I. Türkiye´nin Uluslararası Güvenlik Perspektifi ve Politikaları

I. Türkiye´nin Uluslararası Güvenlik Perspektifi ve Politikaları

1. Güvenlik, “kendini koruma” olgusuyla yakından ilgili bir kavram olup, tanımı itibarıyla üçe ayrılmaktadır: bir toplumun yaşamını devam ettirmesi; bir ulusun toprak bütünlüğünün korunması ve yine bir ulusun, siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel nitelikleriyle şekillenen temel kimliğinin muhafaza edilmesi. Küreselleşmeyle tanımlanan yeni güvenlik ortamı bu bağı pekiştirmiş ve “güvenliğin bölünmezliği” ilkesini daha da önemli hale getirmiştir.

Günümüzde evrilmeye devam eden güvenlik ortamına karşın uluslararası toplumun modern sınamalara mukabele yöntemleri sürekli olarak gözden geçirilmektedir. Uluslararası barış ve istikrarın korunması ve böylelikle sürdürülebilir kalkınma ve insan gelişimi için ihtiyaç duyulan güvenlik ve huzur ortamının tesis edilmesi genel hedefi oluşturmaya devam etmektedir. Bu hedefe ulaşılmasında, ülkelerin toprak bütünlüğünün korunması, kollektif savunma ve kriz yönetim operasyonlarına katkıda bulunulması (barışı koruma, insani yardım ve polis görevleri vb.),  Kitle İmha Silahlarının (KİS) ve bunların fırlatma vasıtalarının yayılmasının önlenmesi, silahsızlanmanın teşvik edilmesi gibi unsurlar önemini korumaktadır. Bunun yanısıra, istikrara katkı amacıyla uluslararası işbirliğinin küresel ölçekte artırılması ve ortaklığa, diyaloğa ve yumuşak güce dayalı güvenlik anlayışı da giderek ön plana çıkmaktadır. Türkiye bu konudaki önemli potansiyelini merkezinde bulunduğu geniş coğrafyada daha da etkin şekilde seferber etmeye başlamıştır. Öte yandan, terörizm, organize suç, temel kaynakların azalması veya tehdit edilmesi, silahlı çatışmalar sonucu insanların kontrol dışı kitlesel hareketleri ve siber saldırı gibi sınamalar 21.yüzyılda uluslararası güvenlik konusunda ortak çabalarla mukabele edilmesi gereken sınamalar haline gelmiştir.

Sözkonusu risk ve tehditlerin bir bölümünün esas itibarıyla askeri nitelikte olmaması nedeniyle, güvenlik artık yalnızca askeri imkan ve yeteneklerle sağlanamamaktadır. Güvenliğin tanımının genişlemiş olması risk ve tehditlerle mücadele yöntemlerinin de çeşitlendirilmesini gerektirmektedir. Bu çerçevede, günümüzde siyasi, askeri, ekonomik ve sosyal araçların birarada ve eşgüdüm halinde kullanılması, bir başka ifadeyle “kapsamlı yaklaşım” kavramının benimsenerek, sorunların çözümünde uygulamaya geçirilmesi önem arzetmektedir.

2. Cumhuriyetin kurulmasından günümüze Türkiye’nin güvenlik politikası, biri coğrafi konum, diğeri komşu ülkelerle ilişkiler olmak üzere, iki temel olgu dikkate alınarak şekillendirilmiştir. Bu iki belirleyici faktör, Türkiye’yi Avrupa, Balkanlar, Kafkasya, Ortadoğu, Akdeniz ve Karadeniz bölgelerinde ve zaman zaman bu bölgelerin de ötesinde güvenlik alanında önemli bir aktör haline getirmiştir.

2.1. Bu politikanın temel taşlarını “işbirliği” ve “ortaklık” oluşturmaktadır. Bu çerçevede, diğer ülkelerle dostane ilişkiler tesis edilmesi ve devam ettirilmesi, ikili ve çok taraflı yöntemlerle bölgesel ve uluslararası işbirliğinin geliştirilmesi, çatışmaların barışçı yöntemlerle çözülmesi ile bölgesel ve uluslararası barışın, istikrar ve refahın artırılması Türk dış politikasının ana amaçlarını oluşturmuştur. İyi komşuluk, egemenlik, bağımsızlık ve toprak bütünlüğüne saygı ve iç işlerine müdahalede bulunulmaması gibi belli başlı bazı ilkeler bu politikanın temel unsurlarını teşkil etmektedir.

2.2. 1923-1939 yıllarında iki Dünya Savaşı arası dönemde Türkiye, komşularıyla ve diğer ülkelerle işbirliği projelerini desteklemiş, Yunanistan, Romanya ve Yugoslavya ile Balkan Antantı’nı; İran, Irak ve Afganistan ile Sadabat Paktı’nı imzalamak suretiyle, çok taraflı düzeyde bölgesel güvenliğe yönelik işbirliği çabalarına katkıda bulunmuştur.

3. Türkiye, II. Dünya Savaşının ardından tarihi bir seçim yaparak özgür dünya ile birlikte, Batı Bloku’nda yer almayı tercih etmiştir. Genç Türkiye Cumhuriyeti’nin temel felsefesi ile uyumlu olan bu politika, Türkiye’nin 1952 yılında NATO’ya üye olmasıyla taçlandırılmıştır. O günden bu yana NATO, Türkiye’nin savunma ve güvenlik politikasının mihenk taşını oluşturmuştur.

Türkiye, Soğuk Savaş’ın en yoğun yaşandığı dönemde dahi, Doğu Bloğuna komşu olduğu bir bölgede kilit konumda bir NATO müttefiki olmuştur. İttifak’ın güney kanadını koruyarak, özel olarak Avrupa’nın, genel olarak NATO’nun güvenlik ve savunmasına kapsamlı katkıda bulunmuştur. Türkiye, Sovyetler Birliği ile en uzun sınıra sahip ülke olarak İttifak’ın kara sınırlarının üçte birini korumakla sorumlu olmuştur. Böyle ağır bir sorumluluk, sınırlı imkanlara sahip, gelişmekte olan bir ülke için büyük fedakarlık gerektirmiştir. Türkiye, bu dönemde izlediği politikalarla aynı zamanda, Doğu ile Batı blokları arasındaki gerilimin azalmasına da yardımcı olmuştur.

4. Türkiye, bir yandan İttifak’ın güvenliğine katkıda bulunurken, diğer yandan kendisine yakın bölgelerde işbirliğinin pekiştirilmesi yönündeki geleneksel güvenlik politikasını sürdürmüştür. Bu çerçevede Türkiye, hem Balkanlar hem de Ortadoğu’da güvenlik alanında işbirliğini teşvik etmiştir. Yunanistan ve Yugoslavya ile 1954 yılında imzalanan Balkan Paktı ve 1955 yılında İngiltere, İran, Irak ve Pakistan ile imzalanan Bağdat Paktı, Türkiye’nin bu bölgelerde güvenliğin pekiştirilmesi amacına yönelik çabalarının somut göstergelerini oluşturmaktadır.

5. Bu girişimlerle ve NATO bağlamında kollektif savunmaya vermiş olduğu koşulsuz destekle, Türkiye Doğu-Batı çatışmasının barışçı bir şekilde sona ermesine katkıda bulunmuştur. Soğuk Savaşın ardından uluslararası güvenlik ortamı değişirken NATO Türkiye’nin dış ve güvenlik politikasının değişmez bir olgusu olarak önemini muhafaza etmiştir.

5.1. Son yirmi yılda, küreselleşme ve teknolojik gelişmeler yalnızca olumlu düşüncelere değil, hasmane fikirlere de hizmet etmeye başlamış ve bunların olumsuz etkileri sınıraşan uluslararası bir nitelikte görülmeye başlanmıştır. Küresel düzeydeki risk ve tehditlere karşı duyarlılığın artmaya başladığı böyle bir ortamda, işbirliği ve ortak çabalarla sinerji yaratılması giderek daha önem verilen bir unsur olmaya başlanmıştır. Bu durum NATO’nun da yeni Stratejik Konseptinde de ifade bulmuştur.  Sözkonusu belgede “işbirliğine dayalı güvenlik” İttifakın temel görevlerinden biri olarak zikredilmiştir.

6. Türkiye, BM’nin kurucu üyelerinden biri, NATO ile tüm önde gelen Avrupa kuruluşlarının üyesi ve AB’ye tam üyelik için müzakere sürecinde bulunan bir aday ülke olarak, bölgesinde ve uzak coğrafyalarda dostluk ve işbirliğinin geliştirilmesi amacıyla aktif bir politika izleyegelmiştir.

Ülkemiz halihazırda, askeri eğitim, teknik ve bilimsel konularda ve savunma endüstrisi işbirliği alanlarında Müttefik ve dost ülkelerle pek çok ikili anlaşmalar imzalamıştır. Bu tarz işbirliği mekanizmaları, NATO üyeleriyle ve Balkanlar, Ortadoğu, Güney Akdeniz, Kuzey Afrika, Orta ve Uzak Doğu Asya ve Güney Amerika’da yer alan önemli sayıdaki ülkelerle geliştirilmiştir. Askeri Eğitim Anlaşmaları üçüncü taraflara karşı olmayıp, birlikte çalışabilirliğin geliştirilmesini teminen güvenlik alanında işbirliği yapılmasını amaçlamaktadır.