Türkiye, AB’nin oybirliğiyle aldığı kararlar temelinde Birliğe tam üyelik hedefi doğrultusundaki çalışmalarını sürdürmektedir. Halihazırda yürütülmekte olan siyasi ve ekonomik reformlar, AB üyeliği istikametinde irademizin en üst seviyede olduğunu ortaya koymaktadır.
Bugün yayımlanan AB Genel İşleri Konseyi (GİK) Sonuçlarında, anayasa değişikliği sürecinin başlatılması dahil olmak üzere, son yıllarda ülkemizde hayata geçirilen reform hamlelerinden olumlu biçimde söz edilmiştir. Sonuçlarda, ülkemizde gerçekleştirilen terör saldırıları kınanmış ve Türkiye ile tam bir dayanışma içinde olunduğu kaydedilmiştir. AB’den ve üye ülkelerden, PKK terör örgütü ve örgütle bağlantılı dernek, basın-yayın organları ve kuruluşların Avrupa’daki faaliyetlerinin önlenmesi ve terör örgütü mensuplarının ülkemize iadesi konularında en kısa sürede somut adımlar atmalarını beklemekteyiz.
Türkiye’nin Ortadoğu’dan Afrika Boynuzu’na kadar uzanan geniş bir coğrafyada yürüttüğü etkin dış politikaya da değinilen Sonuçlarda, önemli bir bölgesel aktör olarak ülkemizin komşu coğrafyalarda reformların desteklenmesi konularında önemli bir role sahip olduğu teyit edilmekte, bu bağlamda Türkiye ve AB’nin dış politika alanında eşgüdüm içinde hareket etmelerinin gerektiği belirtilmektedir. Esasen, AB’nin ortak dış ve güvenlik politikasının daha etkin olabilmesi açısından ülkemizin katkılarının kilit önemi haiz olduğu hususu, tarafımızdan değişik vesilelerle dile getirilmektedir.
Sonuçlarda ayrıca, ülkemizin istikrarlı büyümeye sahip olan dinamik ekonomisinin Avrupa’nın refahına sağladığı katkılara dikkat çekilmektedir. AB’nin ve Avro bölgesinin içinden geçmekte olduğu derin ekonomik kriz dikkate alındığında, sağlam temeller üzerinde istikrarlı biçimde büyüyen ekonomisi, genç ve eğitimli nüfusu ile müstakbel AB üyesi Türkiye’nin Birliğin kendi içinde daha güçlü ve küresel ölçekte ağırlık sahibi olmasına katkıda bulunacağı ortadadır.
Kıbrıs’ta iki lider arasında sonuca yaklaşmakta olan kapsamlı müzakereler, sürecin başarıya ulaşması için BM Genel Sekreterinin son dönemde artan gayretleri ve garantör ve anavatan olarak Türkiye’nin bu yöndeki yapıcı ve teşvik edici tutumu bilinmektedir. Kıbrıs sorununun çözüm yeri AB Konseyi Sonuç Bildirileri olmayıp, sorun hakkında GİK Sonuçlarında yer alan tarafgir ifadelerin tarafımızdan kabulü mümkün değildir. AB çözüme katkıda bulunmak istiyorsa, Rum tarafını bu yönde irade göstermeye teşvik etmelidir.
Kıbrıs meselesi, Rumların 2004 yılında Annan Planı’nı reddetmelerine rağmen tek yanlı olarak üye yapılmalarının sonucunda AB’ye taşınmıştır. Kıbrıs’ta anavatan ve garantör olan Türkiye, en başından beri bu kararın yarattığı siyasi ve hukuki komplikasyonların ciddi sorunlar doğuracağına işaret etmiştir. Türk tarafının hedefi, BM’nin de beklentisi doğrultusunda önümüzdeki aylarda Kıbrıs’ta kapsamlı çözüme ulaşılması ve AB Dönem Başkanlığı’nın 2012’nin ikinci yarısında Kıbrıs Türklerinin de eşit statüde yer alacağı yeni ortaklık devleti tarafından üstlenilmesidir. Kıbrıs Türk tarafı bu doğrultuda her türlü çabayı sarfetmektedir. Ancak, Rum tarafının uzlaşmaz tutumu nedeniyle Kıbrıs sorununa bu süre zarfında kapsamlı bir çözüm bulunamaması ve Ada’nın tümünü temsil etmeyen GKRY’nin 1 Temmuz 2012 tarihi itibariyle AB Dönem Başkanlığı’nı üstlenmesi halinde, Türkiye’nin bu Dönem Başkanlığı’nı muhatap kabul etmeyeceği tabiidir.
Öte yandan, Doğu Akdeniz’de yaşanan gelişmeler bağlamında GİK Sonuçlarının 8. maddesinde AB yaklaşımı ve anlayışını da kabul etmemiz mümkün değildir. Rum tarafının enerjisini Ada’da çözüm sürecine zarar verecek şekilde gerginlik yaratacak provokatif eylemlerde bulunmak yerine, Ada’da kapsamlı bir çözüme ulaşılması hedefine kanalize etmesi gerekmektedir. Doğu Akdeniz’de kalıcı barış, istikrar ve refahın tesis edilmesinin yegâne yolu budur.
GİK Sonuçlarında ayrıca, daha önce Genişleme Strateji Belgesi’nde de belirtilen Türkiye ile AB arasında bir “pozitif gündem” oluşturulmasına yönelik AB Komisyonu önerisinin, Konsey tarafından olumlu not edildiği belirtilmektedir. Mezkur öneri, “pozitif gündemin” ülkemizin AB’yle müzakere sürecini destekleyici bir unsur olarak işlev görmesi koşuluyla, tarafımızdan da olumlu karşılanmakta olup, bu alanda AB makamlarıyla temaslarımız sürmektedir.
Türkiye, Avrupa’ya yönelik yasadışı göçün “kaynağı” olarak nitelendirilemez. Bu durum, AB Komisyonu ve bazı üye ülkelerin açıkladıkları resmi istatistiklerden de anlaşılabilecektir. Ülkemiz, son dönemde her alanda yaşanan dönüşüm süreciyle göç alır hale gelmiştir. Bir zamanlar Türkiye’den Batı Avrupa ülkelerine doğru seyreden göç tersine dönmeye başlamıştır.
Yasadışı göç, hiçbir ülkenin tek başına mücadele edemeyeceği uluslararası bir sorundur. Coğrafi konumuna bağlı olarak yasadışı göç güzergâhlarında bulunan Türkiye, bu olguyla mücadelede AB ile işbirliğini sürdürmekte olup, daha da güçlendirmeye her zaman olduğu gibi hazırdır.
Öte yandan, iletişim, teknoloji ve ulaşım imkânlarının baş döndürücü bir hızla geliştiği günümüzün küreselleşen dünyasında Schengen sistemi, vatandaşlarımız açısından ne yazık ki yeni bir duvar haline gelmiştir. Vize uygulamasının hukuki dayanağa sahip olup olmadığı, bizzat Avrupa Birliği Adalet Divanı (ABAD) ve AB ülkeleri mahkemelerince sorgulanan ciddi bir tartışma konusudur. Bu sorunun nihai çözümü, Türk vatandaşlarına vize muafiyeti sağlanmasıdır. Pozitif gündemin de bu hedef doğrultusunda şekillendirilmesi önem taşımaktadır. Bu bağlamda Türkiye, AB Adalet ve İçişleri Konseyi'nin, AB Komisyonu’nu, biran önce nihai hedefi vize serbestîsi olan görüşmelere başlaması yönünde yetkilendirmesini beklemektedir. Nitekim, üzerinde mutabakata varılan Geri Kabul Anlaşması’nın, vize serbestisini hedefleyen görüşmelere başlanmadan tarafımızdan paraflanmasının veya imzalanmasının sözkonusu olamayacağı her düzeyde dile getirilmiştir.
Türkiye, tam üyelik hedefi doğrultusunda tüm müzakere başlıklarında çalışmalarını önümüzdeki dönemde de kararlılıkla sürdürecektir.