Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Sayın Ali Babacan ile Dışişleri Bakanı Sayın Ahmet Davutoğlu'nun Devir Teslim Vesilesiyle Yaptıkları Konuşmalar, 2 Mayıs 2009 Bakanlığımızın 89. Kuruluş Yıldönümü Vesilesiyle Sayın Bakanımızın Tüm Teşkilata Mesajı, 2 Mayıs 2009 Dışişleri Bakanı Sayın Ali Babacan’ın TBMM Genel Kurulunda Yaptıkları Konuşma (29 Nisan 2009) Dışişleri Bakanı Sayın Ali Babacan'ın, Medeniyetler İttifakı İkinci Forumu Çerçevesinde Yüksek Temsilci Sampaio ve İttifakın Eş sunucusu İspanyol Dışişleri Bakanı Miguel Moratinos ile Birlikte Düzenlediği Ortak Basın Toplantısındaki İfadeleri, İstanbul, 7 Nisan 2009 Dışişleri Bakanı Sayın Ali Babacan'ın Özel Sektör ve Ekonomik Kalkınma Enstitüsü'nün Açılışı Vesilesiyle Yaptıkları Konuşma, Ankara, 2 Nisan 2009 Dışişleri Bakanı Sayın Ali Babacan'ın 18 Mart Şehitler Günü Münasebetiyle Düzenlenen Törende Yaptıkları Konuşma, 18 Mart 2009 Dışişleri Bakanı Sayın Ali Babacan'ın NTV'ye Verdiği Mülakat, Ankara, 10 Mart 2009 Dışişleri Bakanı Sayın Ali Babacan'ın Deik/Taik Tarafından Düzenlenen Öğle Yemeğinde Yaptıkları Konuşma Ve Yöneltilen Sorulara Cevapları, İstanbul, 25 Şubat 2009 Dışişleri Bakanı Sayın Ali Babacan'ın Kosova Meclisi Genel Kurulu'nda Yaptığı Konuşma, Priştine, 13 Ocak 2009 Dışişleri Bakanı Sayın Ali Babacan'ın AB Başmüzakerecilik Görevinin Devir-Teslimi Vesilesiyle Düzenlenen Basın Toplantısında Yaptığı Konuşma, Ankara, 11 Ocak 2009 Dışişleri Bakanı Sayın Ali Babacan'ın BM Güvenlik Konseyi'nde Gazze'deki Duruma İlişkin 1860 Sayılı Karar'ın Kabulünden Sonra Yaptığı Açıklama, New York, 8 Ocak 2009 Dışişleri Bakanı Sayın Ali Babacan'ın BM Güvenlik Konseyi Toplantısında Yaptığı Konuşma, New York, 6 Ocak 2009 Dışişleri Bakanlığı Ve Avrupa Birliği Genel Sekreterliği Bütçesinin TBMM Genel Kurulu’nda Görüşülmesi Vesilesiyle Sayın Bakanın Yaptığı Konuşma, 23 Aralık 2008 Sayın Bakanımızın AB Üyesi Ve AB’ne Aday Ülkelerin Büyükelçilerine Verdiği Çalışma Yemeği Öncesinde Yaptığı Açılış Konuşması, 16 Aralık 2008 Sayın Dışişleri Bakanımız Tarafından 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü Vesilesiyle Yayınlanan Mesaj Afganistan İslam Cumhuriyeti, Pakistan İslam Cumhuriyeti Ve Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanları Arasında Gerçekleştirilen İkinci Üçlü Zirve Sonucunda Kabul Edilen Ortak Açıklama, İstanbul, 5 Aralık 2008 Türkiye Cumhuriyeti Ve Pakistan İslam Cumhuriyeti Cumhurbaşkanları Arasında Gerçekleştirilen Görüşmenin Ardından Yapılan Ortak Açıklama, İstanbul, 5 Aralık 2008 Dışişleri Bakanı Sayın Ali Babacan'ın 2009 Mali Yılı Bütçe Tasarısı Konuşması, 21 Kasım 2008 Sayın Bakanın Türk-İtalyan Forumu'nda Yaptığı Konuşma, Roma, 5 Kasım 2008 Sayın Bakanımızın Boğaziçi Konferansı’nda Yaptığı Konuşma, İstanbul, 11 Ekim 2008 Sayın Bakanın 24 Ekim Birleşmiş Milletler Günü Vesilesiyle Verilen Resepsiyonda Yaptığı Konuşma Türk-Arap İşbirliği Forumu Dışişleri Bakanları Birinci Toplantısı Kapanış Ortak Bildirisi Sayın Bakan'ın Cinsiyet Eşitliği - TAIEX açılış konuşması, Çözüm, 9 Ekim 2008 Sayın Bakanımızın “AB ve Türkiye Arasındaki Sivil Toplum Diyaloğunun Geliştirilmesi Açılış Konferansı”nda Yaptıkları Konuşma, Sheraton/Ankara, 9 Eylül 2008 Sayın Bakanımızın Türkiye-KİK Stratejik Diyaloğu 1. Dışişleri Bakanları Toplantısında Yaptıkları Konuşma, Cidde, 2 Eylül 2008 Dışişleri Bakanı Ali Babacan’ın Büyükelçiler Konferansı Açış Konuşması, 15 Temmuz 2008, Bilkent Otel ve Konferans Merkezi Sayın Bakanımızın Türkiye’den Ayrılışında Havalimanında Yaptıkları Basın Açıklaması, 26 Mayıs 2008 Sayın Bakanımızın GDAÜ Zirvesi için Pomorie’ye Hareketinden Önce Havaalanında Yaptıkları Basın Açıklaması, 20 Mayıs 2008 Sayın Bakanımızın “Dünya Türk Girişimcileri Konseyi” Gala Yemeğinde Yaptıkları Konuşma, 4 Mayıs 2008 Sayın Bakanımızın 9 Mayıs Avrupa Günü Vesilesiyle AB Üye ve Aday Ülkelerin Büyükelçilerine Verdiği Kahvaltıdaki Konuşması, 9 Mayıs 2008, Swissotel
Dışişleri Bakanlığı ve Avrupa Birliği Genel Sekreterliği 2008 Mali Yılı Bütçe Tasarılarının TBMM Genel Kurulu’nda Görüşülmesi Vesilesiyle Dışişleri Bakanı Sayın Ali Babacan Tarafından Yapılan Sunuş, 10 Aralık 2007

Sayın Başkan, Değerli Milletvekilleri,

Bakanlığımın ve Avrupa Birliği Genel Sekreterliğinin 2008 Mali Yılı Bütçe Tasarısının Yüce Meclisin onayına sunulması vesilesiyle huzurlarınıza gelmiş bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyor, dış politikamızla ilgili olarak bu kürsüden dile getirdikleri görüşler ve yapıcı katkılarından dolayı, gruplar adına söz alan tüm Milletvekillerine de teşekkürlerimi sunuyorum.

Temel dış politika konularımızla, Bakanlığımın bütçesi hakkında ayrıntılı bilgiler içeren bir kitapçık sizlere sunuldu. Konuşma süremin kısıtlılığı nedeniyle, burada ana hatlarıyla da olsa dış politika gündemimizdeki öncelikli bazı konulara değinmek istiyorum.

İçinden geçmekte olduğumuz uluslararası konjonktürde bizleri tedirgin eden çok sayıda siyasi ve ekonomik sorun mevcuttur.

Öte yandan, Türkiye olarak biz, insanlığın bazı sorunlarına kalıcı çözümler getirilmesini amaçlayan çabalara, elimizdeki bütün imkanları zorlayarak etkin ve yapıcı katkılarda bulunmaktayız. Özellikle yakın çevremizden başlamak üzere, barış ve istikrarın yaygınlaştırılmasına yönelik girişimlere verdiğimiz destek son yıllarda gözle görülür biçimde artmıştır. Bu doğrultuda, siyasi, askeri, ekonomik, toplumsal ve kültürel boyutlar da içeren, inisiyatif kullanmaya ağırlık veren, vizyon temelli ve geniş perspektife sahip bir dış politika stratejisi izlemekteyiz.

Dış politika vizyonumuzun temelinde, Türkiye’nin çok daha güçlü ve müreffeh bir ülke haline gelmesi hedefi yatmaktadır. AB ile tam üyelik müzakerelerinin ana felsefesi de budur. Türkiye’nin Birliğe katılımı aynı zamanda insanlığın barış ve refahına da hizmet edecek tarihi bir dönüm noktası olacaktır. Nitekim, Sayın Başbakanımız ve İspanya Başbakanının himayelerinde BM çatısı altında başlatılan “Medeniyetler İttifakı” girişiminin gördüğü büyük uluslararası destek, kültürler arası diyalog ve işbirliğinin geliştirilmesine Türkiye’nin yapabileceği katkılarla ilgili güveni de yansıtmaktadır. Medeniyetler İttifakı girişiminin Dostlar Grubu’na üye olan ülke sayısı 72’ye ulaşmıştır.

Bugün Türkiye, uluslararası alanda, sorumluluk sahibi, etkili, saygın ve sözü dinlenir bir ülke olarak görülmekte ve her önemli forumda katkısı beklenmektedir. Bunun en temel nedeni ülkemizin etkinliğinin artmış olmasıdır. Özellikle son beş yıldaki siyasi istikrar ortamında Yüce Meclis’in gerçekleştirdiği köklü reformlardan ve ekonomimizin başarılı performansından kaynaklanan bu etkileme gücümüz, caydırıcı gücümüzle birleşmiş, ülkemizin hareket marjını genişleten, inanılırlığını, güvenilirliğini ve saygınlığını artıran bir sonucu beraberinde getirmiştir.

Sayın Başkan, Değerli Milletvekilleri,

Sahip olduğumuz bu gücü akılcı biçimde kullanıyor olmanın yararlarını pek çok alanda görmekteyiz. Bu bağlamda, PKK terör örgütünden kaynaklanan güvenlik tehdidinin bertaraf edilmesi son dönemde Bakanlığımın en yoğun uğraş verdiği konuların başında gelmiştir. Memnuniyetle ifade etmek isterim ki, siyasi, diplomatik, ekonomik, sosyo-kültürel ve askeri enstrümanların, dikkatli bir zamanlamayla ve güçlü bir eşgüdüm içinde kullanımıyla bu alanda ilerlemeler sağlamaya başlamış bulunuyoruz. Bunda, Yüce Meclis’in PKK’yla mücadele konusunda 17 Ekim tezkeresiyle Hükümetimize verdiği yetkinin büyük katkısı vardır. Teknik ve hukuki hazırlıkların hemen ardından da Hükümetimiz, 28 Kasım’da tezkerenin gereği olan yetki ve görevi TSK’ya vermiştir. Özellikle vurgulamak istiyorum ki, bu mücadele, geniş bir perspektifle ve sonuç getirici bir strateji ile yürütülmektedir. Biz Türkiye’nin 81 ilinin 80’inde milletvekili bulunan ve ülkemizin tüm bölgelerinden güçlü bir desteğe sahip olan bir iktidarız. Ülkemizin meselelerine derinlemesine hakimiz ve politikalarımızı buna göre şekillendiriyoruz.

Terör örgütü PKK’nın Irak’ın kuzeyini bir üs olarak kullanmak suretiyle Türkiye’ye saldırılarda bulunmaya devam etmesine kayıtsız kalmayacağımız ve bu tehdidi ortadan kaldırma konusunda kararlı olduğumuz artık herkes tarafından iyice anlaşılmıştır. Son dönemde yürüttüğümüz yoğun bir diplomasi trafiği ile bu konudaki haklılığımızı ilgili tüm taraflara kabul ettirmiş bulunmaktayız. Konuyla ilgili tüm muhataplarımız, tezkerenin Irak’ın toprak bütünlüğünü, halkını veya doğal kaynaklarını hedef almadığını ve tamamen insanlarımızın can ve mal güvenliğini koruma saikiyle çıkarıldığını da bilmektedir.

Irak Hükümeti, iki ülke arasında 28 Eylül’de imzalanan Terörle Mücadele Anlaşmasıyla, teröristleri yakalama ve lojistik destekleriyle finans kaynaklarını kesmek de dahil olmak üzere PKK’yla mücadelede etkin işbirliği yapma taahhüdüne girmiştir. Bu yükümlülüklerin yerine getirilip getirilmediği tarafımızdan yakından takip edilecektir.

Türkiye kendi istikrar ve güvenliği kadar komşusu Irak’ın barış, huzur ve istikrar içinde olmasına da hayati önem atfetmektedir. Irak’taki olası bir bölünme, bölgeye yeni felaketler getirecektir. Irak’ın egemenliğini, bağımsızlığını, toprak bütünlüğünü ve ulusal birliğini koruması, siyasi istikrara kavuşması, terör örgütlerinden arındırılması, ülkenin zenginliklerinden nüfusu oluşturan tüm kesimlerin adil biçimde yararlanması, Irak politikamızın temel ilkeleridir. Bu çerçevede, Kerkük’le ilgili gelişmeleri de yakından izlemekteyiz. Kerkük bağlamında girişilebilecek oldubittileri ve özellikle Türkmenlerin haklarının daha büyük gruplar tarafından çiğnenmesini kabul etmeyeceğimizi her platformda vurgulamaktayız. Kerkük meselesinin referandumla halledilemeyeceği, diğer ülkelere ve daha önemlisi temas halinde olduğumuz Iraklı gruplara defalarca anlatılmıştır. Irak Anayasası’nda bulunan (2007 yılı sonuna kadar yapılması gereken) referandum ertelenmiştir. Bunlar kendiliğinden olmamaktadır.

Bizim kuzeydeki gruplar dahil, Irak halkının her kesimiyle temaslarımız ve diyaloğumuz vardır. Iraklı partilere ve gruplara yönelik eğitim programları düzenlenmektedir. Türkiye, sadece Irak’ın kuzeyinde yaşayanların değil, Irak halkının tümünün kazanılması için elinden geleni yapmaktadır. Musul Başkonsolosluğumuz bu çerçevede açılmıştır. Basra Başkonsolosluğumuz da yakın zamanda açılacaktır.

Şunu da özellikle ifade etmek istiyorum ki, son 4,5 yılda Doğu ve Güneydoğu Anadolu’ya 8 katrilyon Lira’nın üzerinde kamu yatırımı yapılmıştır. Bölgedeki istihdam artışı ise, ancak özel sektör yatırımlarının artmasıyla mümkündür. Özel sektör, yatırım yapacağı yerde önce “güvenlik” ortamını dikkate alır. Terör sorunuyla mücadele, bölgede güvenliğin ve özel sektör yatırımlarının artması açısından da önem taşımaktadır.

Değerli Milletvekilleri,

PKK terörüyle mücadele bağlamında Sayın Başbakanımızla ABD Başkanı Bush arasındaki 5 Kasım tarihli görüşmede alınan kararlar safha safha uygulanmaya başlamıştır. Bu çerçevede, terör örgütüne karşı alınacak önlemler konusunda iki ülkenin ilgili siyasi ve askeri makamları arasında doğrudan eşgüdüm ve işbirliği başlamıştır. PKK’yla mücadele konusundaki bu işbirliğinin terör örgütünün Irak’taki faaliyetleri tamamen sona erdirilene kadar aralıksız devam etmesini bekliyoruz.

Bugün ABD ile uluslararası düzeydeki işbirliğimiz, Orta Doğu’da reformlardan, Afganistan’da aşırı uçlarla ve terörizmle mücadeleye, küresel enerji güvenliğinin sağlanmasından, bölgesel sorunların çözümüne kadar geniş bir yelpazeye yayılmaktadır. Aynı zamanda ekonomik, ticari, kültürel, askeri, bilimsel ve teknolojik alanlardaki ikili ilişkilerimiz de karşılıklı çıkarlar temelinde hızla gelişmekte ve çeşitlenmektedir.

Daha önce çeşitli sınavlardan başarıyla geçmiş olan bu stratejik ortaklığın, dar çıkarlar peşinde koşan bazı güç odaklarının zararlı etkilerinden korunması hayati önem taşımaktadır. ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi’nin, geçtiğimiz Ekim ayında, Ermeni baskılarına boyun eğerek 1915 olaylarına ilişkin bir karar tasarısını kabul etmesi talihsiz bir gelişme olmuştur. Sonradan aklı selim galip gelmiş ve tasarının imzacılarının bir bölümü desteklerini geri çekmişlerdir. Ancak, biz, bu tasarının Temsilciler Meclisi Genel Kurulu’na da getirilerek kabulü halinde ikili ilişkilerin derinden sarsılacağını söylüyor, sözkonusu tasarının tamamen gündemden düşürülmesini bekliyor ve bu yöndeki girişimlerimizi sürdürüyoruz.

Sayın Başkan, Değerli Üyeler,

Dış politikamızın geleneksel yönelimi çerçevesinde, parçası olduğumuz Avrupa ülkeleriyle ilişkilerimiz de büyük önem taşımaktadır. Bugün ticaretimizin yüzde 57’sini Avrupa Birliği ülkeleriyle yapmaktayız. Avrupa’da yaşayan milyonlarca Türk, ülkemizle bulundukları ülkeler arasında ilişkilerin gelişmesine her alanda büyük katkılar yapmaktadır. Türkiye’deki doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının önemli bir kısmı Avrupa Birliği’nden gelmektedir. Ülkemizi ziyaret eden Avrupalı turistlerin sayısı 12 milyonu bulmaktadır. Türkiye ise, Avrupa’ya, ticaretten güvenlik meselelerine kadar uzanan pek çok konuda büyük yararlar sağlamakta, enerji alanında Avrupa Birliği’nin dördüncü ana arteri olma yolunda hızlı adımlarla ilerlemektedir.

Bu meyanda Avrupa Birliği katılım sürecinin, yapılan tüm spekülasyonlara rağmen, nihai hedeften herhangi bir sapma olmaksızın kendi mecrasında ilerlemekte olduğunu da vurgulamak isterim. Bazı ülkelerin iç siyasi koşullarından kaynaklanan tartışmalar, katılım sürecini rotasından saptıramayacaktır. Bu sürecin hedefi, diğer üyelerle eşit koşullarda tam üyeliktir ve tam üyeliği dışlayacak herhangi bir formülü kabul etmemiz de sözkonusu değildir.

Ek Protokol’ün nasıl uygulanacağı konusunda ise, AB ile görüş ayrılığımız vardır. Bu konu, Kıbrıs’la ilgili nihai çözüm aşamasında ele alınabilecektir.

Biz katılım sürecinde kendi üzerimize düşenleri yapmaktayız. Nitekim mevzuatımızı AB müktesebatına uyarlama çalışmaları çerçevesinde bundan sonra yapılacak düzenlemelerle ilgili yol haritası niteliğindeki “Uyum Programı”nı 17 Nisan’da açıkladık.

Reform sürecinin yavaşladığı yolundaki değerlendirmeler de doğru değildir. Avrupa’da bu argümanları ileri sürenler bu yıl içinde genel seçimler ve Cumhurbaşkanlığı seçimi gibi iki önemli gelişmeyi yaşadığımızı göz ardı etmektedirler. Ayrıca, reform sürecinin devamı, üyelik müzakerelerindeki ilerlemelere de bağlı değildir. Zira, temel amacı Türkiye’de çağdaş normları hakim kılmak ve Türk halkının yaşam standartlarını her alanda yükseltmek olan reformların devamı, bizim açımızdan ilkesel nitelikte ve vazgeçilemeyecek önemde bir konudur. Dolayısıyla, AB cephesindeki gelişmelerden bağımsız olarak biz reform sürecini sürdürmeye kararlıyız.

Sayın Başkan, Değerli Milletvekilleri,

Türkiye AB’ne uyum sağlama konusunda ilerleme sağlarken, haklı olarak, AB’nin de kendi yükümlülüklerini yerine getirmesini bekliyoruz. Bunların başında, Avrupa Birliği’nin 2004 yılında vaat ettiği gibi, Kıbrıs Türk tarafına karşı uygulanmakta olan izolasyon ve kısıtlamaların kaldırılması gelmektedir. AB, izolasyonların kaldırılması konusunda - varmış olduğu karara rağmen - izlediği ürkek ve yavaş tutumla uluslararası toplumun da gerisine düşmektedir. Kıbrıs Türk halkının, Ada’da çözüm için gerekli iradeyi sergileyen taraf olduğu halde, hala cezalandırılması, bugün pek çok ülkenin vicdanını rahatsız etmeye başlamıştır. Bu haksızlığın bir an önce giderilmesi gerektiği yönündeki kanaat giderek yaygınlaşmaktadır. KKTC’nin dış temsilciliklerinin sayısının 14’e çıkmış olması, KKTC’deki yabancı temsilciliklerin sayısının 7’ye ulaşmış olması, KKTC ile Suriye arasında başlatılan feribot seferleri, yabancı resmi heyetlerin Ercan Havaalanına doğrudan uçuşlarla gitmeye başlaması ve KKTC liderlerinin üçüncü ülkelerde artan oranda kabul görmeleri hep bunun göstergeleridir. Bugün itibariyle, ABD, İngiltere ve Fransa başta olmak üzere, Orta Doğu, Orta Asya ve Uzak Doğu’da birçok ülke artık KKTC pasaportlarını kabul etmektedirler.

AB’nin tutumu ne olursa olsun, Türkiye KKTC ile arasındaki özel ilişkileri ve işbirliğini daha da güçlendirmeye kararlıdır. Nitekim, KKTC’ne sağladığımız ekonomik destek sonucunda Kıbrıs Türk halkının 2002’de 4.500 Dolar civarında olan kişi başına düşen geliri bugün 12.000 Dolara çıkmıştır. Kuzey Kıbrıs’ın yol, havaalanı modernizasyonu ve turistik tesis gibi altyapı ihtiyaçlarının giderilmesine ciddi katkılar sağladık. Açılan yeni kampüsler ve yüksek öğrenime sağlanan desteklerle KKTC bir bilim yuvası olarak daha da cazip hale getirilmiş, öğrenci sayılarında ciddi artışlar sağlanmıştır.

KKTC’ne sağladığımız bu güçlü desteğe paralel olarak, Kıbrıs sorununa, BM parametreleri temelinde, kapsamlı ve adil bir çözüm getirilmesi yönündeki çabalarımız da aralıksız devam edecektir.

Annan Planı, Rum tarafınca reddedilmesi çerçevesinde geçersizdir. Ancak, Kıbrıs’ta 40 yılı aşan müzakere süreci sonucunda, bir BM müktesebatı oluşmuştur. Annan Planı da bu müktesebatın bir parçasıdır. Bu müktesebat, Kıbrıs sorununun kapsamlı çözümüne yönelik yerleşmiş BM parametrelerini içermektedir. Bildiğiniz gibi, bu parametrelerin başlıcaları, siyasi eşitlik, eşit statü, iki kesimlilik ve yeni bir ortaklık devleti kurulmasıdır. Dolayısıyla, Annan Planı geçersiz olmakla birlikte, felsefesi ve içerdiği parametreler masadadır.

Değerli Milletvekilleri,

Türkiye’nin Orta Doğu Barış Süreci’ndeki katkıları giderek vazgeçilmez bir nitelik kazanmaktadır. Ekim ayında bölgedeki 11 ülkeye yaptığım ziyaretler, bu süreçte ülkemizin hem İsrail hem de Arap ülkeleri tarafından dürüst ve adil bir muhatap olarak görüldüğünü bir kez daha ortaya koymuştur. İsrail Devlet Başkanı Sayın Peres’le Filistin Ulusal Yönetimi Başkanı Sayın Abbas’ın geçen ay aynı tarihlerde Türkiye’ye gelerek, Yüce Meclisimizin çatısı altında tüm dünyaya birlikte seslenmeleri, ülkemize duyulan güvenin bir göstergesidir. 27 Kasım’da ABD’nin evsahipliğinde Annapolis’te düzenlenen Uluslararası Orta Doğu Konferansı’na sağladığımız katkı, bölgedeki konumumuzu ve Arap-İsrail ihtilafında izlediğimiz dengeli tutumu yansıtmıştır.

Sözkonusu toplantı, uzun süredir kesintiye uğramış durumdaki Barış Süreci’nin yeniden canlandırılması yönünde önemli bir adım olmuştur. Bu çerçevede, 2008 yılı sonuna kadar kapsamlı bir çözüme ulaşılması yönünde varılan mutabakatı memnuniyetle karşıladık. İsrail-Filistin kanalına verilen bu yeni ivmenin, Barış Süreci’nin İsrail-Suriye ve İsrail-Lübnan kanallarında da sonuca gidecek şekilde hareketlenmeye yol açmasını temenni ediyoruz.

Bu arada, Filistinlilere yönelik yardımlarımız ve istihdamı artırmayı amaçlayan projelere desteğimiz sürecektir. Ankara Forumu çerçevesinde Batı Şeria’da kurulacak yeni sanayi bölgesi ile, bir Türk özel yüksek öğrenim okulunun açılacak oluşu, Türkiye’nin Filistin halkına desteğinin somut örnekleridir.

Orta Doğu’nun diğer bölgelerindeki gelişmeler de Türkiye’nin öncelikli ilgi alanı içindedir. Bu meyanda, İran’ın nükleer programıyla ilgili sorunun, barış ve diyalog yoluyla çözümü yönünde ilgili tüm taraflara gerekli telkinlerde bulunuyoruz. Lübnan’daki Cumhurbaşkanlığı seçimi konusu da, ülkede yeni iç çalkantılara yol açmayacak biçimde uzlaşı yoluyla çözümlenmelidir. Türkiye’nin bu ülkenin siyasi istikrarının korunmasına yönelik yapıcı çabaları sürecektir. Bizzat Sayın Başbakanımız, hemen hemen her gün yürüttüğü telefon trafiğiyle Lübnan’daki seçimlerin başarılı olması için çaba göstermektedir. Arap ülkeleriyle ilişkilerimiz karşılıklı yatırımlar başta olmak üzere değişik alanlara yayılan ortak projelerle sürekli yeni boyutlar kazanmaktadır. Son birkaç ay zarfında Suriye, Mısır, Arap Ligi ve Suudi Arabistan’la imzaladığımız işbirliği anlaşmaları, Türkiye’nin Arap dünyası nezdinde giderek artan itibarının da göstergeleridir.

Sayın Başkan, Değerli Üyeler,

Balkanlar, Kafkaslar ve Orta Asya arasında uzanan Doğu-Batı koridoru üzerinde stratejik bir konumda bulunan Türkiye, bu bölgelerin küresel ekonomiyle bütünleşmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Daha önce devreye giren petrol ve doğal gaz boru hatlarının yanısıra, 18 Kasım’da Sayın Başbakanımızın açılışını yaptığı Türkiye-Yunanistan Doğal Gaz Enterkonnektörü ve 21 Kasım’da Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından Gürcistan bölümünün temeli atılan Bakü-Tiflis-Kars Demiryolu Projesi gibi somut adımlar, Avrasya ölçeğinde bir entegrasyonun altyapısını hazırlamaktadır.

Akraba ve soydaş topluluklarının yaşadığı Balkan coğrafyasındaki gelişmeleri yakından izliyor, mevcut istikrarı korumaya ve sorunları barışçı yollardan çözmeye yönelik çabalara destek veriyoruz. Bu çerçevede, Kosova’nın nihai statüsünün belirlenmesine yönelik çabalar öncelikli ilgi alanımız içindedir. Bu sorunun, bir yandan çoğunluğun tercihleri gözetilirken, diğer yandan da Kosova’nın çok etnili ve kültürlü yapısını koruyacak, tüm azınlıkların haklarını gözetecek ve dolayısıyla Balkanlar’da son yıllarda yaşanan istikrarın yeniden tehlikeye düşmesine yol açmayacak bir çerçeve içinde, kalıcı çözüme kavuşturulması büyük önem taşımaktadır. Biz de bu yöndeki çabalara her düzeyde yapıcı katkılarımızı sürdürmekteyiz.

Komşumuz Yunanistan’la başlatılan diyalog süreci çerçevesinde ikili ilişkilerde son yıllarda sağlanan gelişmeler her iki tarafın da menfaatine olmuş ve çatışma yerine uzlaşmayı esas alan yaklaşımların yararını göstermiştir. Diyalog sürecinde kazanılan ivmeyi koruma konusunda Yunan tarafının da istekli olduğunu, 4-5 Aralık tarihlerinde Atina’ya yaptığım ziyaret sırasında memnuniyetle müşahade ettim. Aynı ziyaret kapsamında, Batı Trakya’ya da giderek oradaki soydaşlarımızla da görüşme imkanını buldum. Batı Trakya Türk azınlığına desteğimiz bundan sonra da güçlü biçimde devam edecektir.

Ermenistan’ın da Türk-Yunan ilişkilerindeki bu tarihi paradigma değişiminden ders almasını temenni ediyoruz. Ermenistan, içinde bulunduğu zor durumdan kurtulmak ve bölgesel işbirliğine dahil olmak istiyorsa, Türkiye’ye karşı 1915 olayları konusunda izlediği hasmane tutumdan vazgeçmeli ve Yukarı Karabağ sorunundaki kilitlenmeyi çözecek adımları da bir an önce atmalıdır.

Kardeş ülkeler Orta Asya Cumhuriyetleri, Pakistan ve Afganistan’la özel bağlarımız mevcuttur. Sayın Cumhurbaşkanımızın Aralık ayı başında Pakistan’a yaptığı ziyaret, zor bir dönemden geçen Pakistan için moral kaynağı olmuştur.

Yakın komşumuz Rusya Federasyonu ile aramızda müteahhitlik ve enerjiden turizm ve Karadeniz’de işbirliğine kadar uzanan verimli bir işbirliği mevcuttur. İkili ticaret hacmimizin bu yıl sonuna kadar 25 milyar Dolar gibi yüksek bir rakama ulaşması beklenmektedir. Avrasya’da barış ve istikrarın korunmasına da katkıda bulunan bu işbirliğinin “çok boyutlu güçlendirilmiş ortaklık” temelinde, giderek stratejik düzeye çıkmaya başlamasından memnuniyet duyuyoruz.

Dünya ekonomisinde üçüncü büyük ağırlık merkezi durumundaki Asya-Pasifik bölgesinin önemli aktörleri olan Çin ve Hindistan’la, ticaret, bilim ve teknoloji, enerji ve turizm başta olmak üzere pek çok alanda büyük bir işbirliği potansiyeli mevcuttur. Bu çerçevede, küresel ölçekte nüfuz ve ağırlıkları hızla artmakta olan her iki ülkeyle ilişkilerimize önümüzdeki dönemde yeni bir ivme vermeyi öngörmekteyiz.

Sayın Başkan, Değerli Milletvekilleri,

Balkanlar’da, Afrika’da, Lübnan’da, Afganistan’da ve diğer ihtilaflı bölgelerde barış, güvenlik ve istikrarın sağlanmasına, BM, NATO ve AGİT şemsiyeleri altında, askerimizle, polisimizle, gözlemcilerimizle ve ayrıca ikili düzeyde sağladığımız askeri yardımlar ve eğitim programları ile çok önemli katkılar yapmaktayız. Buna ilaveten, resmi ve özel yardımlarla yaptırmakta olduğumuz çok sayıda okul, hastane ve sağlık merkeziyle, Lübnan ve Afganistan gibi savaş ve çatışmalar sonucu ağır yıkıma uğrayan ülkelerin yeniden inşasında etkili bir rol oynamakta, yüzbinlerce insana kaliteli sağlık ve eğitim hizmetleri götürmekteyiz.

Uluslararası barış ve istikrara artan katkılarımız çerçevesinde, 2009-2010 yıllarında BM Güvenlik Konseyi geçici üyeliğine seçilmemizin hakkaniyete uygun olacağını düşünüyor ve bu yöndeki girişimlerimizi aralıksız sürdürüyoruz.

Sayın Başkan, Değerli Milletvekilleri,

Türkiye bugün Gayrı Safi Milli Hasılasının binde 1,8’ine ulaşan resmi kalkınma ve insani yardımlarıyla, dünyanın önde gelen donör ülkeleri arasına girmiş durumdadır. Geçtiğimiz Temmuz ayında İstanbul’da düzenlediğimiz En Az Gelişmiş Ülkeler Konferansıyla bu durum bir kez daha tescil edilmiştir. Türkiye artık yardım alan ülke değil, yardım eden ülke statüsünü kazanmıştır.

Geliştirdiğimiz açılım politikalarıyla sadece Avrasya’da değil, Afrika ve Güney Amerika’daki diplomatik görünürlüğümüz de geçmişte hiç görülmemiş ölçüde artmıştır. Çeşitli ülkelerde ardarda Türkiye yılları veya aylar süren Türkiye festivalleri düzenlenmekte, ekonomik ve kültürel çıkarmalarla Türkiye’nin dünyada doğru tanınması ve tanıtılması yönünde sürekli zemin kazanılmaktadır.

Bu çerçevede, gelecek yıl İstanbul’da düzenleyeceğimiz Türkiye-Afrika Zirvesi, 2009’da ev sahipliği yapacağımız Dünya Bankası Yıllık Toplantıları, 2009’da düzenleyeceğimiz Uluslararası Su Zirvesi ve İstanbul’un 2010 yılında Avrupa kültür başkenti ilan edilmesi gibi kesinleşen etkinliklerin yanısıra, 2015’deki Expo sergisinin de ülkemizde düzenlenmesine yönelik girişimlerimiz sürmektedir. Bu gibi küresel profili yüksek etkinlikler ülkemizin uluslararası saygınlığını daha da artırmakta, tanıtım alanındaki çabalarımıza değeri parayla ölçülemeyecek bir katma değer sağlamaktadır.

Hükümetimizin her alandaki politikalarında olduğu gibi dış politikamızın odağında da insan bulunmaktadır. Bu anlayışın doğal bir uzantısı olarak, yurtdışındaki vatandaş ve soydaşlarımıza yönelik hizmetlerimizi geliştiriyoruz. Bu yönde, konsolosluk işlemlerinin elektronik ortamda verilmesi dahil, pek çok somut adım atılmıştır. Hizmet kalitesini artırmaya yönelik çabalarımız bundan sonra da devam edecektir.

Sayın Başkan, Değerli Milletvekilleri,

Bakanlığımın merkez teşkilatının çalışma temposu, ülkemizin uluslararası alandaki artan sorumluluklarına ve etkinliğine paralel olarak önümüzdeki dönemde daha da hızlanacaktır. Halen 168 temsilcilikten oluşan dış teşkilatımız da, gerek açılım politikalarımız, gerekse değişen koşulların doğurduğu yeni ihtiyaçlar dolayısıyla giderek genişlemektedir. Nitekim bu yıl Viyana ve St. Petersburg’da açtığımız Başkonsolosluklara ilaveten, 2008 yılında Podgorica (Karadağ) Büyükelçiliği ile Basra Başkonsolosluğunu açmayı planlıyoruz. Önümüzdeki dönemde Afrika, Latin Amerika ve Asya’da yeni temsilcilikler açılmasını da planlamaktayız.

Sürekli kendini yenileme çabası içinde olan Bakanlığım, her alanda uzmanlık gerektiren günümüz diplomasisinin gerekleri doğrultusunda, kapsamlı meslek içi eğitim programlarını da uygulamaya koymuştur. Bu çerçevede, az bilinen dilleri konuşan ve master-doktora gibi lisansüstü derece sahibi personelimizin sayısı önümüzdeki yıllarda hızla artacaktır.

Bakanlığım, bütün bu çalışmaları, genel bütçenin sadece binde 3,1’ine denk düşen fevkalade sınırlı mali imkanlarla yürütmekte ve taşıdığı sorumluluğun gereğini yerine getirebilmek için her alanda büyük bir özveri sergilemektedir.

Türkiye’nin ulusal davalarına hizmet ediyor olmanın verdiği haz ve gururla, çalışmalarımızı kuşkusuz bundan sonra da aynı azimle sürdüreceğiz. Ulusal birlik, beraberlik ve tek sesliliğin büyük önem taşıdığı dış politika alanında, Yüce Meclisimizin, iktidarıyla muhalefetiyle geleneksel olarak sağladığı güçlü destek, bizler için hep bir güç ve moral kaynağı olmuştur. Bu desteği bundan sonra da bizden esirgemeyeceğinize olan inancımla, hepinize teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum.