#

Bakanlığı Takip Edin:

Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu'nun TRT Haber'de yayımlanan "Neden Böyle?" adlı programda verdiği mülakat, 18 Nisan 2017

DR. MURAT YILMAZ- İyi akşamlar. Mevlüt Bey hoş geldiniz.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Hoş bulduk.

DR. MURAT YILMAZ- Türkiye çok önemli bir Anayasa değişikliği oyladı. Sert tartışmalar yaşandı Komisyonda, sonra Genel Kurulda, bunu takiben güzel bir dönem geçirdik, herkes istediğini söyleyebildi, tartıştı. Bazen üsluplar sertleşti, ama neticede seçim günü geldiğinde herkes oyunu kullandı, yüzde 85 gibi yüksek bir katılım oranı var, belki dünyada önde gelen rakamlardan birisi. Ve neticede o gece belli oldu. İşte henüz YSK resmi olarak açıklamadı, çünkü itiraz süreleri var, ama gayri resmi sonuçlara göre Anayasa değişikliği kabul edildi. Bu Anayasa değişikliğini nasıl yorumlarsınız öncesinden itibaren? Hangi ihtiyaçla, hangi problemi çözmek için bu Anayasa değişikliğine gidildi ve netice itibariyle de kabul edildiğinde önümüzdeki günlerde bizi neler bekliyor?

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Çok teşekkür ediyorum. Önce Tunceli’de helikopter kazasında şehit olan tüm kardeşlerimize Allah’tan rahmet diliyorum, ailelerine ve milletimize de başsağlığı diliyoruz. İçişleri Bakanlığımız ve Valimiz gerekli açıklamaları yaptılar.

Gerçekten sizin söylediğiniz gibi seçim öncesi tartışmalar değişik tonlarda oldu, ama herkes istediğini söyledi. Genelde seçim öncesi tartışmanın seviyesi konusunda yorumlar yapıyoruz, yani daha iyi bir seviyede bu seçim sürecini götürmemiz lazım. Özellikle Türkiye için bu kadar önemli bir Anayasa paketi tartışılırken, retoriği bir kenara bırakarak maddeler üzerinde ne faydalıdır, ne değildir bunu tartışmamız gerekiyordu. Özellikle muhalefet, yani hayır vermek için propaganda yapanlar bundan çok uzak kara propagandayı tercih ettiler çok uzak bir seviyede ve tabii cevaplar da verildi. Ama genelde seçimler öncesi bu oluyor bizde, onu da ayrı konuşmak lazım. Fakat değişmeyen bir şey var herkesin birleştiği; seçim günü de demokratik, şeffaf bir şekilde geçiyor. Tüm Avrupa Konseyi ve diğer AGİT gibi gözlem heyetlerinin de raporunda geçmişte bu görülür. Seçim öncesi işte klasik tüm ülkeler Almanya’daki seçimleri de gözlemledikten sonra klasik eleştirileri var; iktidar partisi kazanırsa işte elinde hükümet olduğu için böyle oldu da, şu oldu da, bu oldu. Ama değişmeyen bir şey var, Türkiye’de gerçekten seçimlerde demokratik, şeffaf bir şekilde halk özgür iradesini sandığa yansıtıyor. Biz de her zaman diyoruz ki; söz de, karar da milletindir, Sayın Cumhurbaşkanımız da bunun altını her zaman çiziyor ve bu anayasa paketini milletimize gönderirken de bunu söyledi. Bir tek geçtiğimiz bazı seçimlerde Doğu ve Güneydoğu’da PKK baskısıyla Kürt vatandaşlarımız iradelerini, tercihlerini sandıkta özgür bir şekilde kullanamadılar. Şimdi o baskı kalkmaya başladı. Geçmişteki oylamalara bakın, hangi partiye, nereye oy vermişler. Daha sonra bu döneme bakalım, şimdi bu terör baskısı azalınca o bölgelerde de Türk vatandaşlarımız da artık sandığa giderken kendisini daha özgür hissediyor, hangi partiye isterse ona oy verebiliyor. Bu referandumda da evet ya da hayır ne düşünüyorsa oyunu verebildi. Bu Anayasa paketi, bu referandum Türkiye’nin geleceği bakımından çok önemliydi. Her şeyden önce sistem kargaşasını bir kere önledik. Demokrasilerde sistem olur, ama bir sistem olur. Yani ya tam parlamenter sistem olur, ya tam başkanlık sistemi olur. İkisi birden olduğu zaman bizde veya başka ülkelerde çok ciddi problemler oldu. İkisi birden olmaz. Yani Kenan Evren Anayasasındaki cumhurbaşkanına verilen yetkiler başbakanın elinde olan yetkiler, ikisini de kullanabilir, kullandığı zaman da problem olur ve oldu geçmişte.

DR. MURAT YILMAZ- Bu netleşme, yani dış politikada mesela, siz dış politikayı yürüten bir isimsiniz, size bir rahatlık sağlayacak mı?

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Hem de nasıl, hem de nasıl. Bu dönemde şu anda benim hiçbir sıkıntım olmadı. Sayın Başbakanımız, Sayın Cumhurbaşkanımız, yani her ikisiyle de onların verdiği talimatlar çerçevesinde... Ama geçmişte dışişleri bakanları da başbakan ve cumhurbaşkanları arasında çok sıkışıp kalmıştır. Yani hangisinin seyahatine katılacak, hangisinin yanında olacak, aynı anda başka toplantılar. Temayüller oluşmuş, ama buna rağmen çok ciddi sıkıntılı dönemler de geçmiş de olmuştur.

SUNUCU- Hele koalisyon varsa.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Koalisyonlarda da olmuştur, sonra da olmuştur, bizim dönemimizde de olmuştur, onu söyleyeyim, hep geçmişte olmuştur. Bu dönemde yok, ama bu olmayacak anlamına gelmez; bu bir.

İkincisi…

SUNUCU- Yani sadece protokol açısından bile ciddi bir zaman ve enerji kaybını telafi etmiş olacağız.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Tabii bu çok önemli.

Benim de şöyle yaşadığım bazı şeyler oldu: Mesela bir önceki Başbakanımız Sayın Davutoğlu Riyad’a gitti, Sayın Cumhurbaşkanımız aynı gün San Diego’ya gitti. Şimdi Riyad’a gidip toplantı bittikten sonra oradan 9,5 saat uçarak Senegal’e, Dakar’a indik, oradan bir 10,5 saat daha uçarak, Ekonomi Bakanımız o zaman Kayseri Milletvekilimiz Grup Başkanvekilimiz Elitaş’la beraber San Diego’ya indik. 22 saat toplam ara esgali de sayarsak ve uçakta üstümüzü değiştirdik tam iki cumhurbaşkanı el sıkışırken yetişebildim saniyesi saniyesine, olmayadabilirdi mesela. Orada 1+1 dışişleri bakanları olacak, öbür tarafta da dışişleri bakanları olacak. Onlara tabii yetiştik, problem değil 10 saat, 20 saat, 30 saat uçmak bizim için problem değil, bizim hayatımız böyle geçiyor. Ama bu sadece olayın geçmişine baktığımız zaman tatlı bir anı diyelim, yani bir telaş, iki tarafa yetişmek, ama onun dışında çok ciddi sorunlar geçmişte olmuştur. Ama diğer taraftan bizim demokrasiyi de güçlendirmemiz lazım. Yani demokrasinin temel prensibi olan güçler ayrılığını bir kere tam bir tesis etmemiz lazım yürütmeyle, yasamayla. Bakanların dışarıdan olması, bugün Avrupa’daki birçok parlamenter sistemde de böyledir, milletvekilleri de istifa eder bakan olduğu zaman, bir daha da geri dönemez, bazılarında geri dönebiliyor bittikten sonra. Aynı şekilde Meclisin denetim gücünü ya da görevini…

DR. MURAT YILMAZ- Bir araya girebilir miyim? Mesela burada da siz Dışişleri Bakanısınız, ama aynı zamanda milletvekilisiniz. Dolayısıyla seçim çevrenizi düşünmezseniz, ihmal ederseniz siyaset yapamazsınız. Ama öbür taraftan da dışişlerinin gündemi çok ağır bir gündem, bu da bakanların hepsinin üzerinde bir yük yaratıyor, öyle değil mi?

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Ben her yurt dışı dönüşünde eğer Ankara'da ya da İstanbul’da ya da başka bir yerde bir programım yoksa mutlaka Antalya’ya gitmek durumundayım. Niye? Antalya’daki insanların oyunu aldım, onlara da hizmet etmek durumundayım. Ve tüm projeler her şey diğer milletvekili arkadaşlarımızla beraber takip ediyoruz. Allah’tan milletvekillerimizle de gayet kardeş gibiyiz, güzel bir uyumumuz var, teşkilatımızla da öyle, bir sıkıntı yok. Ama bunu da yapmak durumundasın, bu da önemli. Çünkü siz seçiliyorsanız, milletvekiliyseniz aynı zamanda oraya, o seçim bölgenizin beklentilerini bir milletvekili gibi de karşılamak durumundasınız. Bakan olduğunuz zaman, dışarıdan olduğunuz zaman, yani bu sistemde yine sizin memleketiniz, tüm Türkiye’ye hizmet etmek durumundayız, o ayrı bir şey hükümet olarak. Ama bu ayrımın bir kere güçler ayrılığıyla demokrasi bakımından esası önemli, biz yoruluyoruz, koşuyoruz, yapıyoruz, ama gidince hizmet edince de tabii haz alıyoruz bundan, yetişmeye çalışıyoruz. Ben elimden geleni yapıyorum, bilmiyorum Antalyalılar ne kadar memnun bundan, ama bir şikayetlerinin olmadığını da bu bakımdan…

SUNUCU- Ben Antalyalı olarak memnuniyetleri biliyorum, duyuyorum.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Fakat esas, yani demokrasi bakımından bu güçler ayrılığının tesis edilmesi lazım. Meclis görevini, yasama ve denetleme görevini bundan sonra daha iyi yapacak, Cumhurbaşkanı da denetleyecek, soruşturma açabilecek. Biz Bakanları da denetleyebilecek, soruşturma açabilecek, Yüce Divan’a gönderebilecek.

Ayrıca, hukukun üstünlüğü bakımından yargının tarafsızlığı ve bağımsızlığı çok önemli, bunların olması lazım. Bizim seçimleri artık bundan sonra zamanında yapmamız lazım 5 yılda bir. İkide bir seçim olan bir ülkede istikrar olmaz. İkide bir hükümetlerin devrildiği bir dönemde istikrar olmaz. 7 Haziran’da bunu gördük. Ve bu bakımdan da koalisyonların olmaması lazım. Sadece Anayasaya yazmak da yetmez. Koalisyonu halk kuracak bundan sonra, hele hele yüzde 50+1’i bulmak kolay değil hiç kimse için, mutlaka burada halk koalisyonu olacak. Ama halk Cumhurbaşkanını seçtiği zaman ertesi gün hükümetin kurulabileceğini o gece bilecek, emin olacak, işine bakacak. Sadece beş yılda bir olacak demek de olmaz, şimdi de dört yılda bir olacak diyor. Fakat 7 Haziran’da koalisyon hükümetini kuramadığınız için tekrar seçime gitmek durumunda kaldık, o da Anayasanın bir hükmüdür; dolayısıyla bu bakımdan önemli. Sivil demokrasiye geçme bakımından da bu çok önemli oldu.

Parlamentodaki sayı 50 artmış, bunlar tabii nüfusa göre düşen milletvekili sayısı. Bizde çok düşük ya da milletvekili başına düşen kişi sayısı bizde 140 binin üzerinde, bazı ülkelerde 50 bin civarında, onlar önemli değil.

Gençliğe mesela bu fırsat eşitliğinin verilmesi gerçekten çok önemli. Askeri mahkemelerin kalkması, sivil demokrasi, sıkıyönetimin kalkması, tüm bunlar niçin önemli aynı zamanda biliyor musunuz? Bu cumhurbaşkanı-başbakan kavgaları, Parlamentoda koalisyonda partiler arası kavgalar olduğu zaman hep demokrasi dışı aktörler devreye girmiştir, yani halkın seçmediği ve tercih etmediği aktörler gelip Türkiye’de Türkiye’yi yönetmeye kalkmıştır, ya darbe olmuştur, post modern darbe olmuştur ve Türkiye hep krizler yaşayarak geriye geriye gitmiştir. Şimdi inşallah bu istikrar ve güvenle, tabii bundan sonra Türkiye daha hızlı kararlar alacak, daha hızlı adımlar atacak, ekonomi de büyüyecek. Yabancı sermayeye, küresel sermayeye de bu ortam güven verecek. Yani her bakımdan Türkiye’nin geleceği için çok önemli bir Anayasa paketi, milletimiz de bunu gördüğü için kara propaganda, dışarıdan, içeriden müdahalelere rağmen son iki-üç gündeki eyalet tartışmasıydı, oydu-buydu, bizim oraları da etkiledi bunu da kabul etmek lazım Akdeniz’i ve Ege’yi. Tüm bunlara rağmen halkımız kararını verdi. Artık bu saatten sonra herkesin halkın-milletin iradesine saygı duyması gerekiyor. Bu bir demokrasi şöleniydi ve herkes söyleyeceğini söyledi, son sözü de milletimiz söyledi.

SUNUCU- Ben tam bu noktada şunu sormak istiyorum: Şimdi bu bir demokrasi şöleni ve halk sözünü söyledi. Dolayısıyla yüzde 50+1 aldığınız zaman artık orada siz halkın oyunu almış oluyorsunuz ve bunun başka bir formülü yok. Yani yüzde 55 almak, yüzde 60 almak gibi bir şart da mantıklı değil aritmetik olarak da mantıklı değil zaten. 89 referandumu, işte siyasi yasakların kalkmasıyla ilgili referandum yüzde 50’nin hemen üzerinde bir oyla alınmıştı, 51 bile değildi, yani 50+1 veya işte…

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Yasakların kalkmasıyla ilgili referandum değil mi, evet hatırlıyorum.

SUNUCU- Evet, çok küçük bir orandı, ama neticede meşruydu sonuçlar ve o cari hale geldi daha sonra. Şimdi burada Ana Muhalefette bir meşruiyet tartışması açma durumu var, onu görüyoruz iki gündür, üç gündür. Ayrıca sizin de ilgi alanınıza giren boyutu itibariyle işte Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi üyesi bir Alman Milletvekili Andrej Hunko Türkiye’de gözlemci olarak bulundu ve bu kişinin işte rejide arkadaşlar da yansıtacaklardır, görüntüleri ortaya çıktı, PKK bayrakları ile hayır propagandası yapan kesim ile. Bu raporu mesela yayınlayacaklar, AGİT’le birlikte hazırlıyorlar ve sizce buradan içerideki meşruiyet tartışmasına malzeme çıkar mı, ne ölçüde ciddiye alınmalı böyle bir rapor?

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Her şeyden önce yüzde 50+1 demokrasilerde, yani çoğunluğu elde ettiğin zaman kabul edilmiştir. Yani yüzde 50+1 hayır çıksaydı bu da yine aynı şey olacaktı. Yüzde 50+1 olunca belki itiraz edilir yeniden sayılabilir, bazı itirazlar olabilir. Ama burada yaklaşık 1 milyon 400 bin fark var, yüzde 3 fark var evet’le hayır arasında, yani burada net bir çoğunluk var. Yüzde 60 olsa evet’i savunanlar için bir psikolojik üstünlük de olabilir veya hayır yüksek çıksaydı aynı şekilde olacaktı. Ama yüzde 50+1 olduğu zaman demokrasilerde artık kabul edilmiş demektir, bu tartışılmaz.

SUNUCU- O 3 puan da 1 milyon 200 bin civarında bir oya tekabül ediyor.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- 1 milyon 300 bin küsur, 1 milyon 400’e yakın, 1 milyon 380 civarında yanlış hatırlamıyorsam, yani 1 milyon 400 bin oy demektir. Bu birçok ülkenin nüfusundan, Avrupa’daki birçok ülkenin nüfusundan fazla. Avrupa’daki belki 10 ülkenin toplam nüfusundan da, bazı küçük ülkelerden daha fazla bu aradaki fark.

Şimdi biz bugüne kadar seçimlere uluslararası örgütleri davet ettik, neden? Çünkü işbirliği yapıyoruz, herkes görsün Türkiye’de seçimlerin nasıl olduğunu? Yani ufak tefek eleştiriler olabiliyor, her ülke, dediğim gibi Almanya’da seçim gözlemlediği zaman ya da Fransa’da aynı buna benzer eleştiriler oluyor. Fakat seçim günlerinin de her zaman demokratik olduğunu, şeffaf olduğunu vurgulayan raporlar da oluyor. Dolayısıyla biz uluslararası örgütlerle bugüne kadar işbirliği yaptık, gerek Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi, gerekse AGİT Parlamenter Meclis heyeti ve AGİT’in uzun dönem gözlemcileri. Daha önceki referandumlarda da bunu yaptık, milletvekilliği seçimlerinde de, yerel seçimlerde de Avrupa Konseyinin yerel ve bölgesel kongresi var, onlar geliyorlar. Yani başka ülkelerden belediye başkanları ya da belediye meclis üyeleri. Biz bu işbirliğini samimi bir şekilde her zaman yürüttük, fakat bu sefer gelen heyetin iyi niyetli gelmediğini, ön yargılı gediğini gördük ve teknik konuların dışında siyasi konulara girdiğini gördüm. Oysa bu heyetin görevi siyasi yorumlar yapmak değil. Mesela diyor ki; FETÖ’yle mücadele hayır oylarını arttırdı diyor. Sen bunu neye göre ölçüyorsun, yani senin bir kere böyle bir görevin yok. Sen seçimin hukuki alt yapısı var mı-yok mu? Seçim öncesi herkesin eşit bir şekilde kampanya yapma fırsatı var mı-yok mu? Ve seçim günü herkes sandıkta iradesini özgürce yansıttı mı-yansıtmadı mı? Sayımlar, sandığın açılması-kapanması şeffaf mı oldu-olmadı mı bunu ölçersin. Ben de 30’dan fazla seçim gözlemledim; Rusya’da da gözlemledim, Azerbaycan’da da, aynı şekilde Balkanlarda, Makedonya’da, Moldova’da, Ukrayna’da, yani 30’dan fazla, bazı ülkelerde de bu heyetlerin başkanlığını da yaptım. Dolayısıyla seçim nasıl gözlemlenir, kriterler nedir çok iyi biliyorum. O yüzden de bu heyetlerin seçim gözlemiyle ilgili objektif tespit yapmadıklarından eminim. Ve siyasi ön yargılarla gelmiş bir heyettir. Ve bu heyetin içinde PKK’nın terör listesinden çıkması için mesela Almanya Federal Meclisi’ne Bundestag’a teklifte bulunan ve gidip PKK paçavralarıyla, PKK’lılarla beraber olan kişiler de var, işte Hunko bunlardan bir tanesi. Ayrıca, gelip Ankara’da hayır kampanyası yapanların içine de katılmışlar, bu kesinlikle yasaktır.

DR. MURAT YILMAZ- Fotoğrafları var.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Evet, fotoğraflar var, bunlar kabul edilemez. Ve biz bunu heyet başkanlarına da söyledik, şaşırdılar kaldılar. Ayrıca, hazırladıkları taslak rapora baktığımız zaman o kadar yanlış teknik bilgiler var ki ön yargılı oldukları her bakımından belli. Biz seçimleri gözlemlemeleri için, objektif gözlemlemeleri için davet ettik, ama güvenlerimizi sarstılar. Bundan sonra bu örgütlerle seçim ve diğer zamanlarda ilişkilerimizi biz de ona göre değerlendiririz, ona göre kararlar alırız. Yani buraya gelip böyle terörü destekleyecek adımlar atamazlar, yorumlar yapamazlar. Siyasi haddini aşan yorumlar yapamazlar. Sadece seçimle ilgili teknik gözlemlerini yaparlar. Biraz önce bazı kriterleri saydım. Bu anlamda seçim öncesi atmosferi, durumu, şartları ve seçim gününü gözlemler ve değerlendirirler. O yüzden bu raporun kesinlikle hiçbir bağlayıcılığı, hiçbir yaptırımı da yoktur.

DR. MURAT YILMAZ- Şimdi siz Avrupa’ya çok gidip geldiniz, orada hatta Başkanlık yaptınız, Türkiye’nin temsilciliğini yaptınız. Bu hani son olup bitenler, sizin hikaye ettiğiniz bu kısım sizde ciddi böyle bir hayal kırıklığı yaratmıyor mu? Mesela Van’da bu şiddet örgütü AK Parti’nin propaganda yapan işte ilçe teşkilatından insanlara saldırdı, ölenler var. Bahsettiğiniz gruptan herhangi bir kişi buraya herhangi bir ses çıkarmadı, tepki göstermedi. Bir de mesela Van’da seçimin rahatça yapıldığı yerleri tercih etti. Ama bu tür baskıların olabileceği yerlere uğramadığı gibi, 7 Haziran’da mesela bu baskılar neticesinde çok ciddi yine ölümler oldu, seçim büroları basıldı. Hatta bugün oradaki Doğu-Güneydoğu Anadolu’dan bazı milletvekilleriyle görüştük, tuttuğumuz büroların sahiplerine baskı yaptıkları için, mesela bir ilde 30 tane büro baskılar yüzünden seçim bürosu olmaktan, kiralanmaktan vazgeçti dediler. Mukayese ettiğinizde, hani bir de gerçekten biz okuldan beri öyle şeyler öğrendik değil mi; işte demokrasi var, demokrasinin beşiği Avrupa. İşte biz onlarla işbirliği yapıyoruz. Ama bu hal bugün hatta Akın Özçer çok güzel bir yazı yazmış, “Böyle Bir Avrupa’ya Ancak Elveda Denilebilir” diye Serbestiyet’te çok güzel bir yazı yazmış. Böyle bir hayal kırıklığı sizde de uyanıyor mu?

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Kesinlikle çok ciddi bir hayal kırıklığıdır. Ama bu bireysel bir şeyde de değildir, yani sadece Türkiye’ye yönelik bir şey değildir. Doğru İslam karşıtlığı, Türk karşıtlığına dönüştü. İslam karşıtlığı, Türk karşıtlığı Recep Tayyip Erdoğan adında birleşti. Çünkü onların aklına Türk ve Müslüman deyince ilk Recep Tayyip Erdoğan akla geliyor. Dolayısıyla Türkiye’ye yönelik bu var. Ama esas problem Avrupa’nın gidişatında. Ve Avrupa’da bugün maalesef, yani çok tehlikeli trendler var, ırkçılık, yabancı düşmanlığı, İslam karşıtlığı... Antisemitizm eskiden beri vardır, çok yüksektir, İslam karşıtlığından daha fazlaydı 6 sene önce, 7 sene önce, 10 sene önce. Ama bugün İslam karşıtlığı biraz daha üste çıktı.

DR. MURAT YILMAZ- Sayın Bakanım, şimdi Muhalefetin Genel Başkanı seçim sürecinde birkaç kere Suriyeli mülteciler veya misafirlerimizle ilgili ağır ithamlarda bulundu. Ve bu yüzden bunu takiben muhtelif yerlerde Suriyelilere saldırılar yapıldı. Ne yazık ki birkaç yerde daha sonra da yapıldı. Mesela hani Avrupa bundan hiç rahatsız olmaz mı? Bu Avrupa…

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Hiç olmaz. Eski Avrupa olsa olurdu, ama şu andaki Avrupa, mülteciler yeter ki bize gelmesin, isterse ölsün, isterse savaşta ölsün, isterse Türkiye’de ölsün, istiyorsa açlıktan ölsün, yeter ki bize gelmesin anlayışında olduğu için tepki göstermiyor. Yalnız Kılıçdaroğlu’nun yaptığı bir insanlık suçudur, yani nefret suçudur, hedef göstermedir ve hiç insani, ahlaki değildir. Şu kadar vicdanı olan bir insan, yani savaştan kaçıp gelip de sana sığınan insanlara, yani çok zor şartlar altında da yaşıyorlar, bunu da kabul etmek lazım. Bugüne kadar dönemediler, şimdi bizim DAEŞ’ten temizlediğimiz bölgeye 50 binden fazla insan döndü, 60 bine yaklaşmıştır. Fakat halen dönecek şartları yok. O yüzden güvenli bölge, o yüzden güvenli bölge ve uçuşa yasak bölge diyor sürekli Cumhurbaşkanımız ve biz de bunu söylüyoruz. Kılıçdaroğlu’nun yaptığı insanlık değil yani, onu söyleyeyim, utanç verici bir şey, resmen utandım, daha önceki seçimlerde de yapmıştı. Aynı şekilde şimdi bu Avrupa’da da bu demokrasinin temel prensipleriyle ciddi çelişen, adeta inkar eden, kendisini inkar eden politikalar görüyoruz ve burada engellemeler, aynı işte PKK da o koruyucularından, Avrupa’daki bey babalarından öğrendiklerini Türkiye’de Doğu ve Güneydoğu’da uygulamaya çalıştılar ve orada da çok baskı yaptılar vatandaşlara. Yani bu seçimde de yer yer yapmaya çalıştılar. En son işte AK Parti İlçe Başkanımıza da saldırdılar ve kardeşi şehit oldu. Diğer taraftan Avrupa’dan gelen gözlemcilerin başka tespitleri de var, kendi tespitleri de var. Bir tanesi anlattı bana, ismini de vereyim, Andreas Gross, şimdi artık siyaseti bıraktığı için. Van’da bir köyde-kırsalda seçimi gözlemliyor. Sabah gidiyor açılış, gündüz biraz oylama, sonra saat 5’te kapanacak değil mi sandık, 4,5’ta varıyor. 4.5’ta vardığında sandık kapanmış, oylar sayılmış, tasnif edilmiş ve oyların tamamı HDP’ye çıkmış. Yani sandığın açılmasını, oyların sayılmasını ve tasnifini falan hiç izleyememiş bile. Dedim, niye yazmadınız bunu raporunuza?

DR. MURAT YILMAZ- Onu size anlatmak için seyretmişler.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Şaşırdım kaldım, bunu yazacaksın rapora. Ama PKK yapınca nedense bunlar yazılmıyor.

DR. MURAT YILMAZ- Çok enteresan, ben bir şey daha sorabilir miyim?

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Bu kendi gözlemi, bana anlattı. Benim kendisiyle geçmişte çok tartışmalarımız da oldu, ama iyi de dost olduk, yani kendisiyle iyi de haberleşiriz, halen birbirimizi ararız. Maalesef öyle.

DR. MURAT YILMAZ- Bu kampanya sürecinde de daha önceki kampanya süreçlerinden farklı olarak Avrupa’nın hani sadece gözlemciler düzeyinde değil Avrupa hükümetlerinin, hatta polislerinin, polis köpeklerinin, atlarının müdahil olduğu bir kampanya süreci yaşadık.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- İstihbaratının, sadece polisler değil.

SUNUCU- Alman İstihbaratının Şefi açıklama yaptı.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Devlet tamamen. Benim Hamburg’da otel odamı Alman polisi ve istihbaratı otel yönetimine baskı yapıp iptal ettirdi, Dışişleri Bakanıyım.

DR. MURAT YILMAZ- Şimdi buradaki, hani biraz önce bu çok önemli tabi, yani siz biraz önce anlattınız, Avrupa’daki ırkçılık, İslam düşmanlığı, bunun Tayyip Erdoğan’la özdeşleştirilmesinin bir tesiri var. Ama bunun da arkasında sanki şöyle bir şey yok mu? Türkiye bu ülkelerle müttefik, ama geçmiş dönemdeki müttefiklik ilişkimiz bir tür içerideki vesayete benzeyen bir şekilde dış vesayete dayanıyordu ve bağımlı bir müttefiklikti. Ama Türkiye son 15 yıldır bağımsız bir müttefik olmak ve bu manada da eğer bu müttefikler bizim bu bağımsızlık hukukumuzu veya Türkiye’nin milli menfaatlerini ihlal ediyorsa müstakil ayrı politikalar geliştirmek gibi bir yol izliyor. Bu Avrupa’da bizim Batılı müttefiklerimizde ciddi bir hazım sorunu meydana getiriyor, bunun hani bir yansıması mıdır?

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Kesinlikle çok doğru bir tespit. Bir taraftan Türkiye’nin ekonomik olarak büyümesi ve devasa projeleri gerçekleştirmesi; en büyük havaalanı, üçüncü havaalanı gibi, diğer projeler gibi. Diğer taraftan da, Türkiye’nin güçlendikçe daha bağımsız hareket etmesi ve kendi kararlarını kendisinin alabilmesi ya da başkalarının aldığı kararlara yanlış diyebilmesi. Birçok argüman kullandılar bugüne kadar biliyorsunuz, mesela eksen kayması, ne demek eksen kayması? Yani diyor ki; sen benden ayrıldın, başka yerlerle dış politika izliyorsun. Evet, ben oralara…

SUNUCU- Sen uyduluktan çıktın diyor yani?

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Evet doğru, ama ben bir dış politikamı diğer dış politikama alternatif göstermedim hiçbir zaman, hep birbirini tamamlayıcı gördüm. Ne demek istiyorsunuz şimdi? İslam dünyasına daha fazla zaman ayırdın; ayırırım, çünkü ihmal edilmiş geçmişte. Afrika, evet hiç gitmemişiz, Afrika açılımı yapmışız. Güneydoğu Asya, Latin Amerika, hepsiyle de ilişkilerimiz ekonomik ilişkilerimiz başta olmak üzere gelişti. Karşılığında şu soruyu soruyoruz: Sen oralarda var mısın? Var. Doha’da varsın, bütün inşaat o-bu, Dubai’de varsın, Cidde'de varsın, bizim Türki Cumhuriyetlerde varsın, Aşkabat’ta varsın, Astana, evet her yerde var veya Uzak Doğu’da, Latin Amerika’da. Peki, sen oraya gidince ben sana sende eksen kayması var mı diye sorguluyor muyum? Sen de ekonomik çıkarlarını geliştirmek için, siyasi ilişkilerini güçlendirmek için gidiyorsun. Yok diyor. Peki, ben gidince ne oluyor? Bu şudur: Yani ben senin patronunum, sen bana bağlı kalmalısın, hep de böyle oldu geçmişte bak. İç vesayetin dışında bir dış vesayet vardı eskiden, artık bu prangalar kırılmaya başlandı. Bundan çok rahatsızlar. Yani Türkiye’nin özgür hareket etmesinden rahatsızlar. Oysa Türkiye’nin güçlenmesi ve özgür hareket etmesi onların aleyhine değil hiçbir yerde. Yani biz onlara bu gücümüzü hiçbir zaman aldığımız kararlarda düşmanlık yapmadık, kimsenin aleyhine karar almadık. Kendi çıkarlarımızı gütmek için ya da kazan-kazan formülüyle ilişkilerimizi geliştirmek için dünyayla biz bu adımları attık. Ama bunu yaparken de bir yeri de hiç ihmal etmedik. Ama onlar diyor ki; ya ben ya hiç…

DR. MURAT YILMAZ- Bağımlılık ilişkisi olsun.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Ben her zaman söylüyorum, Ukrayna da bu yüzden bu bedeli ödüyor. Avrupa Birliği Ukrayna’ya bugüne kadar sadece beni tercih edeceksin dedi. Oysa Ukrayna gibi bir ülkenin Rusya ya da Avrupa’dan birisini tercih etme lüksü yoktu. Hangi kararı verseydi, yani bu iki seçenekten hangisini seçseydi bugünkü durumundan daha iyi olmazdı. Yani Avrupa’nın maalesef bu yaklaşımı sadece Türkiye’ye yönelik de değil. Böyle büyük bir patron, tüm kararları kendisi alıyor. Oysa dünya değişiyor, ekonomik güç de değişiyor. Batıdan doğuya doğru yılda 140 kilometre hızlı ekonominin gücü kayıp gidiyor.

DR. MURAT YILMAZ- Eksen orada da kayıyor.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Orada da kayıyor. Sen küresel bir aktör olma yönünde yaralar aldın, kendi sorunlarını çöz, politikalarını bir gözden geçir, hangi politikan başarılı. Ekonomi politikaların başarısız, üye ülkelerin battı, ülke battı banka değil…

SUNUCU- Siyasi olarak…

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Dış politika, nerede varsın? İşte Suriye konusunda biz dahil ediyoruz ya öyle…

DR. MURAT YILMAZ- Anayasanızı yapamadınız.

SUNUCU- Anayasayı yapamadın, kendi içindeki entegrasyon zayıf. Doğu politikan, komşuluk politikan, daha hala NATO’dan ne kadar faydalanabilirim bunun peşindesin. Hangi politikan başarılı, önce bunları bir gözden geçir ve Türkiye sana yük olmuş mudur, katkı sağlamıştır, ne istiyorsun Türkiye’den?

SUNUCU- Ben tam burada şöyle bir soru sorayım o zaman: Şimdi Avrupa Birliği yöneticilerinden işte Türkiye idamı getirirse Avrupa Birliği üyeliği hayalleri suya düşer mealinde böyle açıklamalar geliyor, Bir idam konusu var, mesela bir geri kabul anlaşması mevzu var, nasıl olsa işte bu Tayyip Erdoğan, bu Türk yöneticiler mültecilerin Ege’de, Akdeniz’de boğulmasına insani olarak vicdani olarak dayanamaz ve bu konuda bir değişikliğe gitmezler diye bir bakış var. Türkiye gerçekten Avrupa Birliği hayali kuruyor mu hala?

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Şimdi biz Avrupa Birliği’ne üye olmak istedik, ama eşit ve onurlu bir üyesi olmak istedik. Sığıntı gibi biz hiçbir yere gitmeyiz, gitmemiz de lazım. Onurlu bir milletiz, bu milletin kendisine olan güveni tekrar geri geldi. Özellikle de 15 Temmuz’un da, tüm şehitlerimize, tüm bu travmaya rağmen, her şerde bir hayır var inanıyoruz, bir faydası oldu. Biz her türlü darbeye karşıyız, FETÖ’den hesap soruyoruz. Ama bu milletin kendisine olan güveni geldi.

SUNUCU- Milli bir özgüven oluştu.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Milli bir özgüven oluştu. Bu çok önemli, dolayısıyla bu millet artık dayatmaları falan kabul etmez. Biz Avrupa Birliği’ne de şunu söylüyoruz: Bizi eşit bir ortak olarak görmek durumundasınız bizimle ilişkileri sağlıklı götürebilmeniz için. Eksik mi var-yanlış mı var, nerede ne yapacağız? Karşılıklı güvene dayalı, otururuz, ekonomik ilişkilerimizi nasıl geliştireceğiz, ticaretimizi nasıl arttıracağız, bunların hepsini konuşuruz. Fakat senin bana yaklaşım biçimini, dayatmanı ben kabul etmiyorum. Şimdi Türkiye’de 30 senedir, 20 senedir idam mı vardı da idam dolayısıyla niye almadın? Yok…

SUNUCU- Madem gerekçe buydu.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Madem gerekçe buydu, bugüne kadar niye almadın? Benimle müzakereye başlayan Hırvatistan, 2005’te başladı 3 Ekim’de, kaç sene önce üye oldu. Şurada üç sene önce müzakerelere başlayan Karadağ ki bunlar ikisi de bizim dost ülkelerimiz…

SUNUCU- Karadağ.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- İçeride olmasının da bize faydası var, zararı değil. Karadağ, şimdi bizden daha fazla fasıl açtı. Peki, sebep ne? Kıbrıs’ta başarısızlığın sebebi ben miyim? Ben mi hayır dedim Annan Planı’na?

SUNUCU- Türkiye Annan Planı’na destek verdi.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Hayır diyeni ödüllendiriyorsun, evet diyeni cezalandırıyorsun, sonra da diyorsun ki; Kıbrıs diye hiçbir fasılda olmayan bir siyasi engeli önüme koyuyorsun. İdam mı vardı bugüne kadar, niye almadın?

SUNUCU- Hem Kuzey Kıbrıs oyladı bunu, destek verdi Annan Planı’na, hem Türkiye destek verdi.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Böyle şantaj yaparak bir yere varamazlar. Ayrıca göç anlaşması, geri kabul anlaşması ve vize serbestisi anlaşması, bu göç anlaşmasını 18 Mart’ta biz imzalarken birbiriyle bağladık, üçü birden uygulanacak dedik. Üçü birden uygulanmazsa, bu demek üçü birden askıya alınır demek. Şimdi biz vize serbestisiyle ilgili son teklifimizi Avrupa Birliği’ne vereceğiz. Artık kararlarını versinler “evet” ya da “hayır”. “Hayır” diyorlarsa, diğer anlaşmalar da, geri kabul de ve göç anlaşması da iptal olacak. Bunu söylerken, efendim Türkiye Dışişleri Bakanı, Türkiye’nin Cumhurbaşkanı, Başbakanı bizi tehdit ediyor. Tehdit değil bu anlaşmanın ta kendisi. Şimdi bunu vereceğiz. Bakacağız göreceğiz ne kadar samimi? Şu Kıbrıs sorununun çözülmesini en çok tabii ki kalıcı bir barış önemli de, geçmişten bu yana neden istedim biliyor musunuz? Kıbrıs sorunu çözülse de, bunun arkasına sığınan ülkelerin gerçek yüzünü görsek Avrupa Birliği’ne üyelik için.

SUNUCU- Kim çözüm istiyor? Kim çözüm istiyor, kim sorundan besleniyor, bu ortaya çıksın.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Ya da Avrupa Birliği sürecine bizim önümüze engel çıkaranların gerçek niyetini görmüş oluruz. Hep Kıbrıs’ı ön plana atıyor, Kıbrıs engelliyor diyorlar. Yani 800 bin nüfuslu bir Rum Yönetimi tüm Avrupa Birliği’ni bloke ediyor. Neticede kim bunun arkasına sığınıyor, bunun gerçek yüzlerini görmeliyiz.

Esas bizi almak istememelerinin iki sebebi var. Bir; Müslüman bir ülke.

İki; özellikle Almanya, Fransa, bu örgüt kendi dengeleri, kendi aralarındaki denge üzerine kurulduğu için bu dengeyi bozmayı istemiyorlar. Bize özel görüşmelerde bunu da söylüyorlar. Siz üye olursanız parlamentoda birinci sırada olacaksınız, en çok parlamenter sizlerin olacak Avrupa Parlamentosu’nda. İki; siz birçok ülkeyle ilişkilerinizi iyi sürdürüyorsunuz AB üyesi ülkelerle ve Fransa-Almanya dengesini siz bozarsınız, biz istemiyoruz. Ya denge bozmak, artık bu örgüt kuruldu o zaman, niye? Bir daha savaşmayasınız diye kuruldu. Dolayısıyla…

SUNUCU- Evet Fransa ile Almanya savaşmasın diye.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Evet Fransa-Almanya savaşmasın diye kuruldu bu örgüt ve onlar üzerinden Avrupa ve dünya savaşı çıkmasın diye kuruldu. Ama artık o aşama geride kaldı. Artık bu örgütün küresel bir aktör olması lazım. Sen bu dengeyle bu örgütü küresel bir aktör yapamazsın.

SUNUCU- Ya 20. yüzyılın şartları ile 21. yüzyılı idare etmeye çalışan bir yaklaşım.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Kesinlikle bunun işlemediğini de görüyoruz, işte Avrupa Birliği’nin başarısızlıklarında bunu net bir şekilde görüyoruz.

DR. MURAT YILMAZ- Şimdi Mevlüt Bey, Avrupa Birliği üzerinden konuştuk. Aslında bu aktörleri biraz çoğaltabiliriz, mesela Amerika Birleşik Devletleri’nin Suriye’deki hani şu birkaç yıllık politikasına baktığımızda birbiriyle telif edilemeyecek pozisyonlar var. Keza Rusya için, İran için birçok örnek verebiliriz ve bu eksen kayması dünyanın eksenin biraz kaydığı, yani ekonomik dengelerin değiştiği, bu manada buna uygun bir siyasi pozisyon arandığı, siyasi dengenin henüz yerine oturmadığı bir iklimde duruyor. Türkiye bu biraz hani karmaşa, bazen de kaos ihtimali olan bu senaryoda veya pozisyonlarda emin bir yerde duruyor mu? Yani Türkiye bu olup bitenler karşısında, çünkü bir anda mesela dost görünenlerin düşman olduğu, düşman görünenlerin işbirliği yaptığı tuhaf bir dönemin içerisinden geçiyoruz. Bu halde Türkiye hem milli menfaatlerini koruyacak, hem ittifaklar kurarak kendisini bu kaosun dışına çıkarabilecek bir yerde duruyor mu?

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Evet, biz gerçekten bu konularda çok sağlam duruyoruz. Her şeyden önce ilkeli bir tutum sergiliyoruz. İlkelerinizden taviz verdiğiniz zaman oraya buraya savrulur gidersiniz. Şimdi Amerika ve Rusya iki süper güç. Niye ben ikisinin arasında sadece birini tercih etmek durumundayım? Bir tanesinin politikasını beğenmediğim zaman söylüyorum, dost olarak da söylüyoruz, bazen de sert eleştiriyoruz yeri geldiği zaman. Ama ikisiyle de ben siyasi ilişkilerimi neden geliştirmeyeyim, neden bir seçenekte kalalım? Bu bir ilkedir, ülkeler için de geçerli, bölgeler için de bu geçerli.

Ayrıca dünyadaki gelişmeleri biz çok iyi takip ediyoruz ve buna göre pozisyon alıyoruz.

DR. MURAT YILMAZ- Çok özür diliyorum, yani altını çizmek için söylüyorum; yani ilk yaptığı şey Türkiye’nin çok yönlü bir diploması yürütmek.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Çok yönlü ve proaktif girişimci ve vicdani dış politika, insani dış politika izliyoruz, ikisini adeta böyle harmanladık, vicdani ve girişimci dış politika izliyoruz.

SUNUCU- Milli gelire oranla en çok bağış yapan bir ülkeyiz.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Birinci sıradayız.

SUNUCU- Birinci sırada ülke olarak.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Birinci sıradayız işte ekonomi büyüdükçe bu girişimci ve vicdani insani politikamızı daha başarılı sürdüreceğiz. Bu referandumun dış politikaya da ileride tüm girişimci dış politika da için de iyi olacak, insani-vicdani dış politika için de çok katkısı olacak. Dolayısıyla biz bu sorunlara da yaklaşırken hep yapıcı yaklaşıyoruz, çözmek için yaklaşıyoruz ve objektif değerlendirmeler yapıyoruz, yani gizli ajandamız bizim yok. Ne Suriye’de var, ne Irak’ta var, ne başka konularda var. Gayet dengeli ve objektif bir tutum sergiliyoruz. O yüzden sık sık birçok batılı ülke keşke işte Türkiye’nin daha önceki tavsiyelerini dikkate alsaydık. Şimdi … la görüştüm Washington’da, Beyaz Saray’da. Türkiye’yi de çok iyi biliyor, Babası Kore savaşında Türklerle beraber olmuş, kendisi de Irak’ta yine bizim askerlerimizle beraber olmuş, yani Türkiye’nin önemini de biliyor. İlk söylediği şey şu oldu: Keşke 2012’de Türkiye’nin tüm tespitlerini dikkate alsaydık.

SUNUCU- Suriye’de özellikle değil mi, güvenli bölge, yasak bölge?

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Tabii tabii, Suriye ve Irak konusunda şimdi biz Amerikalılara söyledik. Sizin şu anda yönetimi teslim ettiğiniz kişiler Irak’ı bölecek, mezhepçilik yapacak dedik o zaman. Yok yok, siz merak etmeyin, her şey kontrol altında. O zaman Dışişleri Bakanı Madam Clinton’dı. Dolayısıyla bizim yani her konuda objektif tutum sergiliyoruz; ilkeli, objektif, dengeli.

SUNUCU- İşbirliğine açık.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- İşbirliğine açık, ben niye işbirliği içine girmeyeyim kimseyle? İşte Rusya’yla bir işbirliği içine girdik, Halep’teki 45 bin insanı kurtardık. Girmeseydim bu işbirliğine, Rusya rejimi destekliyor diye küsüp bir kenarda bekleseydim o 45 bin insan ölecekti. Astana sürecini böyle başlattık. Yani her şey güllük, gülistanlık değil, ama kat ettiğimiz mesafe de ortada.

SUNUCU- Diplomasinin imkanları sonuna kadar kullanılıyor.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- İran’ın Suriye, Irak ve bölgesel politikalarını biz desteklemiyoruz, karşıyız, yanlış olduğunu da söylüyoruz. Ama niye ben İran’la ticaretimi azaltayım. Geçen sene ihracatımızın en çok arttığı ülkelerden biri İran. Veya uluslararası arenada İran’ın tamamen dışlanmasına da biz karşıyız, çünkü bunun bir faydası yok. İran’a karşı nükleer silahların engellenmesiyle ilgili diğer prensip, ilkeli tutumuzu sürdürüyoruz bu konularda. Biz hiç kimsede nükleer silah olmasın istiyoruz, bu konuda da açık, net politika. Türkiye gerçekten ilkeli tutumunu sürdürdüğü sürece çetrefilli bir ortamda dolaşıp kalkmaz halk tabiriyle. İki ayağı birbirine dolaşmaz, aynı şekilde iki ayağı bir pabuca girmez, bu telaşa gerek yok, zorluklar var, zorlukların ne olduğunu biliyoruz, nasıl aşılacağını biliyoruz. Terör konusunda da bizde çifte standart yok. O gün Mısır Dışişleri Bakanını da aradım, ilişkilerimizi biliyorsunuz, ama terör terördür, kimi vurursa vursun aynı şeyi hissetmemiz lazım ve desteklememiz lazım, teröre karşı işbirliği yapmamız lazım.

SUNUCU- Taziye için aradınız, geçmiş olsun diye.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Taziye için aradım. Mesela birçok ülkede bize karşı bir adım atılmasını biz istemeyiz, ama Çin olsun, Mısır olsun İstanbul’a gelip de bir ülkenin aleyhine, hukuk dışı faaliyetlerde bulunmasına da müsaade etmedik. Yani onlarla aramız, Çin’le bizim aramız çok iyi de, örnek veriyorum veya Mısır’la aramız kötü diye buraya gel Türkiye’de illegal faaliyetlere izin verirsek biz o zaman kendimizle çelişiriz. Biz gerçekten ekonomi konularında da öyle. İlla böyle Afrika’ya gidiyoruz, Afrika’da biz niye bu kadar popüleriz, niye biz Afrika Birliği’nin üç önemli stratejik ortağından bir tanesiyiz? Çünkü biz sömürgeci mantıkla, anlayışla gitmiyoruz. İnsani yardımlarımızla da gidiyoruz, insani yardım karşısında bir şey beklemiyoruz onlardan. Ama aynı zamanda ticaretimizi de geliştiriyoruz, kazan-kazan. Dış ticaret dengesinin illa bizim lehimize çok açık olsun istemiyoruz, denge olsun. Şimdi alacağız da-satacağız da, ticaret, yatırım da yapacağız. Yani ekonomik ilişkilerde de böyle, insani politikamızda da böyle, var olan sorunları çözme konusunda da böyle. Biz niye Barış İçin Arabuluculuk Girişiminin Eşbaşkanlığını yapıyoruz Finlandiya’yla? Çünkü Türkiye’nin bu konudaki rolünü tüm dünya biliyor. Niye biz Medeniyetler İttifakının Eşbaşkanlığını İspanya’yla sürdürüyoruz? Çünkü Türkiye’nin özellikle bu medeniyetler çatışmasına karşı takındığı ilkeli tutumu tüm dünya biliyor ve bu konuda da samimiyiz biz ve bunun hiç kimseye faydası yok.

SUNUCU- Ben şunu sormak istiyorum: Şimdi Amerikalıların şöyle bir prensibi var, seçim olan ülkelerde işte çok üst düzey ziyaret, başkan düzeyinde, devlet başkanı düzeyinde yapmıyorlar özellikle müttefik, yakın dost ülkeler ise. Şimdi bizde referandum geçti, Trump da işte tam Ocak ayında iş başına gelmişti, biz de o zaman seçim sathı mahalline girmiş idik. Şimdi dün işte Trump Cumhurbaşkanımızı aradı ve tebrik etti bu çıkan halk oylamasındaki sonuçtan dolayı. Belli ki ilişkiler artık en üst düzeyde ziyaretlerle de sıklaşacak. Önümüzde bekleyen en önemli sorunlardan bir tanesi, işte Amerika Birleşik Devletleri’nin Ortadoğu’da, Irak’ta ve Suriye’de YPG-PYD terör örgütü ile ilişkisi. Bu konuda ne bekliyorsunuz, yani müzakereler ne ölçüde gidiyor? Bir de, bu FETÖ’nün iadesi meselesi, ikisini birlikte bir sormuş olayım.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Yeni yönetim işbaşına geldiği günden bu yana tüm söylemlerinde Obama Yönetiminin yaptığı hataların farkında olduklarını ve Türkiye’ye karşı yanlış politikalar izlediklerini ve kendi dönemlerinde bu yanlış politikaların izlenmeyeceğini söylemiştir. Türkiye’nin iç işlerinde de, her konuda daha önce işte Büyükelçiler, herkes Türkiye’ye her konuda ders vermeye kalkıyor. Söyledik de, “sen Türkiye’nin patronu musun”, yani otururuz eksik-yanlış yine samimi konuşuruz. Da, bir büyükelçi bile Türkiye’ye ders vermeye kalkıyor; bunlar bizim için kabul edilebilir şeyler değil. Karışmayacağını da söylemiştir. Dün akşam ABD Başkanı Trump’la Cumhurbaşkanımız telefonda görüştüler, ben de oradaydım, Sayın Cumhurbaşkanımızla beraberdim. Son derece yapıcı, pozitif, güzel bir görüşme oldu. Sayın Trump Cumhurbaşkanımızı büyük başarı için, seçim referandum sonuçları için tebrik etti. O da biliyor, herkes biliyor, kolay bir referandum süreci olmadı tabii, herkes takip ediyor. Candan kutladı ve diğer ikili ilişkileri görüştüler. Aynı şekilde Sayın Cumhurbaşkanı’mız Suriye konusunu, Suriye’de siyasi süreci, aynı şekilde Rakka operasyonunu ve Rakka operasyonunun nasıl yapılması gerektiğini Sayın Trump’a bir kere daha söyledi. Daha önce ABD Dışişleri Bakanı Tillerson’a söyledik, ABD Genelkurmay Başkanına, CIA Direktörüne, Başbakanımız ABD Başkan Yardımcısı Pence’e Münih’te söyledik. Bakan Tillerson’a yine Türkiye ziyaretinde Başbakanımız, Cumhurbaşkanımız da söyledi. Ben hem Bonn’da, hem de diğer platformlarda, en son İtalya’da bir hafta önce söyledim. Bu konularda biz net bir şekilde yeni yönetime izah ettik. Burada YPG ile bir müttefikimizin, bir terör örgütüyle işbirliği yapması kabul edilemez; bu net.

Diğer taraftan bunun formülü var, Rakka’yı almak istiyoruz, doğru gruplar. Şimdi yeni işte Suriye Demokratik Güçleri diye bir oluşum var, bu oluşumun içinde YPG’liler de var, Araplar da var. Ayır YPG’lileri kardeşim, o Araplar da kalsın o bölgenin insanı. Özgür Suriye Ordusundan takviye, biz de özel kuvvetlerle takviye yapalım, bu operasyonu gerçekleştirelim, başarabiliriz bunu. Ama bir DAEŞ’i yeneceğiz diye yanlış strateji yaparsanız Irak’ta geçmişte olduğu gibi. Bu sefer Suriye’nin de geleceğini riske atarız, o zaman düzeltmek için şimdi tekrar tekrar bu risk, bu kırılganlık devam ettiği sürece o terör örgütü biter, başka bir terör örgütü…

SUNUCU- Nitekim başarılabileceğini Cerablus, El Bab operasyonları gösterdi.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Gösterdik, tüm dünyaya gösterdik.

SUNUCU- Musul operasyonu herhâlde hala tam bir kesin sonuca ulaşmış değil.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Henüz kesin değil, ama ilerleme var. 8 haftada bak doğru stratejiyle, kararlılıkla Musul’da da ilerleme kaydedildi.

DR. MURAT YILMAZ- Ben son bir şey soracağım Mevlüt Bey.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Buyurun.

DR. MURAT YILMAZ- Siz uluslararası ilişkiler okudunuz, orada bir teori öğrendiniz, bir de Türkiye’ye ilişkin bir paradigma. Şimdi pratiğin içerisindesiniz, geçmişe baktığınız da o paradigmanın, o teorinin hani çok değiştiğini görüyor musunuz? Türkiye hani sizin okuduğunuz dönemin Türkiye’si ve paradigmasının dışında bir yerde duruyor mu?

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Şimdi tabii uluslararası ilişkiler de temel paradigmalar vardır, bize de öğrettiler. Bunlar aynı ilkeler gibi bazıları kalıcıdır; mesela sürekli dost yoktur, işte çıkarlar vardır gibi vesaire…

SUNUCU- Realist teoriler hâkimdir.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Evet, onlar kalıcıdır. Atatürk de güzel söylemiş: Yurtta sulh, cihanda sulh. Ama bugüne kadar yurtta da sulhu da ihlal eden çok şeyler olmuş, 15 Temmuz gibi geçmişte darbeler olmuş, başka şeyler olmuş. Kıbrıs müdahale ettik, Suriye’yle savaşın eşiğine girdik, şimdi operasyon yapıyoruz, mecburuz DAEŞ’e karşı operasyon yapmaya. Ama bu ilke değişmez. Veya bizim bazı şimdi, Suriye yönetilemeyen bir ülke, ama Irak’la da düzelttik ilişkileri, bazı ülkelerle sorunların yaşanması, komşularla işte sorunsuz dış politika anlayışı ya da ilkesinin değiştiği anlamına gelmez. Fakat o günden bu yana dünya çok değişti, o zaman soğuş savaş dönemindeydik biz mesela.

SUNUCU- Dengeler söz konusu.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Dengeler değişti, o zaman iki kutuplu bir dünya vardı.

SUNUCU- 30 yıl.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Tabi tabi, çok şey değişti, Berlin Duvarı yıkıldı, yeni demokrasiler.

SUNUCU- Şimdi çok asimetrik bir ortam var.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Çok asimetrik bir ortam var, dediğim gibi güç dengesi bir yerden bir yere kayıyor. Zorluklar çıkıyor, ama fırsatlar, fırsatların çeşitliliği değişiyor. Ekonomi, sanayi ağırlıklı ekonomiden bilişim ağırlıklı ya da servis ağırlıklı ekonomiye doğru gidiyor. Çok değişti dünya, insanların beklentileri çok değişti. Şu 15 senede bile insanların bizim kendi içimizde de değişti. Eskiden köye gittiğimiz zaman yol ve su diyordu vatandaşlar. Şimdi internetin gücü, telefonun işte çekme gücü vesaire, sıcak asfalt istiyor falan, bunlar hakkı, haksız değil. Ama artık her şey değişiyor, beklentiler de değişiyor. Ona göre dış politikanın da tabi anlayışı da, yani prensiplerin değişmemesi lazım, anlayışı ya da dış politika uygulamanız değişir. Eskiden güç dediğiniz zaman aklımıza hep askeri güç gelirdi. Oysa şimdi yumuşak güç dediğimiz, soft power dediğimiz, yani ekonomik güçten tutun da o insani yardımlarınızdan ve birçok inisiyatifleriniz sizin en büyük gücünüz oluyor ya da sergilediğiniz bir politika, tutum, ilkeli bir tutum sizin en büyük gücünüz olabiliyor. Güç sadece bugün askeri güç değil.

SUNUCU- Sayın Bakanım, çok teşekkür ederiz katılımınız için.

DR. MURAT YILMAZ- Çok teşekkür ederiz.

SUNUCU- Çok verimli bir sohbet program oldu bizim açımızdan.

Değerli izleyenler, bugün yine Murat Yılmaz ile birlikte hazırlayıp sunduğumuz Neden Böyle Programının sonuna geldik.

Önümüzdeki hafta Salı günü saat 19:00 da buluşmak üzere hayırlı akşamlar diliyoruz.

DR. MURAT YILMAZ- Hayırlı akşamlar.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Hayırlı akşamlar.