#

Dünya Ticeret Örgütü (DTÖ) Doha Kalkınma Gündemi Müzakerelerinde Son Durum

Dünya Ticeret Örgütü (DTÖ) Doha Kalkınma Gündemi Müzakerelerinde Son Durum

Vural ALTAY (*)


9-14 Kasım 2001 tarihlerinde Katar’ın başkenti Doha’da düzenlenen Dünya Ticaret Örgütü(DTÖ) IV. Bakanlar Konferansı ile başlatılmış olan ve "Doha Kalkınma Gündemi(DKG)" olarak da adlandırılan yeni ticaret müzakereleri turu(raundu), anılan tarihten bu yana, yaklaşık 18 aydır DTÖ bünyesinde devam etmektedir.

1 Ocak 2005 tarihinde tamamlanması öngörülen sözkonusu müzakere süreci kapsamında ele alınan müzakere ve çalışma konuları şunlardır;

Tarım; Hizmetler Ticareti; "Uruguay Raund" Anlaşmalarının Uygulanmasına İlişkin Konular (Implementation Issues); DTÖ Anlaşmalarının Gelişme Yolundaki Ülkeler (GYÜ) lehindeki "özel ve lehte muamele (Special and Differential Treatment-S&D) " hükümlerinin gözden geçirilmesi; Sanayi Ürünlerinde Tarifelerin ve Tarife Dışı Engellerin Kaldırılması; DTÖ Kuralları (Anti-damping, Sübvansiyonlar ve Bölgesel Ticaret Anlaşmaları); Ticaretle Bağlantılı Fikri Mülkiyet Hakları (TRIPS); Singapur Konuları (Yatırım, Rekabet, Kamu Alımları, Ticaretin Kolaylaştırılması); Anlaşmazlıkların Halli Mutabakatı (Dispute Settlement Understanding – DSU) ile oluşturulmuş olan Anlaşmazlıkların Halli Sisteminin iyileştirilmesi; Ticaret, Borç ve Finans; Ticaret ve Teknoloji Transferi.

Ayrıca, "elektronik ticaret" konusunda halihazırda yürütülmekte olan çalışmalara devam edilmesi öngörülmüştür.

Yukarıda belirtilen konular arasında bulunan ve "Singapur Konuları" olarak bilinen, yatırım, rekabet, kamu alımları ve ticaretin kolaylaştırılması konularında iki safhalı bir yaklaşım benimsenmiş, ilk iki yıl yürütülecek müzakerelerle bu dört konuya ilişkin bazı ilke, kural ve ilkelere açıklık kazandırılması, bu konudaki gelişmeler ışığında 10-14 Eylül 2003 tarihlerinde Meksika Cancun’da yapılacak V. Bakanlar Konferansı’nda alınacak karar doğrultusunda bir anlaşma taslağının kaleme alınmasına yönelik çalışmalara başlanılması benimsenmiştir.

Doha’da varılan mutabakat uyarınca, bu alanlardaki müzakereler tek bir paketin (Single Undertaking) kabul edilmesi suretiyle sonuçlandırılacaktır. Sadece "DSU" ve "Özel ve Lehte Muamele Hükümleri" konularındaki müzakereler bu paketin dışında bırakılmıştır. S&D hükümlerine ilişkin çalışmanın 2002 yılı Temmuz ayında, DSU müzakerelerinin de 2003 yılı Mayıs ayında sonuçlandırılması kabul edilmiştir.

Öte yandan, kamu sağlığının korunması bağlamında ilaç patentlerine sağlanan korumanın gelişmekte olan ülkeler lehine esnetilmesi konusuna verilen özel önem nedeniyle, Doha’da ayrı bir deklarasyona konu teşkil eden "TRIPS ve Kamu Sağlığı"na ilişkin müzakerelerin de 31 Aralık 2002 tarihine kadar bitirilmesi, tarım müzakerelerinin "modaliteleri" üzerinde de 31 Mart 2003 tarihine kadar mutabakat sağlanması öngörülmüştür.

Doha Konferansı’ndan hemen sonra DKG çalışmalarına hızla başlanılmış ve 1 Şubat 2002 tarihinde,  başkanlığı DTÖ Genel Müdürünce deruhte edilen Ticaret Müzakereleri Komitesi (TMK) oluşturulmuştur.

Tüm müzakere konuları, ayrı birer müzakere grubu altında ele alınmakta ve tüm gruplar müzakerelerin eşgüdüm ve izlenmesini yürüten Ticaret Müzakereleri Komitesine bağlı bulunmaktadır.

Müzakerelerin özüne yönelik süreçte 3-4 Ekim 2002 tarihlerinde gerçekleştirilen dördüncü TMK toplantısında yeni bir aşamaya gelinmiş, üyelerin genel eğilimleri ve görüş ayrılıkları açık şekilde görülmeye başlanmıştır. Bu safhadan itibaren de müzakerelerde, ülkelerin tutumlarındaki farklılıklar nedeniyle tıkanmalar ortaya çıkmıştır.

Bu tıkanmalara yol açan sorunların en önemlisi, özellikle GYÜ’lerin önemli  bir bölümünün önem atfettiği bazı konulardaki müzakerelerin Doha’da öngörülen "son tarihler" itibariyle bugüne kadar sonuçlandırılamamış olmasıdır. Bu müzakere alanları, "Uygulama Konuları", "S&D" ve "TRIPS ve Kamu Sağlığı" olup, bunlara yakın zamanda çözüm bulunacağına dair olumlu bir işaret de mevcut değildir.

Doha’da öngörülen son tarihlere rağmen, "kalkınma" ile ilişkilendirilen bu müzakere alanlarındaki başarısızlık, GYÜ ve en az gelişmiş ülke(EAGÜ)lerin müzakerelere bakış açısını doğal olarak etkilemiştir. GYÜ ve EAGÜ’ler müzakerelerde önceliğin bu konularda olduğunu ısrarla vurgulamaktadır. Bu grupta yer alan ülkelerin, bu meseleler aşılmadıkça  diğer müzakere alanlarında olası ilerlemeleri engellemeye çalışmaları beklenebilir.

Diğer taraftan, Doha "raund"unun kilit müzakere alanı olan tarımda 31 Mart 2003 son tarihine kadar modaliteler üzerinde anlaşma sağlanamamış olması da hayal kırıklığına yol açan son gelişme olmuştur.

Doha turunun anahtarının tarım müzakereleri olduğu ve tarım müzakerelerinde ilerleme olmadan Doha müzakere turunda başarıdan söz edilemeyeceği herkes tarafından kabul edilmektedir.

Tarım  Komitesi  Özel Oturumu Başkanının 17 Şubat 2003 tarihinde  yayınlanan "modalitelere dair ilk taslağı" büyük bir tartışma başlatmış, özellikle AB, Japonya ve İsviçre bu taslağı kabul edilemez nitelikte bulduklarını açıklamışlardır. Bilahare modalitelerin ikinci taslağı Başkan tarafından 18 Mart 2003 tarihinde yayınlanmış, ancak üyeler arasındaki derin görüş ayrılıkları 31 Mart 2003 tarihine kadar giderilememiştir. Tarım müzakereleri modalitelerinde belirlenmiş süreye uyulamaması zincirleme etki ile diğer müzakere alanlarını ve belirlenmiş süreleri de doğal olarak etkileyecektir.

Tarım müzakerelerinde modalitelerin kabulü, ülkelerin bu modaliteler temelinde hazırlayacakları taahhüt listelerini en geç Cancun Konferansı’na kadar sunacak olmaları itibariyle de ayrıca önem taşımaktadır. Özellikle tarımda korumacı politikalara karşı çıkan ve liberalleşme yanlısı olan Cairns Grubu ülkeleri, tarım müzakerelerinde ilerlemenin müzakerelerin geneli için şart olduğunu öne sürmektedir.

Öte yandan, hizmetler ticareti alanında ilk tekliflerin 31 Mart 2003 tarihine kadar sunulması, DSU’daki değişikliklerin Mayıs 2003’e kadar sonuçlandırılması, "tarım dışı ürünlerde pazara giriş müzakerelerinde" modalitelerin de yine Mayıs ayında kabulü gerekmektedir. 2 Nisan 2003 tarihi itibariyle hizmetler ticareti alanındaki ilk teklifleri sadece 16 ülke sunabilmiştir.

Bazı müzakere alanlarının öncelik taşıdığı veya taşımadığı tartışmasının gerisinde, bu aşamada, bir müzakere taktiği olarak her ülkenin kendini rahat hissettiği alanlara öncelik tanımak, ödün vermek durumunda kalacağı alanlarda ise olabildiğince savunmada kalıp diğer alanlarda ne alabileceğini görmek istemesi de yatmaktadır. Çoğunluğun böyle bir tutum benimsemesi ise müzakerelerde ilerlemeyi zorlaştırmakta, dengeli ve bütünsel yaklaşım ihtiyacını da gözardı etmektedir. 

Ayrıca,  Doha Konferansı’nda konsensüsü sağlayabilmek için verilmiş olan bazı ödünler ve bildirinin nihai şeklini alması için gözetilmeye çalışılan hassas dengeler de yeni turda bazı güçlüklere  yol açmaktadır. Örneğin Doha’da müzakere alanlarının bir bütün teşkil ettiği kabul edilmiş (DSU hariç), tek paket esası benimsenmiş ve müzakerelerin tüm alanlarda 1 Ocak 2005 tarihinde tamamlanması hedef alınmıştır. Ancak diğer yandan, yeni "raund"un kalkınma öncelikli olacağının da altı çizilmiş, yeni turun adı dahi "Doha Kalkınma Gündemi" olarak belirlenmiş, "özel ve lehte muamele", "TRIPS ve Kamu Sağlığı"  ve "Uygulama" gibi konular öncelikli konular olarak vurgulanmıştır. GYÜ’ler de bundan güç almakta, kendileri için öncelik taşıyan konularda ön almasını beklemektedir. Gelişmiş ülke(GÜ)’lerin ise bu baskıyı hissettikleri, ancak bu aşamada ön almaktan kaçındıkları, müzakerelerin bütünlüğü ilkesine sarıldıkları görülmektedir.

GYÜ’lerin Uruguay "Raund"dan kazançlı çıkmadıkları, dolayısıyla şimdi önce GÜ’lerin ne yapacağının görülmesi gerektiği anlayışının da yeni "raund"da GYÜ’leri daha katı bir tutuma sevkettiği görülmektedir.

Doha’da yapılan Bakanlar Konferansı sonunda kabul edilen bildiri ve yeni ticaret müzakereleri için verilen yönerge bazı noktalarda oldukça karmaşık, farklı yorumlara yol açabilecek ve açıklık gerektiren hususları içermektedir. Bunun temel nedeni de belgenin çok farklı görüşleri ve çıkarları yansıtacak bir uzlaşı arayışında olmasıdır. Ayrıca, gelişmelerin ışığında, belirlenen son tarihlerin gerçekçi olmadıkları da ortaya çıkmaktadır.

Doha Raundu, bugüne kadarki müzakere turlarının kapsam olarak en iddialısıdır. Kalkınma sorunlarına verilen öncelik bakımından da bir ilki oluşturmaktadır.

Diğer yandan, müzakerelere katılan ülke sayısı da önemli ölçüde artmıştır. 1947 yılında GATT’a taraf olan ülkelerin sayısı 23 iken Uruguay Raund başladığında taraf ülke sayısı 90’a, Uruguay Raund 1994  yılında  tamamlandığında ise 122’ye yükselmiştir. Doha müzakere turuna ise bu sayının çok üstünde halihazırda 146 ülke katılmakta olup, gerek üye sayısının artmış olması gerek müzakere alanlarının çeşitliliği ve birbirlerine bağımlılığı, pazarlığı güçleştirmekte ve uzlaşıya varılmasını daha zor hale getirmektedir.

Müzakerelere tesir eden bazı dış etkenler de bulunmaktadır:                     

Seattle Konferansı’nın başarısızlığından sonra Doha’da tatminkar bir sonuca ulaşılmasında  ABD ile AB arasındaki uyumlu işbirliğinin ve ABD ve AB’nin Ticaret Temsilcileri Robert Zoellick ile Pascal Lamy arasındaki yakın ilişkilerin önemli bir payı bulunduğunun hatırlanmasında yarar vardır. Doha Konferansı’nın başarısı ve sonuçları bir bakıma AB ve ABD’nin ortak bir amaçta (yeni raund) buluşmaları ve bu amaca uygun biçimde liderliği üstlenmeleri ile mümkün olmuştur. Ayrıca, Doha Konferansı’nın 11 Eylül’ün hemen sonrasına rastlamasının, Doha için iyi bir hazırlık yapılmış olmasının ve yeni müzakerelerin kalkınmaya öncelik tanıyacağı yolunda GYÜ’lere verilen vaadlerin de bu başarıda payı olmuştur.

Bugün için ise Doha’nın başarısında rolü bulunan etkenlerin bir kısmının ortadan kalktığı ve koşulların değiştiği görülmektedir. Herşeyden önce ABD ile AB’nin yeni müzakere turunda ciddi bir rekabet ve çıkar çatışması içine girdikleri ve uyuşmazlık sergiledikleri görülmektedir. Irak ile ilgili gelişmeler öncesinde kendini gösteren bu anlaşmazlığın, önümüzdeki dönemde Irak konusuyla bağlantılı olarak daha da artması olasıdır.

ABD’nin 2002 yılında demir-çelik ürünlerine sağladığı korumayı arttırması, tarım sektörüne verdiği desteği yükseltmesi, AB’nin ortak tarım politikasında liberalizasyon yönünde ileri bir adım atamaması, genetik olarak değişikliğe uğramış ürünler üzerindeki görüş ayrılıkları, Anlaşmazlıkların Halli Organına yapılan karşılıklı başvuruların sayısındaki artış bu anlaşmazlığın başlıca göstergeleridir.

ABD’nin ticaret politikasında,  çok taraflı düzenlemeler yerine serbest ticaret anlaşmalarına yönelmesi, Anlaşmazlıkların Halli Organı (AHO) kararlarına uyumda hem ABD’nin hem de AB’nin zorlanması, bazı AHO kararlarının ABD Kongresi’nde içişlerine müdahale olarak görülmesi DTÖ’deki müzakerelerini doğrudan ya da dolaylı olarak etkileyebilmektedir. ABD Kongresi üyesi ve "Ways and Means" Komitesi  Başkanı  Bill  Thomas’ın  AB’nin tarım politikasında reforma gitmemesi halinde ABD Kongresi üyelerinin 2005’te yapılacak oylamada ABD’nin DTÖ üyeliğinin yenilenmesine karşı çıkacakları yolundaki son açıklaması, bazı Kongre üyelerinin bakış açısını yansıtıyor olması açısından ilginç görülmektedir.

Dünya ticaretinde en büyük paya sahip ABD ile AB arasındaki görüş ayrılıkları ve rekabet sürdükçe, Doha müzakere turunun belirlenmiş olan tarihe kadar      (1 Ocak 2005) tamamlanmasını beklemenin gerçekçi olmayacağı düşünülmektedir.

ABD-AB ilişkilerinden ayrı olarak dünya ekonomisinde görülen resesyonun,  bu resesyona bağlı olarak dünya ticaretinin artış hızının gerilemesinin, doğrudan yabancı sermaye yatırımlarındaki daralmanın ve Irak’a ilişkin gelişmelerle bağlantılı olarak piyasalardaki belirsizliğin ve petrol fiyatlarındaki dalgalanmanın da amacı daha ileri bir liberalizasyon olan yeni müzakere turunu dolaylı olarak etkilediği, ülkeleri daha temkinli hareket etmeye sevk ettiği ve korumacı refleksleri artırdığı görülmektedir.

Doha Kalkınma Gündemi olarak adlandırılan yeni ticaret müzakerelerinde kritik bir aşamaya gelindiği, iyimserliğin yerini giderek karamsarlığa bırakmaya başladığı ve 10-14 Eylül 2003’te Cancun’da gerçekleştirilecek V. Bakanlar Konferansının da Seattle’da yapılmış olan III. Bakanlar Konferansı gibi başarısızlıkla sonuçlanabileceği endişesinin arttığı gözlenmekte, ancak bunun önüne geçilebilmesi için önümüzdeki dönemde yoğun çaba harcanacağı anlaşılmaktadır.

Yukarıda maruz gelişmeler Doha Raund’unun zor ilerleyeceğini ortaya koymaktadır. Ancak karamsarlığa ve artan endişelere rağmen yeni müzakere turunun başarısızlıkla sonuçlanacağı şeklinde peşin bir hükme varmanın da yanıltıcı olacağı düşünülmektedir. Çünkü böyle bir başarısızlığın faturasının çok yüksek olabileceği ve ülkelerin olası bir başarısızlığın sorumluluğunu almaktan kaçınacakları değerlendirilmektedir.

 

(*)  Daimi Temsilci Yardımcısı; Dünya Ticaret Örgütü Nezdinde Türkiye Daimi Temsilciliği - Cenevre