#

Bakanlığı Takip Edin:

Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun Slovak Haber Ajansı TASR'a verdiği mülakat, 29 Mayıs 2017

Çavuşoğlu: AB'nin temel sorunu, diğerlerini anlamaya çalışmaması.

Bakan, Türk vatandaşlarına vizesiz seyahat imkânının verilmemesi durumunda, Türkiye'nin göç anlaşmasını askıya alma hakkına sahip olduğunu söyledi.
(TASR, 29 Mayıs 2017, Monika Himpánová)

Bratislava, 29 Mayıs - Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, AB'nin Türkiye'ye eşit bir ortak olarak davranmasını istiyor. Ona göre, AB yetkilileri nihai bir karar vermeli ve dürüst olmalılar. Bakan, AB Türk vatandaşlarına vizesiz seyahat imkanı sağlamazsa, Türkiye'nin göç mutabakatını askıya alma hakkına sahip olduğunu belirtiyor. Çavuşoğlu, GLOBSEC 2017 Bratislava uluslararası güvenlik konferansında TASR’a verdiği röportajda, AB'nin Türklerin duygularını, yaşadıkları travmayı ve neden insanların aniden ölüm cezası talep etmeye başladıklarını anlamaya çalışması gerektiğini söyledi.

Türkiye ile AB arasındaki mevcut ilişkiyi nasıl değerlendiriyorsunuz?
AB ile Türkiye arasındaki mevcut ilişki hayal edebileceğimiz seviyede değil. Tam üyelik için başvurduk ve anlaşma imzaladık. Daha fazla fasıl açmak için müzakerelere odaklanmalıyız. Maalesef, olumsuz ifadeler, kullanılan retorik, çifte standartlar, yabancı düşmanlığı, ayrımcılık, hoşgörüsüzlük ve Avrupa'da bu eğilimlerde görülen artış, AB ile Türkiye arasındaki ilişkileri kötüleştirmektedir. Bu nedenle, süreci yeniden canlandırmamız gerekiyor. Yine bu sebepledir ki, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Avrupalı yetkililer Jean-Claude Juncker, Donald Tusk ve Antonio Tajani ile bir araya geldi. Avrupa'dan beklediklerimiz sır değil. Türkiye'yi eşit bir ortak olarak görmesini ve çifte standartlardan kaçınmasını istiyoruz. Türkiye'nin ev ödevi olduğunu biliyoruz ve bunu yerine getirmek zorundayız, ancak aynı zamanda AB'nin de yerine getirmesi gereken kendi görevleri var.

Sizin ve sıradan vatandaşların bakış açısına göre mevcut durumda Türkiye'nin AB üyeliği hâlâ gerçekçi mi?
Bu AB'ye bağlı. AB bize teknik değil siyasi kararlar önermelidir. Dediğim gibi, diğer fasılları açmaya, tartışmaya ve yerine getirmeye hazırız. Dolayısıyla mesele teknik bir sorun değil. AB, siyasi olarak Türkiye'yi tam üye kabul etmeye karar verirse, bu süreci kısa sürede tamamlayabiliriz. Karadağ'a bakalım. Üç yıl içinde 28 fasıl açmayı başardılar. Bizim durumumuza baktığımızda ise 14 fasıl Avrupa Komisyonu ve bazı Üye Devletler tarafından engellenmekte. Dolayısıyla önümüzde siyasi bir engel var, teknik değil.

Karar verecek olan tarafın AB olduğunu söylüyorsunuz. Ancak sizin yaklaşımınız da önemli. Bunca yıldan sonra hala AB üyeliği ile ilgileniyormusunuz?
Vatandaşlarımızın AB üyeliğine yönelik ilgilerinin azalmasına karşın, Hükümet olarak hala üyelikle ilgileniyoruz, bu bizim stratejik hedefimizdir. Bununla birlikte, bizim için daha önemli olan AB'nin bir karar vermesi gerektiğidir. Bu şekilde devam edemez. Biz yaklaşık 60 yıl önce AB üyesi olmaya karar verdik, yani ben doğmadan yıllar önce.

AB'ye karar vermek için ne kadar zaman tanıyorsunuz?
Bunu daha hemen Brüksel'de yapılan NATO zirvesi sırasında sorduk. Onlara bağlı. Ancak bu şekilde devam edemez. Bazı ülkeler Türkiye'nin önemli olduğunu ve AB üyesi olması gerektiğini, bazıları sürecin durdurulması gerektiğini, diğerleri ise karşılamakta sorun yaşamadığımız kriterleri sağlamamız gerektiğini söylüyor. Fakat kategorik olarak Türkiye'nin AB üyeliğine karşı ülkeler var. Ne yazık ki, onlar bize karşı dürüst değiller. Kendi ülkelerinde oldukları zaman, Brüksel'dekinden farklı şeyler söylüyorlar. Kamuoyu önünde buluştuğumuzda, kapalı kapılar ardında konuştuklarımızdan farklı şeyler söylüyorlar.

Geçtiğimiz yıldan bu yana Türkiye ile AB arasında göç anlaşması yürürlükte. AB, katılım sürecinizi askıya alıp sizi AB'de istemediğini söylerse bu anlaşmayla ilgili olarak ne yapacaksınız?
Göç mutabakatının Türkiye'nin AB üyeliğiyle hiçbir ilgisi yok. Bunlar iki farklı konu. Avrupa'da birçok zorluk var, bu sınamalardan biri de düzensiz göç ve göç kriziyle birlikte yüzleşmek zorundayız. Bu, herhangi bir Üye Devletin tek başına yüzleşemeyeceği bir sorun. Bu konuda işbirliği yapmak zorundayız. Bu sorunu çözmek için AB'ye öneride bulunduk. Farklı alternatifler sunuldu. En radikal çözümü, Türkiye için en riskli olanı seçtik, çünkü bu sorunu çözmek zorunda olduğumuzun farkındaydık. Mülteci ölümlerini durdurmalıyız. Bu yüzden bir mutabakata vardık. Bununla birlikte, Aralık 2013'te imzaladığımız bu anlaşmaya bağlı iki anlaşma daha mevcut: Türkiye'nin herhangi bir yasadışı göçmeni ayrım gözetmeksizin geri alacağı geri kabul anlaşması ve vize rejiminin serbestleştirilmesine ilişkin anlaşma. Türk vatandaşları vizesiz rejimi hak ediyor. Bu anlaşmanın bir parçası. Türkiye zaten halihazırda (göç) mutabakatın gereğini tamamen yerine getirmiştir. AB ise yalnızca bir taahhüdünü yerine getirdi: Yunanistan'dan aldığımız her mülteciye karşı bir Suriyeli mülteciyi AB'ye üye ülkelere yerleştirdi. Birlik bu taahhüdü başarıyla uygulamıştır. Ancak, göç mutabakatı uyarınca AB, yasadışı sınır geçişlerinin sayısı önemli ölçüde düştüğünde veya tatmin edici düzeyde istikrara kavuştuğunda, gönüllü yeniden yerleştirmeyi başlatmalıdır. Anlaşmayı imzaladığımızdan bu yana, bu geçişleri yüzde 99 seviyesinde azalttık. Dolayısıyla, bu günlerde artık gönüllü yeniden yerleştirme uygulaması başlatılmalıdır. Üçüncü olarak AB 2016 yılının sonuna kadar Suriyeliler için üç milyar Avro vaat etti. Üç milyarın sadece yüzde 25'i ödendi. AB ayrıca, 2018 yılının sonuna kadar üç milyar (Avro) daha vaat etti. Şu an 2017 yılının ortalarındayız. AB göç mutabakatı uyarınca Türkiye’yle daha fazla fasıl açmaya da söz verdi. Dolayısıyla, bu anlaşmanın AB üyeliğiyle yalnızca bir yönü, yani yeni fasıllar açılması hariç hiçbir ilgisi yok. AB, Türk vatandaşlarına vizesiz seyahat imkanı sağlamazsa geçen sene Mart ayında imzaladığımız göç anlaşmasını askıya alma hakkına sahibiz.

Yani sözlerinizi yerine getirdiğinizi ve şimdi sıranın AB'de olduğunu söylüyorsunuz.
Evet.

Sadece tam üyeliği mi kabul ediyorsunuz veya bir başka deyişle ayrıcalıklı üyelik sizin için yeterli değil mi?
Tam üyelik konusunda bir anlaşma imzaladık. AB başka bir alternatif tercih ediyorsa, bize dürüst olmalıdır.

Referandumdan sonra, ölüm cezası konusu en büyük meselelerden biri haline geldi. AB temsilcileri, bu meseleyi kırmızı çizgi olarak adlandırarak, bunun kendileri açısından kabul edilemez olduğunu söylediler. Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?
AB, Türklerin duygularını ve Türkiye'deki travmayı anlamaya çalışmalıdır. Bu, AB'nin temel sorunu. Hiçbir zaman başkalarını anlamaya çalışmıyor. Kendilerinin yöneten konumunda olduğuna, koşulları kendilerinin belirleyeceğine, herkesi tehdit ederek, ‘al ya da bırak’ diyebileceklerine inanıyorlar. Fakat insanların neden birdenbire ölüm cezası istemeye başladıklarını anlamalılar. Yaşanılan travmayı anlamak için Ankara'ya bile gelmediler. Halk (ölüm cezası) talep ettiğinde, Türkiye'yi tehdit ediyorlar. Ortada herhangi bir parlamento kararı var mı? Henüz yok. Türkiye'de toplantılarımız oluyor. Cumhurbaşkanı ya da ben konuşurken, halk ‘ölüm cezası, ölüm cezası’ diye çığlık atmaya başlıyor. Evimde de aynı sorunu yaşıyoruz. Eşim ölüm cezasından yana, muhtemelen hala da destekliyor. Anlamaya çalışıyorum. Asıl sebep, geçmişte terör saldırıları yüzünden çok acı çekmiş olmamız. Türkiye'de terörle mücadele etmek kolay değil. Yaklaşık 40.000 kişiyi kaybettik. (15 Temmuz darbe girişiminde) Halk komplo girişimini alt edebilmek için sokaklara, meydanlara indi, havaalanlarına gitti. İnsanların ne kadar acımasızca öldürüldüğünü gördüler, Türk askerlerinin F-16 uçaklarıyla kendi milletini bombaladığını gördüler, helikopterlerle parlamentoya saldırıldığını ve tankların doğrudan insanlara hücum ettiğini gördüler. Ne tür bir insan, sivillere tanklarla saldırabilir? Dolayısıyla halk, bunların insan olamayacaklarını, idam edilmeleri gerektiğini söyledi. Bunlar Türklerin duyguları. Ve böyle bir talep olduğunda hiçbir politikacı bunu görmezden gelemez. Avrupa ne kadar zor durumda olduğumuzu anlamıyor. Koşullar dayatıyorlar, bizi tehdit ediyorlar. Gelin ve onlarla konuşun. Zirvede Avrupalı ​​yetkililer tüm bu konuları Cumhurbaşkanı Erdoğan’la konuştular ve Cumhurbaşkanının onlara söylediklerini anladılar. Kararın Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne ait olduğunu söyledi. ‘Türk Parlamentosu anayasayı değiştirirse benim önüme gelir’ dedi. AB neden bu kadar endişeli, neden bunun "kırmızı çizgi" olduğunu söylüyor, yoksa bunu yaparsanız biz de bunu yapar ve sizi cezalandırırız mı demek istiyor? Türklerin tepkileri ve duyguları büyüyor. Bu kadar çok açıklama yapmak yerine, doğrudan bizimle konuşmalılar. Tercih ettiğimiz yol budur.