler kullanmayı tercih etmektedir.

Yukarıda belirtilen her üç değişkenin etkilerini de içerecek şekilde, bir çalışana verilen emeklilik taahhütlerinin rakamsal boyutunu ortaya koymaya yönelik olarak yapılan hesaplamada, (7) ortalama emeklilik serveti, Türkiye için 74.000 Dolar çıkmaktadır. Bu hesaba göre en yüksek emeklilik serveti 587.000 Dolarla Lüksemburg’dadır. Buna karşın en düşük sırada 27.000 Dolarla Slovakya bulunmaktadır.  Türkiye’ye ait hesaplanan değer, Macaristan, Polonya, Çek Cumhuriyeti, Meksika ve Slovakya’nın üzerinde olmasına karşın, OECD ortalaması olan 202.000 Doların oldukça altındadır. Türk Lirasının son iki yılda önemli ölçüde değerlendiği dikkate alınırsa, ülkemize ait rakamın, çalışmada esas alınan 2002 yılından beri biraz daha yükselmiş olması beklenebilir.

Sonuç

Yukarıda özet sonuçları verilen OECD çalışması, emeklilik ile ilgili pek çok konuyu daha iyi anlamamıza yardımcı olacak önemli bulgular sunmaktadır. Bu bulgular, ülkemiz açısından da, çalışmaları bu yıl tamamlanan ve sosyal güvenlik sistemimize önemli yenilikler getirmesi beklenen kanun tasarılarının yasalaşması sürecinde, toplumun emeklilik sistemimiz üzerindeki tartışmalarına da ışık tutacak niteliktedir.

2002 yılı itibari ile geçerli uygulamalara dayanan OECD çalışmasındaki bulgulara göre, emeklilik sistemimiz, göreceli olarak oldukça cömert sistemlerden biri olarak görünmektedir. Brüt ve net ikame oranları, nispi emeklilik düzeyi, emeklilik serveti gibi oransal göstergelerin tümünde ülkemiz, OECD ortalamasının üstünde ve hatta üst sıralarında yer almaktadır. Ancak oransal göstergelerdeki bu durum, ekonomideki ortalama ücret düzeyinin çoğu OECD ülkesinden daha düşük olması nedeniyle, miktar olarak aynı sonucu vermemektedir. Nitekim emeklilik servetinin dolar olarak hesaplanması neticesinde ulaşılan sonuçlarda Türkiye, OECD ortalamasının oldukça altında yer almaktadır.

Diğer taraftan, OECD ülkelerine nispetle daha genç bir nüfusa sahip olmasına karşın ülkemizde, sosyal güvenlik sisteminde oluşan finansman açıklarının büyük boyutlara (GSMH’nın %4’üne) ulaştığı da bilinen bir gerçektir. Sistemin mali dengesinin bozulması, nüfus yaşlanmasından ziyade, yanlış uygulamalardan ve sisteme 1990’lı yıllarda yapılan politik müdahalelerden kaynaklanmaktadır. 1999 yılında çıkarılan yasa ile pek çok parametresi yeniden düzenlenen emeklilik sistemimiz, daha önce verilen haklar nedeniyle uzunca bir süre daha açık vermeye devam edecek gibi görünmektedir. Bu bağlamda, uzun vadeli aktüeryal dengeler gözetilmeden verilen taahhütlerin doğurduğu mali yükün, toplumun değişik grupları arasında ve nesiller arasında nasıl paylaşıldığının da incelenmesi ve daha açık tartışılması gerektiği düşünülmektedir.

Kaynaklar

1- OECD (2005), Pensions at a Glance: Public Policies across OECD Countries, OECD, Paris.
2- OECD (2005), Policy Brief: Solving the Pensions Puzzle, Mart 2005.
3- Queisser, M. (2005), “Pension Puzzle”, OECD Observer, No.248.

(*)  Ekonomi Müşaviri,  OECD Daimi Temsilciliği

(1) Ücret hesaplamasında, tüm üye ülkeler için elde bulunan ve yegâne tutarlı veri seti olan, imalat sanayisinde çalışan yetişkin ve tam zamanlı çalışanlara ilişkin veriler kullanılmıştır.
(2) OECD çalışmasında indirgeme oranı, tüm ülkeler için %2 olarak varsayılmaktadır.
(3) Türkiye için 2040 yılı tahmini; 65 yaşında birinin toplam hayat beklentisi: Erkek:80 – Kadın:83. 
(4) Fransa: %53; OECD ortalaması:%57.
(5) Fransa: 9,5; OECD ortalaması: 8,9.
(6) Fransa’da 65 yaşında birinin toplam hayat beklentisi (2040 yılı için yapılan tahmin): Erkek: 83,9 - Kadın: 87,6; OECD ortalaması: Erkek: 83,1 - Kadın: 86,6.
(7) Hesaplamada, OECD ülkelerinin ortalama ücret dağılımı ağırlık olarak kullanılmıştır. Ayrıca, 2002 yılına ait ortalama döviz kurları dikkate alınmıştır.