#

Fikri Mülkiyet Haklarının Uluslararası Düzeyde Korunması - Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü (WIPO)

Fikri Mülkiyet Haklarının Uluslararası Düzeyde Korunması - Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü (WIPO)

Yüksel YÜCEKAL(*)


Patent, marka, telif hakkı, korsan kitap veya CD, korsan kopya, bir müzik eserinin izinsiz icrası gibi terimler günlük yaşamımızda sık sık karşımıza çıkmaktadır. Konu; bazen aynı niteliklere sahip olduğunu düşündüğümüz iki mal arasındaki belirgin fiyat farkı, bazen satın aldığımız bir ürünün belirli bir markaya sahip olmasını veya belirli bir bölgede üretilmesini tercih etmemiz, bazen pahalı olduğunu düşündüğümüz bir bilgisayar programını veya müzik CD’sini daha ucuz olacağı için kopyalamamız, bazen de şampanyayı bazı üreticilerin köpüklü şarap adıyla pazarlamaları gibi somut durumlarda dikkatimizi çekebilmektedir.

Fikri mülkiyet kavramı insan zekâsının, entellektüel birikiminin, zihinsel yaratıcılığının ortaya çıkarmış olduğu, müzikten, edebiyata, endüstriyel tasarımlardan bilimsel buluşlara kadar uzanan geniş bir yelpaze içinde yer alan ürünleri kapsamaktadır. Tabii ki bu ürünler düşünce safhasında kaldığı ve üreticisi dışındakilerle paylaşılmadığı sürece korumaya konu olmayacaktır. Ancak bu düşüncelerin ve ürünlerin, diğer kişilerle paylaşılmaları ve özellikle bu ürünlerin kazanç amacıyla ticarete konu olmaları sözkonusu olduğu zaman korunmaları gündeme gelmektedir.

Fikri mülkiyeti iki ana başlık altında inceleyebiliriz: Sınai mülkiyet hakları ve telif hakları. Sınai mülkiyet hakları; teknolojik buluşlar, modeller, mal ve hizmetlerin ticari markaları, endüstriyel tasarımları ve coğrafi işaretleri kapsamaktadır. Telif hakları ise; edebiyat, müzik, sanat ürünleri ve görsel-işitsel ürünler, filmler, bilgisayar program ve yazılımlarını ortaya çıkaran kişilerin bu ürünler üzerindeki hakları ile bunların asıl üreticileri dışında kalan icracı, yapımcı ve yayıncılarının, komşu haklar (veya ilgili haklar) olarak adlandırılan ikincil haklarını içine almaktadır.

Bu ürünlerin üretici veya yaratıcılarının, sözkonusu ürünlerin çoğaltılarak pazarlanması veya başka bir ürünün üretilmesi için kullanılmaları için diğer kişi ve kurumlara izin vermeleri veya bu kişilerle sözleşme yapmaları sözkonusu olduğu zaman, bu hakların korunması gündeme gelmektedir. Koruma, bu ürünlerin, asıl hak sahibi dışındakilerce kullanılmalarının önlenmesine yöneliktir. Bu koruma, ulusal yasalarla düzenlenmekte, uluslararası düzenlemelerle de bu haklar ilgili ülke dışında da korunmaktadır.

Bu haklar korunurken gündeme gelen diğer bir husus kamu yararının gözetilmesidir. Fikri mülkiyet kapsamına giren bir ürünün hak sahibinin hakları korunurken, toplumun çıkarlarının da gözetilmesi gerekmektedir. Fikri mülkiyet kapsamına giren bir ürün, onu icat eden veya üreten kişi ya da kurumun çalışmalarının, emeğinin, yatırımlarının ve harcamalarının sonucudur. Bu kişi veya kurum doğal olarak bunun karşılığını almalı, başkaları izinsiz olarak veya karşılığını vermeden bundan yararlanamamalıdır. Aksi takdirde, yaratıcılık teşvik edilmemiş, toplumda yeni buluşlar yapılması ve yeni sanat eserlerinin ortaya çıkması için özendirici bir ortam yaratılmamış olacaktır. Bu, sözkonusu kamu yararının bir yönüdür. Buna karşın, bir buluşta, her eserde insanlığın ortak birikiminin de payı olduğunu ve etik açıdan o buluşun, en azından hak sahibinin makul bir kazanç sağlaması koşuluyla, tüm toplumun yararına kullanılması gerektiği de konunun diğer yönüdür. Ayrıca, her buluşa sadece ticari ve ekonomik çıkarlar çerçevesinde yaklaşmanın, ne pahasına olursa olsun kişilerin çıkarını toplumun çıkarının önüne koymanın ne derece doğru olacağı da tartışılabilecek diğer bir konudur. Örneğin insan sağlığı ile ilgili bir ürün sözkonusu olduğu zaman, öncelikle patent sahibinin hakkı mı, yoksa kamu sağlığı mı gözetilecektir? Ölümcül bir hastalığı tedavi edecek ilacın fiyatı, patent koruması nedeniyle aşırı düzeyde artıyor ve hastalar ilacı temin edemiyorlarsa, öncelik hastaların yaşama hakkına mı yoksa ilaç firmasının patent hakkına mı verilecektir? Eğer buluş, patent sahibine yeterli bir kazanç getirmeyecekse, araştırmacıların yeni buluşlar üzerinde çalışmaları başka nasıl teşvik edilecek, firmalar AR-GE faaliyetlerine nasıl yönlendirileceklerdir? Bu sorulara, yaklaşımımıza ve değer yargılarımıza bağlı olarak farklı cevaplar verebiliriz, ancak şunu söylemek gerekir ki, bu sorulara tatminkar cevaplar vermek güçtür ve bu konular farklı somut durumlar bakımından tartışılmakta, müzakere edilmekte ve anlaşmazlıklara konu olmaktadır.

Kamu yararını gündeme getiren diğer bir durum da bu hakların kötüye kullanımı halinde ortaya çıkmaktadır. Hak sahibi - ki uygulamada tekelleşme de sözkonusu olabilmektedir - fikri mülkiyetindeki ürünü, toplumun gereksinimi olduğu halde, makul bir bedel karşılığı tüketicilere sunmazsa veya serbest rekabet koşullarını ihlâl ederse ne yapılması gerekeceği konusu da tartışmalı konulardan bir diğeridir.

Biraz soyut kaldıkları düşünülebilecek bu kavramların kapsamlarını bazı somut örnekler de kullanarak şu şekilde inceleyebiliriz:

Sınai Mülkiyet Hakları:

Buluşlar ve endüstriyel tasarımlar günlük hayatta karşımıza sıklıkla çıkmaktadır. Bir ürün veya üretim tekniğini bulan kişi veya kurum, doğal olarak bu buluşun kullanımından sağlanacak kazanç ve çıkarın da hak sahibidir. Bu haktan yararlanabilmek için sözkonusu buluşun tescili gerekmektedir, bu da patent alınması suretiyle yapılmaktadır. Patent, ilgili kişiyi belirli bir süre münhasır olarak hak sahibi haline getirmektedir. Patent sahibi bu hakkını başkasına da devredebilmektedir. Patent koruma süresi, pek çok ülkede 20 yıl civarındadır.

Sinai mülkiyet hakları kapsamına giren diğer bir konu da ticari marka, ticari isim ve coğrafi işaretlerdir. Bunlar buluşlardan farklı olarak, bir ürünün belirli bir üretici tarafından veya belirli bir coğrafi bölgede üretildiğini göstermektedir. Bu marka, isim veya coğrafi işaretin hak sahibi olmayanlarca kullanımı, bir yandan o kaliteyi sağlamak için emek harcamış ve yatırımlar yapmış olan asıl üreticisi aleyhine haksız rekabete yol açmakta, diğer taraftan da tüketiciyi yanıltmış olmaktadır. Örneğin, şampanya adını yalnızca o adı taşıyan bölgenin köpüklü şarapları kullanabilmekte, bir halının Hereke adını taşıyabilmesi için mutlaka o bölgede dokunmuş olması gerekmektedir.

Sınai mülkiyet ayrıca, üretim süreci ile ilgili gizli bilgilerin ve ticari sırların, haksız rekabetin önlenmesi amacıyla korunmasını da kapsamaktadır.

Sınai mülkiyet haklarının, genelde tescil edilmiş hakkın sahibinin, uygulamada da daha çok hak sahibi firma ve kuruluşların hakkını korumaya yönelik olduğunu söylemek mümkündür. Diğer taraftan, ülkelerin teknolojik gelişmişlik düzeyleri göz önüne alındığında, korunan hakların çoğunlukla gelişmiş ülkelerdeki firmaların hakları olduğu ve koruma sisteminin gelişmiş ülkeler lehine işlediğini de söylemek yanlış olmayacaktır. Gelişmekte olan ülkeler, bu durumun özellikle teknoloji transferi konusunda kendilerini zor durumda bıraktığını ifade etmektedirler.

Patent koruması konusunda tartışılan konulardan bir diğeri de, genetik kaynaklar, genetik mühendisliği ile üretilmiş yeni bitki ve canlı türlerinin ve mikro organizmaların patentlenip patentlenemeyeceğidir. Bu tartışma, yeni buluşların ticari kazanç kaynağı olması durumunda önem kazanmaktadır. Genetik mühendisliğinin yine gelişmiş ülkelerin tekelinde olduğu gözönüne alınacak olursa, bu tartışmanın etik ve ticari boyutlarının yanına gelişmiş-gelişmekte olan ülke boyutu da eklenmektedir.

Telif Hakları:

Edebiyat, müzik, sanat ürünleri ve görsel-işitsel ürünler, filmler, bilgisayar program ve yazılımlarını ortaya çıkaran kişilerin bu ürünler üzerindeki hakları ile bunların asıl üreticileri dışında kalan icracı, yapımcı ve yayıncılarının, komşu haklarını kapsayan ve düzenleyen telif hakları, sınai mülkiyet haklarının aksine, ilke olarak tescil işlemine gerek kalmadan, eser sahibinin eserini yayınlamasının ardından ortaya çıkmaktadır.

Başlangıçta edebiyat ve sanat eserleri için öngörülmüş olan ve genellikle kitap, plak gibi bir nesne ile veya topluluk önünde icra etme ile bağlantılı olarak gündeme gelen bu konu, bilgisayar teknolojisindeki ilerlemeler ile sanal ortama taşınmış ve yepyeni bir boyut kazanmıştır.

Telif hakları genel anlamda, yazar, sanatçı, besteci veya bilgisayar programcısı gibi üreticilerin haklarının korunmasına yöneliktir. Film ve bazı müzik eserleri sözkonusu olduğunda yapımcıların hakları ortaya çıkmakta, başka birinin eserini yorumlayan icracılar da komşu haklar vesilesiyle koruma kapsamına girmektedirler. Özellikle film ve yayıncılık (radyo, televizyon vs.) sektörlerinin birer sanayi dalı durumuna gelmesi, küresel ölçekte kâr potansiyeli yüksek bir pazarda faaliyet göstermeleri, hak sahipleri arasındaki ilişkilerin de niteliğini daha karmaşık hale getirmiştir. Çarpıcı bir örnek vermek gerekirse, bir besteci ve söz yazarının hazırladığı bir müzik eseri; bir şarkıcı tarafından icra edilmekte, bir yapımcının yatırımını yaptığı CD içinde yer almakta, bir yayın kuruluşunca radyo veya televizyonda yayınlanmakta, başka oyuncuların rol aldığı bir filmin özgün müziği olarak kullanılmakta, bu film DVD olarak başka bir yapımcı tarafından piyasaya çıkmakta, bilgisayar ortamından on-line olarak DVD alınmadan kopyalanabilmekte, bir bilgisayar oyununa konu olabilmekte, bazı bölümleri başka bir film içinde kullanılabilmektedir. Bu ortamı düzenleyecek hukuki kuralların müzakere sürecine taraf devletlerin yanısıra, sektörü temsil eden kuruluşlar ve meslek birlikleri de dahil olmakta; bunların hükümetler üzerindeki baskıları, teknik tartışmalara siyasi boyut da kazandırmaktadır.

***

Fikri mülkiyet haklarının korunması, ilk bakışta, bir ülkenin iç hukukunu ilgilendiren bir konu olarak görülebilir. Bu, büyük ölçüde doğru bir saptamadır, zira, hakları koruyacak olan o ülkenin yetkili makamlarıdır. Bununla birlikte, ticaretin ülke sınırlarını aşan dinamik yapısı, ulaşım ve iletişim teknolojisinde kaydedilmekte olan gelişmeler, fikri mülkiyet hakları konusunu uluslararası boyuta taşımış ve bazı uluslararası anlaşma ve örgütlenmelere sebebiyet vermiştir.

Son dönemde bilimsel ve teknolojik gelişmelerin kazandığı nitelik, bilgi ve bilginin kullanılmasını, diğer bir deyişle entellektüel yaratıcılığı ön plana çıkarmıştır. Küreselleşme sonucunda genişleyen ticaret hacmi, bunun getirdiği dünya çapında rekabet ve üretim sürecinin değişen özellikleri, emek yerine, bilgi, yaratıcılık, araştırma-geliştirme(AR-GE) ve yüksek teknolojiye eskisinden daha büyük bir önem kazandırmaktadır. Aynı gelişmeler, fikri mülkiyet kapsamındaki ürünlere, hak sahibi olmayanlarca ulaşılmasını ve bunların kullanımını ya da kopyalanmasını da kolaylaştırmıştır. Tabii, bunlarla bağlantılı ticari kazanç ve çıkarların da miktarı büyümüştür. Bu durum, sözkonusu uluslararası anlaşma ve örgütlenmelerin son dönemde ayrı bir önem kazanmasına yol açmıştır.

Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü (World Intellectual Property Organization-WIPO):

Dünya Fikri Mülkiyet Hakları Örgütü’nün kökeni, 19. Yüzyılda imzalanmış olan "Sınai Mülkiyetin Korunmasına Dair Paris Sözleşmesi (1883)" ve "Edebiyat ve Sanat Eserlerinin Korunmasına Dair Bern Sözleşmesi (1886)"ne dayanmaktadır. Endüstri devrimi, buna bağlı olarak ortaya çıkan gelişmeler ve ticari kaygılar, fikri mülkiyet haklarının korunması konusunda uluslararası işbirliğini, bu alanda yapılması gereken hukuki düzenlemeleri gerekli kılmıştır.

Bu alanın dinamik yapısı, bir yandan fikri mülkiyetin, folklor, genetik kaynaklar gibi şimdiye kadar düzenlemelere konu olmamış diğer alanlarında da anlaşmalar yapılması, diğer yandan da mevcut anlaşmaların kapsamının genişletilmesi gereksinimini ortaya çıkarmıştır. Bu arada, başta öngörülmüş olan, sadece anlaşmaların uygulanmasını izleyen Bürolar etrafındaki gevşek örgütlenme zamanla gelişerek, bir uzmanlık kuruluşu olarak BM şemsiyesi altında bir uluslararası örgüt olarak WIPO’ya dönüşmüştür. WIPO’ya 179 devlet üyedir.

WIPO müktesebatında, fikri mülkiyet haklarının farklı alanlarını düzenleyen toplam 23 anlaşma yer almaktadır. WIPO çerçevesinde, bir yandan bu anlaşmaların uygulanması izlenmekte, diğer taraftan da yeni anlaşmalara konu olabilecek hususlar incelenmekte, gerekirse müzakere edilmektedir. WIPO’da daimi organların düzenli aralıklarla yapılan toplantılarında; anlaşmaların uygulanması, içeriklerinin güncelleştirilmesi, yeni müzakere alanlarının belirlenmesi gibi konular ele alınmakta, Sekretarya bir yandan patent ve benzer konularda kayıt işlemleri ve analitik çalışmalar yürütürken, diğer bir yandan da gelişmekte olan ülkelere teknik yardım sağlamaktadır.

WIPO Anlaşmaları, fikri mülkiyet hakları alanının ve bu hakların korunması için gereken hukuki altyapının uluslararası boyuttaki genel ve teknik çerçevesini çizmektedir. Bu anlaşmaların, özellikle hakların korunması konusundaki yaptırımlar bakımından zayıf kaldığı söylenebilir. Bunun en önemli nedeni, fikri mülkiyet gibi çok dinamik ve soyut sayılabilecek bir alanda, farklı gelişmişlik düzeylerine ve farklı hukuk sistemlerine sahip çok sayıda ülkede geçerli olacak bir koruma sisteminin oluşturulmasının güçlüğüdür. Bu yüzden, WIPO anlaşmaları genelde haklarla ilgili tanımları ve bir takım asgari standartları belirlemektedir. Bunun hiçbir şekilde küçümsenmemesi gerekir, zira birbirinden farklı kültürleri, hukuk gelenekleri ve yasal altyapıları olan çok sayıda ülkenin standartları benimsemesinin zorlukları açıktır. WIPO’nun bir yargı organı yoktur. WIPO üyesi ülkelerin de, anlaşmaların tümüne üyelik gibi bir zorunluluğu bulunmamaktadır.

Türkiye şu an için 14 anlaşmaya taraftır. Ülkemizin WIPO Anlaşmaları bakımından en önemli eksikliği, telif hakları ile müzik eserlerinin icraları ve kayıtlarının yayını konusundaki anlaşmalara henüz taraf olmamış olmasıdır. Bununla birlikte, sözkonusu çalışmalarda önemli ilerleme kaydedilmiş olup, uygun bulma kanununun TBMM’ye sevkedilmesi aşamasına gelinmiştir.

WIPO’nun mevcut anlaşmalarla belirlenen alanların yanısıra, gelişmelere bağlı olarak ortaya yeni çıkan konulara ilişkin çalışmaları da olmaktadır. Buna güncel bir örnek olarak, internet adresleri (domain names) konusunu gösterebiliriz. WIPO üyelerinin belirlediği ilkeler ve bu adresleri tescil eden kuruluşların üstlenmiş olduğu yükümlülük uyarınca, internet adreslerinde yeralan isimlerin haksız olarak kullanılması durumunda, bu konu WIPO Hakemlik ve Arabuluculuk Merkezine götürülebilmektedir. Bu merkez, anlaşmazlıkların barışçı çözümü için öngörülmüş bir tahkim mekanizmasıdır. Ancak bu mekanizma, herhangi bir uluslararası anlaşma çerçevesinde değil, sektör kuruluşları ve WIPO ülkelerince belirlenmiş ilkeler çerçevesinde işlemektedir.

Gelişmelere bağlı olarak WIPO gündemine yeni giren konular arasında, folklor, genetik kaynaklar ve bitki çeşitleri gibi konuları gösterebiliriz.

Dünya Ticaret Örgütü Ticaretle Bağlantılı
Fikri Mülkiyet Hakları (TRIPS) Anlaşması:

"Uruguay Round" Çok Taraflı Ticaret Müzakereleri’nin sonucunda, 1995 yılında imzalanan Marakeş Anlaşması ile oluşturulmuş olan Dünya Ticaret Örgütü sisteminin temel anlaşmalarından biri, Ticaretle Bağlantılı Fikri Mülkiyet Hakları (TRIPS) Anlaşması’dır. Fikri mülkiyet haklarının DTÖ kapsamına alınmasının nedeni, özellikle gelişmiş ülkelerin WIPO anlaşmalarını yaptırımlar bakımından yeterli görmeyip, ticari çıkarları bakımından kendileri için önem taşıyan fikri mülkiyet haklarını, müzakereler sonucu "Uruguay Round" kapsamına sokmuş olmalarıdır. Gelişmekte olan ülkelerin ikna edilmeleri için kullanılan en önemli gerekçe, fikri mülkiyet haklarının korunmasının yabancı yatırımların gelişini kolaylaştıracağı iddiası olmuştur.

TRIPS Anlaşması; Paris ve Bern Sözleşmeleri’nin bazı maddelerine de atıflar yaparak, fikri mülkiyet haklarının korunması konusunda DTÖ üyelerinin uyacağı ilkeleri ve asgari standartları belirlemekte, ancak en önemlisi, WIPO sisteminin ilerisine giderek, sözkonusu korumanın üye ülkelerde yaptırımlarla uygulanması ve çıkabilecek anlaşmazlıkların çözümü konusunda da hükümler içermektedir. Diğer bir deyişle, DTÖ sistemi, fikri mülkiyet haklarının ticarete konu olan yönleri bakımından, DTÖ Anlaşmazlıkların Halli Organı’na başvurma ve gereken hallerde yaptırımlar uygulama olanağı sağlamaktadır.

Bu anlaşmanın uygulanmasına dair konular ile kapsamının geliştirilmesine ilişkin müzakereler, DTÖ TRIPS Konseyi’nin gündeminde yer almaktadır. TRIPS Konseyi’nde ayrıca, DTÖ üyelerinin fikri mülkiyet hakları mevzuatlarının DTÖ ve TRIPS kurallarına uygun olup olmadıkları da gözden geçirilmektedir. Türkiye ile ilgili inceleme 2000-2001 döneminde tamamlanmıştır. Mevzuatımızın TRIPS Anlaşması ile uyumlu olması ve TRIPS Anlaşması ile öngörülen asgari standartları taşıması için yürütülmüş olan bu çalışmaların yeterli düzeyde olduğu da, bu inceleme ile ortaya konulmuştur. Mevzuatımızın TRIPS Anlaşması ile uyumu, Avrupa Birliği müktesebatı ile uyumu bakımından da önemli bir ilerleme teşkil etmektedir.

***

Fikri mülkiyet haklarının uluslararası alanda artan önemi, bilgi ve bilgiye dayalı üretimin önem kazanması sonucudur. Bu koşullar altında, gelişmiş ülkeler, yüksek eğitim düzeyleri, nitelikli insan potansiyelleri ve gelişmiş altyapıları ile doğal olarak, avantajlı konumdadır. İnsan zekâsının ürünleri, bazen ticari avantajları tersine çevirebilmektedir. Örnekler vermek gerekirse, tekstil sektörü emek yoğun bir üretim süreci gerektirdiği için genelde ucuz işgücüne sahip az gelişmiş ülkelerin avantajlı olduğu bir alandır; ancak, tanınmış markalı bir tekstil ürünü – ki markanın tanıtımı, reklamı ve pazarlanması da entellektüel bir yaratıcılığın ürünüdür - , bu avantajı gelişmiş ülke veya bunu kullanan herhangi bir üretici lehine çevirebilmektedir. Bir bilgisayar veya elektronik cihazın üretimi maliyeti ucuz işgücü ile düşürülebilmektedir; ancak, bu cihazların niteliğini belirleyen asıl unsur olan işletecek yazılım, program veya işletim sistemi, ürünün piyasadaki esas rekabet gücünü ortaya koymaktadır. Gelişmiş ülkeler, teknolojik ilerlemeyi denetimleri altında tutmak ve bu üstünlüklerini sürekli bir şekilde ekonomik ve ticari avantaja çevirmek için fikri mülkiyet haklarını uluslararası düzeyde de korumak ve korunmasını teşvik etmek için gerekli düzenlemelerin savunucusu olmaktadır. Nitekim, "Uruguay Round" sonucu, DTÖ sisteminin dört ayağından biri olan TRIPS Anlaşması, tüm üyelere kabul ettirilmiştir. WIPO ve DTÖ gibi uluslararası örgütlerdeki müzakerelerde, gelişmiş ülkelerin bu taleplerine karşı gelişmekte olan ülkeler, dezavantajlarını ortadan kaldırmak için mümkün olan esnekliği sağlamak yönünde çaba göstermektedirler.

Bu örgütlerdeki müzakerelerin genelde, çok kaba hatlarla iki grup ülke arasında, yani gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler şeklinde iki blok arasında yürütüldüğünü varsayabiliriz. (Gerçi, gelişmekte olan ülkelerin bazıları nispeten daha iyi durumda oldukları için bazı konularda gelişmiş ülkelere yakın tutum da benimseyebilmektedirler.) Ancak, bu iki grup üzerinde etki yapan baskı grupları da mevcuttur. Çok uluslu şirketler; genellikle gelişmiş ülkeler üzerinde baskı yaparak, bunların fikri mülkiyet haklarının korunması yanlısı politikalarını şekillendirmekte, gelişmekte olan ülkeleri de, yapacakları yatırımları bir tehdit aracı olarak kullanarak, etkilemeye çalışmaktadırlar. Buna karşın uluslararası kamuoyunun bir bölümü de, etik, insani, çevreci vb. kaygılarla fikri mülkiyet korumasında kamu yararının ön plana çıkması için girişimler yapmakta ve başarılı da olmaktadır.

Fikri mülkiyet tartışmalarındaki kırılma noktalarından bir diğeri de; bireysel hakları, bireyi ve sözleşme özgürlüğünü öne çıkaran liberal anglo-sakson hukuk geleneği ile kamu yararı ve kollektif hakları ön plana çıkaran hukuk sistemlerinin konulara farklı yaklaşımları olmaktadır.

Son günlerde sıkça duyulan, "TRIPS Anlaşması ve Kamu Sağlığı" konusu ilginç bir örnek olaydır: TRIPS Anlaşması’nın ilaçlara sağladığı patent korumasının özellikle HIV/AIDS, tüberküloz ve sıtma gibi hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaçların fiyatlarını artırması, bunun da özellikle Afrika ülkelerinde pek çok hasta için ilaç teminini imkânsızlaştırması nedeniyle, 2000 yılında TRIPS Anlaşması’nın bu ülkeler lehine esnetilmesi için bu ülkelerce girişimler başlatılmış, Brezilya ve Hindistan gibi ülkeler sağlanacak esnekliğin kendi ilaç sektörlerine sağlayacağı avantajlar nedeniyle bu girişimin öncülüğünü üstlenmiş, uluslararası kamuoyunun da desteği ile bu girişim 2001 yılında Doha’da yapılan DTÖ IV. Bakanlar Konferansı’nda bu yöndeki müzakereleri başlatan bir kararın alınması sonucunu doğurmuştur. Müzakereler halen devam etmektedir. Müzakerelerin seyrine ve sonucuna bağlı olarak, TRIPS kurallarının uygulamasının bir ölçüde esnetilmesi beklenmektedir.

Uluslararası örgütlerdeki müzakerelerdeki saflaşma her zaman gelişmiş-gelişmekte olan ülkeler arasında da olmamaktadır. Sözgelimi, coğrafi işaretlerde sağlanmış olan korumanın kapsamının genişletilmesi konusunda, tarihsel geçmişi nedeniyle coğrafi korumadan yararlanabilecek geleneksel ürünler bakımından zengin olan ülkemiz, İsviçre, İzlanda, Bulgaristan, Çek Cumhuriyeti, Pakistan, Hindistan, Mısır ve Kenya gibi farklı gelişmişlik düzeyindeki ülkelerle birlikte Avrupa Birliği’nin de desteğini alarak aynı grupta; ABD, Avustralya, Yeni Zelanda ve Arjantin gibi ülkelere karşı tutum belirleyebilmektedir. Bu, fikri mülkiyet konusunun kendine özgü dinamik yapısının ve çok yönlülüğünün müzakerelere yansıyan sonucudur.

***

Gelişmekte olan ülkeler arasında, diğerlerine göre daha avantajlı bir konumda olan ve AB üyeliğini hedefleyerek mevzuatının AB müktesebatı ile uyumlu olmasını amaçlayan ülkemizin genel tutumunun, gelişmekte olan ülkelere daha yakın olduğu söylenebilir. Bunun asıl nedeni, uluslararası ticaret sisteminin kurallarla düzenlenmesi sonucu gelişecek istikrar ve şeffaflığın, ticaret politikalarımız bakımından daha avantajlı olacağı varsayımıdır. Bununla birlikte, gelişmekte olan ülkelerin dezavantajlarının telafi edilmesi için gereken esnekliğin gösterilmesi ve fikri mülkiyetin korunması için oluşturulmakta olan uluslararası sistemin tüm üyeler bakımından mümkün olduğunca adil ve dengeli olması, bu alana sadece ticari çıkarlar çerçevesinde yaklaşılmaması gerektiği de gözönüne aldığımız diğer bir unsurdur.


(*) İkinci Katip, Çok Taraflı Ekonomik İşler Genel Müdür Yardımcılığı;
Dışişleri Bakanlığı