#

Bakanlığı Takip Edin:

Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun “TRT World Forum”unda yaptığı konuşma, 19.10.2017

(İngilizceden Türkçeye tercümenin deşifresidir)

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Bugün rakama baktığınız zaman, 65 milyondan fazla insan yerlerinden edilmiş durumdalar güç kullanılarak hem de. Bu kişilerin 25 milyonu birçok değişik ülkede mülteci. Kendi ülkesi içinde yerinden edilmişlerin sayısı nedir bilmiyorum. 10 milyon insan devletsiz kalmış durumda. Kaç kayıp insan var dünyada? Bunlar çok önemli. 2004 yılında Balkanlar’daki kayıp insanlar konusunda bir rapor yazıyordum, batı Balkanlardaki tüm ülkelere gittim. TRT Genel Müdürü İbrahim Eren bana 10 binden fazla kayıp çocuk olduğunu söyledi, Avrupa’da Suriyeli kayıp çocuklar varmış.

Peki, o zaman bu kırılgan nüfusun ihtiyaçlarını nasıl karşılayacağız? Sanıyorum daha iyi işbirliği geliştirmemiz, birbirimizi desteklememiz ve daha fazla dayanışma tesis etmemiz lazım.

Şimdi herkes Türkiye yaşayan mülteciler, göçmenler konusunda rakam veriyor. Türkiye hakikaten mülteciler için bir destinasyon ülkesi haline geldi, sadece Suriye ve Irak’tan değil, onlar savaşlardan kaçtılar. Bu nedenle halihazırda 2.3 milyondan fazla mülteciye ev sahipliği yapmaktayız. Tamam, güzel sözler konuşuluyor, “harika Türkiye”, “bravo Türkiye”, “ne iyi yaptın”… Ama işbirliği görmüyoruz, yükün paylaşıldığını görmüyoruz ve yeterince dayanışma görmüyoruz. Çok açık olmamız lazım, ben New York’ta da çok açık konuştum AB’nin mültecilerle ilgili bir toplantısı olmuştu.

Peki, o zaman nasıl eğiteceğiz biz bu mülteci çocukları? Türkiye’de 850 binden fazla okul çağında Suriyeli ve Iraklı çocuk var ve şimdiye dek bu çocukların yaklaşık 500 bin kadarı okula gidebildi. AB Türkiye’de yaşayan Suriyelilere 2016 yılı için “3 milyar Avro vereceğim” dedi, şimdiye dek 880 milyon Avro verildi. Ben de diyorum ki onlara, “bu çocukların okula gitmeye ihtiyacı var”. Şartlar koyuyorlar parayı Türkiye’ye transfer ederken aslında, “bu kadar miktarda parayla yeni okul ve sınıf inşa edilemez” diyorlar. Bu çocuklara eğitim vermek için yeni okul ve sınıf inşa etmemiz gerektiği konusunda Avrupalı meslektaşlarımızı ikna etmek bir yılımı aldı.

Peki entegrasyon, mülteciler sadece Türkiye’de yok, biz elimizden geleni yapıyoruz; iş gücü pazarına, sağlık sistemine erişimleri var. Biliyorum daha iyi de yapmamız lazım bunu ve daha iyi konteyner kampları kurmamız lazım belki, tek odalı konteynerler değil. Çünkü 6 yıl önce 11 yaşında olan bir kız çocuğu, bugün 17-18 yaşında ve bütün aile tek bir konteynırda hep birlikte yaşayamaz.

Peki, kim sponsor olacak buna, kim fonları bulacak? Bu önemli. Entegrasyon politikası Avrupa Birliği’nde bir başarısızlıktır, bunu itiraf etmemiz lazım. Bu krizin başka bir sonucu, göç, göçmen akımları ve Avrupa’da yükselen göçmen karşıtı hisler, İslamofobi, Hıristiyanofobi, yabancı düşmanlığı, hoşgörüsüzlük ve antisemitizm de var, biliyorum Avrupa’da antisemitizm bayağı yüksek. Tabi kanunlar sayesinde kimse ifade edemiyor bunu, ama çok yüksek. Peki, kim bu trendi tersine çevirecek; politikacılar mı, hangi politikacı? Radikal partilerden bir şey bekliyor musunuz, yoksa merkezi partilerden mi bir şey bekliyorsunuz? Sebastian Kurz’un partisinden bir şey bekliyor musunuz? Onun partisi güya merkez sağ, kampanya sırasındaki ama söylemine baktığınız zaman radikal partilerin söylemiyle Sebastian Kurz’un partisinin söylemi arasında hiçbir fark yok; İslamofobik, yabancı düşmanı ve göçmen karşıtı… Çok rahatsızlık verici şeyler.

Peki, medyada ne oluyor? Medya çok önemli bir rol oynayabilir. Şu an çok kafa karıştıran bir dönemden geçiyoruz, hem bilgi, hem de yanlış bilgi çağındayız. Avrupa’da Medya aslında politikacılardan ve siyasi partilerden daha beter, çok göçmen karşıtı. Peki, kim bu eğilimi tersine çevirecek? Avrupa’da Başbakan Zapatero gibi liderleri özlüyoruz, maalesef bir liderlik eksikliği söz konusu. Kampanyalar esnasında da hiçbir fark yok Sosyal Demokrat Parti, Sayın Schluz’un partisi ve Alternatif Parti arasında. Bunların bir tanesi aşırı sağ, bir tanesi sosyal demokrat. Liderlik eksikliği söz konusu ve bunun da yardımı olmuyor. Onun için, biz bütün bu zorluklarla hep birlikte başa çıkmalıyız.

Terörizme karşı mücadele; peki terörist organizasyonları kim yenecek? Bu küresel bir sorun ve beraber mücadele etmek lazım. Ama bunu etkili bir şekilde yapmak için şunu anlamamız lazım: İyi terörist, kötü terörist diye bir şey yok. Türkiye’de şu an 300 bin Suriyeli Kürt var, kim zorladı bunları gitmeye? YPG. Bu bir Kürt terör organizasyonu. Niye? Çünkü bu diğer Kürtler onların politika ideolojilerini paylaşmıyor ve onların politikaların paylaşmıyor. 100 bin Suriyeli Kürt Avrupa ülkelerinde yaşıyor, onlar da YPG tarafından gönderildi. YPG çok destek alıyor bizim müttefiklerimizden, koalisyondan ve daha çok tabi ABD’den. Başka ülkeler de var yardım eden.

Peki, biz nasıl yeneceğiz terörizmi? Bir terörist örgütü diğerini yensin diye desteklemekle bu iş nasıl olacak? Onun için burada bizim Türklerin dış politika ilkesi hem girişimde bulunan, hem de insani bir dış politika. Tabi ki girişimci olmak lazım krizi sonlandırmak için. Türkiye’nin Finlandiya ile birlikte BM bünyesinde eşbaşkanlığını yürüttüğü “Barış için Arabuluculuk” çabaları da çok önemli. Geçtiğimiz Eylül ayında New York’ta Arabuluculuk Dostlar Grubu toplantısına ev sahipliği yaptım. Bundan bir ay önce bir arabuluculuk konferansı Türkiye’de yaptık, önümüzdeki ay OECD arabuluculuk konferansına ev sahipliği yapacağız. Bu girişime çok çok önem veriyoruz.

Yeni mekanizmalar oluşturulmalı. Batı Balkanlar ve Kafkasya’da oluşturmuş olduğumuz 3’lü mekanizmalara önem veriyoruz; Türkiye-Pakistan-Afganistan da, Türkiye-Bosna Hersek-Sırbistan, Türkiye-Bosna Hersek-Hırvatistan. Aslında İstanbul’da Sırbistan’ı ikna ettik bir ortak ticaret ofisi açmaya, tam bu sırada batı Avrupa’dan beyanlar geliyor Türkiye’yi eleştiren veya batı Balkanları bir rekabet alanı olarak görüyorlar Türkiye ve Batı arasında. Neden? Girişimlerimizin nesi yanlış? Bizim amacımız bölgeye istikrar getirmek, batı Balkanlar’ın ekonomik gelişimi önemli ve Avrupa-Atlantik entegrasyonu batı Balkanlar’da çok çok önem taşıyor. Bir NATO müttefiki olan Türkiye’yi neden orada rakip olarak görüyorsun?

Ukrayna şimdi çok bedelini ödüyor bunun, yanlış anlaşılmasın. Ukrayna’yı Rusya ve Avrupa rekabetinin hissedildiği ülke olarak görüyorlar. Ne kadar destekliyorsun veya yardımcı oluyorsun Ukrayna’ya? Bir de Batılı ülkelerin çoğu gördüğüm kadarıyla zaten Kırım’ı unutmaya başladı.

Başbakan Zapatero, çok teşekkür ederim Türkiye’ye gösterdiğiniz destek açısından, Türkiye’nin gerçek bir dostusunuz, bunu asla unutmayız. Önerilerinizi de yazdım, not ettim, çok teşekkür ederim.

Bizim yüzümüz hep Avrupa’ya dönük olmuştur, çünkü biz bu kıtadayız, Türkiye bu kıtanın bir parçası. Avrupa bizim bir numaralı ticaret ortağımız, Avrupa değerlerini paylaşıyoruz, ortak değerlerimiz var ve bunları ön plana çıkarıyoruz. Avrupa Konseyi dahil çok sayıda Avrupa kurumuna fon veriyoruz ve büyük desteğinize rağmen AB üye olamadığımız tek kurum. Ama dış politikamızı dengelememiz lazım; sadece Avrupa’ya odaklanamayız. Şimdi bir de yüzümüzü İslam dünyasına çevirmemiz lazım, orada da birlik lazım. Afrika, Latin Amerika -siz yıllardır Latin Amerika’da varsınız- Körfez Bölgesi, Orta Asya, Orta Asya’nın birliği de çok önemli bölgenin istikrarı için. Hatta onun da ötesi kısa süre önce Türkiye ile ASEAN arasında Sektörel Diyalog Ortaklığı statüsü tesis edildi.

Anlamıyorum bu eleştiriyi, soruları: Türkiye’nin diğer alanlara doğru dış politikası niye sorgulanıyor? Meslektaşlarıma sorduğum zaman “siz bu ülkelerde, bölgelerde, kıtalarda var mısınız?” diye. “Evet, çünkü orada çıkarlarımız var” diyorlar. “Siz oraya gittiğinizde ben sizi sorguluyor muyum?” “Hayır”. “O zaman siz niye beni sorguluyorsunuz?”

Türkiye için AB üyeliği stratejik bir hedef, ama ben bunun öbür tarafta böyle olduğunu görmüyorum, sorun bu. 16 yıldır elimizden geleni yapıyoruz, ama anlamamız lazım, Türk halkı neden artık bu süreci desteklemiyor? Çünkü büyük bir hayal kırıklığı ve kızgınlık var. AB’nin çifte standartlarından ötürü bir hayal kırıklığı ve İslamofobinin yükselmesi, yabancı düşmanlığı gibi bahsettiğim trendler nedeniyle tabi kırgınlık var. İki sebepten ötürü Türk halkının artık bu sürece desteği çok azaldı, bunu da yönetebilmemiz lazım.

Evet, bugün sanıyorum medeniyetler ittifakı için sizin ve Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın girişimi lazım. Çatışmaları sonlandırmak için kaba kuvvet kullanılabilir belki, geçmişte bazı ülkelerde, bazı bölgelerde yapıldı, ama yumuşak kuvvet olmazsa bizimi ortaya koymaya çalıştığımız, etrafında toplandığımız değerler olmazsa birçok alanda kalıcı çözümlere varamayacağız.

Şimdi dondurulmuş çatışmaların sonuçlarına bakın; Azerbaycan’da 1 milyondan fazla mülteci var ve çatışma yaşanan diğer alanlara bakarsanız, insanların hala acı çektiğini göreceksiniz. Bilmiyorum Lübnan’da kaç Suriyeli var, fakat biliyorum ki yüzbinlerce Filistinli hala Lübnan’da yaşıyor ve geri dönemediler, çünkü bir devletleri yok. Kendi toprakları hukuka aykırı şekilde İsrail işgali altındayken insanlar nasıl devletlerine gidecekler? İki devletli bir çözüm şart, katılıyorum size.

MODERATÖR- Sanıyorum sorulara da vakit bırakmak lazım. Sayın Bakan, 1 dakika 58 saniyemiz var, her ikiniz de çok yoğunsunuz…

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Esnek olabiliriz.

MODERATÖR- Tamam. O zaman ilk olarak alkışlayayım konuşmalarınızı, çok teşekkürler. Çok ilginçti, hepimizin bildiği konulardan bahsediyorsunuz, Avrupa Birliği’nde ne olduğunu biliyoruz tabi yabancı düşmanlığı ve İslamofobi yükselmekte. Bugünkü oturumlardan biri de bu konuda olacak. Sayın Dışişleri Bakanı, “Avrupa Birliği’nin değerlerini paylaşıyoruz” dediniz, fakat Türkiye sınırlarını kapatan ülkelerin değerlerini paylaşmıyorlar göçmenler ve mültecilere karşı. Peki, böyle ülkeleri nasıl ikna edeceksiniz, yani onlar da kendi düşen payı yapmaları konusunda.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Birincisi, bu insanlık dışı bir durum. İkincisi, bu kırılgan insanların nereden geldiğini düşünürseniz, bu göç dalgasının asıl nedenlerine odaklanmazsanız, onların geldikleri yerdeki sorunlarına çözüm bulamazsanız, onları durduramazsınız. Eğer gidip onları yaşadıkları yerde bulmazsanız onlar size gelir. Teröristlerin nerede olduklarını bulup yenemezseniz eninde sonunda bu insanlar size geleceklerdir. “Bu iyi terörist-bu kötü terörist” diyemezsiniz. “Bu terörist örgüt bizden uzakta, buraya ulaşamaz” diyemezsiniz.

İki grup, göçmenler ve teröristler. Kırılgan insanlara yaşadıkları yerde ulaşmanız lazım eğer onların ülkenize gelmesini istemiyorsanız. Savaş çözüm değil ve bizim için kabul edilemez.

MODERATÖR- Bir soru daha alalım mı, yoksa ayrılmanız gerekiyor mu? Tamam, bir soru daha o zaman. Şimdi daha fazla işbirliğinden bahsederken insani krizlerle mücadele çerçevesinde Türkiye’nin, Avrupa Birliği’nin bu mülteci akımı çerçevesinde maruz kaldığı krizden bahsederken veya bununla ilgili bir şey yaparken insanlar neden acaba ülkelerini terk etti, bunun doğrultusunda bir karar alıyor musunuz, yani savaş, açlık, doğal felaketler, ekonomik sıkıntılardan dolayı mı ülkelerini terk ettiler diye bir ayrım yapıyor musunuz? Bazıları diyor ki; işte bunlar sadece ekonomik sebeplerle geldiler. Tabii ki Suriyeliler için bunu diyemeyiz, ama Afrika’dan gelenler için şöyle bir yaklaşım var: Bunlar sırf ekonomik sebepten geliyorlar, gelip benim işimi çalacaklar diye düşünebiliyorlar.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Hayır böyle bir ayrım yapamayız, böyle bir ayrım gözetemeyiz. Çünkü örnekler verdiniz, bu insanlar açlıktan kaçıyor, doğal afetlerden kaçıyorlar, terör örgütlerinden kaçan kişiler, yönetilemeyen ülkelerden ya da rejimlerden kaçan, farklı rejimlerden, güvenli hissetmedikleri yerlerden kaçan insanlar. O yüzden bu kırılgan grupları düşündüğümüzde sebep ne olursa olsun mutlaka bu açık kapı politikasının devam ettirilmesi lazım. Tabii ki bu hem küresel bir sorun, hem bölgesel bir sorun. Biz şimdi Avrupa Birliği’yle işbirliği yapmaya çalışıyoruz ve Avrupa Birliği bence bu işbirliğine daha fazla ilgi göstermeli, çünkü bu sadece bizim sorunumuz değil.

İkinci olarak, daha önce de vurguladığım gibi bizim bu ihtiyaçlara ulaşmamız gerekiyor. İhtiyaç içinde olan, acı çekinde olan insanlara, bu muhtaç kişilere ulaşmamız gerekiyor. Mesela, Güney Afrika ülkeleri kuraklık ile mücadele ediyorlar. Son dönemde oraya bir heyet gönderdik, İslam İşbirliği Teşkilatı Heyeti ve benim yardımcım da katıldı bu heyete. Türkiye sorunun en başından beri bu insanlara ulaştı, ulaşmakta. Mogadişu’da olanlar… Bir kez daha taziyelerimi iletmek istiyorum bu arada Somali Hükümetine ve halkına buradan. Desteğimizi zaten dile getirdik ve oradaki yaralıları tedavi görebilmeleri için Türkiye’ye getirdik.

Şimdi rakamlara baktığımız zaman Türkiye dünyada insani yardım açısından Amerika Birleşik Devletlerinin ardından ikinci sırada. Bakın biz dünyanın en zengin ülkesi değiliz, dünyanın en büyük 17. ekonomisiyiz sadece. Amerika’nın yardımları 6.3 milyar dolara ulaşmışken, bizimki 6.1 milyar dolara ulaştı. Bu sene muhtemelen biz birinci sıraya çıkacağız Amerika’dan sonra. Ama ulusal gelire baktığınız zaman, Türkiye’nin dünyada farklı bir yerde olduğunu görüyoruz. İnsani yardımlar ve insani diplomasi bizim için en önemli öncelik. Herkese ulaşıyoruz şu anda, mesela Karayip ülkelerine, fırtınanın vurduğu bu ülkelere ulaşıyoruz. Çok uzak oralar diyemeyiz, onlara da yardımcı olmamız lazım. TİKA’nın bu sebepten dolayı Meksika’da ve Kolombiya’da iki bölge ofisi var. TİKA’nın Afrika’da şu anda 27 bölge ofisi var, muhtaç kişilere yardımcı olabilmek için. Elbette size geldikleri zaman o insanlara yardımcı olmanız lazım, ama onlar size gelmeden sizin onlara gidip ulaşmanız, o kişiler neredeyse yardım eli uzatmanız çok daha önemli.

MODERATÖR- Çok teşekkürler. Çok kısa bir kahve aramız olacak, daha sonrasında meslektaşım David Foster’ın moderatörlüğünde insani yardımların dönüşmesi oturumumuz olacak. Sayın Mevlüt Çavuşoğlu, Sayın Zapatero ikinize de çok teşekkürler efendim. Katılımınız için çok sağ olun.